Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Tarihte ehl-i beyt ve alevilik
01-04-2016, 01:25 AM
Yorum: #1
Tarihte ehl-i beyt ve alevilik
Dini İslam, Kitabı Kuran, Allah’a kul, Hz.Muhammed’e bağlı, Hz. Ali’ye talip, Hz. Hüseyin’in yolunu sürenlerdir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin “eline, diline, beline sahip” olmayı ilke edinir.İyi düşünce, iyi söz ve iyi davranışta kendini bulur. Allah korkusu yerine sevgisini benimseyen, zahiri batınla, Bâtıni zahirle birleştiren, şeriat kapısını aşıp,tarikat, marifet yoluyla hakikat dünyasını ulaşan, Kuran’ın şekline değil, özüne inen, akıl ve gönül ile ruhsal olgunlaşma yoludur.

Alevi İslam anlayışı; İslamiyet’in Kuran’a dayalı, Hz. Muhammed’in buyruklarına göre İslami evrensel boyutları ile yorumlayıp yeryüzü insanlığına yeni kapılar açan bir büyük düşünce akımı olan Tasavvuf felsefesiyle hayat bulan, bir insan bütünlüğüdür, özünü insan sevgisinde bulan Tanrı’nın insanda tecelli ettiğine inanır.
Alevi İslam anlayışı, Hoca Ahmet Yesevi, Ebul Vefa, Hacı Bektaşi-ı Veli, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Anadolu Erenleri, Kuran’ı en iyi yorumlayan filozof velilerin görüşlerinden ilham alarak hayat alanı bulmuştur. Anadolu’yu İslamlaştıran bir yorumudur.

Alevilik, İslam dinin özüdür; manasıdır. Alevilik İslam içinde insanidir, aklidir, ahlakidir. Hz. Ali inancının, Kuran ayetlerinin yorumudur. Alevilik bir iç dünya olayıdır, his ederek yaşamaktır,
Alevilik, Hz. Muhammed-Ehlibeyt taraftarı, Hz-Ali ve onun soyunda gelenlere büyük bir saygı ve muhabbetle bağlılıktır. Alevilik, Ehlibeyt’in yoludur. Alevi kendisini her anlamda yetiştirmiş, kâmil insan demektir. Alevilik, dış yüzünden halka ve iç yüzün den Hakk’a bakan bir inançtır. Alevilik İslam dinini de Kuran yorumu ile kabul eder. Kuran’ın gerçek manasına vakıftır ve tüm mevcudatın Hakk’ın kendi öz varlığından ibaret olduğuna inanır ve bilir. Kuran’ı Kerim’in yorumudur ve İslam dır . Alevilik İslam içerisinde doğmuştur. Toplumsal, kültürel, yapısal ve inançsal kimlik oluşmasında etkili olan inançsal temeller yaratmıştır. Bu nedenlerden dolayı İslam’ın içindedir. İslâm’ın içinde insanidir, aklidir, ahlâkidir.

Alevilik, Ehl-i Beyt yolunun, Kur’an ayetlerinin yorumudur. Alevilik, Kur’an ve İslâm-ı, Hz. Ali’nin anlattığı gibi anlamaktır. Aleviler Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed’in Resul olduğuna ve Hz. Ali’nin Velayet makamına sahip olduğuna iman ederler. Hz. Muhammed Nübüvvet, Hz. Ali Velayet sahibi olduğunu ve Allah’a, Muhammed’e ve Hz. Ali’yi birbirinden ayırtmamaktır. Alevilik İslâm inancını, özünde beslediği amaçlar doğrultusunda anlamaya çalışan, içselliği esas alan, şekil şartlarından ziyade, insanın yüceliğini benimseyen Hz.Ali ve On iki imamlar gibi inancı sürdürmektir.

“Alevi” Hz. Ali ailesinin adıdır. Hz. Ali’ye bağlı olan, o’nu seven Hz. Ali’nin yolundan giden, Hz. Ali’nin taraflarına Alevi denilir. Ali’yi sevenlerdir. Alevi, sözlük olarak Ali soyu veya Ali evi olanlar demektir. Resulallah’ın Alevi adını kullandığı tarihi, sözlerine bakıldığın da veda haccından sonra Gadir hum mevkiinde gelen Maide suresinin 3. Ayeti geçmektedir. İmam Muhammed Bakır, mezhebinin Alevi olduğunu belirtir. Alevilik İslâm’ın içinde tasavvuf felsefesi ile din kültürünü kapsar. Alevilik; namaz, oruç, hac, zekât, zahire değil, tasavvuf içerikli Tanrı’ya kavuşmak için kendisine mahsus ibadeti olan ve ibadeti içersinde Hakka secde, dua, tevhit, zikir, gülbank duası vardır. Bu ibadetlerini cem evlerinde, evlerinde yerine getirmektedirler Alevilik, şekil şartlarından ziyade, daha çok içsellikte arayan İslâm’ın tasavvufi yorumudur. Bir başka deyişle Alevilik, İslâm’ın Ehl-i Beyt yorumudur. Aleviler öncelikle; eline, diline, beline, sağlam. Eşine, işine sadık, özüne, sözüne, gözüne doğru insanlardır.

Hz. Muhammed, Veda Hutbesi- Gadr-İ Hum da söyle seslenmişti;
Ümmetime iki emanet bırakıyorum, bunlardan biri Kur’an-ı Kerim, diğeri ise Ehli Beyt olduğunu belirmiştir. Bunlara yapışırsanız, kurtulursunuz.” gibi hadis-i şerifleriyle bu iki unsurun önemini belirtmektedir. Hz. Resulüllah (S.A.V.), gelecekte ortaya çıkacak fitne ve fesatlarda, Hz. Ali’yi (R.A.) ümmet nazarında suçlamalardan korumak için O’nun kemalet ve üstünlüklerine önemle dikkat çekmekte: “Ben kimin dostu isem, Ali de onun dostudur.” “Ali’yi yalnız müminler sever, O’na yalnız münafıklar düşmanlık eder.”

Hud süresi ve Ahzab süreleri Ehl-İ Beyt ten bahis eder.
Hz. Resulüllah’ın bu övücü beyanları, O’nun erdemine bir delildir. Peygamberin bu emrinden dolayı başta Sahabe-i Kirâm olmak üzere bütün Aleviler, Hz. Ali’ye ve Ehl-i Beyt’e teveccüh göstermişler ve o yüce soya samimî olarak saygı göstermişler ve sevmişlerdir. Alevilikte, Allah sevgisi, Hz. Muhammed, Hz. Ali sevgisi ve Ehl-i Beyt’e bağlılık, Aleviliğin İslâm’ın özü olarak görmenin temel nedenidir.

Gadir Hum’un gerçekleşme sebebi ve Velayetin hedefi Ehl-i Beyt taraftarları olarak kavramamız ve kavratmamız gerekir. Hz. Muhammed’in Gadir Hum’da, Hz. Ali’yi vasi tayin etmiştir. Gadir Hum’ olayın geçtiği zaman incelenince, en az 200 bin kişi bu olaya şahit olmuşlardır.
Velayetin ilanından sonra nazil olan ayet incelendiğinde konunun ne kadar hassas olduğu anlaşılmaktadır. “El-Yevm yeisellezine keferu an dinikum….” Mekke müşrikleri, yıllarca dini yok etme hedefine ulaşamadıkları için Resulullah (s.a.a) sonrasını bekliyorlardı.

Hedeflerine ulaşmak için Resulullah’ın dünyadan göçmesini bekliyorlardı. Velayetin, Allah’ın emriyle Resulullah (s.a.a) tarafından Gadir Hum’da ilan edilmesiyle, bütün hayalleri yıkıldı, planları suya düşmüş oldu ve Allah-u teala bunu, “ bugün kâfirler ümitsizliğe düştüler” cümlesiyle beyan ediyor
Hz. Muhammed’in Hakka yürüyüşünden sonra kıyamete kadar ümmetin rehberlik ve önderliği olan velayet makamına kim oturacak konusunda sorun yaşanmıştı.
Sakifede bir şahsın velayeti değil, ilahi hüküm devre dışı bırakılmış oldu. Yani „Resulullah’tan sonra imamet ve velayet makamı tayin edilmiş ama bu makamda kim oturacak“ sorusu dile getirilmiyor, binlerce kişinin şahit olmasına rağmen „Allah’ın tayin etmiş olduğu bir velayet ve imamet yoktur“ mantığı ile hareket ediliyordu.
Allah’ın emrinin ve velayetin Kuran’da olduğu inkâr ediliyordu. Dikkat edilirse mesele Hz. Ali şahsının hakkının gasledilmesi değildir.
Velayete gerek yok diyerek, Allah-u tealanın emri devre dışı bırakılmış oldu. Bunlar Allah’ın emrine karşı geldiler. Yani makam engellendi, dolayısıyla bu makama tayın edilen şahıs da devre dışı bırakılmış oldu. Hz. Ali ve bazı sahabenin Sakife’de yapılanlara itirazları; “neden Ali halife olmuyor”,değildi, „neden Allah’ın tayin ettiği imamet ve velayet devre dışı bırakılıyor“ düşüncesiydi, „neden ilahi iradenin tayın ettiği makam devre dışı bırakılıyor“ idi.
Sakife’nin neticesinde idare sistemi konusunda ortaya çıkan düşünce „demokrasi“ yani halkın seçmesi gerekir düşüncesi oldu. Emevi ve Abbasiler zamanında daha da ileri gidilerek saltanata dönüştürüldü. Böylece diğer imamları da engellediler, onların da velayet ve imamet makamında oturup ilahi ahkâmı icrasına fırsat vermediler.
İmam Humeyni (r.a) Gadir-i Hum hakkında şöyle buyuruyor: „Gadir-i Hum olayı öyle bir olay değil ki Hz. Ali’ye bir makam kazandırmış olsun.

Hz.Ali, bütün fazilet ve manevi makamlara sahip olduğundan Gadir Hum’un gerçekleşmesine vesile olmuştur.
Allah-u Teala, Resulullah’tan sonra yeryüzünde adaleti Allah’ın istediği gibi icra edecek Hz. Ali’den başka kimseyi görmediğinden, Resulullah’a, Hz. Ali’yi yerine tayin etmesini emr etmiştir.

Rivayetlerin Gadir-i Hum’dan bu kadar azametle bahis etmesinin sebebi, Hz. Ali’nin sadece hükümetin başında olması değildir. İbn-i Abbas diyor ki, Cemel savaşına giderken Hz. Ali’nin yanına vardım. Hz.Ali oturmuş yırtık ayakkabısını dikiyordu. Bana, „bu ayakkabının değeri ne kadardır?“ diye buyurdu. „Hiç değeri yoktur“, dedim. Hz.Ali şöyle buyurdu: „ Allaha yemin olsun ki, bu ayakkabı bana sizlere baş olmaktan ( hilafet makamından ) daha sevimlidir. Sadece bir hakkı ikame edeyim ve bir batılı yok edeyim ( yalnız bunun için hilafeti kabul ederim)“. Hz.Ali ve diğer imamlar hükümeti sadece Allah’ın istediği adaleti icra etmek için talep ederlerdi ama kendilerine fırsat verilmedi.

Gadir-i Hum olayı „ devlet sisteminin“ beyanıdır. Gadir Hum’da beyan edilen Velayet, hükümet sisteminin açıklanmasıdır.
Gadir Hum meselesi, Adaletin icrası meselesidir Gadir-i Hum demek, Hz. Ali’nin adalet anlayışının uygulamasıdır.
. Allah-u Teala, Resulullah’tan (s.a.a) hükümeti, bu siyasi makamı Hz. Ali’ye devretmesini istemiştir. Resulullah’ın kendisi devlet başkanıydı, önderdi, liderdi, hükümet de siyasetsiz olmaz. Din siyasetten ayrıdır diyenler, Allah’ı yalanlamaktadırlar, Resulullah’ı yalanlamaktadırlar, imamları yalanlamaktadırlar.“ (Sahifey-i Nur. Cilt 20 Sayfa 112.114 )
Gadir-i Hum’un ispatlanması meselesinde ise İmamların tarih boyunca yaptıklarına bakılması gerekir. İmamet ve Velayeti ispat için neler yapmışlar. İmamların hayatında alınması gereken en büyük ders, bütün çabalarının velayetin hakikatini söylemle değil amelle göstermeye çalışmalarıdır.

Alevilerde Bu nedenle Hz. Ali’nin ve Ehl-i Beyt’in yolunu sürdürenlerdir.
Aleviler, Hz. Ali’yi sevmenin, Hz. Muhammed’i sevmekle eşdeğer olarak görmekteler. Çünkü Hz. Muhammed,”Ben kimin mevlası isem, Ali de onun Mevlasıdır. Ona dost olana dost, düşman olana düşman ol. Ona yardım edene yardım et. Onu horlayanı horla. Nerede olursa olsun gerçeği onunla birlikte kıl, şeklinde dua etmiştir. (Sahih-i Müslim, “ Fedail’üs- Sahabe” Ali Bin E. Talibin faziletleri, bölümünden aktaran Seyit Murtaza / Hz. Muhammed, Hz. Ali için; “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır. Şehri dileyen kapıya gelsin”, “Ali insanların hayırlısıdır. Kim bunu kabul etmezse, gerçekten kâfir olmuştur.” , “ Ümmetimin en ileri geleni ve gerçek hüküm vereni Ali’dir.” Aleviler de Hz.Muhammed’in, Hz. Ali ‘nin ve Ehl-i Beyt’in ahlak ile ahlaklaşmış kimselerdir.

Görüldüğü gibi bu ayetlerin içsel anlamlarından hareketle Alevi İslâm inancına göre, Tanrı insanın içindedir, insana secde etmek, Tanrıya secde etmekle eş anlamdadır.
Hz. Ali’yi sevenler, iki gruba ayrılır: 1-Gerçek ve samimî taraftarlar, 2-Siyasî taraftarlar. Bunlardan birincisi, O’na (R.A.) Allah için muhabbet göstermişlerdir. Bu muhabbet saf, net ve durudur.
Kaynağını Alevi İslam inancının esasları oluşturur. Bu samimî taraftarlar, Hz. Ali’ye iki açıdan yönelir. Birincisi, Hz. Ali’nin yüksek kemaleti ve üstün yetenekleridir. Onun fazilet ve olgunluğu, takva ve ubudiyeti, müminlerin kalp ve dimağlarında, muhabbet ve takdire dönüşmüştür. İkincisi, Hz. Ali’nin (R.A.) Ehl-i Beyt ( Peygamber Efendimizin (s.a.v) evlat ve torunları, soyunun temsilcileridir.
Aleviler kendilerini ifade ederken, Alevi, Allah’a kul, Muhammed’e ümmet, Aliye talip olan kişilerdir. Alevi İslâm inancında Tanrının gerçek eri olan insan kalbine yani doğrudan doğruya insana yönelirler. Kur’an da Tanrı – İnsan bütünleşmesi ve birliği şu şekilde ifade edilmektedir. Onlar derler ki ; “Biz Allah içiniz ve sonrada ona dönüp gideceğiz” Biz ona ( insana) şah damarından daha yakınız.
Alevi İslâm inancı erdemliği, yüceliği, insancılığı, barışı eşitçiliği sağlayan ve insanlığın özlem duyduğu, paylaşımcılığı sağlayacak birinci yol olduğu gerek inanç bakımından, gerekse ahlak esasları açısından dünyanın en insancıl, en özgün, en ahlaklı, en görkemli inanç kültür bütünlüğüdür.

Aleviler, Hz. Ali’nin üstün niteliklerini ve Kur’an’ın gerçek yorumunun içsel anlamını başta Hz. Ali olmak üzere, Ehli Beyit’in ve Yedi Ulu Ozan’ın tasavvuf derinliği olan kişilerce keşfedildiğinden dolayı Alevi İslâm inancının kendiişlerinde içselleştirerek savunmuşlardır.
Gerçek İslam- EHL-İ BEYT dünyadan 1400 yıl önce bireysel haklar, hukuk devleti, kanunlar önünde eşitlik, ekonomik özgürlükler gibi değerleri insanlığa kazandırmıştır. Gerçek İslam ahlakının egemen olduğu bir toplumda bireysel hak ve özgürlükler büyük önem taşır. Kişisel hak ve hürriyetler garanti altına alınır, insanların özgür ve onurlu bir hayat yaşaması hedeflenir. Allah, Kuran’da Müslümanlara tüm insanların Allah Katında eşit olduklarını (üstünlüğün ancak takva ile olduğunu) bildirmiş ve insanlara karşı adil, hoşgörülü, affedici ve anlayışlı olmalarını emretmiştir. Farklılıklara saygı göstermek ve bunlar arasında adaletle hükmetmek önemli mümin alametlerinden biridir.

IV.EHL-İ BEYT SEMPOZTOMU :
ALİ KAYA (TARİHÇİ-YAZAR)
-HACI BEKTAŞ/NEVŞEHİR 23.06.2012


alevilik,alevi nedir
Web Sitesini Ziyaret Et Tüm Mesajlarına Bak
Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


[-]
 ()
Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi