Bu Konuyu Okuyanlar: 1 ZiyaretÇi
Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
AKP'nin niyeti bu itirafta saklı
11-18-2013, 04:08 AM (Bu Mesaj 11-18-2013 04:09 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : bektasi.)
Mesaj: #1
AKP'nin niyeti bu itirafta saklı
Bürokrasi, TSK ve yargı; bu Cumhuriyet’in omurgasını oluşturan üç büyük kurum İslam'a dayalı bir şeriat rejiminin önündeki en büyük yapısal engeli oluşturuyordu.

AKP iktidarı bir adım geri iki adım ileri atarak toplumun bir kısmını alıştıra alıştıra, diğer kısmını satın ala ala, yine diğer bir kısmını kandıra kandıra, diğer bir kısmını ise sindire sindire bu üç engeli aşmayı, Cumhuriyet’in yapısal omurgasını çökertmeyi başarmıştır.

[Resim: akpnin-niyeti-bu-itirafta-sakli-1611131200_m.jpg]


AKP İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu, Nisan 2013’te yaptığı bir konuşmada neoliberalleri ve Kürt milliyetçilerini kastederek, "10 yıllık iktidar dönemimizde bizimle şu ya da bu şekilde paydaş olanlar, gelecek 10 yılda bizimle paydaş olmayacaklar. Onlar da şu ya da bu şekilde her ne kadar bizi hazmedemeseler de; diyelim ki liberal kesimler, şu ya da bu şekilde bu süreçte bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa dönemidir. İnşa dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak“ demiş ve gerçek amaçlarını ortaya koymuştu.

Babuşcu, o konuşmasında "AKP iktidarının 10 yılda çok şey yaptığını ancak yaptıkları bu devletin kurumsal hafızasına yazılmazsa bertaraf edilmesinin çok kolay olacağını“ iddia etmiş ve "Devletin kurumsal hafızasına düşülecek notlar açısından AK Parti daha çok daha uzun süre iktidarda olmak durumundadır“ demişti.

Aziz Babuşcu’nun ne demek istediği, fazla açıklama gerektirmeyecek şekilde apaçık ortada. Ama o bunları söylerken Gezi Direnisi’ni hesaba katamamıştı. Gezi Direnişi bu söylenenlerden bir ay sonra patlak vermiş ve AKP’nin Cumhuriyet ile ilgili sinsi hesaplarını tamamen alt üst etmişti.

Zira; o sözler söylenirken AKP ve kurmayları iktidar sarhoşluğu ve şeriat hayallerinden kaynaklanan körlüğün etkisiyle Cumhuriyet’in omurgasını yeniden kurabilecek insan kitlelerini görememişlerdi.

“CAMİ-CEMEVİ“NİN DEŞİFRESİ

Gezi Direnişi’nden önce Cemaat ve AKP'nin gözünde Aleviler kurulmak istenen İslam'a dayalı bir şeriat rejiminin önündeki en büyük engel olarak görülüyordu.

Böyle olunca, bu engelin kaldırılması için çok farklı yöntemler deneniyor ve komplolar düzenleniyordu. Türkiye'de Cemaat ile Cem Vakfı'nın ortaklaşa gerçekleştirmek istediği “Cami-Cemevi” projesi o komplolardan sadece bir tanesiydi ki; Gezi rüzgarının da getirdiği etkiyle bu komplo Alevilerin yanı sıra diğer hassas, demokrat ve Cumhuriyet’e bağlı vatandaşlar tarafınca da farkına varılarak deşifre edilmiştir.

Akil İnsanlar Grubu listesine giren figürlerin de belgelediği gibi yöntem şuydu:

Bir yandan özellikle feodal, dindar, tutucu ve fırsatçı Alevi kesimini yanlarına çekmekti, diğer yandan ise kültürel hakları için mücadele eden onurlu Alevilerin direncini kırmaktı.

Cemaatin uyguladığı bir başka yöntem ise, ulusalcılara yaptıkları gibi Aleviler hakkında sadece yarım yamalak bilgi sahibi olan Batı kamuoyununu yanlış bilgilerle yönlendirerek, örneğin "Suriye yanlısı“, "ultra-nasyonalist“ veya "İran sempantizanı“ gibi göstererk, Alevileri irtibatsızlaştırmaktı.

Bu, hiç kuşkusuz, Ortadoğu'yu biçimlendirmek isteyen Batı’nın desteğiyle gerçekleştirilmekteydi. Ama bunu başarılamadı. Gezi Direnişi’yle birlikte hem Batı’nın hem de Türkiye’deki taşeronlarının hedefleri tamamen alt üst olmuştur.

BATININ KURGULADIĞI ALEVİ KİMLİĞİ

Zira; kendi içinde homojen bir grup teşkil etmese bile, insan haklarını, kadın-erkek eşitliğini, fikir ve düşünce özgürlüğünü savunan büyük bir Alevi kitlesi, Batı’nın dizayn etmek istediği yeşil, İslami bir Ortadoğu'ya zıt gitmektedir. Gezi Direnişi gösterdi ki; İslami bir Ortadoğu sadece Alevilerin değil, yaşam tarzlarını çağdaş ilkelere, bilime, özgürlük, eşitlik ve adil bir sisteme dayandıran Alevi olmayan daha büyük bir kitlenin de engeline takılmaktadır.

Ama Batı, Gezi’den sonra da İslami bir Ortadoğu, İslami bir Türkiye'yi şekillendirmenin gerçekleşeceğine inanmaktan hiç vazgeçmemiştir. Yeşil tablonun içine sığdırılamayan Aleviler ise Ergenekon komplosunda olduğu gibi enformasyon savaşları çerçevesi içerisinde “harcanmak” istenmektedir.

Müslümanları ve İslamı olumsuz yönde göstermek ve İslamın içindeki heterodoks, aydın ve muhalif kesimleri karalamak veya görmezden gelmek veya onları İslam’dan ayrı göstermek (Bkz. Aleviler orada artık Müslümanlıktan çıkarıldı http://www.odatv.com/n.php?n=aleviler-or...411131200) BOP'un ve BOP'u hayata geçirmek için sürdürülen savaşların farklı yöntemleridir.

Burada şunu vurgulamak gerekir: Sorun Alevilerin Müslümanlıktan çıkrarılması veya çıkarılmaması sorunu değildir. Bir Alevi kendisini isterse panteist, isterse ateist olarak görebilir. Bir Alevi Aleviliği din değil de bir yaşam tarzı olarak da görebilir. Önemli olan emperyalizme koz vermemektir, alet olmamaktır. Amaç onlara yem olmamaktır. Bu nedenle Aleviliğin İslam dışı gibi gösterilmesi, hele hele emperyalist bir ülkenin bunu yapması, kabul edilemez. Kaldı ki, Anadolu aydınlanmacılığının ve direnişinin simgeleri olan Hallacı Mansur, Şeyh Bedrettin, Nesimi, Pir Sultan Abdal gibi kendilerini hakikat ve hak yoluna adamış insanlar inançlarına sahiplenirken bile kendilerini İslam'ın dışında görmemişlerdir. Görselerdi de zaten onların iyiyi, gerçeği ve güzeli yücelten inanç sistemlerinde fazla bir sey değismezdi. Tam tersi. Onlar bu tutumlarından dolayı zorla İslam’dan uzaklaştırılmak, dışlanmak istenmişlerdir.

Batı’nın, bir yandan Boston bombalamalarında ve istihbarat servislerinin kontrolünde Almanya'da hareket eden Selefi örgütlenmelerinde görüldüğü gibi kendi ülkelerinde İslama karşı kamuoyu oluşturmak için uygun miktarda yapay gerilim yaratması ve diğer yandan Müslüman ülkelerde aşırı dinci, yobaz ve marjinal Müslüman grupları desteklemesi, ancak uygulanan enformasyon savaşı esnasında değerlendirildiğinde anlam kazanmaktadır. Böyle bakıldığında, birbirine çelişkili gibi görünen ve kafa karışıklığına neden olan uygulamaların aynı stratejinin farklı parçaları olduğu apaçık görülmektedir.

Batı’nın asıl hedefi aslında Ortadoğu'da ve Afganistan'daki doğal kaynakları tamamen kontrol altına alabilmek, sömürebilmek ve NSA skandalının da ortaya çıkardığı gibi dünya üzerinde kurulan hegemonyayı koruyabilmek ve genişletebilmektir. Bunu biz değil, Samuel Huntington 1996 yılında kitap olarak piyasaya sürülen “Medeniyetler Çatışması”nda söylemiştir.

Hedef yayılmacılık ve sömürgeciliktir, elde edilen statükoyu korumaktır.

NATO'NUN 5. MADDESİ VE 11 EYLÜL SALDIRILARI


Batı, hedeflerine ulaşabilmek için bölgede başlatılan ve sürdürülen savaşlara uluslararası kamuoyunda meşruiyet kazandırmak zorundaydı.

11 Eylül 2001 New York saldırısı bir komplo esnasında gerçekleştirilmemiş olsa bile, yayılmacılık ve sömürgeciliğin meşru yollarla hareket edebilmesi için çok iyi bir şekilde kullanılmıştır. Zira; New York’ta yapılan saldırı bir tek kanıtı olmadan ABD’ye yapılan bir saldırı olarak kabul edilerek NATO'nun 5. maddesinin yürürlülüğe girmesine neden olmuştur. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine göre, NATO üyesi bir ülkeye yapılmış bir saldırı tüm NATO üyelerine yapılmış sayılmaktadır. Bu maddenin Soğuk Savaş döneminde bile uygulanmasına gerek duyulmamış, ama 11 Eylül saldırısı sayesinde NATO tarihinde ilk kez uygulanmış ve Türkiye’nin de katılımıyla halen uygulanmaktadır.

Bundan böyle İslam sürekli öcü gibi gösterilmeli ve İslama karşı güvenilir bir kamuoyu yaratılmalıydı. AKP iktidarı bu oyunun bir parçasıydı. Bir “tüccar” gibi davranan Tayyip Erdoğan’a büyük görevler verilmişti. O Batı’yı dış işlerinde destekleyecek ve bunun karşılığında ona şeriat devleti kurması için “yeşil ışık” yakılacaktı. Bir taşla iki kuş vurulacak. Emperyalistler ellerini kana bulamadan Türkiye parçalanacak ve kendi kendini yok edecekti.

Bu senaryoda tabloya bir türlü uymayan Alevilere de hemen yeni bir rol biçilmişti.

Ama Gezi Direnişi bu oyunu kesinlikle bozmuştur.

Ve…

Hedeflerinden vazgeçmeyen yayılmacıların ve taşeronlarının arka planda yeni planlar kurgulayıp üretmelerine devam ettiklerinden hiç kuşku duyulmasın.

ALEVİLER’İN TARİH BİLİNCİ


Bütün oyunlara ve kışkırtmalara rağmen Aleviler bu büyük senaryoda kendilerine biçilen rolü üstlenmemekte ve kendilerine uygun bir yol haritası belirlemekte ısrarlı gözüküyor.

12 Mayıs’ta Ankara’da yapılan “Büyük Alevi Kurultayı”nın üçüncüsünde “Barış, Anayasa ve Alevilerin Sorunları”nın ele alınması ve tartışılması Alevilerin sürecin bilincinde olduklarının kanıtıdır.

Zira; Aleviler kurultay sonuç bildirgesinde süreçle ilgili soruları net bir şekilde yanıtlamaktadır.


O bildirgede kendilerine biçilmek istenen rol kabul edilmemektedir:

“Daha düne kadar Fethullah Gülen adlı şahsın Alevilere dönük, Kürtlere dönük nefret kusan yazıları ve sözleri gün gibi ortadayken, bu kişiyi filozofluk payesiyle donatan, bu nefreti ondan ödünç alıp bir de Alevilere hoşgörü gömleğiyle pazarlamaya kalkışan, Alevilerin öz örgütlenmelerini iktidarlara ihbar etmekten geri durmayan, bu örgütlerin yaptığı mitingleri terörizm, bu mitinglere katılanları Kürt teröristi sayan, Alevilerin ayinlerini de kurduğu diyanet taklidi kurullarla yozlaştırmaya çalışan, Alevilere, sosyalistlere yönelik katliamlarda elinin kana bulandığından kimsenin kuşku duymadığı şahsiyetleri ayinlere sokan ve postta dizinin dibine oturtan, en son olarak da Fethullah Gülen’le geliştirdiği ortak cami-cemevi-aşevi projesini övünçle ilan eden İzzettin Doğan, akil adamlığa bihakkın layıktır.”

İSLAM KARDEŞLİĞİ VE YENİ BIR ALEVİLİK İNŞASINA ELEŞTİRİ

Bildirgede “ İslam kardeşliği” ve yeni bir Alevilik inşasına yönelik tasarıların farkına varılmış ve durum şu şekilde analiz edilmiştir:

“On yıllardır süren bir şiddet döngüsünün çatışmasızlığa vardığı bu eşikte, birlikte ve barış içinde yaşamayı arzulayan halklar olarak, en yalın halimizle yüzümüzü kendimize ve birbirimize dönmek zamanıdır.

Bu bastan olmak üzere; Kürt Hareketi, sınırları daima egemenlerce belirlenmiş bir İslam kardeşliği vurgusuna hapsolmadan, hiçbir ezbere takılıp kalmadan, yeni bir Alevilik inşasına girişmeksizin; Alevilik, inanç ve azınlık sorunu üzerine konuşabilmelidir (…)”

ALMANYA’DAKİ ALEVİ DERNEKLERİNDEN ŞERİATA KARŞI ÇAĞRI

12 Mayıs’ta Ankara’da bu sonuç bildirgesi yayımlanmadan beş gün önce, yanı 7 Mayıs’ta, Aleviler Almanya'da örgütlü olarak bir duyuru yayımlamıştır. Duyuruda “şeriatçi derneklerin toplumsal barışa hiçbir katkı sağlayamayacağı” vurgulanmış ve şeriati reddetmeyen dernek ve örgütlerle işbirliği yapılmaması talep etmiştir.

Bu bildirgeler, bu çağrılar ve Gezi Direnişi, Batı’nın yayılmacı amaçlı yürütülen savaşlar için özellikle İslamiyete karşı gereken meşruiyetin ve oluşturulmak istenen kamuoyunun engellenmesine neden olmuştur.

Ama, şundan emin olabiliriz…

Emperyalizm ve kapitalizme dayanan düzen çökertilmedikçe sinsi saldırılar hiç durmadan devam edecektir.

Atilla Coşkun
Odatv.com
My Last Threads


Alevilik; Hak Muhammed Ali,12 İmam ve Ehlibeyt yoludur.
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


[-]
Hemen Paylaş! (Hepsini Göster)
Facebook Twitter Technorati Linkedin Digg MySpace Delicious

Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Kim bu gizli-saklı iş pişiren Aleviler çerağ 0 267 03-30-2016 03:04 AM
Son Mesaj: çerağ
  Beyaz Perdede İlk Alevi Açılımı- Saklı Hayatlar Admin 0 803 12-02-2013 03:34 AM
Son Mesaj: Admin

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir