Bu Konuyu Okuyanlar: 1 ZiyaretÇi
Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Medrese Şiîliği, Alevîliği yutar mı
06-27-2018, 03:17 AM
Mesaj: #1
Medrese Şiîliği, Alevîliği yutar mı
Medrese Şiîliği, Alevîliği yutar mı


Şiîlik, ülkemizde yaşayan Alevîler üzerinde bir tehdit olarak algılanıyor ve Şiîliğin Alevîliği yutacağı endişesi, birçok kesim tarafından açıkça dillendiriliyor.


Türkiye’de maalesef birçok konu, temel kavramlar bilinmeden tartışılıyor. Kavramların içini farklı şekilde dolduran taraflar, çoğu kere aynı şeyleri anlatsa da kavramların içini farklı doldurdukları için anlaşamıyorlar. Hatta birkaç cümleden sonra iş ağız dalaşına dönüyor. Ülkemizde yaşanan bu kavram kargaşalarından biri de Şiî, Alevî, Caferî, Kızılbaş, Bektaşî gibi Ehl-i Beyt (a) bağlısı topluluklar hakkında yaşanıyor. Şiîlik, ülkemizde yaşayan Alevîler üzerinde bir tehdit olarak algılanıyor ve Şiîliğin Alevîliği yutacağı endişesi, birçok kesim tarafından açıkça dillendiriliyor.
Konuyu anlamak ve tartışmalara vakıf olmak için önce kavramlarla başlayalım.
ŞİÎLİK VE ALEVÎLİK
Şiî, cins isim olarak Arapçada “taraftar” anlamına gelir. Kelime daha Hz. Muhammed (s) hayatta iken Hz. Ali’nin (a) yakın arkadaşlarını ifade etmek amacıyla kullanılmıştır. Hz. Muhammed’den sonra itikadi ve siyasi bir içerik de kazanan Şiî kelimesi, Hz. Ali taraftarlarının genel adı olmuştur. Bu bağlamda Zeydîler[i] ve İsmailîler[ii] de Caferîler[iii] gibi Şiî gruplar arasındadır. Ülkemizde ve çevre coğrafyada geçmişte Kızılbaşlık ve Bektaşîlik adlarıyla anılan Alevî topluluklar ise Caferî kimliğini taşırlar. Sözlü gelenekte halen yaşayan bu husus, Alevîliğin yazılı kaynaklarında da sayısız kere tekrarlanmıştır. Bu bağlamda Alevîlik de Şiî topluluklar arasındadır. Şiîlik/Caferîlik, Alevîler için de bir üst kimlik olarak günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.
Bugün İran, Irak ve Lübnan gibi bazı ülkelerde Şiîlik olarak tanımlanan olgu, gerçekte Medrese Şiîliğidir. Medresenin etkisi altında gelişen ve yayılan bu Şiîlik türü, şeriat kalıplarını esas alır. Nüfusunun fazlalığı ve kurumsal kimliğinin etkisiyle Şiîliğin diğer şubelerine nazaran merkezi bir yer işgal eder.
İRAN VE ALEVÎLER


1979 İran’da yaşanan rejim değişikliği, ülkemizde bir refleks yarattı. İran rejiminin Alevîleri etkisi altına almasından endişe eden bu refleks, İran’da yaşanan Şiîlik[iv] ile Alevîlik arasındaki mesafeyi korumaya çalıştı. Alevîlik ile Şiîliğin farklı olduğu, Şiîlerin Sünnîlerle daha benzerlik taşıdığı ve Alevîlik ile Şiîlik arasında Ehl-i Beyt sevgisi dışında başka benzerlik olmadığı temelinde yapılan çalışmalar büyük oranda meyvesini verdi de. İlk dönemlerde İran rejiminin etkisi büyük oranda kırıldı ve Alevîler, Medrese Şiîliğinin etkisinden korundu.
Ne var ki, gerçek bilgilere dayanmayan bu refleks, uzun süreli sonuçlar doğurmadı. Propaganda unsurları birkaç açıdan yanlıştı.
Birincisi; İran’da yaşayan Şiîler ile ülkemizde yaşayan Alevîler arasında güçlü tarihi bağlar bulunmaktadır. Bir kere, Medrese Şiîliğini Farslar arasında yayan Şah İsmail ve Kızılbaşları idi. Yani bugünkü Alevî toplumunun ataları. İran’ı en azından yüzyıl boyunca Kızılbaş beyleri yönetti. Bugün İran’da yaşayan Kızılbaşlar olduğu gibi, Medrese Şiîlerinin önemli bölümü Türklerden oluşmaktadır. İran dini lideri Ayetullah Hamaney’in Türk kökenli olduğunu söylemek yeterli fikir verecektir sanırım.
İkincisi; Medrese Şiîliği ile Alevîliğin inanç esasları neredeyse aynıdır. Özellikle temel inançlar konusunda hiçbir farklılık yoktur. Alevîlikte Allah-Muhammed-Ali olarak formüle edilen bu inançlar Medrese Şiîliğinde de aynı şekildedir. Allah’ın varlığı ve birliği; Hz. Muhammed’e ve bütün peygamberlere iman; On İki İmam inancı hem Medrese Şiîliğinin ve hem de Alevîliğin taşıyıcı sütunlarıdır.
Üçüncüsü; “tek benzerlik Ehl-i Beyt” deyip Ehl-i Beyt’i sıradan ve basit bir figür durumuna düşürmek doğru değildir. Çünkü hem Medrese Şiîliği ve hem de Alevîlik için merkezi kavramlardan biri Ehl-i Beyt’tir.
MEVCUT DURUM
Alevîliği Medrese Şiîliğinin etkisinden korumak için yapılan bu çalışmalar ancak kısa süreli sonuçlar verdi. Uzun vadeli çözüm üretmesi zaten beklenemezdi. Çünkü uygulanan tedavi pansuman niteliğindeydi.
Bugün ise durum biraz farklıdır. Sayısı bilinmeyen Alevî kökenli önemli bir kitle (özellikle gençler), Medrese Şiîliğinin etkisi altına girmiş bulunmaktadır. Hatta bunlardan bir kısmı Alevîliğin tarihi ve kültürel değerlerine düşmanlaşmış, Türklük bilincinden uzaklaşmış ve şeriat kalıpları içine girmiştir. Kendini dinin merkezinde gören bu yapı, Fars kültürel rengini almış gibidir. Hatta kişisel bir tecrübe olarak kaydetmekte yarar var: Bundan birkaç yıl önce Cem Vakfı’nın Yenibosna’daki merkez binasında İran Devriminin ideologlarından Ali Şeriati’ye ait kitapların sergilendiğini görünce oldukça şaşırmıştım. Çünkü Ali Şeriati, Kızılbaşlara hakaretlerle dolu “Ali Şiası Safevi Şiası” başlıklı bir zırvanın, ahmak yazarıdır. (Siz Ali Şiası’nı Fars Şiası olarak okuyun. Tabii ki Safevi Şiası’nı da Türk Şiası.)
Bu durum Alevî toplumunun genelinde bir tedirginlik yaratmış ve Medrese Şiîliğinin Alevîliği yutacağına dair endişeye sevk etmiştir. Nedenlerine daha sonra değineceğimiz üzere, bu endişe haklıdır ancak abartılıdır.
ASIL SORUN NEDİR?
Alevî toplumunun ana bünyesini oluşturan kütlenin Medrese Şiîliğinin etkisine gösterdiği tepki değişik boyutlardadır. Yok saymadan düşman görmeye kadar geniş bir skalada farklılık gösteren bu tepki, şeriat ibadetlerini yok saymaya ve İslam’da aslında şeriat ibadetlerinin olmadığına dair bilgi üretmeye kadar varmıştır. Oysa şeriat ibadetleri de, Alevîliğin yazılı kaynaklarında diğer ibadetler gibi ustalıkla işlenmiştir. Şeriat ibadetleri esasen Alevîliğe dışarıdan ithal edilecek şeyler değildir, zaten Alevîliğin geleneğinde olan hususlardır. Bunları yok saymanın imkânı yoktur.
Alevîliği, Medrese Şiîliği karşısında zayıf düşüren iki temel husus vardır ve bunlardan hiç biri şeriat ibadetlerine rağbet edilmesiyle ilgili değildir.
Birincisi; şeriat ibadetlerini yerine getirmek ile şeriat kalıplarına girmek başka şeylerdir. Kişinin namaz kılıp oruç tutması ile mesela karşı cinsle tokalaşmaması hatta konuşmaması arasında fark vardır. Alevîliği tehdit eden Alevî çocuklarının şeriat ibadetlerini yerine getirmesi değildir, şeriat kalıplarına girmesidir. Mesela her şeye cinsel kodlarla bakmasıdır. Kılık kıyafet, konuşma biçimi, jestleri-mimikleri, gözlerindeki ifade, taşıdıkları semboller, oturup kalkmalarına kadar Alevî olmayan her şeydir.
İkincisi; Alevîliğin şeriat kapısı dışındaki kapılarındaki uygulamalarının tedavülden kalkmaya başlamasıdır. Mesela gençlerin neredeyse tamamı hangi ocağa bağlı olduğunu bilmemektedir. Bunun gibi; cem erkânı hakkı ile yerine getirilmemekte, musahiplik (ahret kardeşliği) sadece sözde kalmaktadır. Alevîlik adı var içi yok bir şekle girince, haliyle içi başka biçimlerde doldurulmaktadır.
ALEVÎLİĞİN AVANTAJLARI
Esasen Alevîlik, Medrese Şiîliğinin bir üst bilincini ifade eder. Hayata şeriat kapısından değil, tarikat kapısından hatta daha seçkinleri marifet ve hakikat kapılarından bakarlar. Basitçe anlatmak gerekirse dört katlı bir binanın birinci katından görünen manzara Medrese Şiîlerinin ufkunu, diğer katlardan görünen manzara ise Alevîlerin bakış açısını ifade eder. “Şah İsmail ve Kızılbaşlar Farsları Alevî değil de neden Medrese Şiîsi yaptılar?” sorusunun cevabı da tam da burada cevabını bulmaktadır. İlk kat geçilmeden diğerlerine çıkılmaz da ondan.[v]
Şaşılacak şey değildir: Medrese Şiîliğinin etkisi altında kalan Alevî gençler, zamanla şeriatın dar kalıplarından bıkıp özlerine geri dönmektedir. En azından benim şahit olduğum sayısız tecrübenin gösterdiği üzere, söz konusu gençler kendi benliklerine daha güçlü şekilde sahip çıkmaktadırlar. İslam’ın özüne ve ahlakına odaklanan Alevî bakışı, ilahi aşkı merkeze alan Alevî imanı Medrese Şiîliğine karşı her zaman daha avantajlı konumdadır. Bundan beş yüz yıl önce Kızılbaşlar, Medrese Şiîliğine işte bu avantajları kullanarak hamilik ve ağabeylik yaptılar.
Alevîliğin Medrese Şiîliği karşısındaki bir diğer avantajı, ekonomik rant alanına dönüşmemiş olmasıdır. Elbette Medrese Şiîlerinin tamamını itham etmek doğru değil, ancak inancın bir rant alanına dönüşmesi Medrese Şiîlerinin kurumsal yapısında gözle görülür haldedir.
Esasen Medrese Şiîleri ile Alevîler arasında karşılıklı bir etkileşim olmasında, eşit taraflar olarak çalışmalar yapılmasında bir beis yoktur. Hatta birbirini karşılıklı ve doğru tanımak namına bu etkileşim olmalıdır da. Aleviler, kendi yazılı ve sözlü kaynaklarına bakıp Aleviliğin bilgi ve anlam evrenine vakıf olduklarında, kendilerini Medrese Şiiliği karşısında zayıf görmeyeceklerdir.
NE YAPMALI?
Medrese Şiîliği, Alevîliği yutar mı? Bence yutmaz, yutamaz. Alevîliğin bünyesi ve yapısı Medrese Şiîliğinin bünyesine uygun değildir. Kişisel bazı tercihlerin elbette önüne geçilemez ama toplumsal olarak Medrese Şiîliğinin Alevîliği yutması mümkün değildir. Yutmaya kalksa bile, sonunda kusar. Alevîlik de o bünyede rahat durmaz, duramaz. Bu tecrübe sonucunda yutan da yutulan da birbirinden daha uzaklaşır.
O halde ne yapmalı?
Soru; “Medrese Şiîliği Alevîliği yutar mı?” değil de “Alevîlik nasıl ayakta durur ve süreklilik arz eden bir yapıya kavuşur?” şeklinde sorulursa daha doğru bir iş yapılmış olur. Çünkü Alevîlik üzerindeki tehdit, sadece Medrese Şiîleri değildir. Sünnîleşmekten tutun da Çağdaş Haricîler Ali’sizlere kadar geniş bir yelpazede çok sayıda tehdit saymak mümkündür. Alevîliğin bu tehditlerden birine karşı kendini konumlaması, diğer tehditlere karşı zayıf kalması anlamına gelir. Oysa Alevîlik kendi yazılı ve sözlü kaynaklarına dayanarak kendini yapılandırır ve süreklilik arz eden bir yapıya kavuşursa bütün tehditlere karşı bağışıklık kazanmış olur. Hepsi vız gelir, tırıs gider.
Peki, o zaman soruyu doğru soralım: Alevîlik nasıl ayakta durur ve süreklilik arz eden bir yapıya kavuşur?
İki şey yapmak gerekir.
Birincisi; Alevîliğin yazılı ve sözlü kaynaklarına dayanarak kirletilen bilgi ve anlam evrenini temizlemektir. Kur’ân-ı Kerim’in ve Ehl-i Beyt’in buyruklarını Türk aklıyla algılamak ve yorumlamaktır. Hacı Bektaşlar, Şah İsmailler bu yolu nasıl sürüyorsa, işin özüne odaklanarak öyle sürmektir.
İkincisi; Türk milli bilincine sahip çıkmaktır. Türk kültürünü yaşamak, korumak ve geliştirmektir. Başka bir ulusun veya kültürün etkisi altında (hele ki din adı altında yayılıyorsa, en tehlikelisi de budur) kalmamak için Türklük bilinci şarttır. Çünkü başta Hacı Bektaş Veli ve Şah İsmail olmak üzere bütün Hak erenleri, yolu böyle ayakta tuttular, yarına böyle taşıdılar. Günümüz Alevîlerinin de bunu başarmaması için hiçbir gerçek engel bulunmuyor.
Sonnotlar
[i] İmam Zeynel Abidin’den sonra imametin oğlu Zeyd’e kaldığına inanan Şiî fırkası.
[ii] İmam Cafer Sadık’tan sonra imametin oğlu İsmail’e kaldığına inanan Şiî fırkası.
[iii] On İki İmam Şiîliği. İsnaaşeriye.
[iv] Sadece Şiîlik denildi çok kere. Esasen Medrese Şiîliği demek gerekir.
[v] Elbette bunda Türklerin ve Farsların yaşam biçimlerinin de etkisini unutmamak gerekir.
Ali Rıza Özdemir

Odatv.com
My Last Threads


Alevi forum,alevi köyleri,alevi türküleri,alevi ünlüler,alevi sözleri,alevilik nedir,alevi nedir
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


[-]
Hemen Paylaş! (Hepsini Göster)
Facebook Twitter Technorati Linkedin Digg MySpace Delicious

Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  MEB yeni müfredatta Aleviliği yok saydı çerağ 0 572 07-25-2017 02:21 AM
Son Mesaj: çerağ
  İngiltere Aleviliği resmen tanıdı… çerağ 0 1,365 10-07-2015 11:44 PM
Son Mesaj: çerağ
  Ortodoks Solcular Aleviliği Kirletiyor Admin 0 1,272 11-07-2013 02:09 AM
Son Mesaj: Admin
  Alevilerin ihtiyacı medrese Admin 0 1,092 10-03-2013 12:32 AM
Son Mesaj: Admin
  Neşet Ertaş’ın Aleviliği Admin 0 1,321 05-17-2013 05:57 PM
Son Mesaj: Admin

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir