Bu Konuyu Okuyanlar: 1 ZiyaretÇi
Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
ALEVİLİKTE ve BEKTAŞİLİKTE KULLANILAN DEYİMLER
08-01-2015, 02:49 AM
Mesaj: #1
ALEVİLİKTE ve BEKTAŞİLİKTE KULLANILAN DEYİMLER
Aba: Ceket, hırka. Al-i Aba: Hırkanın altındaki aile: Burada Hz. Muhammed’in, Ali-Fatıma-Hasan-Hüseyin dörtlüsünü abasının altına alıp “İşte benim Ehlibeytim –ailem–” demesinin anlatımı vardır.

Abdal: Kendini hak yoluna adamış derviş. Dünyacıl nitelikleri terk etmeyi anlatan bu terimi büyük Alevi ozanları bir övünç sıfatı olarak almışlardır. Melameti bir tavrı da dile getiren abdal, sıradan dervişten daha üst düzeydeki bir makamı anlatmak için kullanılır. Abdallar Anadolu’da 13. yüzyıldan itibaren görülmeye başlanmıştır.

Abdest: Alevilikte iç temizliği... Abdest almak; insanın içindeki kötü düşünceleri atması, fenalıklardan arınmasıdır. Buna, yunmak da denir. Görülecek Aleviler, cem törenine boy abdesti alarak, yani dış yüzü de temizleyerek gelirler.

Ab-ı Hayat: Hayat suyu, ölümsüzlük suyu, ab-ı hayvan... Tarikatte, gerçek (Tanrısal) bilgi. Ab-ı Hayatı Hızır ve İlyas bulmuş kabul edilir.

Âdem: İnsan... Adam... İlk insan, İlk peygamber. Tanrı toprak çamurunu kudret eliyle yoğurmuş ve ona kendi ruhundan üfleyerek Âdem'i yaratmıştır...

Ahsen-i Takvim: İnsan. Kutsal kitaplarda, insanın en güzel biçimde yaratıldığına ilişkin işarettir. Tanrı’nın insana benzediğini, insanın Tanrı’nın parçası olduğunu anlatmak için kullanılan terim.

Akıl: Tanrı’yı bilme gücü, yetisi... Akl-ı maaş: Maddeyi, görünürü bilme yetisi. Akl-ı maad: Ruhsal dünyayı bilebilme yetisi. Akl-ı kül: her şeyi kavrayabilme gücü. Peygamberin velilerin aklı.

Alemi Berzah: Bu dünya ile öbür dünya arasındaki bir geçit, durum, konum. Bilgide, ikircikli olmak. Gerçek dünya ile sanal dünya arasında kalış.

Alem-i Kübra (Büyük Âlem): İnsan... Buna, âlem-i ulvi (kutsal âlem) de denilir.

Âlem-i Sugra (Küçük Âlem): Hayvan... Buna, âlem-i süfli de denilir. (Başka bir yoruma göre, büyük alem evren, küçük alem de insandır.)

Alevi: İmam Ali'yi yolun başı bilip ona uyanlar. Türkiye Aleviliğini bölümleyen bazı yazarlar, onları “Tahtacı, Çepni, Türkmen, Avşarlar, Nalcılar, Sıraçlar vb...” gibi boy adlarına göre değerlendirmişl erdir. Bu, tamamen yanlıştır.

Ana: Dedenin karısıdır. Derviş Bektaşilerinde, dede baba eşine, Ana Bacı Sultan derler.

Anasır-ı Erba: Dört öğe. Toprak, su, hava ateş. Tasavvufta dört oluşu anlatır ki sonu toprak oluştur.

Arafat Dağı: Âdem ile Havva'nın cennetten sürüldükten sonra geldikleri kabul edilen Mekke yakınındaki dağ. Aleviler, Hacı Bektaş Veli aracılığıyla Arafat Dağı olgusunu Anadolu'ya taşımışlardır. Hacıbektaş'taki Arafat Dağı bunun göstergesidir. Zemzem suyu da aynı biçimde Hacıbektaş'a taşınmıştır. Böylece Anadolu'da bir tür Kâbe olgusu yaratılmıştır.

Arif: Bilge. Alevi yolunda, bu terim kendi büyüklerini anlatmak için kullanılmıştır.

Astane: Büyük tekke.

Âşık: Cem ayinlerinde nefes, düvaz gibi dinsel besteler okuyan halk ozanı (Zakir, guyende). 12 Hizmet'ten birisi de zakirliktir. Çok önemli bir hizmettir.

Aşk olsun: Selamlaşma sözüdür. Her işte aşk gerektir, diye ilk temenni olarak bu söylenir. Karşılığı: Aşkın cemal olsundur. Buna Cemalin nur olsun denince, diğeri, nur üstüne nur olsun der. Aleviler, selama karşılık Eyvallah da derler.

Aşura: Aşura, sözlük anlamı olarak Muharrem ayının 10'unu gösterir. Bu tarihte, (Bugünkü miladi takvimde 680 yılı 10 Ekimi'ne denk düşüyor) İmam Hüseyin şehit edildiği için Aleviler tuttukları matem orucunun sonunda aşura çorbası (İmam Hüseyin yemeği) pişirip yerler. Bu, şükran duygularını yansıtır. Çünkü, peygamber ailesi katliama uğramış ama İmam Zeynelabidin kurtularak yolun sürmesini sağlamıştır. Muharrem orucuna, Kurban Bayramı'ndan 20 gün sayılarak başlanır. 20. günün akşamı oruca niyet edilip 21. gün oruçlu olunur.
Bu oruç, gönül rızasıyla tutulur; tutmayanlar asla zorlanmazlar. Bu süre içinde, genellikle su içilmezse de sulu gıdalar alınır. Oruç boyunca eğlence yapılmaz, hayvan kesilmez, insanlar perhize girerler. Bu 10 gün veya 12 gün boyunca cem de yapılmaz.

Ayak mühürlemek: Mürşit (dede) karşısına gelince, sağ ayak başparmağını sol ayak başparmağı üzerine koymaktır. Peymançeye geçmek de denir.

Bal: Mürşitten (uyarıcıdan) alınan bilgidir, irfandır. Uyarıcı, arıdır.

Beytülmamur: Gökte bulunduğu varsayılan manevi mabet. Burası, gök ehlinin kıblesi sayılır. Buranın, Kâbe olduğu da söylenmiştir.

Beytullah: Allah’ın evi, Kâbe. Alevilikte insanın gönlü.

Budala: Tasavvuftaki mertebelerden birisinde bulunanlardır. Bunlar Abdallardan önceki mertebede bulunurlar. Bu terim, Alevi ozanlarınca, kutsal bir sıfat olarak kullanılmıştır.

But (Put): Tanrı’yı temsil eden heykel. İnsanı Tanrı’dan alıkoyan her şey. Dünya da bu anlamda buthanedir. Yine, Tanrı’nın her yerde olması sebebiyle de dünya bir Tanrı gösteren mekan/buttur.

Cünub: Pirsizlik. Sözden dönme.

Çar unsur: Dört öğe... Varlık; ateş, su, yel, toprak denilen dört öğeden oluşmuş sayılır.

Çerağ: Işık, kandil, mum. Mum yakmaya, çerağ uyarmak; söndürmeye, sırretmek denir. Çerağa delil de denir. Cemlerde çerağ genellikle kurbanın yağından yapılır.

Dar: Alevi cemleriyle ilgili temel kavramlardandır . Dar, meydan veya darağacı anlamına kullanılır. Dara durmak deyimi; Alevilerde, halkın ve dedenin önünde canından geçmek, canını başını yol uğruna vermeye hazır olmak anlamında kullanılır. Dara çekmek deyimi ise, hatalı görülen birisini sorgulamak, yargılamak, gerekirse cezalandırmak üzere meydana getirmek anlamındadır. Dar duruşu peymançeye durmak biçimindedir. Kimi Alevi ocaklarında, yön dedeye dönük olmak üzere, sağ ayak sol ayak başparmağını kapatacak biçimde ayak mühürlenerek öne doğru eğilinir. Paymaçan duruşudur.

Dar-ı Mansur: Darağacında asılarak öldürülen Hallac-ı Mansur'dan esinlenerek yaratılan bu kavrama göre, Alevi yolu uğruna ölümü göze almış, asılmaya hazır hale gelmiş demektir. Asılır gibi, eli sallandırmış halde durulur.

Dar-ı Hüseyin: Yol uğruna İmam Hüseyin gibi, başı vermeye hazır olmaktır. Ayak mühürleme halidir. Dar-ı Fatıma da denir.

Dar-ı Fazlı: Fazlullah-ı Hurufi gibi, yol uğruna başı boyundan kestirmeyi göze almak demektir. “Aşk ola” denince, yüzüstü yere kapanmadır.

Dar-ı Nesimi: Yol uğruna Nesimi gibi yüzülmek demektir. Diz üstü duruşudur.

Dede: Alevilikte çok önemli olan dedelik kurumunun yürütücüleri olan kişiler. Dedeler, mürşittir. Taliplerini (Alevi kitle) aydınlatır, eğitirler; Alevi töresine göre terbiye ederler. Dinsel uygulamaları yürüten dedelerdir. Dedeler; değişik ocaklardan gelmiş olmalarına karşın, tümü de soylarının Hz. Ali'ye ulaştığını kabul eder. Bugün çıkış kaynaklarına göre dedeler üç grupta toplanabilir: 1- Çelebiler: Hacı Bektaş Veli'nin soyundan gelenler (bel evlatları) 2- Soyları 12 İmam'lara çıkan ocaklardan gelen dedeler. Bunlara “Ocakzade” denilir. Sufi Sürekleri de bu gruba girer. 3- Hacı Bektaş'ın manevi evlatları olan dedebaba grubu. Bu grup, kentlerdeki Alevi Bektaşi kesiminin bir bölümünü yönlendirmiştir .

Delil: Alevilikte cem meydanındaki kandil, çerağ. Genellikle çerağ veya delil kurbanın eritilmiş içyağının içine fitil yerleştirilerek yakılmasıyla yapılır. Dedebabalıkta mum vardır.

Dem: Farsça zaman, vakit demektir. Mürşidin kitle üzerindeki etkisine işaret anlamına da gelir. İçkiye dem derler. Dem görmek, içki içmektir. Demlenmek de aynı anlama gelir.

Dergâh: Alevi büyüklerinden birisinin kabrinin bulunduğu ve çevresi kapatılmış, ibadet yeri durumuna getirilmiş ev. Astane. Büyük tekke.

Derviş: Varlığından geçip gerçeği arayan insan. Dünya varlığını düşünmeyen, kendisini yola vermiş Alevi. Talibin eğitilmiş biçimi...

Destur: İzin istemek anlamına gelen terim.

Devir: Dönme, kavis... Çevrim... Ruhun Tanrı’dan gelip Tanrı’ya dönme süreci...

Devr-i Arşiyye: (Kavs-i uruç): Yükselen eğri... Ruhun dünyadan aşamalar geçirip Tanrı’ya yükselmesi.

Devr-i Ferşiyye (Kavs-i nüzul): Alçalan eğri... Ruhun, Tanrı’dan gelip maddeyle bedenlenerek aşamalar geçirmeye başlaması...

Devriyye: Ruhun devr öyküsünü anlatan mistik şiir.

Dinlendirmek: Bir mum veya ocağı söndürmek. Mum ve çerağ, asla üflenerek, dinlendirilemez . (Bunda Hacı Bektaş Veli'nin çerağ üfleyince bütün Rum (Anadolu) erenlerinin çerağlarının dinlenmesi öyküsü ile ilgili bir incelik vardır).

Dolu (Tolu): Şamanizmde kurban. Alevilikte kurbanı da kapsayan içki. Kırklar Meclisi’nde sunulan üzüm suyu.

Dört Unsur: Ateş (Emmare), yel (levvame), su (mülhime), toprak (mutmaine): Bu dört öğe, insandaki dört nefse karşılıktır.

Nefs-i Emmare, ateşe karşılıktır. Bu aşamadakiler, zalim insanlardır.

Nefs-i Levvame'nin karşılığı yeldir. Bunun karşılığı şeriat ehlidir.

Nefs-i Mülhime, suya karşılıktır. Kabul edicidir. Marifeti temsil eder. Akıl, hikmet, ilim, öğüt, olgunluk gibi dereceleri vardır.

Nefs-i Mutmaine, toprağa karşılıktır. Toprak, insana delildir. Cennet de onun üstündedir. Hakikat kapısının anlatımıdır. Tarikat ehlinin hedefidir.

Düşkün: Yol terbiyesine aykırı, suçlu kimseye denir. Düşkünler cem törenine alınmadıkları gibi, ağır suç işleyenler toplumdan soyutlanırlar. Onlarla ilişkiler kesilir, ekonomik ve toplumsal soyutlamaya tabi tutulurlar. Düşkünlük, suçun durumuna göre belli bir süre sonra kaldırılabilir. Bunda temel ölçü, kişinin düzelmesi ve halkın da bu kişiyi düzelmiş kabul edip düşkünlüğün kaldırılmasını onaylamasıdır. Dede bu konuda sadece hakemdir. Oyu da halktan yanadır... Bir dedenin düşkün ettiğini, ya kendisi, kendisi yoksa aynı ocaktan başka bir dede kaldırabilir. Başka bir ocak karışamaz.

El almak: Alevilikte, bir Pir'e bağlanmak, onun terbiyesine girmek, onun düşüncelerini kabul etmek.

Elest: Değil miyim anlamına Arapça söz. En eski ahit. Tanrı ruhları toplayıp onlara “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye sormuş. Müminler bela (evet), kâfirler la (hayır) demişler. Bu toplantıya “Elest Meclisi” denir.

Eline-diline-beline sahip olmak: Alevi ahlakının temel ilkesindendir. El, dil, bel sözcüklerinin ilk harfleri alınıp da bir sözcük yazılırsa ortaya edeb çıkar. Bu nedenle Aleviler kendilerini edepli sayarlar.

Ele sahip olmak: Hırsızlık yapmamak, elle can yakmamak, kimsenin kanını akıtmamak, cana kıymamak... Bu ilke, Alevilerin barışçılığının ve cana saygısının en somut anlatımıdır. Alevilerde en büyük suç, bir canlının kanını akıtmak, cana kıymaktır. Buna bakarak, Alevilerin pasif bir toplum olduğunu; ezilmeye karşı sesini çıkarmadığını düşünmek yanlış olur. Aleviler kendilerini korumak için savaş ve mücadeleden asla yılmamışlardır.
Eline sahip olan Alevi, onu sevmek, okşamak, güzel şeyler yaratmak için bir araç haline getirmiş, yasaklamayı, güzelliğe dönüştürmüştür.

Diline sahip olmak: Yalan söylememek, insanları sözle birbirlerine düşürmemek; kov ve gaybette bulunmamaktır. El ile can yakıldığı gibi dil ile de yakılır. Bunu ifade için Şah Hatayi, “Söz ola kese savaşı / Sôz ola kestire başı” demiştir. Diline sahip olmayı, Aleviler geliştirerek, herkese tatlı dil ile hitap etme seviyesine yükseltmişler; böylece yasağı, güzelliğe dönüştürmüşlerd ir.

Beline sahip olmak: Bu ilkenin en açık hedefi, insanları başkasının karısına kızına bakmaktan, kadınları da edepli olmaya çağırmaktan ibarettir. Bir cinsel perhiz söz konusu değilse de, herkesi kendi helallısı ile birlikte olmaya çağıran, gayrimeşru ilişkilere karşı olan bir ilkedir. Bu ilkeye uymayan Aleviler düşkün sayılırlar, ceme alınmazlar.
Beline sahip olan Alevi; kadın erkek uçurumu aşarak insan olmada birleşmiş; erkek-kadın farkının bulunmadığı Kırklar Meclisi'nden bin bir türlü sanat yaratmıştır.
Son zamanlarda, “el”i “yurt” gibi, “dil” i ise “lisan” gibi değerlendirerek Aleviliğin evrensel insan ilkelerini “yurdu korumak” ve “Türk dilini korumak” gibi yorumlayanlar görülüyor. Bu, tamamen siyasi bir tavrın sonucudur. “El, dil, bel” ilkesinin oluştuğu sıralarda; bu kavramlara aynen şimdi Alevi halkın verdiği anlam verilmiştir. Bu da yukarıda açıklandığı gibidir. Değişik yorum, Alevi felsefesinin evrensel özünü boşaltmak demektir.

Düvazimam (Düvazdeh İmam’dan): 12 İmamlar; 12 İmamları anlatan besteli şiir...

Ehlihak (Ehlihal): Kendinde ilahi gücü keşfetmiş kişi. (Not: Batı İran’daki Ehlihak’lar, Anadolu Alevileri gibi bir topluluk olup Ali’yi ilahlaştırmalar ı ile tanınmışlardır ki bu terim, özeldir.)

El almak: Bir uyarıcıya (mürşide) bağlanmak.

El-etek tutmak: Bir uyarıcıya bağlanmaktır.

El-etek sahibi: Bağlanmış kimse. Nasib alma töreninde bir el mürşit elinde, diğeri mürşit eteğindedir.

Elifi Tac: Alevilerin 12 İmamı sembolize etmek üzere eskiden taktıkları baş külahları...

zulcenah.blogcu .com

alevi deyimleri

My Last Threads
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


[-]
Hemen Paylaş! (Hepsini Göster)
Facebook Twitter Technorati Linkedin Digg MySpace Delicious

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir