Bu Konuyu Okuyanlar: 1 ZiyaretÇi
Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Kaza ve kadere İman (alevi-islam anlayışı)
08-03-2013, 02:49 PM (Bu Mesaj 08-03-2013 02:52 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : Dede-baba.)
Mesaj: #1
Kaza ve kadere İman (alevi-islam anlayışı)
"....Kim hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kötülük yapan da kendi aleyhine yapmış olur. Sonunda Rabbinize döndürülürsünüz...."CÂSİYE SURESİ - 15


''...İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah'tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir.''(Nisa Suresi 79)


Degerli canlar..

Sünni ekol, hayır ve Şerrin Allah'tan geldiğini kabul eder... Bu Alevi-Bektaşi inancında ise bu KÜFR'ÜN.. VE ŞİRKİN... Ta kendisidir..

Alevi-Bektaşi'nin Amentüsü " Hayrihi ve şerrihi" değil aksine "Hayrihi ve adaletihi min Allahu Teala" dır.

Şer Allah'tan gelmez, ancak beşeri zaaflardan ortaya çıkar. Şerrin Allah'tan geldiğini ileri sürmeyi Alevi-Bektaşi büyük hata kabul eder.. Çünkü... Allah insanı şuurlu bir varlık olarak yaratmıştır, iyi ile kötüyü, sevap ile günahı tercih kişiye aittir.

Hayır ve Şerr, fayda ve zarar, ve bunlardan üreyen günahları, zulümleri, küfrü ve benzeri şeyleri Tanrı'ya isnat etmek KAZA VE KADER Tanrı'nın ürünüdür demek... yezit ve Muaviye'in islam anlayışıdır... Şöyleki...Sünniler Ehl-i Beyt'e ve İmam Hasan ve Hüseyin'e ve 12 İmam'lara yapılanlardan kendilerini kurtarmak ve masum göstermek için, kaza ve kader anlayışını ortaya attılar...

ALLAH KUŞKUSUZ DOĞRUYU VE GERÇEĞİ BİLENDİR...

Sünni-islam anlayışına göre: "...Fayda ve zarar, hayır ve şerr, Tanrı'nın kaza ve kaderi ile olup, rızası ile değildir. Çünkü Hz. Adem ile şeytan; su ile ateş; cehennem ile cennet; dirilmek ile ölüm; saglık ile hastalık;iman ile küfr, itaat ile itaatkarsızlık;sevgi ve düşmanlık; Hz Muhammed ile Ebu cehil, kafir ile müslüman... hep Tanrı'nın yaratmasıyla meydana gelmiştir. Tanrı bunların hepsini kaza ve kadere bağlamıştır...."

Degerli Canlar...

"...Şerr ile isyan, küfr ile fısk Allah'ın kaza ve kaderi iledir, ama rızası ile değildir" demek hem imkansız hem boşunadır..

çünkü;

"... bir hakim hüküm verdiği zaman, onun bu hükmünde rızası olmaz mı hiç?... Aksi halde Tanrı'ya acizlik, ikiyüzlülük ve başarısızlık isnadı yapılmış olur.. Halbu ki Yüce Allah'ın zatı böyle sıfatlardan, niteliklerden temiz ve münezzehtir... Böyle düşünenler küfre ve yalana batmış, olduklarından dolayı..

Kafirin küfrünü ve şerrini, KAZA VE KADERE bağlayıp, kabahatlerini örtmek için böyle düşünceleri edinmişlerdir.

Sünni Ekol kaza ve kaderi aşagıdaki ayetlere dayandırır.

Zümer suresine "... Tanrı herşeyi yaratandır, herşey O'nun Yanında muhafaza edilmiştir." Zümer Suresi ayet 62.

".... Tanrı kimi dilerse sApıklığa, kimi dilerse hidayete sevk eder... Nahl Suresi 93"

"... Tanrı Kimi dilerse onu doğru yola iletir. Bakara 142. ayet"

"... Tanrı, onların hem kalpleri hem de kulakları üstüne mühür başmış, gözlerinin üzerine bir de perde çekmiştir. Bakara 7."

Öncelikle Degerli Canlar...

Zümer suresi'in orijinalinde geçen... "KÜL KÜLLİN MİNİNDİLLAHİ" ayetinin zahirine bakıldığında.. Herşeyin yapıcısı ve yaratıcısının Tanrı olması gerekir.Oysa bu düşünce yani hayır ve şerrin Allah'tan gelmesi şeytanın gidişatıdır. Buradaki "KÜLL" SÖZCÜĞÜNÜN "BAZI" anlamı taşıdığının bilinmesinde yarar vardır..

Nitekim, benzer şekilde Hz. İbrahim (as.) in öyküsünde, Bakara suresinin 260. ayetinde "KÜLL" SÖZCÜĞÜ "BAZI " ANLAMI taşımaktadır... Yine Neml suresinin 23. ayetinde belkıs olayında "KÜLL" SÖZCÜĞÜ yine bazı anlamı taşıdığı kolaylıkla görülür..

".... Tanrı kimi dilerse sapIklığa, kimi dilerse hidayete sevk eder... Nahl Suresi 93"[/B]

Ayeti ise... zahir anlamın aksine... Burada geçen "HİDAYET" sözcüğünün iki anlamı vardır.

Birincisi... irşat ve beyan, diyeri ise lütuf ve ihsan " bağış" anlamına gelir. Her ikisi de bütün insanlar için.. gerek mümin =iman eden... gerekse kafir "inanmayan" hakkında çoğul anlamını taşır.

Yüce Tanrı müminlere bağışladığı lutfu, irşadı, peygamberler göndermesi,kudret ve imkan vermesi,aklıl ve buna benzer şeyleri kafirlere de bağışlamıştır. Böyle olmasaydı. o zaman, kafirler Tanrı'ya

"..Ey Tanrı'! Sen bizim göz ve kulaklarımızı mühürleyip hakkı "gerçeği" görmek ve işitmek kuvvet ve kudretini vermedin" dediklerinde Tanrı'nın kafirlere karşı sorumlu olması gerekirdi...

Halbu ki Tanrı Nisa suresi ayet 165 te "... Ta ki Peygamberlerden sonra insanların Tanrı'ya karşı bahaneleri olmasın..." Yani; peygamberleri, insanların bana karşı bahaneleri olmaması için gönderdim. çünkü kullarıma delil ve burhan getirmek benim Tanrısal hakkımdır. ...

Bu nedenle buradaki hidayetten maksat, Tanrı'nın lutfu'nun çokluğudur. "Hidayet'i İlahi" , Tanrı'nın lutuf anlamını taşımaz olsaydı.. Allah'a imanı olmyanları imana çağırmak beyhude olurdu...

".... Tanrı kimi dilerse sapIklığa, kimi dilerse hidayete sevk eder... Nahl Suresi 93"

Kur'anın orijinalinde gecen "delalet" sözcüğünün asıl anlamı, yukarıda verildiği gibi... helak "*****lık" olarak kullanılır... Ama "delalet" sözcüğü, Yüce Tanrı'ya isnat edildigi zaman HELAK "ÖLÜM" VE AZAP "İŞKENCE" anlamını taşır...

Benzer şekilde... "..Tanrı, zalimleri delalete uğratır.. İbrahim suresi 27"

Burada geçen Tanrı'nın delalete uğratması, yani zalimlere işkence verilmesi demek olur. Zalim olduklarından dolayı....

Kötülük Tanrı'dan değil yani onun dışındadır. Yine aşağıdaki ayetleri ibretle izleyelim...

"... And olsun ki şeytan içinizden birçok halkı saptırmıştı.. Yasin , 62"

yani şeytan , sizin aranızdan pek çoğunu doğru yoldan ayırmıştır.

Yine benzer şekilde... ".. Firavun, milletini saptırdı, doğru yola iletmedi. Taha suresi 79"

Yüce Tanrı kullarını saptırıp yoldan çıkartsaydı, bu isnadı kendisinden başkalarına isnad etmezdi...

Bu nedenle yukarıdaki eyetlere sünnilerin getirdiği anlamlar KÜFRDÜR ALLAH'A ŞİRK KOŞMAKTIR...

Hayır ve Şer Allah'tan mı?
Sünni tarikatleri o kadar ileri gitmiştir ki yaptıkları *****lıkları ve küfrü direkt Allah'a yüklemiş ve sorumlu tutmuşlardır...

örneğin,

Cebriye [mürciye] denilen fırka (Bize imanı veren de ibadet ettiren de Allahtır. Allah her işi zorla yaptırır. İnsan kaderine mahkumdur. Hiç kimse, işlediği günahtan mesul değildir) ) diyerek şu âyetleri delil olarak gösteriyor:

(Allah, dilediğini hidayete kavuşturur, dilediğini dalalette bırakır.) [İbrahim 4]

(Eğer rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi iman ederdi. O halde inanmaları için insanları zorlayacak mısın? Allahın izni olmadıkça, hiç kimse, iman edemez.) [Yunus-99,100]

(Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allahtır.) [Saffat 96]

işte Bu yezit zihniyeti Kader anlayışıdır..

Cebriyye fırkası, İnsan istese de, istemese de her hareketini, her işini Allah yaratır. İnsanın her işi, ağaç yapraklarının rüzgardan sallanması gibidir. Her şeyi Allah zorla yaptırıyor.) dediler. Böyle söylemek küfürdür. Elin titremesi başkadır. İsteyerek oynatması başkadır. Kur'an-ı kerimde buyuruldu ki: (İsteyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. İnkârcılara cehennem ateşini hazırladık.) [Kehf 29]

Allah zorla inandırırsa niye isteyen iman etsin, dileyen inkâr etsin diyecek ki? Demek ki Allah, insana bir irade verdi. İnanmak da inkâr etmek de insanın elindedir. Eğer Allah zorla küfre soksa veya zorla günah işletse, hâşâ zulmetmiş olmaz mı? Yarın ahirette kâfir, Allaha, “Hidayete kavuşturan sendin, dalalette, küfürde bırakan da sendin. Bana iman ettirmedin, beni dalalette bıraktın ben de küfür işledim, şimdi beni kendi yaptığın işten dolayı sorguya mı çekiyorsun?” demez mi? Allahü teâlâ hiç adaletsiz iş yapar mı? İnsanlara zulmeder mi? Kur'an-ı kerimde buyuruldu ki:

(Allahü teâlâ, onlara zulmetmez. Onlar, kendilerine zulmediyorlar.) [Nahl 33]
Bir cebriyeci kendisine haksız saldırana kızar, ensesine bir tokat vursan, “ne yapıyorsun” der, ona “Kader böyle, bunları yapan Allahtır desen, sana hak verir mi? Cebriyeciler, (Kâfirler mâzurdur. Çünkü, işleri yapan Allahtır. Bunlar, mecburdur) diyorlar. Bu sözleri küfürdür. Kur’anı kerimde buyuruluyor ki:

(Onları hesap mahallinde durdurun! Hesap olunacaklardır.) [Saffat 24]

(Rabbin hakkı için, onların hepsini yaptıklarından dolayı sorguya çekeceğiz.) [Hicr 92, 93]

(Zerre kadar hayır ve şer işleyen, karşılığını görür.) [Zilzal 7,8]

(Kişi önceden ne hazırladığını, ne getirdiğini görecektir.) [Tekvir 14]

“Bize herşeyi Allah yaptırıyor. Bizim hiçbir gücümüz yok ve biz hiçiz“

yukarıdaki sözleri söyleyen


sünni islam inancı yaptıkları kötülük ve fenalıkları Allah'a yüklemeye kendilerini temize çıkarmaya çabalayan yezit ve muaviye islamıdır..

şerrin Allahtan geldiğine iman islamın ve Kur'anın değil, yezit ve mueviye dinin inancıdır amentusudur..

Sünni inancın takındığı kaderci tutum ve savunduğu mistik anlayışla sadece İslam’daki “cüz-i irade“ kavramını yok saymakla kalmıyor, aynı zamanda güçlü bir “imtihan” felsefesini de tarumar ediyor... cennet-cehennem mahşer inancını yerle bir edeyor.. çünkü fenalığın yapıcısı Allah gösteriliyor.. insanlar ise, ipleri Allah'ın elinde kuklalar .. yani seneryoyu allah yazıyor, biz artisler oynuyoruz.. öyle ise, ne gerek mahşere soruguya..

sen yazdın ben oynadım demez miyim..

oysa gerçekler hiçde onların anlattığı gibi değil..

Hıristiyan inancından farklı olarak, İslam teolojisinde muazzam bir “imtihan” müessesi vardır. Bu müessese insanoğlunun “irade sahibi” bir mahluk olduğunun ve kendi cüz-i iradesi çerçevesinde yapacağı tercihler konusunda özgür bırakıldığının işaretidir.

Allah Kur-an’da, O‘na yardımcı olduğumuz takdirde yardımını bulabileceğimizi açık bir dille ilan eder;


“....Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır....” (47:7--- Muhammed Suresi Ayet 7)


Yine bu irade sayesindedir ki; başımıza gelen bütün güzellikler O’nun lütuf ve rahmetinin tezahürüdür; bütün kötülükler ise, kendi irademizle yaptığımız tercihlerin acı sonucudur.

“.....Başınıza her ne musibet gelirse kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.....” (42:30-- Şuara Suresi Ayet 30)


Gerçek apaçık ortadayken, yezidin müritleri şerri Allah'a atfeder, günahlarından ve fenahlıklarından Allahı sorumlu tutarlar, Tüm bunların sebebi Yezidin İmam Hüseyin'ii şehit etmesiyle ortaya çıktı

yezidi aklamya çabalayan emevi alimleri Şerrin allah'tan geldiği yalanını ve iftirası ortaya attılar..

Yüce Allah bizleri Kur'an ve Kur'anın gerçek yorumcuları, hz. Muhammed Mustafa'nın temiz soyu Evlad-ı Resul seyid dede Pir ve ve mürşitlerimizden ayırmasın

Allah Eyvallah

Şeriat mahkemesinde dede'ye Kadı Sordu?
-- Osmanlı Devleti'nin Yeniçeriliği ortadan kaldırdığı ve Alevi / Bektaşi inancına sahip dedeleri katledip astığı bir dönemdeyiz. Padişah 2. Mahmut Halife sıfatı takınmış, Allah adına hükümleri Padişah veriyor. Şeyhülislam ise çıkardığı fetvalarla Anadolu'da ki Alevi Bektaşileri yani Kızılbaşları yok ediyor, Sünni olmaları için bir elde kılıç bir elde Kuran'la üstlerine gidiyordu..

-- İsmail Özmen ve Yusuf Koçak'ın hazırladığı ve belgeleri ile ortaya döktüğü kitabı buraya yazmayı gerekli gördüm ki, dedelerimiz ceddimiz bu asrın yezidin elinden neler çektiği göstermek içindir..

Şeriat mahkesinde yargılanan Hacı bektaş Dergahı Piri Evlad-ı Resul dede Hacı Bektaş Veli soyunun devamı Hamdullah Çelebi Hazretleri'ne KADI SORDU:


Kadı:

SORU: Şeyh Efendi, hem Allah’a inanıyoruz diyorsun, hem hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmıyorsun. Bu MÜNAFIKlLIK küfür değil mi?


PİR HAMDULLAH ÇELEBİ:


[B]Hamdullah Dede: Allah hayrı yaratır, çünkü bizim yaratılışımız fetret-i ilahi hayırdır. Görmemiz, duymamız söylememiz, yememiz, içmemiz, gözümüz, kulağımız hayırdır. Elimiz, ayağımız hayır için yaratılmıştır.

Kişi bunlarla yaptığı kötülükten mesuldür. Allah’ın adı ve sıfatları içinde acıyan bağışlayan esirgeyen seven af eden nimet veren olduğu halde şer veren şeyler, kötü, kötülük, şer adı yoktur.

Kötü olayın faili fiildir. Suçlu o fiili işleyendir. Mücrim mahkemeye geldiğinde kadı cezayı mücrime verir. Allah’tan geldi, şeytandan geldi diye başka fail aranmaz.


Niğde’den Gelen Müftü: Şeyh Efendi, Allah’tan kork, peygamberden utan! Hayrı şerri, kazayı kaderi yaratan Allah’tır. Küllü şeyin halikın ayetine inkârın var senin.

Hamdullah Dede: Efendim Müftü Hazretleri, insan hayra da şerre de bizzat kendisi vesiledir. Hayrı da kendi yaratır. Şerri de kendi yaradır. Hayrı yaratıp hayırlı hayır iş yapana Allah ecr-i lütuf verir, hayırdan faydalanan kullardan dua alır. Mükâfat, devlet maaşı, taltif alır. Şerri yaratan şer iş yapar. Şerri işleyen Allah’tan günahın cezasını alır. Kullarından beddua ve hapislik cezası alır.

Kişi kazayı da kendi yaratır. Mesul kendisi tutulur. Biz Müslümanlar kadere inanmayız. Eskiden beri kaderci değiliz.Bize böyle yerleşmiş böyle devam ediyor. Biz Müslümanlar her işimizde Allah adını anarak, Allah adına hayır işleri yaparız. Şer iş ise Allah adına Allah namı hesabına yapılmaz. Bu da biline.

**Kadı, postun solunda oturan Müftü’ye yaklaşarak, yumruğunu yere vurur ve “Soracaklarını tamamla Müftü Efendi” der. Müftü, Hamdullah Efendi’nin idamını geciktirmek, Kadı ise hemen idam ettirmek istemektedir. Hamdullah Efendi bir hafta içinde idam edilmezse padişahtan tanzir ve ceza alacağını düşünmektedir.

İstanbul Alevi-Bektaşi dergâhlarında ve Eskişehir Seydigazi Dergâhında bir katliam yaptırılmış, bunu yapan devlet görevlilerine Padişah ödüller vermiştir. Kırşehir Kadısı da böyle bir ödüle konmayı düşlemekte ve Hamdullah Çelebi’yi Cuma günü asmayı düşünmektedir.

**Ertesi Gün

**Kadı, mahkemeyi başlatır. Postuna oturur, ayakta duran Çelebi Şeyh Hamdullah’a sorar.

Kadı: Söyle bakıyım, bu münafıklığına devam edecek misin? Ehl-i Sünnet yoluna beli diyerek iman getirecek misin?

Hamdullah Dede:

Sizin Eh-li Sünnetiz demekle adalet ve sevgi ile hiç alakanız yoktur. Bana kaç gündür bu tacizane yaptığınız zulmü yürüden devletin kadısının çağırdığı yola Müslümanlığımdan geçip de tensip mi edeceğimi istiyorsunuz?

Hz. Ali’nin buyruğu, kendi ağzından ilk çıktığı gibi inandığımız sözü bana gereken kuvveti veriyor. Buyuruyor ki, “

Mazlumun zalimden öç alacağı gün, zalimin mazluma zulmettiği günden daha çetin olacaktır.” Dediğine inanıyorum. Size acıyarak tebliğ ediyorum, zalimsiniz, zulümde hattı aştınız!

Hz. Ali

Her şeyi Allah'ın kaza ve kaderine bağlayanlara söyle seslenir:

"...Yazık sana, sen kazayı yerine gelmesi, kaderin mutlaka olması gerekli sanmadasın. İş böyle olsaydı sevap ve ikap (eziyet) batıl olur, vaat ve vaadin ortadan kalkması icap ederdi.


Oysa ki noksan sıfatlarda münezzeh olan Allah, kullarını yapacakları işlerde muhayyer bırakarak emretmiş, kötülüklerden çekinmelerini bildirerek nehyetmiştir.

Emir de, nehiy de, kullun ihtiyarını ortadan kaldırmamış, kudretini yok etmemiştir. Onlara kolay olanı teklif etmiş, zor olanı buyurmamıştır. Az iyiliğe çok sevap vermiştir. Kul mağlup olarak isyan etmez, mecbur olarak itaatte bulunmaz.

O peygamberleri bir oyun için göndermemiş, kitabı abes olarak indirmemiş, gökleri ve yeryüzünü, ikisi arasında yaratılanları boş yere yaratmamıştır. Bu kafir olanların zannı. Artık vay haline kafirlerin" demiştir.

"Hakimiyet Allah'ındır" diyenlere seslenir:

"Evet hakimiyet Allah'ındır ama, devletleri insanlar yönetir."


KAYNAK: Hz. Ali, Nehc’ül - Belaga, Çev. Abdulbaki Gölpınarlı, Der yay. s. 392

My Last Threads
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


[-]
Hemen Paylaş! (Hepsini Göster)
Facebook Twitter Technorati Linkedin Digg MySpace Delicious

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir