Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Aleviyse fişlenir elbet!
07-08-2015, 01:23 AM
Yorum: #1
Aleviyse fişlenir elbet!
1980 öncesinin gettolaşmış mahallerinden biri olan Sivas Alibaba Mahallesi’yle ilgili yürüttüğüm bir çalışma sırasında teması Sivas olan akademik eserleri okurken tesadüfen gördüğüm bir doktora tezinin içeriğiyle irkildim. Hem de Emniyet’in “Gezi eylemlerine katılanların yüzde 78’i Alevi” şeklinde Güvenlik Analizi Raporu bilgilerinin kamuoyuna sızdığı veya sızdırıldığı, gazeteci Nagehan Alçı’nın da “Gezi Alevi ayaklanması” iddiasının sosyal medyada tartışıldığı günlerde…
O güne kadar herhangi bir kayıtta bir şehrin merkez mahallelerinin (Alevi köylerle ilgili araştırmalar mevcut) nüfusunun Alevi, Sünni olarak tasnif edildiğine dair bir veriye rastlamadım. 1997 tarihli bu tez ise çok açık bilgiler içeriyordu. 1996 verilerine göre evimizin bulunduğu Alibaba’da 3332 Alevi, 4072 Hanefi yaşıyordu; yanıbaşındaki mahallenin yüzde 100’ü Aleviydi.
2000’li yılların ilk yarısında MGK’nin bir çalışma yaptırdığı iddiası gündeme gelmiş ancak veriler kamuoyuna yansımamıştı. Akademik tezin danışmanı Prof. Dr. Şaban Kuzgun’la ilgili bilgileri derleyince sözü edilen çalışmalardan birinin Sivas’a ait olduğunu anladım. Tez değil, bilimsel fişlemeydi bu. Alevi kimlik mücadelesinin yatay ve dikey örgütlenmelerin in arttığı 1990’lı yıllarda Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Şaban Kuzgun, ‘ Türkiye ’nin İnanç Haritası’ başlıklı bir çalışma başlatıyor. Erciyes, Fırat ve İnönü Üniversitesi öğrencileriyle birlikte, Türkiye’de yaşayan farklı dinlere, inançlara, tarikatlara mensup insanları köy köy, mahalle mahalle, şehir şehir tespit etmek üzere yola çıkıyor. Doktora düzeyindeki çalışmayla Malatya, Hatay, Sivas, Denizli, Erzincan, Gaziantep ve Tokat’ın inanç haritası belirleniyor. Kuzgun, 2000 yılında şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybediyor; sonrası meçhul.
Alevi arşivi
Kuzgun, projesine bilimsel kisve kazandırmaya çalışsa da amaç elde edilen bilgilerin “devletin arşivine kazandırılması” . Kuzgun’a göre devlet, “İçeriden ve dışarıdan yapılmakta olan spekülasyonları n önüne geçmede” bu verileri kullanacaktır. Çünkü, “Alevi vatandaşlarımız a da mezhepleri ile ilgili eşit haklar verilmesi istenmektedir. (…) din hizmetlerinde Sünni-Alevi ayrımı asla söz konusu değildir. Alevi-Sünni çatışmasını sağlamak üzere çeşitli provokasyonlar düzenlenmekte ve kitleler eyleme geçirilmektedir . Provokatörlerin sızabilecekleri yerlerin önceden bilinmesi için Türkiye’nin inanç haritasının en ayrıntılı bir şekilde devletin elinde olması” gerekmektedir.
Bir şehrin merkez mahallesinde yaşayanların Alevi veya Sünniliklerine dair çok üst düzeydeki stratejik bilginin nasıl elde edildiği sorusu başlı başına kritik değer taşıyor elbette. Nüfus ya da seçmen kütüklerinde mi, muhtarlarda, öğretmenlerde, müftülerde mi, bazı araştırmalarda atıf yapılan Sağlık Bakanlığı ETF kartlarında mı, DSİ ya da Karayolları haritalarında mı bu bilgi vardır ki, bulunabilsin! Hangi mekanizmalar ve ilişki ağları çalıştırıldı da Sivas Huzur Mahallesi’ndeki üç tanecik Alevi sayıldı? Alevi-Sünni evliliklerinden doğan çocuklar hangi tasnifin içine girer mesela? Alevilerin de bir soy kodu mu var? “Bilimsel fişleme”yi yapan akademisyenleri n genellikle milliyetçi ve İslamcı olması rastlantı mı? Bu soruları sormak, bu coğrafyada nefes alıp veren her yurttaşın anasının ak sütü kadar helaldir.
Alevilerin hak taleplerinden tedirginlikle bahsedilmesine bakarak devlet arşivine kazandırılan bilgilerin raflarda kalmayacağı Aleviler aleyhine kullanılacağı/ kullanıldığı kuvvetle muhtemel. Aksini düşünecek olsaydık, 2004’te örneğin Küçükçekmece Cumhuriyet Savcısı iken CHP İstanbul milletvekili Ali Özgündüz’ün “mensup olduğu mezhep” Adalet Bakanlığı müfettişlerinin inceleme raporlarında geçmez, mezhebine bakılarak “orta sicil” verilerek görev yeri değiştirilmezdi , “Hava Kuvvetleri’nden istifaya zorlanan subayların 700’ü Alevi” iddiası ortaya atılamaz, polis “Gezi eylemcilerinin yüzde 78’i Alevi” gibi mezhepçi bir analizden kaçınırdı. Dolayısıyla “Devlet arşivine kazandırılan” bu bilgilerin örneğin sözlü sınavlarda Alevi çocukların elenmesinde veya ekonomik kuşatmalarda kullanılacağını düşünmek paranoyaklık değil.
AKP fişlemesi başka
Bu toprakların baki geleneği olarak Aleviler fişlendiklerini bilirler. Bıyıklarından, kadınların başını örtme şeklinden, “Haydar, Ali Ekber, Zeynel Abidin vb.” isimlerinden dolayı tanındıklarını, kamu hizmetlerinden eşit yararlanamadıkl arını görmüşler, yaşamışlardır. Kolektif hafızada sayısız örnek var.
Ancak, AKP döneminde fişlemelerin niteliğinin bariz değişikliğe uğradığını ve kategorik olarak mezhepsel boyutun (Alevilik) ilave edildiğini görürüz. Alevilik, devlet katında kabul gören bir inanç sayılmasa da Aleviler geçmiş dönemlerde bazen kişisel yakınlıklar, bazen hemşehrilik ilişkileri üzerinden kamuya girebildiler. Örneğin eğer Atatürkçü ise, liberal yaklaşımlara sahipse, merkez siyasette kendini konumlandırıyor sa kamuda yer bulabildi. AKP hükümeti Alevilere karşı kullandığı süzgeçleri alabildiğine inceltti, filtrelerin sayısını arttırdı, kapıları tümden kapattı. Siyasi yelpazedeki yerine bakmaksızın onları dışladı, tasfiye etti. Toplumdaki Alevilikle ilgili önyargıları canlı tuttu hatta çeşitli biçim ve içeriklerde yeniden üretti. Bunu, 2010 tarihli “Güvenlik İstihbaratı Başkanlığı Yıkıcı Dini Faaliyetler Daire Başkanlığı 2010 yılı Hedef Öncelik Tablosu”nda Aleviliğin, Caferilikle birlikte başlı başına tehdit sayılmasından anlıyoruz. Söz konusu belgede, örneğin dinci akımlarla ilgili cemaat ismi verilirken “Nurcu gruplar, Hizbullah, Süleymancılar” vb. gibi tasnifler göze çarparken konu Aleviler olunca tehdit listesinde “Alevilik” olarak kategorize ediliyor. Tıpkı Osmanlı dönemindeki gibi bir inancın tümden reddedilişini ve ayrımcılığa tabi tutulduğunu fark ediyoruz. Alevilik, homojen bir bütünsellik içinde şemsiye kavram gibi görülüyor; tasfiyenin, ayrımcılığın, fişlemenin doğal öznesine dönüşüyor. Ayrım çizgisi o kadar kalın ki, Alevi olup da bu listenin dışına düşecek kimse kalmıyor, kalamıyor. Aleviler, Gezi’ye katılmayıp da ne yapacaktı?

Kelime Ata
Kırmızıhaber.com

alevi haberleri
Web Sitesini Ziyaret Et Tüm Mesajlarına Bak
Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


[-]
 ()
Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi