Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Mehmet Nuri Conker'in kızı Kıymet Tesal anlatıyor...
01-13-2019, 02:08 AM
Yorum: #1
Mehmet Nuri Conker'in kızı Kıymet Tesal anlatıyor...
Kıymet Hanım, liseyi bitirdikten sonra İngiltere’ye gitmiş. Yıl 1935, cumhuriyetin 12. kuruluş yıldönümü. Kıymet Hanım ilk kez bir Cumhuriyet Bayramı’nı yurdundan uzakta geçiriyormuş. Yalnızmış, üzgünmüş. Aklına, kaldığı yurttan Atatürk’e bir telgraf çekip onun Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamak gelmiş. Almış eline kâğıdı kalemi ve “Atatürk-Ankara” adresine kısacık bir kutlama telgrafı göndermiş.
Telgrafın sonrasını şöyle anlattı:
“Akşam oldu, yattım. Benim yattığım odanın hemen yanında müdire hanımın odası vardı. Ben telgrafı çekeli henüz 10 saat olmuş olmamıştı ki, müdire hanımın odasındaki telefon çaldı, bu sese uyandım. Baktım, müdire hanım harf harf bir şeyi yazıyor, yabancı bir dilde kendisine metin dikte ettirildiğini düşündüm, sonra dikkat ettim, baktım, yazdıkları Türkçe idi. Bu bir telgraftı ve altındaki imza Atatürk idi (Tebrikini aldım, babanla beraber ben de sizi tebrik ederim kızım) diyordu. Bu telgrafı hâlâ saklıyorum.”

Kıymet Tesal, bir yıl geriye döndü sonra, İran Şahı’nın Türkiye’ye gelişini anımsadı. 1934 yılında olmuş olay. İran Şahı gelecekmiş, ama gelmeden önce bir mesaj göndermiş, (Ben gelince otelde kalmam, boyum da iki metredir) diye. Atatürk de konuk Şah’ı halkevi binasında ağırlamayı düşünmüş, Şah için özel bir oda hazırlanmış. Tabii bir de özel yatak sipariş edilmiş, iki metre boyunda…
Atatürk, İran Şahı’nı genç Türkiye Cumhuriyeti’ne hayran bırakmak niyetindeymiş. Ona öyle şeyler göstermek istiyormuş ki, Şah, Türkiye Cumhuriyeti’nin kısa zamanda nereden nereye geldiğini düşünsün ve şaşırsın.
Bu, Batılı anlamda bir gösteri olmalıydı Atatürk’e göre. Uzun süre ne olabilir diye düşünmüş, sonra “Bir opera sahnelensin” demiş.
Kıymet hanım, “O tarihte ne opera binamız var, ne opera sanatçımız var, ne opera bestecimiz, ama Atatürk istediği için hazırlıklarına başlanıldı” dedi. İstanbul Belediyesi Musiki Cemiyeti ile Ankara Musiki Mektebi’nin sesi en güzel öğrencileri ile Ankara’daki liselerde okuyan güzel sesli öğrenciler toplanmış önce. Bir koro oluşturulmuş. Bedii Yönetgen koro şefi olmuş, Nurullah Taşkıran bas, Nimet Vahit Hanım soprano olarak görevlendirilmiş. Münir Hayri Egeli “Özsoy Operası” adlı bir opera metni yazmış. Bir ormanda kurt ile aslanın ikiz kardeş olarak doğup büyüdüklerini anlatan… Kurt Türkiye’nin sembolü, aslan da İran’ın sembolü…
O yıllarda yurt dışındaki öğrenimini tamamlayıp yurda yeni dönmüş olan Ahmet Adnan Saygun da bestelemiş bu operayı.
Sonrasını Kıymet Tesal’in ağzından dinleyelim:
“Beni de sesim güzel olduğu için koroya seçtiler. Üstelik koro şefi yaptılar. Hemen hemen her gün halkevine gidiyor, çalışmalar yapıyordum. İran Şahı’nın boyunun iki metre olduğunu nereden mi öğrendim? Atatürk de arada bir gelir, Şah için hazırlanan odanın durumuna bakar, bizi izlerdi. Şah halkevinde kalacağı için, kendisine hazırlanan yatağı gördüm. Atatürk’ün konuşmalarını duydum. Ordan biliyorum.”
Ve Şah gelmiş, halkevinde misafir edilmiş, iki metrelik yatakta yatırılmış, “Özsoy Operası”nı izlemiş Şah ve Atatürk’ün istediğinden çok daha fazla hayran kalmış genç Türkiye Cumhuriyeti’ne…

Atatürk’ün yaveri Cevdet Tolgay’ın anlattıklarını hatırladım Kıymet Tesal ile konuşurken. Atatürk, Nuri Conker ile poker oynamayı ve Conker’i yenip parasını alıp onu kızdırmayı çok severmiş. Kıymet Hanım’a sordum, “Bu konuyla ilgili bir anınız var mı?” diye.
“Doğrudur, babamla poker oynamaktan çok hoşlanırdı ve özellikle babamı yenip parasını alırsa çocuklar gibi sevinir, babamı da kızdırırdı” dedi Kıymet Tesal ve devam etti:
“Bir gün akşam geç saatlerde babam eve geldi. Bir baktım, üzerinde siyah renkli bir pardesü var. Ama babamın pardesüsü değil. Kolları da dirseklerinde, omuzları dar, boyu kısa geliyor. O yıllarda çocuklar babalarına doğrudan pek soru soramazlardı, merak ettiğim halde nedir bu hal diye soramadım. Annem sordu. Babam da anlattı. Atatürk ve babam poker oynamışlar. Atatürk babamı yenmiş, parasını almış, çok da kızdırmış. Babam parasını geri istemiş, Atatürk vermemiş. Babam da (Öyleyse senin pardesünü alırım, ödeşiriz) demiş, Atatürk de (Al…) demiş. Babam almış pardesüyü, giymiş. Atatürk’ten yapılı olduğu için pardesü küçük gelmiş tabii. Neyse, ertesi gün pardesüyü köşke gönderdi. Üzülürüm bu olaya, keşke pardesüyü göndermeseydi de Atatürk’ten bize güzel bir hatıra olarak kalsaydı, saklasaydık diye…”

Nuri Conker ile Atatürk’ün arkadaşlıklarının ne denli eskiye uzandığını ve ne ölçüde samimi olduğunu daha önce anlamıştık. İşte bu samimiyet havası içinde, Nuri Conker her gece Atatürk’ün sofrasında bulunduğu için, bir geceyi evinde geçirmek istemiş. Hem de öyle bir gece ki, Conker’in 50 yaşına girdiği gece…
Nuri Conker o gün evde kalmış, dışarı çıkmamış. Atatürk de akşam sofrasında Nuri Conker’i göremeyince arattırmış, ancak telefonlardan hep “burada yok efendim” yanıtı alınmış. Conker’in o gece yaş günü olduğunu bilen tek kişi ise Saffet Arıkan imiş. Atatürk epey uğraşmış Conker’in yerini bulabilmek için, sonunda bulamayınca, Saffet Arıkan kopya vermiş Atatürk’e, “Bu gece Nuri Bey’in yaş günü, muhakkak evindedir” demiş. Atatürk “Ya… demek öyle…” deyip sofrada kim var kim yok, herkesi toplayıp habersiz şekilde Nuri Conker’in evine “baskına” gitmiş.
Kıymet Hanım, o gece olanları bakın nasıl anlattı:
“Kapı çalındı, açtık, bir de baktık ki önde Atatürk, arkasında bir sürü insan, girdi içeri, babam da kapıya çıkmıştı, onu görünce (Demek 50 yaşına girdin öyle mi Nuri?) dedi, sonra ekledi, (benim artık ihtiyarlarla işim yok, böyle ihtiyarlarla konuşmam ben…).
Atatürk annemin elini sıktı, (Hanımefendiyi kutlamaya gelmiştim ben zaten) dedi, içeri geçtiler, oturdular. Çok neşeliydi o gece Atatürk ve bütün gece boyunca babama dönüp (Benim ihtiyarlarla alâkam yok, ben artık ihtiyarlarla konuşmuyorum) diye takıldı.”
Atatürk, Nuri Conker 50 yaşına girdiği gün 51 yaşındaymış…

Kıymet Tesal, lise son sınıfta öğrenci iken cebir dersinden ikmale kalmış. Okullar kapanınca tüm ev halkı Büyükada’ya yazlığa gitmişler, ikmal sınavının tarihi yaklaşınca, Nuri Conker kızını alıp Ankara’ya küfürlü içerikürmek istemiş. Tesadüf, Atatürk de beyaz tren ile İstanbul’dan Ankara’ya dönüyormuş o günlerde, birlikte trenle dönmelerini teklif etmiş.
Kıymet Tesal’in beyaz trene ilk binişi imiş bu. Vagonlardan birisi tümüyle yemek odası haline sokulmuş, boydan boya sofra kurulmuş akşam olunca. Kımet Hanım babası ile kendisine ayrılan kompartımana geçip tam yatıyormuş ki, görevlilerden birisi gelmiş, “Atatürk sizi sofrasına istiyor” demiş. Kıymet Hanım da üstünü değiştirip yemek vagonuna gitmiş.
Atatürk sağ yanındaki boş koltuğa oturtmuş Kıymet Tesal’i, Ankara’ya neden erken döndüğünü sormuş, cebirden sınava gireceğini öğrenince bir kâğıt kalem istemiş vermiş Kıymet Hanım’a ve “Yaz bakalım, bu düsturu çözeceksin” deyip dört bilinmeyenli, verileri doğru olmayan bir denklem (düstur) yazdırmış. Kıymet Hanım bakmış, bu denklemin çözülmesi imkânsız, çünkü verileri tamam değil. Böyle olduğunu söylemek de ayıp olacak diye düşünmüş ve “Biz bunları görmedik efendim” demiş. Atatürk sofrada bulunan ve kendisinin genel sekreterliği görevini yürüten Hikmet Bayur’u çağırmış, “Bak bakalım, bu kızımız ne diyor?” sorusunu yöneltmiş. Hikmet Bayır yurt dışında matematik eğitim gördüğü için, durumu anlamış, “Paşam izniniz olursa ben bir iki soru sorayım Kıymet Hanım’a” demiş ve sormuş. Kıymet Hanım da bütün soruları yanıtlamış. Atatürk bunun üzerine, “Peki sen niye sınava gireceksin?” deyince, Kıymet Hanım öğretmenlere bir zarar gelir endişesiyle “Ben bunları bilmiyordum, yazın çalışıp öğrendim paşam” yanıtını vermiş. Atatürk de dönmüş Hikmet Bayur’a, “Hikmet Bey, siz bundan sonra Maarif Vekili olarak bu meselelerle uğraşırsınız artık” demiş.
Hikmet Bayır böyle bir sürpriz beklemediği için şaşırmış, ancak Atatürk zaten düşünüyormuş Bayur’u Milli Eğitim Bakanı yapmayı ve açıklamak için fırsat kolluyormuş. Nuri Conker’in kızının tren yolculuğunda girdiği sınav, Hikmet Bayur’un bakanlığının açıklanması için fırsat olmuş…

Kıymet Hanım’ın Atatürk’e ilişkin en acılı anısı ise babasının ölümü…
Nuri Conker 1937 yılında ölmüş, Atatürk kardeşini yitirmişcesine üzülmüş, tüm taziyeler Atatürk’e gelmiş zaten.
Ve bir daha Nuri Conker’in evine gitmemiş Atatürk. Değil evine gitmek, Nuri Conker ile aynı mahallede oturan doktoru Neşet Ömer’in evine gelmesi için yaptığı davetleri de kabul etmemiş, “Doktor, yanlış anlama, ben o semte bir daha ayak basamam, Nuri’yi hatırlatıyor bana orası” demiş.
Nuri Conker’in ölümünden sonra da Atatürk’ün akşam sofraları devam etmiş, ancak Atatürk, gerek sağlığını giderek yitirmenin, gerekse sofrada Nuri Conker’in bulunmayışının etkisiyle eskisi kadar neşeli olmamış.
Ve bir gece, sofrada bulunan tüm davetlileri ayağa kaldırmış, herkesin arabalarına binmesini istemiş, nereye gidileceğini söylemeksizin. Kendi arabasının şoförüne de sadece “Sağa dön, sola dön, ileri git…” diyerek yol tarif etmiş. Arabanın şoförüne “dur” dediği yer mezarlıkmış. Şapkasını çıkarmış başından, Nuri Conker’in kabrine doğru yürümüş, bir süre durmuş orada, sonra “Beni niçin yalnız bıraktın Nuri?..” demiş mezara ve tekrar arabasına binip geri dönmüş.
Selânik’te çok küçük yaşlarda başlayan arkadaşlıktan Nuri Conker’in kızı Kıymet Tesal’e kalan son anı işte bu…

25/11/1981, Milliyet, Sayfa 7
Atatürk ve Çevresi
Hayri Birler
Web Sitesini Ziyaret Et Tüm Mesajlarına Bak
Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


[-]
 ()
Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  CEMAL KUTAY ANLATIYOR: çerağ 0 78 02-03-2019 02:51 AM
Son Yorum: çerağ
  Lord Kinross Atatürk'ü Anlatıyor çerağ 0 1,498 01-05-2016 03:25 AM
Son Yorum: çerağ
  Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e taşınıyor ve Ata'yı son görenler anlatıyor... çerağ 0 1,927 10-30-2015 08:06 PM
Son Yorum: çerağ
  ÇOBAN MEHMET çerağ 0 1,227 10-23-2015 09:20 PM
Son Yorum: çerağ

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi