Bu Konuyu Okuyanlar: 1 ZiyaretÇi
Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Türkiye'de Alevilik
05-10-2013, 11:55 AM (Bu Mesaj 05-10-2013 11:57 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : Admin.)
Mesaj: #1
Türkiye'de Alevilik
Türkiye'de Alevilik - ‘Alevileri destekledim diye terfim engellendi’

‘Türkiye’de Alevilik’ yazı dizisini okur yorumlarıyla sonlandırıyoruz: * Aleviliğe sadece rey olarak bakılıyor * Yaşadığımız haksızlıklar yüreğimi yakıyor * Alevilere işyerinde ayrımcılığa karşı çıkıyoruz diye terfimizi vermediler

Nil Mutluer

Yazı dizisine başladığımdan bu yana “birçok” kimliğe büründürüldüm. Bazıları beni Alevi zannetti, bazıları Sünni. Mesela, ilk bölümlerde, Dersim, Çorum, Maraş, Sivas ve Gazi olaylarında yaşananlara “katliam” dedim, Alevi olduğum düşünüldü. Bir bölümde “Alevi olmadığımı bildiklerinden” şeklinde bir ifade kullandım, hemen Sünni oldum; başka bir inanç grubundan olmam mümkün olamazmış gibi, ki nedense eminim şimdi de “Sünni değilmiş, Hristiyan veya Yahudi galiba” gibi cümleleri duyar gibiyim.

Kimliğin sınırları
Konuları tartışırken farklı aktörler işin içine girince, yazıdaki meseleler sanki bazen fark edilmeden geçti; ya “Sadece Alevi’lerin acılarını görüp Sünni’lerin de yaşadığı acıları görmediğimden” ya da “meselenin esasına gelip Aleviliğin ne olduğunu tartışmadığımdan yakınıldı.” Elbette “kim” olduğuma takılınmadan aldığım çok yorum da oldu.
Bu yorumlar memlekete yabancı bir hal değil. Zira, kimlikler ne diyeceğimizi o kadar belirlemiş durumda ki, kim olduğumuz, olabileceğimiz ne dediğimizin önüne geçiyor. Bu bağlamda da, sanki Alevi, Sünni, Hristiyan, Kürt, Türk, kadın, eşcinsel veya ne isek olmanın sanki tekil bir hali varmış gibi bir algı oluşuyor. Kimliği temsil eden aktörlerin dedikleri hepimize mal ediliyor ve özgürleşemiyoruz. Özgürleşemediğimiz gibi birbirimizi duyamıyoruz, tartışamıyoruz da. Kim olduğumuz ne söylediğimizin önüne geçiyor. Oysa, hallerimiz çoğul ve birçok kesişimleri bir arada yaşıyoruz. Örneğin, Kürt Hristiyan erkek yurttaş olmak gibi...

Bu anlamda, kimliğin içe kapayıcı bir yanı var. Diğer yandan, ayrımcılığa uğrayan bir kesimin kimlik üzerinden hak talep etmesinden de doğal bir şey yok, zira zaten modern siyasetteki iktidarlar tektipleştirmeyi bizleri kimliklere hapsederek yapıyor. O zaman da, mecburen edinemediğimiz hakkımızı veya ayrımcılığa uğradığımız konuyu mücadele alanı haline getirmekten başka seçeneğimiz kalmıyor. Zaten her şey nüfus cüzdanlarımızın renginden, din hanesinden, memleketinden başlamıyor mu? Kaçımız bu nedenlerden ayrımcılığa uğradık? Çoğumuz! Öte yandan, kimliklerimizle örtüşen iktidarlar olduğunda da demokrasi ve Cumhuriyet ilkelerine yakışmaz biçimde ‘yükselme’ fırsatları da yakalıyoruz.

Alevilik üzerinden siyaset

Gene de haklarımızı savunurken yapacaklarımız var. Sadece kendimiz için değil, hepimiz için eşitlik ve adalet talep etmekle başlıyor bunlar. O zaman kimliğin ötesine geçip meselelere konsantre olabiliyoruz. Kimlik alanındaki kişisel, siyasi çekişmeler de bizi baltalamamış oluyor. Konuşmamızda Alevi Vakfı Federasyonu Başkanı Doğan Bermek şöyle demişti: “Aleviler Alevilik üzerinden siyaset izlememeli. Alevi diye bir partiye girince, o parti seni Alevi diye alınca siyaset yapmış olmuyorsun. İkisi farklı.” Bence çok haklı.
İlk bölümde de belirttiğim gibi dizinin meramı Aleviliğin ne olduğunu din bilimcilere bırakarak yurttaş olarak Alevilerin Türkiye’de yaşadıkları ayrımcılıkların ve Aleviliğin bir kimlik olarak siyasetin nasıl bir parçası olduğuna odaklanmak. Bu yaklaşım ister istemez Türkiye’de yaşanan laiklik anlayışını, yeni anayasada eşit yurttaşlık için inanç dahil diğer haklarımızın nasıl düzenlenmesi gerektiğini, Diyanet’in işlev ve varlığını, nihayet devlet, hükümet ve Alevilerin izledikleri siyaseti ve hükümetin bu yolda nasıl bir adım atması gerektiğini de tartıştırdı. Bu tartışma Alevilerin net talepleri ışığında gerçekleşti: Gündelik hayatta ayrımcılığa uğramamak, ibadetlerini kendi tanımladıkları gibi rahatça yapabilmek ve eşit yurttaş olarak kabul edilebilmek.

Her çalışma gibi bu çalışmanın da kısıtları vardı; hedeflenen konular gazete sayfaları sınırında ele alınabildi. Ancak, anayasayı yeniden yapma yolunda özgürce, sadece inançlarımızı değil, tüm fikirlerimizi ve hallerimizi konuşmak için bu gibi çalışmalar sadece bir başlangıç...
Şimdi sözü okura bırakıyorum...

OKURLAR NE DİYOR?
Bizi yok saydılar ama vardık
- Yatağanoğlu: Türkiye’de Hz. Ali sorundan olduğunu iddia eden kabilelerin %90’ı safkan Oğuz soyundandır. Yani Alevisi, Sünnisi hepsi Oğuz soyunun Zu boyundandır. Bektaşilikte soy mühim değildi. Selçuklu’nun aşırı Sünni veziri Nizamülmülk Siyasetname isimli kitabında “sarayda nasıl şarap içilir” diye bir kısım yazmış. Sonra Yavuz Sultan Selim zamanına kadar Muharrem ayında Osmanlı sarayında oruç tutulduğunu tarihçiler yazıyor. Hepsi akrabadır. Bugün Aleviliğe sadece rey olarak bakılıyor.

Atatürk’le gönül bağı eksik
- Muharrem Doğan: Konuya nereden başlasak orada mutlaka bir pislik buluyoruz. Konuya başlamak çok zor bir olay. Biz Türklerin tarihinden mi yoksa İslamiyet’le buluşup Şamanizmden sonra İslamiyet seçmelerinden mi? Maraş, Çorum, Gazi, Sivas olayları zaten bu devletin yüz karası... Devlet kendini katil ilan etmiştir. Başta askeriye olmak üzere Alevileri yok saydılar ama biz vardık, askerlik yaptık, vatandaşlık görevimizi yerine getirdik, vergiler ödedik gerisi yok. ‘Sen yoksun’ denildi, ‘ya benim gibi ol ya da öl’. Bu konuyu gündeme getirmeniz iyi oldu. Artık biz aleviler daha fazla çalışmalıyız. Çok güçlü örgütlenip tek ses olmalıyız yoksa gelecek daha çok kötü olabilir.
- Aziz Naci Doğan: Çok emek vererek hazırladığınız satır aralarında hemen fark edilen ‘Türkiye’de Alevilik’ yazı dizinizde çok temel iki noktayı ihmal etmişsiniz. Türkiye Aleviliğinin tarihsel ve sosyolojik nesnel verilerle sabit olan “kök Türk kültürünü oluşturma’ niteliği ve bir de Alevi yurttaşların ‘Hz. Ali’nin bir başka görünümü’ diye baktıkları Mustafa Kemal Atatürk’le aralarındaki kopmaz muhabbet bağı...

Kimsenin kimliği bizi ilgilendirmez
- Naim Türkekul:Yazdıklarınızı okudukça Malatya’da bir kamu kuruluşunda şef mühendis olarak çalıştığım günler geliyor aklıma geliyor. Kayseri’deyken Cumhuriyet Gazetesi okuyan karı-koca biz, orada duruşumuzu değiştirmiş olmamıza rağmen; -örneğin giyim kuşam, Milliyet gazetesine geçiş, Cuma namazlarına devamlılık, Ramazan’da oruç tutmak ve teravih namazları gibi- fişlenmiş olduğumuzdan dolayı çok zorluklar yaşadık. Bizler Alevi olmadığımız halde o kuruluşta Alevilere yapılan zulümlere göz yummadığımız için dolayısıyla dışlandık ve tepki gördük. Yaşananlar çok vahimdi. En zor işlerde bu insanlar çalıştırılıyordu. Ustabaşılar bilerek eziyet ediyor ve disiplin suçu işlemiş gibi bu insanlara ceza verdirmeye çalışıyorlardı. Her şeyi göze alarak gücümüz yettiğince haksızlıklara karşı durduk. Terfilerimizi vermediler, sürmek için tehditler başladı. Biz de kendi tayinimizi Çorum’a çıkarttırarak, gittikçe artan baskıdan kurtulmak ve çocuklarımızın geleceğini garanti altına almak için , sicilimizde bile bile solcu veya komünist damgasını da yiyerek geldik. ™imdi geriye dönüp baktığımda, kariyerimde istediğim basamağa kadar gelememiş olsam da yaptığım doğru işler nedeniyle gurur duyuyorum. Müdürlük payesini kamuda vermediler ama, emekli olup İzmir’e geldiğimde altı değişik özel sektöre ait kuruluşta fabrika müdürlüğü yaptım. Belki de Alevi kardeşlerimin hayır duaları sayesinde. Hiç kimsenin kimliği (etnik veya dinsel) bizi ilgilendirmedi. Yaptığı işteki başarısı tek isteğimiz oldu.
- Bayram Erdoğan: Köken olarak Alevi misiniz, değil misiniz bilmiyorum, fakat Milliyet’te başladığınız “Türkiye’de Alevilik” yazı dizisinin objektif bilimsel bir araştırma yazısı olduğu ilk günden belli oldu. Tam hedefe vuruyorsunuz. Yaraların üzerini açıyorsunuz teşekkür ederim. Emekli bir devlet memuru olarak iş hayatımda yaşadığım ayrımcılık ve haksızlıklar hala yüreğimi yakıyor. Son yılların hikayeleri Ergenekon, Balyoz, Oda TV ve bir kısım yargıda olanları değerlendirin. Gözaltına alınan, tutuklanan ve sorgulananların, isimlerinden, soy, kök, aile isimlerinden, memleketlerinden büyük bir kısmının alevi kökenli olduğu rahatça anlaşılabiliyor.

Allah’tan korkulmaz Allah sevilir
- Hikmet Aslan: Alevilik Sünnilik gibi bir mezhep falan değildir. O bir felsefedir, bir yaşam biçimidir. Aleviliği öğrenip irdelemeden önce Tasavufu çalışıp öğrenmek gerekir derim. Tarihçesi milattan öncelere dayanır. Şimdilerde kayıp olan -Mu- adası halkının düşüncesi ve yaşam biçimine dayandığını araştırmacılar tarafından iddia edilir. Ezgilerimizde ‘Musa ile Tur dağında Ali’yi gördüm Ali’yi’ der ozanlarımız. Siz düşünün artık gerisini... Osmanlılarda 6-8 yaşlarındaki Hristiyan çocukları devşirme olarak yetiştirip Yeniçeri yapmak istediklerinde Sünni eğitimi verdiklerinde başarılı olunmamış. Çünkü Sünni anlayışta Allah’tan korkulur, tüm İslami şartlar mutlak yerine getirilmesi gerekir. Sonradan düşünüp o devşirmelere Bektaşi hocaları tarafından eğitim verildiğinde başarılı olunmuş. Çünkü Alevilikte Allahtan korkulmaz; sevilir. Yeniçerilerin mehter marşı ile yürüyüşlerinde üç adım atıp durmalarının anlamı da yine Allah, Muhammed, Ali üçgen ile ilişkilidir.

- Tahsin Duman: Alevilerin üzerindeki baskıdan bahsediyorsunuz. Kimse onlara zorla ‘Cuma’ya git’ demiyor. Esas baskı Sünniler üzerinde. Devlet memuru olanlar Cuma’ya gidemiyoruz. Bunu da yazın.

Alevilik İslam’ın özünü yorumlar
- Hasan Gülşen: Anadolu Aleviliğinin devletin siyasi, hukuki, idari yapısının kısmen dahi olsa din esaslarına dayandırılmasına yönelik tarih boyunca ve halen de hiç mi hiçbir talebi ve uygulaması olmamıştır. Aksine laikliğin, yaşam ve devamında da sigortası olmuşlardır. Sünni-Emevi ve Vahabi din ideolojisini yerleştirmeye çalışan siyasi iktidarın, Aleviliğin ve Alevilerin işbu kararlı ve tutarlı laiklikten yana inanç ve tavırları nedeniyle boy hedefi olmuşlardır.
Alevilerin örgütlenmelerini, Aleviliği tüm boyutlarıyla öğrenebilme ve yaşayabilmelerinin önlenebilmesi için de siyasi iktidar, cemevlerini yasaklamaya ve kurulmalarını da önlemeye çalışmaktadır. Burada Alevi kuruluşlarının da birtakım tavır ve söylevlerinin de eleştirilmesi gerekir. Alevilik, İslam’ın akıl, ahlak, hümanist özünü yorumlayan ve uygulayan bir inanç manzumesidir, bir ulusun malı değildir. Türkler dışındaki büyük çoğunluğu oluşturan Kürtler, Araplar, Arnavutlar, Azeriler, Boşnaklar gibi uluslar da kendi dilleriyle ibadet edebilmekte ve deyişler söylemektedirler. Ancak her nedense Alevi kurum ve medyası genellikle Türkçe ibadet ve deyişlere yer vermektedir. İşbu durum, hoşgörülü ve demokrat yapılı Alevi inancına da aykırıdır.

Demokratik laiklik benimsenmeli
- Ali Polat: Alevi toplumunun sorunlarının ve taleplerinin çözümünde kritik nokta demokrasi ve laiklik kelimelerine yüklediğimiz anlamlardadır. İnsanlık boyunca gelişen siyasi uygulama ve yaklaşımlar açısından bu kelimelerin içerik ve çeşitliliği farklılaşmıştır. Bu nedenle geçmişi bugün açısından değerlendirip cumhuriyetin kurucu iradesinin DİB kurmasını yanlış görmek yerine bugünkü terminoloji ile çözüm aramalıyız. Türkiye demokrasi anlayışını çoğulcu demokrasiden, laiklik anlayışını demokratik laiklikten yana çevirmek zorundadır. Bu değişim ister istemez Alevilerin sorunlarının çözümlenmesini beraberinde getirecektir. Aksi halde daha uzun yıllar Alevilerin sorunlarından, taleplerinden bahsedileceği kesindir.
- Musa Kazım Engin: Aracılığınızla sormak istiyorum: Osmanlı Şeyh-ül İslam makamının verdiği fetvalar geçerli midir? Geçerli değilse Diyanet İşleri Başkanlığı Fetva Kurulu bu fetvaların geçerli olmadığı yönünde bir karar alıp yayınlamış mıdır? Yayınlamamış ise neden? Diyanet bu fetvaları onaylamakta mıdır? Onaylıyorsa da, onaylamıyorsa da bunu bilmek hakkımız.
- Ali Kaya: Din Kültürü ve Ahlak Eğitimi mezhepler üstü bir yaklaşım içerisinde din eğitimi bir hak olarak görülmeli. Anayasal tercih din eğitiminin bir özgürlük konusu olarak ele alınıp sosyal bir hak olarak da yenilen düzenlemelidir. Türkiye’de din eğitimi kendi tarihsel toplumsal, siyasal yapısı içinde yeniden XXI. yüzyıl Türkiye’sine yakışır bir şekilde yeniden ele alınmalıdır. Başta Aleviler olmak üzere Şiileri, Şafileri, BahaÓleri, Katolikleri, Ortodoksları, Protestanları, Gregoryenleri, Musevileri, Süryani ve Ezidileri, Nusayrileri, Agnostikleri, Deistleri, Ateistleri ve tüm inanç gruplarını eşit adil, ahlakilik ve güven temeli üzerinde inançlarına özgürlük sağlanmalı.

Etiket:Türkiye'de Alevilik , ‘Alevileri destekledim diye terfim engellendi’, Nil Mutluer, AİHM, Sünni, Alevi, İzmir, Sivas, Çorum, İslam, fetva, Parti, Yahudi, sadece, galiba, sultan, Malatya, Bektaşi, katliam, Kayseri, Türkiye, Fabrika, Süryani, Diyanet, laiklik, gibiyim, Ramazan, Aleviler, insanlar, olabilir, Selçuklu, askeriye, askerlik, Alevilik, Muharrem, Allahtan, Alevileri, istiyorum, Ergenekon, Hristiyan, Alevilere, Türkiye'de, ayrımcılık, genellikle, bilmiyorum, kaldırılsın, Doğan Bermek, Cumhuriyet Gazetesi, Mustafa Kemal Atatürk, Diyanet İşleri Başkanlığı,
My Last Threads


Alevi forum,alevi köyleri,alevi türküleri,alevi ünlüler,alevi sözleri,alevilik nedir,alevi nedir
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


[-]
Hemen Paylaş! (Hepsini Göster)
Facebook Twitter Technorati Linkedin Digg MySpace Delicious

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir