Bu Konuyu Okuyanlar: 1 ZiyaretÇi
Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Bu sayede yurttaş oldu
10-05-2015, 03:29 PM
Mesaj: #1
Bu sayede yurttaş oldu
17 Şubat 1926’da kabul edilip 4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren Hukuk Devrimimizin ve laik hukukumuzun simgesi bu yasa ülkemizin demokratikleşme ve çağdaşlaşmasınd a atılan önemli adımlardan biridir.
1926 Hukuk devrimimizin geri planında özellikle Tanzimat döneminden başlayan laikleşme, Batıdan alınan yasalar ve egemenliğin halkla paylaşılması çabaları vardır. Bu çabalara bir göz gezdirelim.

CUMHURİYET’E KADAR HUKUK ANLAYIŞI
Tanzimat hareketi Osmanlı Devleti’nin çöküşünü durdurmayı Osmanlı toplumuna mal, can gibi “hukuki emniyet” getirme ve gayrimüslümlere eşitlik sağlama fikrinde arar. Bunun için gerekli yasalar Meclis-i Vala-i Ahkâm-ı Adliye’de hazırlanacak ve padişahın onayıyla yürürlüğe girecekti. 1840 ve 1851 yılında hazırlanan ceza yasaları, 1858 Arazi Kanunnamesi, 1858 Ceza Kanunname-i Hümayunu ve 1869 Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye, 1850 tarihli Kanunname-i Ticaret, 1862 tarihli Usul-i Muhakeme-i Ticaret Nizamnamesi, 1864 tarihli Ticaret-i Bahriye Kanunnamesi, 1880 Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye Kanunu ve 1881 tarihli Usul-i Muhakemat-ı Hukukiye Kanunu bu şekilde hazırlanmıştır.
Tanzimat döneminin devlet adamları ve aydınları yasalaştırmadan yanadırlar. Tartışma yasalaştırmalar ın Batı’dan yasalar almak yoluyla mı yoksa şeriatten beslenmek suretiyle mi olacağına dairdir. Cevdet Paşa’nın başkanlığındaki Mecelle komisyonu 1878 yılına kadar Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’yi hazırlar.
İslamcı, Batıcı, Türkçü fikirlerin hukukun laikleşmesine, kadın-erkek eşitliğine dair bakışlarında farklılıklar vardır. İslamcılara göre yasalar şeriata dayanmalıydı. Çoğunlukla İslâmiyet’in ilerlemeye engel bir din olmadığını, içtihada önem verilmesini, savunuyorlardı.
Abdullah Cevdet kadın haklarını, özgür olmayan kadınların annelerinin çocuk terbiyesindeki rolünün babadan daha fazla olması sebebiyle eksik yönlerini taşıyacaklarını savunur.
Batıcılara göre ise Şeriye mahkemeleri kaldırılmalı ve Nizamiye mahkemeleri ve yasalar değiştirilmeliy di. Mecelle kaldırılmalı veya esaslı şekilde düzeltilmeliydi . Avrupa medeni yasası kabul edilerek evlenme ve boşanma şartları kadına yönelik olarak değiştirilmeli, birden fazla evlenme ve “boş ol” sözüyle kadın boşamak yasaklanmalıydı . Kılıçzade Hakkı, padişahların tek hanım almalarını, kadınların tutumlu olmak şartıyla diledikleri gibi gezip giyinebilmeleri ni, kızlarda tesettürün kaldırılmasını ve kızlara okullar açılmasını ister. [1]
Batıcılardan Celal Nuri’ye göre Tanzimatçılar, milli yapımızı dikkate almaksızın Avrupa yasalarını kopya etmekle yetinmişlerdi. Hem Avrupa’dan iktibas yoluyla alınan yasalar hem de Mecelle ihtiyaçları karşılamaktan uzaktır. 1915’te kadınla erkeğin birbirleriyle iletişimde münasebette bulunmadan yaşamalarını Osmanlının gerileme sebeplerinden biri olarak görür. Hatta daha da ileri giderek kadının erkeklerden fazla haklara sahip olması, kadının kocasına itaat etmesine dair maddelerin yasalardan çıkarılmasını, tam eşitliği, zinanın suç sayılmaması, kadının mallarını dilediğince kullanabilmesi ve vasiyet edebilmesi, kadına seçme ve seçilme hakkının verilmesi gerekliliğini belirtir. [2]
Türkçüler Tanzimatçıları ikili (din hükümlerine dayalı Şeriye mahkemeleri, laik Nizamiye mahkemeleri) hukuk politikaları sebebiyle eleştiriler. Ziya Gökalp’e göre eski hayat ve geleneklerin yerini yeni bir hayat almalıydı. Ziya Gökalp, evlenme, boşanma ve mirasta kadın-erkek eşitliğini savunmuştur. [3]

OSMANLI’DA HUKUKUN İKİLİ YAPISI
Dini hükümlere dayalı Mecelle’nin yanında Batı’dan alınan ticaret, ceza ve usul yasaları hukukta ikilik yaratmıştır. Bir yanda Allah’ın ve yeryüzündeki halife-padişahın iradesine dayanan Mecelle diğer yanda dünyevi meseleleri çözmeye yönelik, millet iradesinin de kısmen dahil edildiği laik nitelikli yasalar hukuk birliğini önlemiştir. Ziya Gökalp din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını savunarak hukukun laikleşmesi yönünde çabalamıştır.
2. Meşrutiyet döneminde iktidarda olan İttihat ve Terakki Partisi’nin Adliye bakanı Halil Menteşe, Şeriye mahkemelerinin 25 Mart 1917 tarihinde Adliye Bakanlığına bağlanması dolayısıyla hukuktaki laikleşmeyi şöyle belirtir:
“Esas gaye şer’i mahkemeleri lağvetmek ve hukukumuzu da ‘laicisser’ etmekti. Fakat bunda imparatorluk şeraitine göre tedrici yürümek zarureti vardı.” [4]
Mustafa Kemal Paşa, 7-8 Temmuz 1919 gecesi Mazhar Müfit Kansu’ya tesettürün ve fesin kalkacağını söyler. [5] Atatürk, Tanzimatçıların Batıdan yasa almalarını “taklitçilik” olarak niteleyerek bu yolla beklenen faydanın sağlanamayacağı nı savunuyordu. [6]

HUKUK DEVRİMİNE OLAN İHTİYACIN NEDENLERİ
Bu nedenleri şu şekilde maddeleştirebil iriz:
a) Milli egemenlik: Cumhuriyet millet egemenliği olduğuna göre hukukunda bu yönde değişmesi gerekliydi. Millet egemenliğinin sağlanması için de artık egemenliğin kaynağı ilahi bir güç olmaktan dolayısıyla da o ilahi gücün yeryüzündeki temsilcisinin tek bir kişiye (padişaha) ait olmaktan çıkarılması gerekliydi. Egemenliğin kaynağı ilahi güç (Allah) değil millet iradesi olacaktı. Yasalar gücünü milletten almalıydı. Hukuk devrimin altındaki esas neden budur.
b) Laikleşmek; Millet egemenliğini gerçekleştirmen in yolu da yasarlı ve aklı laikleştirmekte n geçiyordu. Yasalar tanrı değil millet iradesine dayanmalıydı. Dinin insan özgürlüğünü engellemek, makam, mevki elde etmek, kadını cinsel bir nesne olarak kullanılmasına (dincilik, yobazlık) izin verilmeyecek, böylece akıl özgürleşecekti. Toplumun inanç niteliğindekile r dışındaki ihtiyaçlarını karşılayabilece k güç değişmez nitelikteki din hükümler değil bilim olmalıydı.
c) İki tip insan yetişmesinin önüne geçmek: Bir yanda şeriata dayalı hükümler, diğer yanda laik yasalar iki farklı dünyaya sahip insan yetişmesine neden oluyordu. Birinin dünyasında her sorunun yanıtı dinde aranırken diğerinde değişen ihtiyaçlara en iyi yanıt verecek bilim ve teknolojinin peşinde koşuluyordu.
d) Eski hukukun eşitsizlikçi olması: İslam Hukuku'yla Batı Hukuku'nun birlikte yürütülmesi eşitliğin bozularak ayrıcalıklı zümre ve sınıfların oluşmasına neden oluyor, adalete güveni zedeliyordu. Toplumun yarısını oluşturan kadınlar mirasta, aile birliğinde, mahkemede erkekten daha az haklara sahipti.
e) Hukuk birliğini sağlama amacı; Gayrımüslimler, Fatih Sultan Mehmet'ten beri ayrı ayrı kendi cemaatlarının hukukuna tabiydiler. Bu ayrım giderilmeliydi. Ayrıca yasalardaki hükümler birbiriyle çelişebiliyordu .

CUMHURİYET’İN İLK YILLARINDA ÇABALAR
1923’te başta Mecelle olmak üzere temel bazı yasaları yeniden düzenlemek üzere iki komisyon oluşturulur. Adalet Bakanlığı bünyesindeki komisyonların yasaların şeriat kurallarına uygun olması görüşü ve düzenlemelerde batı hukukundan alınmasına yönelik düşünceler sebebiyle bu komisyonlar dağıtılır. 19 Mayıs 1924’de oluşturulan komisyonların çalışmalarına ilişkin yönetmelikte, gerekirse “batı milletlerinin kanun ve eserlerinden icap eden esasların alınması” ifadesi yer alır. Bu komisyonun çabaları da yetersiz ve çağdaşlıktan uzak bulunarak Medeni Yasa ve Borçlar Yasası üzerine çalışmalar yapması üzere Ahkam-ı Şahsiye ve Vacibat komisyonları kurulur.

“ÖNÜNE ÇIKACAKLAR, DEMİRLE, ATEŞLE YOK EDİLMEYE MAHKUMDURLAR”
Mahmut Esat Bozkurt, ıslahatın sosyal ve ekonomik sisteme dokunmadığını belirterek Adliye bakanını, büyük kısmı “13 asır evvel Bağdat çöllerinde yazılmış ve bir kısmı da Frenk kokan yasalar” diyerek eleştirir. [7] Daha sonra Adliye bakanı olan Mahmut Esat Bozkurt Şükrü Kaya [8] ile birlikte bir Avrupa’dan medeni yasa alma fikrini Atatürk’e iletirler. [9] Sonuçta İsviçre Medeni Yasasının ve Borçlar yasasının, bazı değişikliklerle , bütün olarak alınıp benimsenmesine karar verilir. Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, bu kararı şu şekilde değerlendirir:
“Türk İhtilali’nin kararı, batı uygarlığını kayıtsız şartsız kendisine mal etmek, benimsemektir. Bu karar, o kadar kesin bir azme dayanmaktadır ki, önüne çıkacaklar, demirle, ateşle yok edilmeye mahkumdurlar.”

MAHMUT ESAT’IN MEDENİ YASAYA YAZDIĞI GEREKÇE
Medeni Yasaya yazdığı gerekçede Mahmut Esat Bozkurt, yeni yasaya ihtiyacın dinin değişmez doğasının bütün ihtiyaçları karşılaşmaktan uzak olduğundan dolayı ihtiyaç olduğunu şu cümleleriyle ifade eder:
“Mecelle'nin temeli ve ana çizgileri dindir. Oysa, insanlık yaşamı, her gün, hatta her an köklü değişimlerle karşı karşıyadır. Bunun değişimleri, yürüyüşü, hiçbir zaman bir nokta çevresinde saptanamaz ve durdurulamaz. Yasaları dine dayalı devletler kısa bir zaman sonra yurdun ve ulusun isterlerini karşılayamazlar . Çünkü dinler, değişmez kurallar kapsarlar. Yaşam yürür; gereksinimler hızla değişir; din yasaları, her ne olursa olsun ilerleyen yaşamın karşısında, biçimden ve ölü sözcüklerden ileri bir değer, bir anlam taşıyamazlar. Değişmemek, dinler için bir zorunluluktur. Bu nedenle dinlerin yalnız bir vicdan işi olarak kalması, çağdaş uygarlığın temellerinden ve eski uygarlıkla yeni uygarlığın en önemli ayırıcı niteliklerinden biridir. Köklerini dinlerden alan yasalar, uygulandıkları toplumları, gökten indikleri ilkel çağlara bağlarlar ve ilerlemeleri engelleyici belli başlı neden ve etkenler arasında bulunurlar. Türk ulusunun alın yazısının, bugünkü çağda bile ortaçağ düzen ve kurallarına bağlı kalmasında, dinin değişmez kurallarından esinlenen ve Tanrı katiyle sürekli olarak ilişkili durumda bulunan yasalarımızın en güçlü etken olduklarından kuşku duyulmamalıdır. ”
Bozkurt ayrıca dinin vicdan meselesi olmaktan çıkarılarak istismarın, geriliğin kaynağı olarak nasıl kullanıldığını da ortaya koyar:
“Yenileşme tarihimizin akışında kamu yararı düşüncesiyle meydana getirilen yeniliklere karşı, yalnız kendi çıkarları aksayan takımlar savaşmışlar ve halkı din adına, bozuk ve çürük inançlar adına doğru yoldan sapmağa ve bozgunculuğa itelemişlerdir. Çağdaş uygarlığın Türk toplumu ile bağdaşamayan noktalan görülüyorsa, bu, Türk Ulusunun yetenek ve becerikliliğind eki eksiklikten değil, onun çevresini gereksiz yere saran ortaçağ örgütlerinden ve dinsel hukuk kural ve kurumlarındandı r. Hiçbir uygar ulus böyle bir inanış yöresinde kalmamış ve yaşamın gereklerine ayak uydurarak zaman zaman kendini bağlayan gelenekleri yıkmakta duraksamamıştır . Gerçekler karşısında atadan ve deden kalma inanışlara ille de bağlı kalmak, akıl ve zeka gereklerinden değildir.”
İsviçre Medeni Yasası, millet egemenliğini, laikliği, kadın-erkek eşitliğine dayalı bir aile birliği içermesi, hakime takdir yetkisi tanıması, dilinin basitliği gibi nedenlerle 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilir.

MEDENİ YASANIN GETİRDİĞİ ÖNEMLİ HAKLAR
1- Resmi nikah zorunlu hale getirildi.
2- Tek eşli evlilik zorunlu hale getirildi.
3- Mirasta kız ve erkek çocukların eşit pay almaları sağlandı.
4- Tek taraflı olarak erkeklerin olan boşanma hakkı eşit koşullarla kadınlara da tanındı.
5- Kadınlara istedikleri işte çalışabilme hakkı tanındı.
6- Patrikhane ve konsoloslukları n yargı yetkileri sona erdi.
7- Laik hukuk anlayışı toplumun her kesiminde uygulanır duruma geldi.
8- Türkiye’de hukuk birliği sağlandı.

MEDENİ YASANIN AVRUPA’DAKİ YANKISI
Lozan Andlaşması çerçevesinde Türkiye’de danışman olarak bulunan hukukçu Sauser Hall, “bir toplum üzerinde yapılmış bundan daha cesur bir deneyim yoktur” diyerek şunu da belirtir:
“İslam devletlerinin en güçlüsü, bin yıllık geçmişe varan töreleri, altı aylık bir sürede yürürlükten kaldırıyor. Tarih, hiçbir ülkede bu kadar köklü ve ani değişikliği örnek gösteremez.” [10]
Tarihçi Toynbee, Türk hukuk devrimini Rönesans, Reform, Fransız Devrimi ve Endüstri Devrimine benzeterek şu farkı vurgular:
"Bu devrim, bir insanın yaşamı süresinde gerçekleştirilm iştir." [11]
Kont Cstrorog ise şöyle değerlendirir:
"Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa hukukunun kabulü, Orta Doğu tarihinde 14 yüzyıldan, yani İslam dininin kabulünden bu yana görülen en önemli olaylardan biridir".[12]
Hukuk devrimi özünde millet egemenliğini ortaya koymak, kadın-erkek eşitliğini sağlamak, bilimi esas almak, çağdaş olmaktır. Din ve toplumu geriliğe ötüren gelenekler bir referans kaynağı olmaktan çıkarılarak akla dayalı hükümlerle toplum yönetilmeliydi. Bunun yolu da hukuku laikleştirmekti .
Medeni yasa bu yönleriyle Türk aydınlanmasının önemli belgelerden biridir.

Mustafa Solak
Odatv.com

Dipnotlar
[1] M. Şükrü Hanioğlu, Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, İstanbul, (tarihsiz), s. 375-383.
[2] Celal Nuri, Kadınlarımız, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1993, s. 101-102.
[3] Ziya Gökalp, Yeni Hayat–Doğru Yol, (haz: Müjgan Cumhur), Kültür Bakanlığı, Ankara, 1976, s. 32.
[4] İsmail Arar, Halil Menteşe’nin Anıları, Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul, 1986, s. 228.
[5] Mazhar Müfid Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, C.I, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1986, s. 131-132.
[6] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C.I, 3. Baskı, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara, s. 223-224.
[7] TBMM Zabıt Ceridesi, 2. Dönem, C.X, s. 175-177.
[8] Şükrü Kaya’nın hukukun laikleştirilmes ine yönelik çabaları için bakınız. Mustafa Solak, Atatük’ün Bakanı Şükrü Kaya, Kaynak Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2013.
[9] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul, 1969, s. 370.
[10] La Réception des Droits Européens en Turquie, Genève, 1938, s.51’den aktaran Çağdaş Evrim Ergün, Mevzuat, “Türk Aydınlanma Hareketinde Hukuk Anlayışı Türkiye'de Hukukun Laikleşmesi”, S. 20, İstanbul, 1999
[11] Atatürk’ün Hukuk Devrimi, Mukayeseli Hukuk Araştırma ve Uygulama Merkezi, İstanbul, 1983, s. 9
[12] Ostorog, The Angora Reform, London, 1927, s. 14’ten aktaran Çağdaş Evrim Ergün, age

My Last Threads
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


[-]
Hemen Paylaş! (Hepsini Göster)
Facebook Twitter Technorati Linkedin Digg MySpace Delicious

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir