Bu Konuyu Okuyanlar: 1 ZiyaretÇi
Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Müzisyen Emin İgüs: 'Paravancı zihniyet türküleri anlamaz!'
08-12-2013, 06:16 PM
Mesaj: #1
Müzisyen Emin İgüs: 'Paravancı zihniyet türküleri anlamaz!'
Bülent Arınç, Bursa’da Vardar Ovası türküsü için “Onda rakı falan geçiyor. Başka bir şey söyleyin” demişti. Müzisyen Emin İgüs’le çok konuşulan olayla ilgili, bu zihniyetle başa çıkmanın sanatsal üretimleri çoğaltmakla ve yaşamın her alanında dayanışmak ve direnmekle mümkün olduğunu vurguladı.

Sunay Gedik/
Nimet Çakıcı - soL
AKP yaşam alanlarına, yaşam tarzına ve bunun parçası olarak sanata ve sanatçıya dokunmaya devam ediyor. AKP’li yetkililerin neredeyse ağızlarından çıkan her söz fetva olarak kabul ediliyor. Son olarak da geçtiğimiz hafta “Vardar Ovası” Bülent Arınç tarafından “içinde rakı geçiyor” söylemiyle veto yedi. Siz bir müzisyen ve bir aydın olarak bu davranışı nasıl değerlendirdiniz?
Bu sözlerin sarf edildiği anı ve ortamı yayınlanan çekimlerden izledim; durumun gerek Bülent Arınç gerekse yanındakiler (Fahriye Güney’i bu genellemenin dışında tutabiliriz) açısından son derece kaba, basit ve sıradan olduğunu görebiliyorum. Ancak söz konusu durumun, işaret ettiği ve hedef gösterdiği şeyler açısından aynı düşüncede olmam pek mümkün değil. Aksine ısrarla üzerinde durulması ve mücadele edilmesi gereken bilinçli bir saldırıyla karşı karşıyayız. Son on yıldır sanat, sanat kurumları, sanatsal etkinlikler ve sanatçılarla ilgili AKP politikalarını ve dayatmalarını sıraladığımızda karşımıza giderek dozu artan, stratejik ve baskıcı/yok edici bir fotoğraf çıkıyor. Örneğin “Vardar Ovası” ile ilgili yaşananlardan bir iki gün sonra bir otel tarafından kadınlar için düzenlenen bayram programında kadın şarkıcı ile erkek müzisyenler arasına paravan çekilerek izleyenlerle müzisyenlerin birbirlerini görmeleri engellendi. Bu uygulamanın başka hiçbir örneğe ihtiyaç duymaksızın, gelecek günler için ne önerdiğini, ne planladığını anlamak çok zor olmasa gerek.

Türküde geçen sözlerin farklı yorumlanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir konserim sonrasında o zaman 70-80 yaş aralığında olan bir beyefendi kulise geldi ve beni tebrik etti. “Evladım çok güzeldi tebrik ederim, Vardar Ovası’nı da çok güzel söyledin ama türkünün aslı sıla parası değil rakı parası” dedi. Öncesinde ufak tefek araştırmalar yapmıştım ve bu araştırmalar sonucunda hem anlam bütünlüğü olarak hem de edindiğim kaynaklara bakarak “sıla parası” olması gerektiğine kanaat getirdiğim için öyle söylüyordum türküyü.

Arkasından şöyle bir şey anlattı: “Bunun aslı rakı parasıdır ve 50’lerde Demokrat Parti iktidarı sırasında yasaklanmış ve sıla parasına dönüştürülmüştür.” Ama benim kişisel kanım, türkünün anlattığı şeye bakarak çıkardığım sonuç “sıla parası”dır. Hakikatten 50’li yıllarda da rakı parası söylemi yasaklanmış olabilir. Bizim meselemizde ise bunun hiç önemi yok; sıla parası mı rakı parası mı. Önemli olan orada gösterilmiş olan tepki, o refleksin nereden kaynaklandığı. O refleks onların yaşamının genel refleksi, uzun vadeli bir plandan kaynaklanan refleks, 10 yıldır süregelen bir programın refleksi. Eğer yol bulurlarsa önümüzdeki yıllarda daha farklı alanlarda ve daha büyük problemlere yol açacak bir reflekse dönüşecek, tabii biz izin verirsek....

Anadolu insanının yaşamını anlatan türkülere bu şekilde bakılabilir mi, türküler toplum mühendisliğinin bir konusu haline getirilebilir mi?

Tabii ki böyle bakılmamalı, ancak Anadolu ezgilerinin, Anadolu kültürü ve geleneklerinin toplum mühendisliği konusu haline gelmesine de şaşırmamak gerekir. Çünkü tüm bunlarda yok sayılmış insanların ve hayatların başkaldırısı ve direnişi vardır; muktedirler tarih boyunca şu ya da bu şekilde, şu ya da bu ölçüde mühendisliğe soyunmuşlardır. Günümüzdeki mühendislik çalışmaları ise geçmiştekilerin tamamını aratmayacak seviyeye gelmiştir ve hız kesmeye de niyetli görünmemektedir. Bizler geçmişteki mühendisliklerin failleriyle tarih sayfalarında, zulmetmiş insanlar olarak karşılaşıyoruz, halbuki Vardar Ovası ve binlerce Anadolu ezgisi ve de insan emeğinin yarattığı güzellikler gerçek tarihimiz olarak hep yanı başımızda…

Aslında yaşananlar yeni de değil, şaşılacak bir şey de değil. Her zaman müdahaleye uğradı türküler. Neden uğramış, çünkü bizim geleneksel kültürümüz reddettiğimiz insanların ve reddettiğimiz hayatların dışavurumu. A türküsünde olmasa bile B türküsünde, onda olmasa başka bir türküde muhalif bir söylem var.

Fazıl Say’ın Ömer Hayyam’ın olduğu iddia edilen dizeleri paylaştığı için hapis cezasıyla yargılandığı bir ülkede yaşıyoruz. Bazı dizeler dine hakaret ediyor, heykeller ucube oluyor, kalıntılara çanak çömlek deniliyor. Biz bize kalan kültür mirasını edepli / edepsiz, değerli/ değersiz diye mi ayıracağız, bu anlayışla nasıl başa çıkacağız?
Bu anlayışla, daha doğrusu anlayışsızlıkla/sığlıkla başa çıkmanın bir yolunun sanatsal üretimlerimizi çoğaltmak olduğunu düşünmekle birlikte esas ihtiyacımız olanın yaşamın her alanındaki dayanışma ve direnme olduğunu söylemek isterim. Müziği, heykeli, sinemayı, tiyatroyu, edebiyatı, dansı, Fazıl Say’ı, Ömer Hayyam’ı, Nazım Hikmet’i, Aziz Nesin’i, Ruhi Su’yu, Yılmaz Güney’i, kısacası hiçbir kültürel/sanatsal değeri bu sığ insanlara bırakmayacağız ama daha önemlisi ve önceliklisi bu ülkeyi, bu toprakları ve bu topraklardaki yaşamları sahipleneceğiz, bunun için direneceğiz, mücadele edeceğiz.


Türküleri kategorilendirseniz, son örneği de dikkate aldığınızda AKP’nin hoşuna gitmeyecek türkülere neleri örnek verirdiniz?
Vardar Ovası’ndan yola çıkıp sorunuzu geleneksel kültürümüz üzerinden cevaplarsam, sayısız örnekle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim. Bunların bir kısmını şarap, rakı, mey gibi keyif vericilerle ilgili olarak sıralayabiliriz; toplumsal içerikli olanları ayrı bir başlık altında toplayabiliriz; bir de Anadolu’nun bütün yörelerinde çokça karşılaştığımız ve sanıyorum AKP’yi fazlasıyla rahatsız eden “müstehcen” türküleri de saymakla bitiremeyiz.

Kız çocuklarını bir an önce örtünmeye zorlayan, bunun için eğitim sistemi üzerinde bin türlü oyun oynayan, her yerde haremlik/selamlık düzeni kurmaya çalışan, erkek müzisyenle kadın izleyiciler arasına paravan çeken bir anlayışın;

Ah çinçini çinçini

Öpem ağzın içini

Öperken ısırmışım

Bağışlayın suçumu

diyen türküdeki sevdayı anlaması mümkün müdür?

Yasaklar da korkular da yeni değil
Yasaklar Emin İgüs’ün de dikkat çektiği gibi yeni değil. Bir örnek de 1940’lardan. Sıdıka Su’nun anlatımıyla:
Ruhi Su’nun 1952’de, TKP tevkifatıyla birlikte opera yaşamı son bulunca, türkülere ağırlık verdi. Çocukluğunda başladığı türkü söyleme işine Öksüzler Yurdu’nda, Öğretmen Okulu’nda, Müzik Öğretmen Okulu’nda, Askeri Lise’de, konservatuarda ve operadayken de hep devam etmişti. Operayı çok seviyordu ama türkü söylemekten de hiçbir zaman vazgeçmemişti. Opera çalışmalarından sonra, zamanını türkü söylemekle ve derlemekle geçiriyordu. Konservatuarda söylediği türküleri, dinleyen hocalarından Markovich, “Türk müziğinin bu kadar güzel olduğunun ilk defa farkına varıyorum” demişti.

Markovich zamanın TRT Radyo Müdürü’ne Ruhi Su’dan övgüyle söz etmiş. Ve on beş günde bir Pazar günleri saat 10.00’da “Basbariton Ruhi Su Türküler Söylüyor” anonsuyla sunulan radyo programı serüveni başlamış. Ruhi Su’nun programı 1943–45 yılları arasında çok ilgi görerek devam etmişti.

Ruhi Su’nun söylediği türkülerin çoğu, alevi deyişleri ve alevi nefesleriydi. Ali İzzet’ ten; ‘Bir Allah’ı Tanıyalım Ayrı Gayrı Bu Din Nedir’, Pir Sultan Abdal’dan; ‘Gelin Canlar Bir Olalım’, Muhyi’den “Zahit Bizi Tan Eyleme” gibi nefesler söyleyen Ruhi Su, alevi türküleri söylüyor, komünizm propagandası yapıyor diye susturulur. Egemen güçler için alevi nefesleri söylemekle, komünist olmak birbirine eşti. Yani olay, nefes ve türkülerin, toplumsal içeriğinin şimşekleri üzerine çekmesiydi. Nefesler ve deyişler, ezilen Anadolu halkının özünde güçlü bir silahtı. Alevi nefeslerini, alevi müziğini geniş halk kitlelerine kararlılıkla ilk duyuran Ruhi Su’dur.

‘Sıla parası’ nasıl ‘rakı parası’ oldu?
Etnomüzikolog Dr. Gonca Girgin “Vardar Ovası” türküsünün toplumsal pratikle değişen sözlerine ilişkin görüşlerini ve dönüşüm hikayelerini anlattı: Müzeyyen Senar, Trakya kültürü ve Romanlar!

Toplumsal pratiklerde kültürel yapının bir nevi özet gösterimi (hap bilgi) olarak kabul edebileceğimiz ritüellerin en göze çarpan unsurudur müzikler, müziklerin tekil halleri ve birleşerek oluşturdukları repertuarlar. Söz toplumsal pratik olunca, defalarca kez (gerçekte sayısal olarak tahmin bile edemeyeceğimiz bir şekilde) yeniden inşa edilerek aktarılan geleneklere gönderme yapılır. Yapılmak zorunda kalınır da denilebilir bu noktada... Biz araştırmacılar için geleneksel üretimin en heyecan verici tarafı da bu inşa süreçlerindeki keşiflerdir: yorumun, sözün, anlamın, içeriğin çeşitliliği ve o toplumsal pratikteki tekrarlı içselleşme sürecinde- hem bellek hem de pratik alanı olarak- aldığı hallerdir şüphesiz.

Lafı iki gündür enteresan bir şekilde gündeme oturan, yaygın bir İstanbul türküsü olarak bilinen Vardar Ovası’na getireceğim aşikar. Ancak bu girizgâhı da herhangi bir müzikal geleneğe dahil olan, bir üretimin ele alınırken ki birincil dayanağın benim açımdan ne olduğunun haberini vermesi için belirttim. Gerçekten de müzikal üretim bazen “yaşanmış bir olayın” eş/artzamanlılığını gerektirirken bazen de sınırsız hayal gücünde bir izdüşüm şeklinde oluşuverir.

Gelelim Vardar Ovası’na
Bu türkü ile ilgili birkaç ay alabilecek üstün körü bir literatür taraması yapsak çok farklı bilgilerle karşılaşmak mümkündür diye tahmin ediyorum. Müzikal ya da toplumsal bakış açısıyla bir çıkarsama ya da yorumlamaya ya da alanlardan derlenen halk söylemlerine ulaşabiliriz bu sayede. Ancak geleneksel olarak türkülerin söz yazarları ve bestecileri bilinmediğinden yani anonim olduklarından, anlama dair çeşitli inşalar çoğaldığı gibi pratikteki melodinin ya da söz farklılıklarının kaynağı hakkında bir yorumda bulunmak da fazlasıyla zordur.

Bellekteki 
dönüşümün hikâyesi
İşte Vardar Ovası türküsünde geçen “kazanamadım sıla parası” ifadesinin “kazanamadım rakı parası”na (bellekteki) dönüşümünün hikayesi de benzer sekilde birçok hikayeyi doğurmuştur. Sadece kendi alan tecrübelerimden elde ettiğim tesadüfi sohbetlerde geçen hikâyelerden kabaca oluşturulacak bir derlemeyle üç farklı argümana ulaşmak mümkün. “Rakı” sözünün kullanımı genelde Müzeyyen Senar icrasıyla bilinir. Ancak bir söyleme göre Müzeyyen Senar’dan daha da önce, taş plaklarda canlı eğlence ortamının yaratılması (bir çeşit işitsel melodik piyes) amacıyla gülüşme sesleriyle beraber türkünün icrası sırasında “sıla” yerine “rakı” denir. Diğer bir söyleme göre ise türkü Balkanlar kökeni sebebiyle Trakya repertuarı ile kaynaştığından bu bölgede yaşayan insanların günlük yaşam pratiklerindeki yaygın içki kültürüne gönderme yapılmaktadır.

Rakı da alabilecek kadar kazanabilmek
Son ve daha sıklıkla duyduğum söylem ise müzikal geleneğin değişimi ve icrasında kendi merkezli yaklaşımların vazgeçilmez günah keçisi olan Roman müzisyene dokunur. Buna göre “sıla” kelimesi “rakı” kelimesiyle ince bir ima içererek yer değiştirir: dinleyici bahşiş vermeyince müzisyen rakı alacak parayı kazanamaz. Bu uyarı aslında der ki, “pamuk eller cebe”...

Hem bir etnomüzikolog hem de müzisyen olarak hayatımdaki “rakılı” Vardar Ovası müzisyen tayfanın genel jargonununa dahil olmamdandır. Herhangi bir ortamda yaptığımız müzikte her zaman rakıya gönderme yapmakla kalmayız; rakı parasını kazanamamaktan yakınırken yüzümüzde hafif bir tebessüm de oluşur. Benim için Vardar Ovası’nın hoşluğu rakı parasını kazanamamaktır. Belki de müzikal birlikteliklerim ve belleğim icra esnasında bu eğilimle düşündürür bana. Daha da ötesi, aldığım keyfin esas sebebi o Balkan kültüründen gelen hatırlatmadır; Rumelilisi, Anadolulusu yani insanın samimisi ve samimi kalanıdır. Pek tabii parayı sadece rakı satın alabilmek için kazanmaz, ama işte yurdumun güzel insanı detay vermekten çekinmez; belki de rahat yasamın kodlanışıdır bu detay: rakı da alabilecek kadar kazanabilmek, naif bir lüks imasıyla. Tıpkı sevdiğine yürek yangınını haykırmak için, lafa “Iğdır’ın al alması”ndan başlayan dolaylı anlatımında hissettiğim samimiyet gibi...
My Last Threads


Alevi forum,alevi köyleri,alevi türküleri,alevi ünlüler,alevi sözleri,alevilik nedir,alevi nedir
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


[-]
Hemen Paylaş! (Hepsini Göster)
Facebook Twitter Technorati Linkedin Digg MySpace Delicious

Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  'Cem evi cümbüş evidir' diyen zihniyet mi Alevi açılımı yapıyor! bektasi 0 1,002 07-30-2013 07:11 PM
Son Mesaj: bektasi
  Başbakan Alevi Olmak İstediğinden Emin mi? Admin 0 665 07-21-2013 07:43 PM
Son Mesaj: Admin

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir