Bu Konuyu Okuyanlar: 1 ZiyaretÇi
Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Ramazan Orucu ve Alevilik
08-03-2013, 02:35 PM (Bu Mesaj 08-03-2013 02:46 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : Dede-baba.)
Mesaj: #1
Ramazan Orucu ve Alevilik
Degerli canlar...

Kur'an-ı Kerimde, oruç Bakara Suresi ayet184-85 ile farz kılındı... Birçok yerde sizde karşılaşmışsınızdır.. Aleviler neden Ramazan'ı 3 gün tutarlar? Niye 30 gün tutmazlar? Şimdi bununla ilgili ve söz konusu ayetin Alevi-Bektaşi batıni yorumunu sunalım

"...Sayılı günlerde olmak üzere . Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa diğer günlerde kaza eder. oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır...." Bakara 184

Öncelikle belirtmek gerekir ki.... Ramazan Orucuyla ilgili olarak Farz kılındığı söylenen ayetin orjinalinde gecen.. "Eyyamen Me'dudat" kelimesi yukarıda da verildiği gibi Sayıli gün manasina gelir...Peki ama bu kac gündür? 3 gün müdür? 30 gün müdür? 300 gün müdür? Bununla ilgili Kur'an-ı Kerim'de ilgili ayette kesin bir ifade yer almaz ...

Burada bilinmesi gereken, ve halktan saklanan bir başka gerçek ise şudur...
Kuran öncesi dönemde Ramazan denilen bir ay olduğuna dair bir kanıtta yoktur...."Ramazan adında ay ismi... ömer zamanında uydurulmuştur...Razaman sıfat olup “YAKAN KAVURAN” anlamlarına gelir.... Bu kök Kuran’da bir kere geçtiğinden karşılaştırma yapma imkanımızda malesef yoktur.

Ancak, dolaylı olarak anlamını teyit edebiliriz. 2:217 gibi ayetler “EŞŞEHRİL HARAM”’da büyük bir savaşın olduğunu söyler...Yine, 9. Sure antlaşmayı bozan müşriklerle yapılan savaşı anlatır..... 9:81 ayeti müşriklerin sıcaktan korktuklarından bahseder..... Hemen sonraki ayette (9:86), O dönem inen bir ayetten bahseder ve 2:185den bildiğimiz gibi.... “ŞEHR-İ RAMAZAN” Kuran’ın indiği zamandır..... Bu da ŞEHR-İ RAMAZAN” İle “EŞŞEHRİL HARAM”’ arasında yeni bir bağ sağlar...

BAKARA SURESİ, 285 . AYETİ İNCELEYELİM ŞİMDİ:

2:185 “Şehr-i ramazan”; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir. O halde kim EŞ-ŞEHR'ETANIK OLURSA onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır.

Önemli olan ve üzerine durulması gereken bir başka nokta ise... "ŞEHR" kelimesinin ne manaya geldiğidir?

Klasik (Eski) Arapça Sözlüklerinden olan bu kelimenin etimolojisi incelendiğinde, aynı kökten gelen “ EŞHERAT” sözcüğü... Hamileliği ilerlemiş bir kadını anlatmak için kullanılır.... “ŞEHİRET” kelimesi de benzer şekilde geniş ve kilolu bir kadını anlatmak için kullanılır....YANİ gerek kelimenin kendi ve gerekse aynı kökten gelen keliemelerin tüm etimolojik anlamları incelendiğinde “GENİŞ OLAN”.... “ GÖZE ÇARPAN”anlamı ve manası ön plana çıkmaktadır...

Peki geniş olan...Göze çarpan ayet dikkete alındığında ne anlama gelir? Ayet Kur'an'ın indiği zamanı anlatmaktadır... Araplarda zaman ayın konumuna göre belirlendiğine göre... Burada ayın dolanay konumuna dikkat çekilmiştir...
Söz konusu açıklamalar sonucunda ayet çevirimizi tekrar yapalım:

2:185 "...YAKAN, Kavuran Günün dolunay vakti; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an... İşte o vakit indirilmiştir. O halde kim dolunaya TANIK OLURSA onu oruçlu geçirsin.... Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır...."

Açık olarak görüldüğü gibi ayette.. oruç için sayı ifadesi hiçbir şekilde geçmez....Ramazan isminde ise islamiyet öncesi herhangi bir ay ismi bulunmayıp. sonradan uydurulmuştur.. Ayette geçen ramazan ifadesi Kur'an'nın indiği zaman tasvir edilmektedir...

ALLAH dilese idi pek ala basitce "otuz gün oruc tutun ramazanda" yahut "kirk gün oruc tutun " da diyebilirdi...Buna ragmen Yüce ALLAH böyle birsey söylememisdir...

Oysa Yüceler Yücesi Allah Kur'an'nında birçok ayette sayılardan bahseder...

7.142 "...Mûsa ile otuz gece için vaatleştik. Ve bunu, bir on ekleyerek tamamladık. Böylece Rabbinin belirlediği süre kırk geceye ulaştı. Mûsa, kardeşi Hârun'a dedi ki: "Toplumum içinde benim yerime sen geç, barışçı ol, bozguncuların yolunu izleme!..."

Görüldügü gibi ALLAH aciz olmayandır (hasa).... gerektiği yerde Sayilarla kullanandır... Bakın Yüce Allah Ramazan orucu ile ilgili bir sayı belirtmezken, Ne hikmetse Hz Musa ile nasil vaadlesdigini, kac gün Tur daginda durdugunu ayetine almakda...Demekki ALLAH dileseydi pek ala günlerin sayısini da belirtebilirdi...

Alevi-Bektaşi, Ramazan orucunu 3 (üç gün) tutandır... Çünkü Allah "sayılı gün" den ne anlaşılması gerektğini, yine Kur'anın da açıklayandır...

"... Allah'ı sayılı günlerde anın. Kim hemen iki gün içinde işini bitirirse ona günah yoktur. Kim de bunu geciktirir-ertelerse, sakınıp korunduğu takdirde ona da günah yoktur. Allah'tan sakının ve bilin ki, siz O'nun huzurunda haşredileceksiniz..." (Bakara Suresi 203)

Peki Peygamber Efendi'mizin sünneti nasıldır? Peygamber'imiz söz konusu ayetten öncede sonrada sürekli oruç tutandır.. Peygamber sadece Ramazan'da oruç tutmuştur bundan başkada oruç tutmamıştır diyenler yalan ve ve iftira atmaktadırlar bakınız

Bir çok kesin hadis ve Rivayette, Peygamber'imizin hem ramazandan önce hem sonra oruc tuttugunu ve bu orucun üc gün ile 10 gün arasi oldugunu biliyoruz... Söz konusu Hadis ve rivayetler incelendiğinde Ramazan orucunun 3 ila 10 arasında olduğu ortaya çıkmaktadır.. hemen belirtmek gerekirki Kur'an bu orucun adına RAMAZAN ORUCU DA DEMEZ... RAMAZAN BİR VAKTİN ZAMANIN TASVİRİDİR...Kurani kerimde oruclarin isimleri yokdur!..

Bakınız . oruç ayetleri gelmeden öncede ve sonrada peygamber'in oruç tuttuğuna dair SÜNNİ HADİS KAYNAKLARINDAN DAYANAKLAR SUNALIM..


Hüneyde İbnu Hâlid hanımından, o da Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın zevcelerinden birinden anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) Zilhicce'den dokuz günle Aşura günü oruç tututardı. Bir de her aydan üç gün, ayın ilk pazartesi ile perşembe günü oruç tutardı."
Ebu Dâvud, Savm 61, (2437); Nesâi, Savm 83, (4, 220).

3140 - Muâzetu'l Adeviyye anlatıyor: "Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'den sorduın: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) her ay üç gün oruç tutar mıydı?''

"Evet!'' diye cevap verdi. Ben tekrar:

"Ayın hangi günlerinde tutardı?'' dedim.

"Hangi günde oruç tuttuğuna ehemmiyet vermezdi'' diye cevap verdi.''

Müslim, Sıyâm 194, (1160); Ebu Dâvud, Savm 70, (2453); Tirmizi, Savm 54; (763).

3122 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselam), bazan olurdu bir ay boyu oruç tutmazdı ve o aydan hiç oruç tutmayacağını zannederdik. Bazan da (öylesine ara vermeden) tutardı ki, o aydan hiç bir günü oruçsuz geçirmeyecek zannederdik. Sen onu, geceleyin namaz kılarken görmek istesen mutlaka görürdün. Geceleyin uyur görmek istesen mutlaka görürdün."
Buhari, Savm 53, Teheccüd 11; Müslim, Sıyâm 180, (1158); Tirmizi, Savm 57, (769).


ALLAH EYVALLAH

Kaynak: M. Cemil Kılıc, Hangi sünnilik,

Degerli canlar

Bilindiği üzere, Ramazan orucu olarak bilinen oruç Kur'an inmesi sebebiyle tutulur.

Alevi inancında ramazan 3 gündür. ve dolunay vakitleri tutulur..

"Şehr-i Ramazan" ifadesindeki "ramazan" kelimesi bir ay ismi değil, Kur'an'ın indiği anı tanımlayan bir sıfattır. bu manada RAMAZAN KELİMESİ, YAKAN KAVURAN GÜN DEMEKTİR...

"ŞEHR" KELİMESİ İSE AYIN DOLUNAY ANINI TASVİR EDER. Bu manada

"Şehr-i Ramazan" lafzı, ramazan ayı değil, yakan kavuran günün dolunay vakti olarak türkçeye çevrilebilirki İşte kur'an böyle bir gün inmeye başladığı için bu zamanlarda oruç tutulur.

Kur'anın gerçek yorumcuları olan Pirlerimizin haklılığını sorular ve cevaplarla bir kez daha görelim:

peki Acaba Kur'ani Kerim, Miladi olarak hangi ay inmiştir?

yapılan hesaplamalar Kur'an'ın ilk vahyinin 610 yilinin 10 Agustos unda indiğini göstermektedir.

Bu bağlamda, Bakara Suresi ayet yerli yerine oturuyor:


2:185 “Şehr-i ramazan”; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir. O halde kim EŞ-ŞEHR'E TANIK OLURSA onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır.

Türkçeleştirelim ayeti..

2:185 "...YAKAN, Kavuran Günün dolunay vakti; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an... İşte o vakit indirilmiştir. O halde kim dolunaya TANIK OLURSA onu oruçlu geçirsin.... Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır...."

Degerli canlar, Ayette geçen "RAMAZAN" İFADESİ YAKAN KAVURAN SICAK GÜN ANLAMINDA BİR SIFATTIR., Ramazan ayı olarak bilinen hicri takvimdeki ay ismi Ömer zamanında uydurlmuştur.

Dolayısıyla Kur'andaki ramazan ismi ile ay kasdedilmez... Bu bağlamda,

Sehr-i Ramazan. yakan kavuran sıcak günün dolunay vakti olarak türkçeleştirilebilir..

Dolayısıyla ramazan orucu, Kur'an miladi olarak 10 ağustos günü indiği için, ağustos dolunay vakti ramazan orucu olarak sabit bir şekilde tutulması gerekir.

Ramazan orucu ve gerçekler


"...Sayılı günlerde olmak üzere . Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa diğer günlerde kaza eder. oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır...." Bakara 184


1- Ramazan Orucuyla ilgili olarak Farz kılındığı söylenen ayetin orjinalinde gecen.. "Eyyamen Me'dudat" kelimesi yukarıda da verildiği gibi Sayıli gün manasina gelir

2-orjinalinde gecen.. "Eyyamen Me'dudat" kelimesi yukarıda da verildiği gibi Sayıli gün manasina gelir...Peki ama bu kac gündür? 3 gün müdür? 30 gün müdür? 300 gün müdür? Bununla ilgili Kur'an-ı Kerim'de ilgili ayette kesin bir ifade yer almaz

3-Kuran öncesi dönemde Ramazan denilen bir ay olduğuna dair bir kanıtta yoktur...."Ramazan adında ay ismi... ömer zamanında uydurulmuştur...

4-Ramazan sıfat olup “YAKAN KAVURAN” anlamlarına gelir.... Bu kök Kuran’da bir kere geçtiğinden karşılaştırma yapma imkanımızda malesef yoktur.

5- BAKAR :185'den bildiğimiz gibi.... “ŞEHR-İ RAMAZAN” Kuran’ın indiği zamandır

6- üzerine durulması gereken bir başka nokta ise... "ŞEHR" kelimesinin ne manaya geldiğidir?

Klasik (Eski) Arapça Sözlüklerinden olan bu kelimenin etimolojisi incelendiğinde, aynı kökten gelen “ EŞHERAT” sözcüğü... Hamileliği ilerlemiş bir kadını anlatmak için kullanılır.... “ŞEHİRET” kelimesi de benzer şekilde geniş ve kilolu bir kadını anlatmak için kullanılır....YANİ gerek kelimenin kendi ve gerekse aynı kökten gelen keliemelerin tüm etimolojik anlamları incelendiğinde “GENİŞ OLAN”.... “ GÖZE ÇARPAN”anlamı ve manası ön plana çıkmaktadır...

Peki geniş olan...Göze çarpan ayet dikkete alındığında ne anlama gelir? Ayet Kur'an'ın indiği zamanı anlatmaktadır... Araplarda zaman ayın konumuna göre belirlendiğine göre... Burada ayın dolanay konumuna dikkat çekilmiştir...


Söz konusu açıklamalar sonucunda ayet çevirimizi tekrar yapalım:


2:185 "...YAKAN, Kavuran Günün dolunay vakti; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an... İşte o vakit indirilmiştir. O halde kim dolunaya TANIK OLURSA onu oruçlu geçirsin.... Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır...."


ALLAH dilese idi pek ala basitce "otuz gün oruc tutun ramazanda" yahut "kirk gün oruc tutun " da diyebilirdi...Buna ragmen Yüce ALLAH böyle birsey söylememisdir...

Oysa Yüceler Yücesi Allah Kur'an'nında birçok ayette sayılardan bahseder...

7.142 "...Musa ile otuz gece için vaatleştik. Ve bunu, bir on ekleyerek tamamladık. Böylece Rabbinin belirlediği süre kırk geceye ulaştı. Mûsa, kardeşi Hârun'a dedi ki: "Toplumum içinde benim yerime sen geç, barışçı ol, bozguncuların yolunu izleme!..."

Görüldügü gibi ALLAH aciz olmayandır (hasa).... gerektiği yerde Sayilarla kullanandır... Bakın Yüce Allah Ramazan orucu ile ilgili bir sayı belirtmezken, Ne hikmetse Hz Musa ile nasil vaadlesdigini, kac gün Tur daginda durdugunu ayetine almakda...Demekki ALLAH dileseydi pek ala günlerin sayısini da belirtebilirdi...

Alevi-Bektaşi, Ramazan orucunu 3 (üç gün) tutandır... Çünkü Allah "sayılı gün" den ne anlaşılması gerektğini, yine Kur'anın da açıklayandır...

"... Allah'ı sayılı günlerde anın. Kim hemen iki gün içinde işini bitirirse ona günah yoktur. Kim de bunu geciktirir-ertelerse, sakınıp korunduğu takdirde ona da günah yoktur. Allah'tan sakının ve bilin ki, siz O'nun huzurunda haşredileceksiniz..." (Bakara Suresi 203)



Esasında İslamı sekilden ibaret sanmak, sadece zahir ile yetinmekten kaynaklanıyor, bu durumlar..

Sanki koskoca bir din, insanlara günde beş vakit elini yüzünü yıkamaya, cimnastik hareketleri yaptırmaya ve senede 30 gün aç bırakmak için geldi..

Mana nerede? Acaba 11 ay her haltı yiyip, kul hakkına girmek, yetimi garibanı horlamak, sadece bir ay aç kalmakla af olur mu?


Ya da Allah bizden aç kalmamızı mı istiyor? Oysa Yüce Allah bir ömür boyu bizden oruçlu olmamızı ister, bir ömür boyu nefsimize hakim olmamızı, ahlakımızı, edebimizi korumamızı ister.. Siz sadece günleri belli zamanlarda bu ibadetleri yapıyor ve diğer zamanlarda her haltı yiyorsanız: BİLİNKİ BU KUR'ANDAKİ ORUÇ YADA İBADET DEĞİLDİR... BU RİYA İBADETİDİR Kİ SİZLER ALLAH'I KANDIRDIĞINIZI MI DÜŞÜNÜYORSUNUZ.. VEYAHUTTA ALDATTĞINIZI MI?

AND OLSUN Kİ asıl aldatılan ve kandırılan sizlersiniz. Allah'ın ne sizin açlığınıza nede namazınıza niyazınıza ihtiyacı yok.. umulurki siz bu ibadetleri gönülden yapın sadece ibadet vakitleri değil nefes aldfığınız her an Allah'a sıdk ile bağlı kalıp, dosdoğru insanlardan olun..

Sanmayın ki tuttuğunuz oruç, kıldığınız namaz, kul hakkını, iftirayı gıybeti, velhasıl bütün kötülüklerinizi silip süpürür... ibadetten maksat geçmiş kötülüklerinizin üstüne örtü örtmek ve yok olduklarınızı sanmak değildir. tövbe ve mağfiret isteyerek bundan sonraki yaşamınızda kötülüğe bulaşmayacağınıza dair söz vermektir...

Unutmayın ki KUL HAKKI rızalık alınmadıkça af olmaz.. dolayısıyla birbirinize karşı işlediğiniz günahlar,ve riyakarlık, Şirk ne kadar ibadet edersen et, huzuru mahserde önüne serilecektir.

Nisa Suresi ve Ramazan Orucunun Kaynağı



Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'in Ahzap-62 ve Fetih-23 ayetlerinde, Allah'ın yasalarında, ayetlerinde ve sünnetinde değişiklik bulamazsınız diye buyurmaktadır. Yine BAKARA SÜRESİ 183. AYET` TE ` Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korumanız umulmaktadır` denilmektedir.

Tüm peygamber'lere farz olan ve ve 3 büyük dinde tutula ortak oruç Muharremdir. Ramazan isminde 30 gün tutulan bir oruç diğer Peygamberler döneminde olmadığı gibi, esasında Peygamberin ölümünden sonra yezit zamanında ortaya çıkarılmıştır. ve Kaynağını ise Nisa Suresi 92. ayetten alır: Şöyleki :

NİSA SÜRESİ AYET-92 : "...Herhalde bir Müslüman` a layık değil ki haksız olarak bir Müslüman ` ı bile bile öldüre . Meğer ki hataen bir ok veya silah gazası ola . Her kim bir Mümin` in bilmeden ölümüne sebep olsa bile esir düşmüş bir Müslüman kulu veya cariyeyi azad etmek üzerine farz olur.Ayrıca ölenin ailesine diyet vermelidir.Meğer ki ölünün ailesi diyet almayalar ya da bağışlayalar.Eğer ölü sizin düşmanınız olan bir topluluktan olsa bile Mümin `dir.Katilin üzerine kadın ya da erkek bir esiri azad etmek borçtur.O da idama mahkum oluş boynunu zincirden kurtarıp serbest bıraktıra.Aranızda anlaşma olan bir topluluktan olsa bile mirasçılara diyet verilmesi gerekir.Ancak Asker ya da yoksul olup esir,cariye veya idam mahkumu azad etme gücü ve parası olmayan KATİLLERİN HEPSİNİN İKİŞER AY VEYA BİR AY ORUÇ TUTMALARI ÜZERİNE FARZ VE BORÇTUR.BU ORUÇ BORCU VE FARZ EMRİ İNSAN ÖLDÜRMEMELERİ İÇİN MÜSLÜMANLARIN ÜZERİNE ALLAH` IN FARZ KILDIĞI BİR KATİLLİK NİŞANIDIR Kİ TÖVBE EDİP KİMSEYİ ÖLDÜRMEYELER. ALLAH HERŞEYİ BİLİR.` Denilmektedir.


4 Kitapta farz ve hak olan muharrem orucu dışında tüm inanlar üzerine herhangi bir oruç farzizası olmadığı gibi, Nisa Suresi 92 ayette belirtilen kusurları işleyenler için, Ramazan ayı içerisinde af olmaları ve yaptıkları cinayetlerin bedeli olarak KATİLLİK ORUCU BU KİMSELER ÜZERİNE FARZ OLMUŞTUR.

Nitekim:



BAKARA SÜRESİ 185. AYET` te

"....Ramazan Ay` ında eğriyi doğrudan ayırıp doğru yolu gösterici Kur`an-ı bazı ayetleri indi.SİZLERDEN HER KİME Kİ FARZ OLDU BU AYLARDA ORUÇ TUTSUN..." denilmektedir.

İmam Hüseyin` in Kerbela` da şehit edilmesinden sonra 4 kitapta farz ve hak olan Muharrem Orucu YEZİT tarafından yasaklanmış otuz günlük KATİLLİK ORUCU tutturulmuştur.Abbasi` lerde otuz günlük KATİLLİK ORUCU` NU MİZRAKİ İLMİHAL kararı ile ve kılıç zoruyla Türkler` e ve Acem` lerde tutturmuşlardır.

Yezit, kerbela katliamından kurtulan İmam Ali Zeynel Abidin` i halkın isyan etmesinden korkarak Medine` ye göndermiş İmam Zeynel Abidin` in serbest bırakılması Yezit` e isyanı durdurmuş ancak halkın kerbela katliamını yapan katillere duyduğu kin ve nefret duygularını bastıramamış.Bunun üzerine Yezit askerlerine ve kendisine bağlı bulunanlara NİSA SÜRESİ` nin 92. Ayet` inde emredilen KATİL ORUCU` nu tutmalarını emreden bir ferman dağıtmış ve bu Oruc` u tutmayanları öldürtmüştür.Böylece hem yer yer ayaklanan halkın isyanını önlemiş hem de iktidarını sağlamlaştırmıştır.Yezit` le başlayan bu gelenek günümüzde de devam etmektedir.

Kaynak: Karacaahmet sultan web sitesi, http://www.karacaahmet.com/makaleler...rem-orucu-.htm


Allah Eyvallah

Teravih Namazı var mı ? Nerden gelir?


Kur'an ve peygamber sünneti dışı uyduruk sünni ibadetlerden bir tanesi de, Ramazan ayı akşamlarında kılınan Caferilere göre nafile ve Ehl-i Sünnete göre de teravih namazıdır...


Tarihi kaynaklar gerek sünni gerek şii ve gerekse alevi kaynaklar, Teravih namazının ikinci halife Ömer b. Hattab’ın uydurduğu kendi içtihatına binaen ortaya çıkan bir namaz bir namaz olduğunu göstermektedir..

kısacası teravih namazı, Ömer namazıdır...

Zira teravih namazını Peygamber getirmediği gibi böyle bir sünnette ortada yoktur... Bu namaz ne Peygamberin zamanında ve ne de birinci halife Ebu Bekir’in döneminde vardı...


Allah’u Teala Kur'an-ı kerim de sadece Cuma suresinde belirtilen yani sünnilerin cuma namazı Alevilerinde perşembe akşamları Cem ibadeti ndeki namazlarda cemaatla kılınmasının sünnet olduğunu Peygamber aracılığı ile emir buyurmuştur.


Yine bunların yanı sıra, fıtır bayramı, kurban bayramı, ayat namazı ve meyyit ( cenaze) namazlarının da cemaatla toplu olarak kılına bileceğinin meşruluğunu bildirmiştir.

bunun dışında cemaatle toplu namaz yoktur... tek toplu namaz cem ibadetidir.


Peygamber bilakis şahsen, namazları cemaat olmaksızın tek olarak kılıyor ve insanların da böyle kılmaları içinde onları da teşvik ediyordu.

İnsanlarda Peygamberin yaptığı gibi bu namazları kılıyorlardı. Hicretin on üçüncü yılına kadarda Ebu Bekir hayatta iken bu namazlar bu şekilde kılınıyordu...

hemen belirtelim ki NAMAZ KELİMESİNDEN KASIT SADECE SALATTA DEĞİL KİMİ ZAMAN DUA'DIR.. yoksa rukulu secdeli, kıyamlı anlamda SÜNNİ ANLAMDA namaz da kUR'ANİ değildir..

zira hemen belirtelim ki, sünni ve şiilerin kıldıkları namaz şekil itibariyle peygamber namazı olmayıp, abbasi halifesi caferül mansur zamanında formülize edilmiştir..

örneğin malikiler, hanbeliler sünni ve şiilerden farklı şekilde namaz kılarlar, tekbir getirip elleri kulağa küfürlü içerikürme yoktur.. ve daha birçok değişik şekilde namaz da vardır..

BAKINIZ SAHİHİN BUHARİDE TERAVİH NAMAZI NASIL UYDURULMUŞ AKTARALIM..


".... Ömer b. Hattab başa geldiğinde o yılın Ramazan orucunda bir değişiklik yapmadan amel etti. Ama hicretin on dördüncü yılının Ramazan ayında bir grup sahabe ile birlikte camiye geldi, insanların kimisini rükuda, kimisini kıyamda, kimisini secde de ve kimisini de oturmuş halde müstehap namaz kıldıklarını gördü. Bir grup cemaatta tesbih getirmekle, Kuran okumakla Tekbir getirmekle veya namazın selamını vermek ile meşguldüler. Ömer bu manzaradan hoşlanmadı ve onu daha iyi bir hale getirmeyi kararlaştırdı. Sonrasında da Ramazan ayının ilk akşamlarında onlara teravih namazını teşr’i etti ve herkesin cemaat halinde ona katılmalarını emretti. Daha sonra bu emri bütün İslam beldelerine yaydı. ..."

KAYANAK:


1- Sahih-i Buhari, c.1, s.233, Kitab-ul Salatu-t Teravih, Sahih-i Müslim, c.1, s.283, Kitab-u Salatul ve kesruha, babu Terğibu fi kıyami Remazan ve huve-t teravih

Teravih namazı ne zaman ve kim uydurdu

Sahih-i Buhari:

".... Ömer b. Hattab başa geldiğinde o yılın Ramazan orucunda bir değişiklik yapmadan amel etti. Ama hicretin on dördüncü yılının Ramazan ayında bir grup sahabe ile birlikte camiye geldi, insanların kimisini rükuda, kimisini kıyamda, kimisini secde de ve kimisini de oturmuş halde müstehap namaz kıldıklarını gördü. Bir grup cemaatta tesbih getirmekle, Kuran okumakla Tekbir getirmekle veya namazın selamını vermek ile meşguldüler. Ömer bu manzaradan hoşlanmadı ve onu daha iyi bir hale getirmeyi kararlaştırdı. Sonrasında da Ramazan ayının ilk akşamlarında onlara teravih namazını teşr’i etti ve herkesin cemaat halinde ona katılmalarını emretti. Daha sonra bu emri bütün İslam beldelerine yaydı. ..." ( 1)



Buhari Teravih


"...Abdurrahman b. Abdu Kari’den şöyle rivayet eder; Ramazan ayı akşamlarından birisinde Ömer ile birlikte camiye gittik, insanları, grup-grup dağınık bir halde gördük. Ömer şöyle dedi; Bana göre eğer bunlar bir imama bağlansaydılar daha iyi olurdu. Daha sonra Ubeyy b. Ka’b’ın onlara cemaat imamı olmasına dair emir verdi. Ertesi akşam onunla birlikte camiye gittiğimizde milletin müstehap namazları cemaatle kıldıklarını gördük. Ömer şöyle dedi; Bu ne güzel bir bid’attır...."


halife Ömerin, "...Bu ne güzel bir bid’attır.." sözüne dikkat edilmelidir. Onu bid’at olarak nitelemesinin sebebi, ne peygamber ne de halife ebubekir döneminde böyle bir namazın olmayışındandır.


Şii kaynaklarına baktığımızda ise, Ebu Velid Muhammed b. Şehne Revzat-ul Menazir adlı tarih kitabında hicri 23 yılının olaylarını anlatırken Ömer’in vefatından bahsediyor ve şöyle diyor;



"...Ömer çocuğu olan kenizlerin satılmasını nehyeden ilk kişiydi. Cenaze namazında dört tekbir söylenmesini emreden ilk kişiydi. Ve teravih namazının cemaatle kılınmasını insanlara emreden ilk kişiydi!.."


Şii Celaleddin Suyuti’de Tarih-ul Hülefa adlı kitabında Ebu Hilal Askeri’den, Ömer’in ilk olarak yaptığı işleri anlatırken şöyle diyor;


"...Ömer Emir-el Müminin olarak adlandırılan ilk kişidir! O teravih namazının cemaatle kılınmasını ilk olarak emredendir..."



Acaba Ömer, Allah ve Resulünden dine daha mı iyi vakıftı? Bu sözü söylemek doğru olur mu? Eğer doğru değilse, Peki Ömer neden Allah ve Resulü tarafından böyle bir namaz yokken üstelik cemaatle kılınmasına emir de yokken , kendi kafasından namaz uydurup dine ilave yaptı? Acaba Ömer bu yaptığı işle Allah ve Resulünden öne düşmüyor mu? kendi kafasından din uydurmuyor mu* dine ilave yapmıyor mu*


KAYNAKLAR

1- Sahih-i Buhari, c.1, s.233, Kitab-ul Salatu-t Teravih, Sahih-i Müslim, c.1, s.283, Kitab-u Salatul ve kesruha, babu Terğibu fi kıyami Remazan ve huve-t teravih

2-Sahih-i Buhari,c.1, s.342

3- Ebu Velid Muhammed b. Şehne Revzat-ul Menazir

4- Celaleddin Suyuti’, Tarih-ul Hülefa

My Last Threads
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


[-]
Hemen Paylaş! (Hepsini Göster)
Facebook Twitter Technorati Linkedin Digg MySpace Delicious

Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Muharrem Orucu nedir, Muharrem Orucu nasıl tutulur? çerağ 0 1,026 05-21-2015 05:50 PM
Son Mesaj: çerağ

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir