Bu Konuyu Okuyanlar: 1 ZiyaretÇi
Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Hz. Ali, Yavuz Sultan Selim'i Mekke'ye çağırmış
08-12-2013, 06:07 PM
Mesaj: #1
Hz. Ali, Yavuz Sultan Selim'i Mekke'ye çağırmış
Alevi vatandaşlarımız , her ne kadar Yavuz Sultan Selim'i sevmiyorlarsa da Sünniler, Hz. Ali ile Yavuz Sultan Selim'i yan yana getirmekte hiçbir beis görmezler. Zira her şeyden önce, her ikisi de birer kumandan ve Allah için cihad eden insanlardır.

Rivayete göre; Yavuz Sultan Selim, hemen her sabah Hasan Can'a, o gece gördüğü rüyayı anlattırırmış. (Muhtemelen kendi gördüğü rüyaları da ona anlatırdı). Bir gün Hasan Can kayda değer hiçbir rüya görememiş ve tabiatıyla Padişah'a da anlatamamış. Padişah kendisini ne kadar zorlasa da Hasan Can'dan tık yok! Çünkü o gece gerçekten de kayda değer bir rüya görmemiştir Hasan Can. İşte o telaş içinde Hasan Can, Kapuağası'nın dairesine geçer. O sırada Hazinedarbaşı, Kilercibaşı, Sarayağası gibi ağalar da Kapuağasının dairesindedirle r. Kapuağası Hasan Ağa'nın yüzünden düşen bin parçadır. Ağlamıştır ve gözleri hala ıslaktır. Sebebini sorduğunda, kendisi bir şey söylemez ama yanındaki ağalar durumu Hasan Can'a aktarırlar. Dediklerine göre; Kapuağası Hasan Ağa, hala o gece görmüş olduğu rüyanın etkisindedir. Nice uğraştan sonra Kapuağası Hasan Ağa, bir de Hasan Can'a anlatır gördüğü rüyayı:


Bu gece rüyamda gördüm ki, eşiğinde oturduğumuz bu kapıyı hızlı hızlı çaldılar. 'Ne haber var' diye ileri baktım, vardım; kapı dışarısı görünecek fakat bir adam sığmayacak kadar az açılmış. Dışarısı ucu sarkıtılmış sarıklı nurani kimselerle dolu, elleri bayraklı ve silahlı, mükemmel şahıslar. Kapının dibinde elleri sancaklı dört nurani kimse durur. Kapıyı vuranın elinde Padişahın Aksancağı var.

Bana dedi ki:
-"Bilir misin niye gelmişiz?"
Ben de:
-"Buyurun, dedim"
Dedi ki:
-"Bu gördüğün kimseler Resulullah (S.A.V)'ın ashabıdır. Bizi Hz. Resulullah gönderip Selim Han'a selam etti ve buyurdu ki: Kalkıp gelsün ki; Haremeyn hizmeti ona buyruldu. Gördüğün dört kişiden, bu Ebu Bekr-i Sıddıyk, bu Ömerü'l-Faruk, bu Osman-ı Zi'n-nûreyn'dir. Seninle konuşan ben ise, Ali bin Ebi Talib'im. Var, Selim Han'a söyle" dedi ve nazarımdan gaip oldular...

Evliyaullahtan Yavuz Sultan Selim Han Hazretleri

Ağanın anlatmış olduğu bu rüyayı dinleyen Hasan Can hemen padişaha koşup;
-"Padişahım, vakıayı bu Hasan kulunuz (Hasan Can) görmediyse bir Hasan kulunuz (Kapıağası Hasan Ağa) görmüş. Emriniz olursa arz edeyim." diyor.

Padişahın "anlat" demesi üzerine de anlatıyor. Kapıağası Hasan Ağa'nın gördüğü rüyayı Hasan Can'dan dinleyen Padişah diyor ki:
-"Derd-mendin safâ-yı meşrebi (zavallının tıynetinde safiyeti) varmış, sen onu bize methettikçe -Bir kimseyi ibadet eder görürsün, hemen veli sanırsın- diye seni alaya alırdık, boşuna methetmemişsin. .." ve devamla:
- "Biz sana demez miyiz ki, biz bir tarafa memur olmadan (emir verilmeden) hareket etmemişizdir. Atalarımız velayetten behre-mendler idi (velilikten nasip sahibiydiler), kerametleri vardır. İçlerinde biz onlara benzemedik..." diyerek kendilerini küçük göstermeye çalıştılar. Ondan sonra Arap Seferi hazırlıklarına başladılar.

Mısır Seferi'nde yollar çok amansız, susuz ve ıssızdı. Ellerini kaldırır o koca sultan dua ederdi ve çoğu kez elini indirmeden bol sulu yağmurlar çölü sular ve zafer ordusunun geçişini ve su teminini kolaylaştırırdı ...(5).

Yavuz Sultan Selim Han'ın Kerameti

Merhum babam anlatmıştı şu hikayeyi: Yavuz Sultan Selim, Şam'ı fethedip orada cuma namazı kılmak için camiye girerken caminin kapısında Arapça "Sin, Şın, Kef" harflerinin yazılı olduğunu görmüş ve bu harfleri "Selim Şam'a girecek" şeklinde yorumladıktan sonra, orada bulunan bilginlere bu yazıyı kimin yazdığını sormuş. Onlar da konuyu şöyle anlatmışlar Yavuz Selim'e:

-"Padişahım asırlar önce bu şehirde bir büyük alim varmış. Halka sürekli -Sizin taptıklarınız ayaklarımın altındadır- şeklinde vaaz yaptığı için dönemin valisi tarafından -bu adam bizim taptığımız Allah'ı ayaklarının altına alıyor- denilerek asılmış, cesedi de çöplüğe atılmıştır..."

Yavuz, hemen kendisinin Şam'a geleceğini asırlar öncesinden bilen keramet ehli bu adamın nerede konuşma yaptığını ve cesedinin hangi çöplüğe atıldığını sorup soruşturduktan sonra alimin konuşma yaptığı yeri kazdırınca bir de ne görsün; küpler dolu hazine! Meğer alim, "Taptığınız şey ayaklarımın altındadır" derken bunu kastediyormuş. Yavuz, alimin ikinci kerametini de görünce onun cesedinin atıldığı çöplüğe bir türbe yaptırmış ve ondan sonra Şam'dan ayrılmıştır.
...
Babamın vaktiyle bize kaba taslak anlatmış olduğu bu hikaye, istifade ettiğimiz kaynakta da bulunmaktadır ki; kitapta bu alim kişinin 1162-1240 yılları arasında yaşayan ünlü mutasavvıf Muhyiddin-i Arabi olduğu, Yavuz Sultan Selim'in Şam'a geleceğini haber veren ünlü sözünün ise "İza dahale's-sînü ile'ş-şın- zahara sırru Muhyiddin-Sin Şına girdiğinde Muhyiddî'nin sırrı açığa çıkar" şeklinde olduğu belirtilmektedi r. Hikayenin geri kalanı ise aşağı yukarı babamın anlattığı şekildedir(6).
...
Sözün hülasası: Yavuz Sultan Selim, bizim siyasilerin günlük kirli siyasetlerine, ayrıca Alevi ve Sünnilerin kısır çekişmelerine alet edilemeyecek ölçüde büyük bir şahsiyettir. Tıpkı, hikayedeki Kapıağası Hasan Ağa'nın rüyasında gördüğü yüce şahsiyetler gibi. O sebeple, üç kıtayı birleştiren bu şahsiyetin isminin sıradan bir köprüye verilmesi az bile. Ancak neylersiniz ki; ülkemiz tam anlamıyla bir siyasi ve sosyal buhranın tam ortasından geçmektedir ve zaman, bu yüce şahsiyetlerin isimleri üzerinden birbirimizle didişecek zaman değildir. Kanaatimce vatanperver ve Türk Milliyetçisi bir şahsiyet olan Sayın Kamer Genç'in gündeme taşıdığı Tunceli örneğinde olduğu gibi; Türk Milleti, Doğu ve Güneydoğu Anadolu dağlarında "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE" sözlerinin ve Türk bayraklarının kaldırılarak yerlerine PKK çaputlarının dikildiği bir zaman evresini yaşamaktadır,

Bu bakımdan bırakalım bu tür isimlendirmeler i, rahat ve sükuna ermiş bir zaman diliminde ve sakin kafayla düşünüp, birbirimizle görüş alışverişinden bulunduktan sonra yapalım. Ancak bu noktadan sonra, köprüye Yavuz Sultan Selim isminin verilmesinden vazgeçilmesi ise, tarihimize hakaret ve kendi kendimizle çelişmemiz anlamına gelir. Bu sebeple bırakınız üçüncü köprünün adı Yavuz Sultan Selim olsun ve dedesi Fatih Sultan Mehmet'in adını taşıyan köprüye kuzeyden göz kırpsın...

Kaynak:
1-Prof. Dr. Ahmet Uğur, Yavuz Sultan Selim'in Siyasi ve Askeri Hayatı, s,95, MEB. Yayınları, 2001, İstanbul.
2-Age, s,97.
3-Age, s, 117.
4-Age, s, 116-117.
5-Age, s, 121-123.
6-Age, 125.

My Last Threads
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


[-]
Hemen Paylaş! (Hepsini Göster)
Facebook Twitter Technorati Linkedin Digg MySpace Delicious

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir