Bu Konuyu Okuyanlar: 1 ZiyaretÇi
Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Hem Alevi’yim hem imam, namaz da kılıyorum cem de yapıyorum
12-22-2013, 10:31 PM
Mesaj: #1
Hem Alevi’yim hem imam, namaz da kılıyorum cem de yapıyorum
Cami, cemevi ve aşevinin bir arada olduğu Fatsa Hz. Ali Camii’nin Alevi imam hatibi Ali Rıza Güvenkaya. Alevi ve imam olması duyanları şaşırtsa da o halinden hayli memnun. Sekiz yıldır görev yaptığı cami-cemevi-aşevinin bir arada olduğu projelerin tüm Anadolu’ya yayılması gerektiğini düşünüyor.

Cami imamları Sünni olur algısını değiştiren bir isim Ali Rıza Güvenkaya. Alevi imam olur mu demeyin zira oluyor. Güvenkaya hem Alevi hem imam. Beş vakit namaz kılıyor, aynı zamanda cemini de yapıyor. Muharrem oruçları gibi Ramazan orucunu da tutuyor. Türkiye’nin ilk cami-cemevi-aşevinin bir arada olduğu Fatsa Hz. Ali Camii’nin de sekiz yıldır imam hatipliğini yapıyor. Aynı zamanda memleketi Fatsa yarı yarıya Alevi ve Sünni topluluktan oluşuyor. “2005’ten bu yana iki kesimin de nasıl birlikte olduğunu ve bunun güzelliğini gördüm.” diyen Güvenkaya, insanların birbirini yakından tanıma ve anlama fırsatı olduğunu söylüyor. Günde beş vakit ezan okunuyor, namaz kılınıyor Hz. Ali Camii’nde. Her gün olmasa da cemevinde de belli zaman ve saatlerde cem yapılıyor. Herkes ibadetini yaptıktan sonra da alt kattaki aşevinde aynı sofrada yemek yeniliyor. Her iki kesimden insanlar yeri geliyor aynı safta duruyor, cuma namazları kılıyor. Sünni olup da cem törenlerine katılmak isteyenler de oluyor elbette. Fatsa’ya geldiğinden beri belki ömründe hiç camiye girmemiş Alevi kadınların mukabeleye gelmeye, teravih namazı kılmaya, Kur’an öğrenmeye başladığını anlatıyor. Bazen cem törenlerinde Kur’an okuduğunu, kendisi gibi Alevi arkadaşlarının bundan duyduğu mutluluğu paylaşıyor. Yarın, öbür gün ayrılacak olsa, çok üzüleceğini de söylemeden edemiyor. Zira kurdukları, gençlerle bir araya gelip, kitabi Alevilik üzerine konuştukları Fatsa Fatmatüzzehra Alevi Bektaşi Derneği çatısı altında yapmak istediği projeleri var.

Cami, cemevi, aşevi projesi tüm Anadolu’ya yayılmalı

Ali Rıza Güvenkaya, sayısı az da olsa kendisi gibi Alevi olup, imam olan ya da din kültürü öğretmenliği yapan arkadaşları olduğunu anlatıyor. Tepki alanlar olsa da, söylenene göre herkes halinden memnun. Cami-cemevi bir arada olunca ilk akla gelen ‘bu bir asimilasyon yöntemi’ tezi oluyor: “Bugüne kadar ne camiye gelip cemevini merak edip giden birinin Alevileştiğini, ne de vakit namazını ya da cuma namazını Sünnilerle kılan bir Alevi’nin Sünnileştiğini gördüm. İnsanlara empoze edilen asimilasyon korkusunu asılsız buluyorum. Bu projelerin asimile etme gibi bir maksadı olduğunu düşünmüyorum. Aksine Anadolu’ya yayılması faydalı olacak. Ayrıca ben Alevi geleneklerini de yerine getirmeye çalışıyorum. Her ikisini yapınca asimile olmuyorum. Daha çok ibadet yaptığım, ruh dünyamda bir zenginleşme olduğunu hissettiğim için seviniyorum. Mesela cemevine gidip zikirlere katılıyorum. Kur’an-ı Kerim’de ‘Allah’ı bolca anın, zikredin’ ayeti var. Cemlerdeki zikirlerle bunu da yerine getirmiş oluyorum.” Güvenkaya’nın bu cümleleri, yayılan korku tezinin çürümesine iyi bir cevap oluyor. Malumunuz geçtiğimiz aylarda Ankara Tuzluçayır’da cami-cemevi projesinin temel atma töreni epey olaylı geçmiş, sanki Türkiye’de ilk kez uygulanıyormuş ve bir arada olması mümkün değilmiş gibi bir atmosfer oluşturulmuştu. Fatsa’da sekiz yılını doldurmak üzere olan cami, cemevi ve aşevi bu projenin halihazırda emin adımlarla yoluna devam eden, iyi bir örnek olduğunu gösteriyor. Bunun yanı sıra eleştirilerin de tamamen siyasi olduğunu söylemek mümkün.

Çoğu genç Alevi, Aleviliğin ne olduğunu bilmiyor

Son yıllarda toplumsal çatışmalar ve eylemlerde Alevi gençlerin daha çok olduğu, örgütlerin bu gençleri daha çok kullandığına dair farklı iddialar yer alıyor. Kimine göre bunun sebebi Alevilerin daha mağdur, ezilen ve hakları verilmeyen topluluk olmasından kaynaklanıyor. Güvenkaya da bu söylemlerden ve Alevilerin, özellikle Alevi gençlerin örgütler tarafından kullanılmasından hayli rahatsız. Onu endişelendiren bir diğer nokta ise, genç Alevi nesillerin manevi yönden boş olması: “Cemlere katıldığımda genç kuşak göremiyorum. 15, 20, 25’li yaşlarında genç görmek hayli zor. Bu gençler okul ortamlarında, her kesimden arkadaşlarıyla oturup kalkıyor. Belki bu kimlikleri tartışıyorlar da... Gençler, dedenin anlattıklarından tatmin olmadığı için de o ortamlarda Alevi kimliklerine dair bilgi veremiyor.” Güvenkaya bu ifadelerinin ardından bir başka tespitini daha paylaşıyor. Ona göre, dedeler genelde, babadan oğula aktarmayla dede oldukları için, bazı ilmi noktalardan habersiz olabiliyor. Bazıları aldığı sözlü düsturların dışına çıkıp, araştırıp okuduğunda benzerlikleri, önemli noktaları görebiliyor. Ama yine de yeni öğrendiğiyle değil, hâlâ babasından öğrendiğiyle yola devam ediyor. Bir mahalle baskısına maruz kalmaktan korktuklarını düşünüyorum. Mesela bir meseleye, Kur’an ayetleriyle açıklama getirildiğinde inanıyor ama iş fiiliyata gelince uygulamaya koymuyor. Bence dedeler, Aleviliği önce Alevi gençlere kitabî yani kaynaklara dayanarak açıklamalı. Çoğu bilginin kulaktan dolma, rivayetler ve menkıbelerle anlatıldığını düşünüyor. Bu durumda gençlerin hikâyeye değil de, gerçek bilgi ve ilme ihtiyacı olduğunu vurguluyor ve soruyor: “Cem’in düsturları 4 kapı 40 makam Alevi gençlere sorulsun kaç tanesi biliyor?” Cevabını da geciktirmeden veriyor: “Genelde bilinmiyor çünkü dedeler bu temel noktalara girmiyor. Çoğu genç Alevi, Aleviliğin ne olduğunu bilmiyor.”

Alevilerin ‘Ateist, solcu, Ali’siz’ diye gruplandırılması siyasî bir fitne

Her an diken üstünde olan bir ülkede, toplumu çatışmaya itecek o kadar çok etken var ki... Ne yazık ki Alevi ya da Sünni olmak, çatışma fitilinin yakılması, yeni bir Maraş, Sivas, Çorum Olayları’nın çıkmasına sebep olmak için yeterli gibi gösteriliyor. Güvenkaya da, bugün bir çatışma çıkarılacaksa Alevi-Sünniler arasında bunu yapmanın çok kolay olduğu kanaatinde. “Senin camine Aleviler saldırdı. Ya da Sünniler, cemevine bomba koydu diye bir provokasyon yapılsa, her an çatışma olabilir” yorumu bile insanın kanını dondurmaya yetiyor. Güvenkaya’ya göre bir insan bugün böylesi bir provokasyona inanacak durumdaysa, inanç ve bilgi eksikliği olduğuna işaret eder. Çünkü özellikle gençlerin aklını, kalbini dayadığı bir inanç ve bilgi kaynağı olmayınca provokasyonlara gelmesi daha kolay oluyor. Ali Rıza Güvenkaya, konuşma esnasında Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Doğan Bermek’in bir yorumunu da hatırlıyor: “Fikir ve kimlik olarak boş olan birine, bir diğeri gelip ‘Sen solcusun’ diyor. O da ‘Evet ben solcu Aleviyim’ diye niteliyor kendini. Bir diğeri gelip ‘Sen Ateist Alevisin’ deyince, ‘Ben Ateist Alevi’yim’ diye kendine kimlik oluşturuyor. Alevi’lerin, ‘Ateist, solcu, Ali’siz’ diye gruplandırılması siyasi bir fitne.” Güvenkaya daha sonra bütün bunları cemlerdeki eksiklik ve dedelerin yeterli bilgi vermemesine bağlıyor. ‘Alevi gençler niye örgütlerin elinde?’ diye sorulmasının sebebi ortada, açık ve net, cevabını veriyor.

Çözümdeki en büyük engel, devletin çok konuşup sonuca varamaması

Ali Rıza Güvenkaya, hükümetin başlattığı, nihai raporun yazıldığı ama henüz net bir icraatin gösterilemediği ‘Alevi açılımı’ndan söz ediyor. Her Alevi gibi Güvenkaya da hâlâ birtakım hakların iade edilmemiş olmasına üzülüyor. Cemevlerinin hak olduğu ve bir an evvel ibadethane statüsü verilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Ona göre, Alevilerin talepleri çok büyük ya da imkânsız değil. Aleviliğin çözüme ulaşılamamış olması da siyasi. Çözümdeki en büyük engel ise devletin çok konuşup bir sonuca varamaması.. Alevileri yeni tanıyan devletin bu sorunun çözümü için samimi adımlar atması gerektiğini söyleyen Güvenkaya, kendine göre çözüm olabilecek birkaç önemli hususu sıralıyor:

- Yeni yetişen Alevi gençlere Ehlibeyt sevgisi ve 12 imam olgusu iyi anlatılmalı. Efendimiz’in ve bu imamların hayatı iyi okunmalı.

- Diyanet’e büyük görevler düşüyor. Mesela camilerde cuma hutbelerinde Efendimiz anlatılırken Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir’in rivayetlerinin yanı sıra, bu hutbelerde dokuz yaşından sonra Peygamber’in yanında yetişen, Efendimiz’e gelen birçok vahye şahit olan Hz. Ali’den de rivayetler verilebilir. Ehlibeyt, Peygamber’in kendi nesli, bu mutlaka camilerde işlenmeli.

- Alevi Sünni kardeşler önyargılardan uzak durup birbirini tanımaya çalışmalı, kalbini ve kapılarını açmalı.

- İlahiyat fakültelerine Aleviliği anlatan dersler konulabilir.

- İlahiyat fakülteleri bugüne kadar tek tip insan yetiştirdi. Her iki kesime hakim ilahiyatçı yetiştirilebilir.

zaman online
My Last Threads


Alevi forum,alevi köyleri,alevi türküleri,alevi ünlüler,alevi sözleri,alevilik nedir,alevi nedir
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
12-22-2013, 10:53 PM
Mesaj: #2
RE: Hem Alevi’yim hem imam, namaz da kılıyorum cem de yapıyorum
(12-22-2013 10:31 PM)Admin Yazılan:  Cami, cemevi ve aşevinin bir arada olduğu Fatsa Hz. Ali Camii’nin Alevi imam hatibi Ali Rıza Güvenkaya. Alevi ve imam olması duyanları şaşırtsa da o halinden hayli memnun. Sekiz yıldır görev yaptığı cami-cemevi-aşevinin bir arada olduğu projelerin tüm Anadolu’ya yayılması gerektiğini düşünüyor.

Cami imamları Sünni olur algısını değiştiren bir isim Ali Rıza Güvenkaya. Alevi imam olur mu demeyin zira oluyor. Güvenkaya hem Alevi hem imam. Beş vakit namaz kılıyor, aynı zamanda cemini de yapıyor. Muharrem oruçları gibi Ramazan orucunu da tutuyor. Türkiye’nin ilk cami-cemevi-aşevinin bir arada olduğu Fatsa Hz. Ali Camii’nin de sekiz yıldır imam hatipliğini yapıyor. Aynı zamanda memleketi Fatsa yarı yarıya Alevi ve Sünni topluluktan oluşuyor. “2005’ten bu yana iki kesimin de nasıl birlikte olduğunu ve bunun güzelliğini gördüm.” diyen Güvenkaya, insanların birbirini yakından tanıma ve anlama fırsatı olduğunu söylüyor. Günde beş vakit ezan okunuyor, namaz kılınıyor Hz. Ali Camii’nde. Her gün olmasa da cemevinde de belli zaman ve saatlerde cem yapılıyor. Herkes ibadetini yaptıktan sonra da alt kattaki aşevinde aynı sofrada yemek yeniliyor. Her iki kesimden insanlar yeri geliyor aynı safta duruyor, cuma namazları kılıyor. Sünni olup da cem törenlerine katılmak isteyenler de oluyor elbette. Fatsa’ya geldiğinden beri belki ömründe hiç camiye girmemiş Alevi kadınların mukabeleye gelmeye, teravih namazı kılmaya, Kur’an öğrenmeye başladığını anlatıyor. Bazen cem törenlerinde Kur’an okuduğunu, kendisi gibi Alevi arkadaşlarının bundan duyduğu mutluluğu paylaşıyor. Yarın, öbür gün ayrılacak olsa, çok üzüleceğini de söylemeden edemiyor. Zira kurdukları, gençlerle bir araya gelip, kitabi Alevilik üzerine konuştukları Fatsa Fatmatüzzehra Alevi Bektaşi Derneği çatısı altında yapmak istediği projeleri var.

Cami, cemevi, aşevi projesi tüm Anadolu’ya yayılmalı

Ali Rıza Güvenkaya, sayısı az da olsa kendisi gibi Alevi olup, imam olan ya da din kültürü öğretmenliği yapan arkadaşları olduğunu anlatıyor. Tepki alanlar olsa da, söylenene göre herkes halinden memnun. Cami-cemevi bir arada olunca ilk akla gelen ‘bu bir asimilasyon yöntemi’ tezi oluyor: “Bugüne kadar ne camiye gelip cemevini merak edip giden birinin Alevileştiğini, ne de vakit namazını ya da cuma namazını Sünnilerle kılan bir Alevi’nin Sünnileştiğini gördüm. İnsanlara empoze edilen asimilasyon korkusunu asılsız buluyorum. Bu projelerin asimile etme gibi bir maksadı olduğunu düşünmüyorum. Aksine Anadolu’ya yayılması faydalı olacak. Ayrıca ben Alevi geleneklerini de yerine getirmeye çalışıyorum. Her ikisini yapınca asimile olmuyorum. Daha çok ibadet yaptığım, ruh dünyamda bir zenginleşme olduğunu hissettiğim için seviniyorum. Mesela cemevine gidip zikirlere katılıyorum. Kur’an-ı Kerim’de ‘Allah’ı bolca anın, zikredin’ ayeti var. Cemlerdeki zikirlerle bunu da yerine getirmiş oluyorum.” Güvenkaya’nın bu cümleleri, yayılan korku tezinin çürümesine iyi bir cevap oluyor. Malumunuz geçtiğimiz aylarda Ankara Tuzluçayır’da cami-cemevi projesinin temel atma töreni epey olaylı geçmiş, sanki Türkiye’de ilk kez uygulanıyormuş ve bir arada olması mümkün değilmiş gibi bir atmosfer oluşturulmuştu. Fatsa’da sekiz yılını doldurmak üzere olan cami, cemevi ve aşevi bu projenin halihazırda emin adımlarla yoluna devam eden, iyi bir örnek olduğunu gösteriyor. Bunun yanı sıra eleştirilerin de tamamen siyasi olduğunu söylemek mümkün.

Çoğu genç Alevi, Aleviliğin ne olduğunu bilmiyor

Son yıllarda toplumsal çatışmalar ve eylemlerde Alevi gençlerin daha çok olduğu, örgütlerin bu gençleri daha çok kullandığına dair farklı iddialar yer alıyor. Kimine göre bunun sebebi Alevilerin daha mağdur, ezilen ve hakları verilmeyen topluluk olmasından kaynaklanıyor. Güvenkaya da bu söylemlerden ve Alevilerin, özellikle Alevi gençlerin örgütler tarafından kullanılmasından hayli rahatsız. Onu endişelendiren bir diğer nokta ise, genç Alevi nesillerin manevi yönden boş olması: “Cemlere katıldığımda genç kuşak göremiyorum. 15, 20, 25’li yaşlarında genç görmek hayli zor. Bu gençler okul ortamlarında, her kesimden arkadaşlarıyla oturup kalkıyor. Belki bu kimlikleri tartışıyorlar da... Gençler, dedenin anlattıklarından tatmin olmadığı için de o ortamlarda Alevi kimliklerine dair bilgi veremiyor.” Güvenkaya bu ifadelerinin ardından bir başka tespitini daha paylaşıyor. Ona göre, dedeler genelde, babadan oğula aktarmayla dede oldukları için, bazı ilmi noktalardan habersiz olabiliyor. Bazıları aldığı sözlü düsturların dışına çıkıp, araştırıp okuduğunda benzerlikleri, önemli noktaları görebiliyor. Ama yine de yeni öğrendiğiyle değil, hâlâ babasından öğrendiğiyle yola devam ediyor. Bir mahalle baskısına maruz kalmaktan korktuklarını düşünüyorum. Mesela bir meseleye, Kur’an ayetleriyle açıklama getirildiğinde inanıyor ama iş fiiliyata gelince uygulamaya koymuyor. Bence dedeler, Aleviliği önce Alevi gençlere kitabî yani kaynaklara dayanarak açıklamalı. Çoğu bilginin kulaktan dolma, rivayetler ve menkıbelerle anlatıldığını düşünüyor. Bu durumda gençlerin hikâyeye değil de, gerçek bilgi ve ilme ihtiyacı olduğunu vurguluyor ve soruyor: “Cem’in düsturları 4 kapı 40 makam Alevi gençlere sorulsun kaç tanesi biliyor?” Cevabını da geciktirmeden veriyor: “Genelde bilinmiyor çünkü dedeler bu temel noktalara girmiyor. Çoğu genç Alevi, Aleviliğin ne olduğunu bilmiyor.”

Alevilerin ‘Ateist, solcu, Ali’siz’ diye gruplandırılması siyasî bir fitne

Her an diken üstünde olan bir ülkede, toplumu çatışmaya itecek o kadar çok etken var ki... Ne yazık ki Alevi ya da Sünni olmak, çatışma fitilinin yakılması, yeni bir Maraş, Sivas, Çorum Olayları’nın çıkmasına sebep olmak için yeterli gibi gösteriliyor. Güvenkaya da, bugün bir çatışma çıkarılacaksa Alevi-Sünniler arasında bunu yapmanın çok kolay olduğu kanaatinde. “Senin camine Aleviler saldırdı. Ya da Sünniler, cemevine bomba koydu diye bir provokasyon yapılsa, her an çatışma olabilir” yorumu bile insanın kanını dondurmaya yetiyor. Güvenkaya’ya göre bir insan bugün böylesi bir provokasyona inanacak durumdaysa, inanç ve bilgi eksikliği olduğuna işaret eder. Çünkü özellikle gençlerin aklını, kalbini dayadığı bir inanç ve bilgi kaynağı olmayınca provokasyonlara gelmesi daha kolay oluyor. Ali Rıza Güvenkaya, konuşma esnasında Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Doğan Bermek’in bir yorumunu da hatırlıyor: “Fikir ve kimlik olarak boş olan birine, bir diğeri gelip ‘Sen solcusun’ diyor. O da ‘Evet ben solcu Aleviyim’ diye niteliyor kendini. Bir diğeri gelip ‘Sen Ateist Alevisin’ deyince, ‘Ben Ateist Alevi’yim’ diye kendine kimlik oluşturuyor. Alevi’lerin, ‘Ateist, solcu, Ali’siz’ diye gruplandırılması siyasi bir fitne.” Güvenkaya daha sonra bütün bunları cemlerdeki eksiklik ve dedelerin yeterli bilgi vermemesine bağlıyor. ‘Alevi gençler niye örgütlerin elinde?’ diye sorulmasının sebebi ortada, açık ve net, cevabını veriyor.

Çözümdeki en büyük engel, devletin çok konuşup sonuca varamaması

Ali Rıza Güvenkaya, hükümetin başlattığı, nihai raporun yazıldığı ama henüz net bir icraatin gösterilemediği ‘Alevi açılımı’ndan söz ediyor. Her Alevi gibi Güvenkaya da hâlâ birtakım hakların iade edilmemiş olmasına üzülüyor. Cemevlerinin hak olduğu ve bir an evvel ibadethane statüsü verilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Ona göre, Alevilerin talepleri çok büyük ya da imkânsız değil. Aleviliğin çözüme ulaşılamamış olması da siyasi. Çözümdeki en büyük engel ise devletin çok konuşup bir sonuca varamaması.. Alevileri yeni tanıyan devletin bu sorunun çözümü için samimi adımlar atması gerektiğini söyleyen Güvenkaya, kendine göre çözüm olabilecek birkaç önemli hususu sıralıyor:

- Yeni yetişen Alevi gençlere Ehlibeyt sevgisi ve 12 imam olgusu iyi anlatılmalı. Efendimiz’in ve bu imamların hayatı iyi okunmalı.

- Diyanet’e büyük görevler düşüyor. Mesela camilerde cuma hutbelerinde Efendimiz anlatılırken Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir’in rivayetlerinin yanı sıra, bu hutbelerde dokuz yaşından sonra Peygamber’in yanında yetişen, Efendimiz’e gelen birçok vahye şahit olan Hz. Ali’den de rivayetler verilebilir. Ehlibeyt, Peygamber’in kendi nesli, bu mutlaka camilerde işlenmeli.

- Alevi Sünni kardeşler önyargılardan uzak durup birbirini tanımaya çalışmalı, kalbini ve kapılarını açmalı.

- İlahiyat fakültelerine Aleviliği anlatan dersler konulabilir.

- İlahiyat fakülteleri bugüne kadar tek tip insan yetiştirdi. Her iki kesime hakim ilahiyatçı yetiştirilebilir.

zaman online

Zaman gazetesi başındaki onca belaya karşın Alevileri asimile etme çabalarına bir taraftan devam ediyor anlaşılan.

Alevilerin ibadethanesi cemevi eski adıyla damevi, meydan evidir. İbadetin başında ocakzadeler vardır yani dedeler. Eğer bir Alevi camiye imamlık yapıyorsa o artık Alevi değildir. İnsanlık olarak istediğine inanır istediği ibadeti yapar ama hem ondan hem bundan yok öyle bir yol.

Bir kalpte hem Şahımerdan Ali hem de Mavya bulunmaz birader. Utanmadan bir de ömere,osmana,sıddıka hazretlik unvani veriyorsun. Aleviler 1500 yıldır evlatlarına bu ismi vermezken öyle değil mi?

Zahiri sığlıkla Ehlibeyt yolunu unutturamazsınız. Bizim yolumuzun sahibi Muhammet Ali'dir.

Mavyanın izini süren sonunda onun gibi mavya olur...

Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


[-]
Hemen Paylaş! (Hepsini Göster)
Facebook Twitter Technorati Linkedin Digg MySpace Delicious

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir