Bu Konuyu Okuyanlar: 1 ZiyaretÇi
Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
SEYYİD NESİMİ'NİN ŞEHADETİ
08-07-2013, 05:51 PM (Bu Mesaj 08-07-2013 05:55 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : Dede-baba.)
Mesaj: #1
SEYYİD NESİMİ'NİN ŞEHADETİ
Sırı Ene'l Hakk


Zahidin bir parmağın kessen dönüp Hakk'tan kaçar
Gör bu miskin âşıkı serapa soyarlar ağlamaz


Nesimi'ye öyle bir zaman gelirki Hakk aşkıyla yanmaya başlar, " ben Allah'ım" deyü kelamlar etmeye başlar..

Fakat gel gör ki bu sırra eremeyen ham softalar, Şikayet üstüne şikayet ederler Nesimi'yi,

Sonunda Nesimi'nin Şeriyat Divanınında İdamına karar verilir amma İdamdan önce dersinin de yüzülmesi fetva verilir..

Bu fetvayı veren müftü, Bu cinayetin işlenmesini seyir ederken;

Sağ Elinin şahadet parmağını kaldırarak,

---- Bu mel'un un der kanı pistir. Bir uzva damlasa, o uzvun dahi kesilmesi gerekir...

ve işte tam bu sırada Nesi'den sıcrayan bir damla kan, Müftünün şehadet parmağına gelir...

Meydanda hazır bulunanlardan hal ehli bir can;

---- Müftü Efendi fetvanıza göre parmağınızın kesilmesi lazım gelir

Diyince, Müftü

--- Nesne gerekmez birazcık su ile temizlenir der...

Kanlar içinde yüzülmesine devam edilen Nesimi konuşmalar karşısında, aşağıdaki beyiti söyler..

Zahidin bir parmağın kessen dönüp Hakk'tan kaçar
Gör bu miskin âşıkı serapa soyarlar ağlamaz



...Hallaç darağacında hiç aldırmadan, sadece “Ehad, Ehad” (Bir, yalnız bir) diye bağırıyordu. İdamda hazır bulunmayan tek bir Bağdatlı yoktu. Hatta Bağdat dışındaki kentlerden de insanlar gelmiş idamı seyrediyorlardı. Asılmak üzere sehpanın önündeydi, sehpaya baktı, güldü. Ve peşinden herkesin duyacağı şekilde dua etmeye başladı:


"....“Allah’ım! Sonradan olmuşluğumu kuşatan ezeli varlığın hürmetine! Senin ilksizlik kıvrımların arasındaki sonradan olmuşluğum hürmetine! Bana, lütfettiğin nimetin şükrünü yerine getirme imkanı ver. Güzelliğinin açılan sırlarını başkalarından gizleyerek onları fark etme imkanını bana vermek ve kınayanlardan beni esirgemiş olmakla bahşettiğin nimete teşekkür etmeyi bana nasip kıl. Şu topluluk senin kullarındır. Dinlerine olan bağlılıkları yüzünden ve sana yaklaşmak ümidiyle beni öldürmek için toplanmışlar. Onları affet. İyi biliyorum ki, bana açtığın sırları onlara açsan yahut onlardan gizlediğin şeyleri benden de gizleseydin bu hal başıma gelmezdi. Yaptığın şeyler için sana hamt, istediğin şeyler için de yine sana hamdolsun...”


Bunları söyledi ve sustu. İçinden mırıldanmaya başladı. Dualar etmeye devam ediyordu.

Kırbaçlanmıştı,

yorgun ve bitkindi ama, yiğitliğinden ödün vermiyordu.

O gün bir eli ve bir ayağı kesildi. O hala konuşmaya devam ediyordu.

Üçüncü gün öteki eliyle ayağı kesildi ve boynu vuruldu.

Hiçbir acı duymuyordu.

Sonraki gün bedeni yakıldı ve külleri Dicle’ye savruldu.

Kırbaçlanıp da parça parça doğranan bir insan nasıl olur da üç gün yaşayabilirdi?

Tarihin izah edemediği noktada buydu.

Hallaç, kurbanlık koyun gibi doğranmıştı.

Ve Hallaç, bu Allah velisi bütün organları doğranmasına rağmen ses çıkarmadan bu alemden ayrıldı. (26 Mart 922)

Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali

Aşk Olsun sırr-ı sır edenlere... Sırdan gelip sırra gidenlere

My Last Threads
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


[-]
Hemen Paylaş! (Hepsini Göster)
Facebook Twitter Technorati Linkedin Digg MySpace Delicious

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir