Bu Konuyu Okuyanlar: 1 ZiyaretÇi
Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Zekat ve Alevilik
08-03-2013, 02:54 PM (Bu Mesaj 08-03-2013 03:04 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : Dede-baba.)
Mesaj: #1
Zekat ve Alevilik
Degerli canlar...

Alevi-islam anlayışı Kur'an-ı Kerim'in batınî yorumuna dayanır... Bu yorum Bizatihi 12 İmam Efendilerimizin ve Onların soyundan gelen seyid dede ve Pirlerimiz kanalıyla bugünlere gelmiştir. O yüce soy Kıyamete kadar insanlara yol gösterecek ve var olacaktır...

Bizler Hiçbir zaman Kur'an-ı red edenler olmadık.... bizler sünni ve şii islam anlayışını ve Kur'an yorumlanmasını kabul etmedik etmeyeceğizde...

Peki sünni/şii islamında islamın şartı olarak gösterilen zekat'ın aslı astarı nedir* Aleviler zekatı verir mi? Bilir mi* Bu suallere cevap verelim...

Zekat sözlükte bereket, artış ve arınma anlamlarına gelen Arapça bir sözcüktür. Batınî anlamda ise zekat.. mal biriktirmemek.. elindekini fakirle bölüşmek.. ve dahi paylaşmaktır.

Kur'an-ı kerim'de Zekat'ın farz kılındığı ayetler şunlardır..

“ ....Onların mallarında isteyenler ve yoksunlar için bir hak vardı....” ( Zariyat Suresi,19 )

Zekatın kimlere verileceğinin bildirildiği ayette ise şöyle denilmektedir:

“ ....Sadakalar / Zekat malları Tanrı’dan bir farz olmak üzere yalnızca şunlar içindir: Yoksullar, düşkünler, zekatla ilgilenmeye görevli kimseler, kalpleri yakınlaştırılıp ısındırılacak olanlar, özgürlüğünü yitirmiş olanlar, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmış olan kimseler…” ( Tevbe Suresi, 60 )



Bu manada Zekat demek fakire fukaraya yolda kalmışa, yardımdır.. zekat kapıya geleni boş göndermemektir.. zekat mal biriktirmemektir. zekat, paylaşmak... paylaşmak.. paylaşmaktır..

zekat acaba sadece maddi varlığın paylaşılması mıdır* hayır değerli canlar alim ilminden zekat verir.. zengin malından zekat verir. Cümle eren ve evliya hakk'ın gönüllerine nakşettirdiği ilahi mesajdan zekat verir. insanlığa nuru saçar...

Kur'an-i zahiri anlamlandırmak, bizi yanlışa küfürlü içerikürür.. bu nedenle zekat denince sünni/ islam ekollerindeki malından şu kadar mülkünden bu kadar.. köpeğe kemik niyetine verilen sadaka anlayışı Alevi-bektaşi islam anlayışında yoktur...

İslam dini bu manada paylaşımın.. bölüşümün özendirildiği önerildiği.. İnanlar üzerine farz kılındığı bir dindir... bektaşi dergahlarında her daim kazanlar kaynar... sofralar kurulurdu.. buralarda.. yoldan geçenler, garibanlar yetimler, muhtaçlar.. vedahi ihtitiyacı olan herkes faydalanırdı..

Kırsal alanlar da dedelerin pirlerin evide bu şekildeydi.. dede'nin evi boş kalmazdı.. her daim yemek olur. muhtaçlara ihtiyacı olanlara burdan verilirdi..

Alevi-bektaşi dergahlarındaki "KARA KAZAN" bunun için vardı.. Dergaha bağlı her inanan malından belli bir bölümünü kara kazan içine atar. birikenler fakir fukaraya ihtiyacı olana verilirdi....

"Bir elin verdiğini diğer el görmezdi..."

Gerçeğin demine hû diyelim

İsmişah! Bismişah Allah Allah...

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk...

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat...

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed...


“ ....Sadakalar / Zekat malları Tanrı’dan bir farz olmak üzere yalnızca şunlar içindir: Yoksullar, düşkünler, zekatla ilgilenmeye görevli kimseler, kalpleri yakınlaştırılıp ısındırılacak olanlar, özgürlüğünü yitirmiş olanlar, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmış olan kimseler…” ( Tevbe Suresi, 60 )


HAKULLAH:

Allah için verilen yardım demektir.... Kaynağını Kur'an'ın Enfal suresinin 41.ayetinden alır...

Doğru ile yanlışın ayrıldığı gün,
O iki topluluğun karşılaştığı gün,

Kulumuza indirmiş olduğumuza inanın
Ganimet, kazanç olarak elde ettiklerinizin

Beşte biri Allah'ın, Resul'un ve Ehl-i beyt'inindir.
Hem yetimlerin, yolsulların, yolda kalmışlarındır.

Resul'a indirdiklerimize İnciniyorsanız,
Tanrı herşeye kadirdir, bilmelisiniz.
(ENFAL SURESİ-41)


Ocağa bağlı talipler Her sene gelen Dede-baba'larına o yılki gelirlerinin masraf dışında kalan kazançlarının 1/5 'ni verirlerdi...dede'lerce toplanan bu Çıralık /Hakullahlar'ın bir kısmı, ....(Sadece geçimliklerini sağlayacak) kadar Peygamber soyundan gelenlere verilir. Diğer yarısı ise Dergah'a yada Dede-baba evine sığınan muhtaç olanlara, yoksullara, yetimlere, esirlere ve yolda kalmış garip kimselere verilirdi...

Osmanlı İmparatorluğu Enfal suresi 41.ayeti uyarınca Hacı Bektaş Veli Dergahına yardım etmiştir. Bu yardımın adı '"Gaziler Hakka'"dır. Bu yardıma özgü olmak üzere 28 Haziran 1363 tarihinde, Sultan Murad Hüdaverdigar zamanında (Penç a yek) beşte bir adıyla bir Ferman çıkarılır.

Çıkartılan bu yasa ile 1826 tarihine kadar -zaman zaman aksamasına rağmen, Osmanlı hazinesi tarafından bu yardım devam etmiştir...Toplanan gelirler, gelir defterine kayıt edilirdi....

Allah Eyvallah...

Fakire yardım nasıl Olur?
Degerli Canlar...

Bu gün size, Zekat yani fakiri Fukaraya yardım nasıl olur. bunun üzerine Kur'an-ı Kerim'den bir ayet ve İmam Hasan ile İmam Hüseyin hakkında bir Kıssadan bahsedeceğim...

YA ALLAH!!! YA MUHAMMED!!! YA ALİ!!


Allah Eyvallah, Şeyhen İlallah

İsm-i Şah Bism-i Allah Allah

" Onlar Tanrı yüzünü arzular sabrederler
İbadet yaparlarken paylaşarak verirler.

Kendilerinin olan rızkından, açık ve de gizli
Muhtaç olana verirler. her zaman hem temelli.

Hem bunlar kötülüğü güzellikle savarlar
İşte bunlar içindir. Ebedi cennet
(Rad suresi ayet 22)


"....Medine sokaklarının fakir mahallelerinde... gecenin en karanlığında.. ve kuytuluk saatlerinde.... İki adam belirirdi... Her gece... kapıları usulca çalar.. bazen bir torba un... bazen yağ bırakırlardı... ve hemen uzaklaşırlardı.. kimse bilmezdi.. O'nlar kimdi....

Bir süre sonra.. fakir mahallerine ender gelinir oldu....ve daha sonra .. taki..Kerbela'dan sonra.. Hiç gelinmez.. oldu...

Fakirler beklediler .. beklediler.. beklediler.... Gözler yaşlı... dudaklar duada.. yardım beklediler...

Hadi ne olurdu yine çıksa ya!!.. su sokağın kösesinden ne olurdu... Ama kimsecikler gelmedi... Yanlızdı... öksüz kalmıştı.. fakirler.. garibanlar.. ve kimsesizler..

Çok sonra öğrendi medine halkı her gece kapılarına erzak bırakanların kim olduğunu .... Onlar.. İmam Hasan'ül Mücteba... ve kardeşi Şehid-i Kerbela idi...

Evet cennet gençlerinin Efendileri... Nasıl fakire fukaraya iyilik yapılır.... göstermişlerdi...

** Şimdi her ramazan ayında show yaparcasına çamurlar içinde bir parça ekmek için birbirini ezen.. insanları gördükçe...

Tiksiniyorum... Utanıyorum...

böyleleri baksınlar Peygamber nesline.. iyilik nasıl olurmuş?... Nasıl yapılrmış öğrensinler?...

*** Alevi-Bektaşi öğretisi iyilik konusunda şöyle emreder...

"Bir elinizin verdiğini diğer eliniz bilmesin"...


Saygılarımla...

Beled Suresi/ Zekat Alevi-batıni Yorum
İsmişah! Bismişah Allah Allah...

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk...

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat...

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed...


"...Sarp yokuş nedir? bilir misin* manasını sana bildiren nedir? özgürlüğü zincirlenenin bağını çözmektir o. Yahutta açlık ve perişanlık gününde doyurmaktır o, Yakınındaki bir yetimi, yahutta ezilmiş-boynu bükük bir yoksulu. Sonrada İman eden ve birbirine sabrı öneren, merhameti öneren kişilerden olmaktır o. işte böyleleridir uğur ve bereket dostları... BELED SURESİ 12-18"

Onlar, O sarp yokuşu, geçemedi diyeyim,
Akabe'yi, zor geçidi, sizlere bildireyim.

Bir düşkünü, esiri, tüm çaresizliğinden,
Dünyaya küsmüşlerin, tutar isen elinden.

Muhtaç olan açların, karnını doyurmaktır
Ana'dan hem babadan, yetim elin tutmaktır.

Zalimin zülmü ile perişanı bilmektir.
Zahiren yardımın yoksa, kalben yardım etmektir.

Sonrada iman ehli, sabrı tavsiye eden
şevkat sevgi saygıyı, hem yaşamında bilen.

Budur Akabe denen sarp geçidi geçenler.
Şeref uğur sahibi, hayırlısı olanlar.
(BELED SURESİ 12-18)


Ey zahid.. ey Ulu yolun yolcusu.. Mü'min kimdir bilir misin? Müm'min ol kişidir ki... 72 millete bir bakandır... mü'min dört köşede yedi iklimde darda belada, zorda kalana yardım edendir.. mü'min ırk mezhep, din renk ayırmadan, yoksulun yetimin imdadına yetişendir...

Yoksulu yetimi koruyan kollayan, yanında olandır...yanında aç varken tok yatmayandır.. kapıya geleni eli boş göndermeyendir...

ve Yüce Allah buyurduki...

"... Gördün mü o, dini yalan sayanı? işte odur yetimi-yoksulu itip-kakan; yoksulu doyurmayı özendirmez o, vay haline böyle olupta ibadet edenlerin namaz kılanların ki, bu kimseler ibadetlerinde, namazlarında gaflet içindedirler Riyaya/ gösterişe sapanlardır onlar, Onlar kamu haklarına, iyiliğe, yardıma engeller olurlar...
Maun Suresi"

Mü'min ol kişidir ki.. mal biriktirmeyen, geçiminden gayrısını, cümle varını insanlara dağıtan, paylaşandır... Hem dahi zalimin karşısında mazlumu koruyandır... iyiliği barışı ve sevgiyi söyleyendir.. mü'min ol kişidir ki.. ol Hakk'a inanan inanmayanın dahi emin olduğu sevdiği kimsedir...

Türlü belalara zora giriftar olduğunda, yani uğradığında ümitsizliğe kapılmayan, sabreden, sabırı telkin eden.. gönüllere seslenendir...

Allah Eyvallah

Tövbe Suresi ve halkı soyanlar
Bism-i Şah Allah Allah...

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk...

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat...

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed...

"....Ey iman edenler! Hahamların ve rahiplerin birçoğu, insanların mallarını hem haksızlıkla yer, hem de Allah yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanları acı bir azabın beklediğini haber ver. O gün biriktirip yığdıkları ateşte kızartılacak ve alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak. ‘İşte bu bencilce biriktirip yığdıklarınız, haydi tadın bakalım' denecek...." (Tövbe; 9/34).


Ey İman sahipleri! Haham ve rahiplerin
Çoğu hep haksız yere malını insanların,

Yerler.Çokları inanları Hakk yolundan çevirirler
Onlar ki; Altınla Gümüşleri toplayıp, biriktirirler

Hakk, yolunda, mallarını hiç sarf etmezler
Onlar için Tanrı'dan var şiddetli azaplar (Tevbe Suresi : 39)

Ayette geçen, Haham ve Rahip kelimeleri.. din adamı anlamına gelir, yani din bilgini, Sofu, hacı, hoca, Şeyh ve cemaat lideri olarak algılanmalıdır.. Aynı zamanda Allah ve Kur'an ile insanları yönetenler kastedilir..

Kur'an-ı Kerim ve islam dini Ruhban sınıfını islam dininde olmadığını söyler... Bu kimselere itibar edilmemesi gerektiğini vurgular.. peki bu Ruhban sınıfının görevi nedir? Ruhban sınıfı Tanrı ile kul arasında aracılık yapar... Günahları affeder.. Allah adına yer yüzünde hüküm verir. ve Allah'ın hükümlerini uygulaan kişi olarak kendini görür... yani bilimum islam coğrafyasındaki şeyhler, hacılar,hocalar, cemaat liderleri, ayetullahlar, mollalar, halifeler işte bu "hahamlar ve rahipler"dir..

Hz. Muhammed'in zamında böyle yobaz sofular ve şeyhler yoktu.. din baronları, yada dini kendi tekeli altına alan insanları Allah adına yönetenler, kendilerini Allah'ın yeryüzündeki temsilcileri sayanlar yoktu..yani kısacası kendi sözleri Kur'an olan, ayetullahlar, halifeler, yoktu.. Elbetteki yüce Kur'an geçmişten semboller kullanacaktı. çünkü Kur'an evvel-ahir olandır.. o her zaman ve mekana hükmedendir

Aklı ve idraki olanlar için...

Hz. Ali'nin şehit edilip Hakk'a yürümesinden sonra, islam alemi, için karanlık dolu baskı dolu günler başlamıştı... baskı ve zulüm, korku imparatorluğu kurulmuştu... halk fakirdi.. bitaptı.. açtı.. buna karşın.. Saraylarda kalan Muaviye ve yanındakiler zevk-ü sefa içinde içki meclislerinde günlerini gün ediyor.. sarayın her yerinde, altından ve gümüşten eşyalar bulunuyordu..altınlar biriktiriliyordu. muaviye kendi sülalesini zenginleştiriyordu..

İşte böyle günlerden bir gündü.. Hakk dostu, Peygamber yüzü ve sohbetine nail olmuş, Hz. Ali yanlısı olan Ebuzer, elinde asasıyla çıktı yola...

Ebuzer, kararlı adımlarla Muaviye'nin Şam'daki beyaz sarayına (kasru'l-beyza) doğru yürürken çağlar boyu "ümmetin vicdanı" olacağından habersizdi belki...

Ama ne diyeceğini, söze nereden başlayacağına çok iyi biliyordu. Çıktı saraya ve dimdik durarak şu ayeti okudu:

"Ey iman edenler! Hahamların ve rahiplerin birçoğu, insanların mallarını hem haksızlıkla yer, hem de Allah yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanları acı bir azabın beklediğini haber ver. O gün biriktirip yığdıkları ateşte kızartılacak ve alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak. ‘İşte bu bencilce biriktirip yığdıklarınız, haydi tadın bakalım' denecek." (Tövbe; 9/34).


Muaviye ayetin Yahudi ve Hıristiyan din adamaları hakkında olduğunu söyledi...


Ebuzer, Muaviye ve yanındakilerin gözleri içine bakarak haykırdı..


"Hayır!

Bugün bu sensin. Çünkü altını ve gümüşü yığıyorsun. Komşun açken saraylarda yaşıyorsun. İnsanlar sokakta aç ve bîilaç yaşıyor. Kabileni kayırıyorsun. Eşitlik ve tarafsızlık (adalet) ilkesinden sapıyorsun. Mevali'yi (azınlıkları, muhalifleri, dışlanmışları, varoşları) aşağılıyorsun..."

Bugün bu sözlerin çınlaması gereken o kadar duvar var ki! Ebuzer'den bu yana sanki hiçbir şey değişmedi... ve belkide Buradaki haham ve rahip, özneleri Kamu idarecileri, devlet adamları yani toplumu idare ve sevk edenler anlamındada düşünülmesi ve anlamlandırılması yerinde olacaktır.

Allah Eyvallah

yararlanılan kaynaklar

1- Yasar Nuri ÖZTÜRK, Allah İle Aldatmak

2- Musatafa Cemil KILIÇ, hangi Sünnilik?

3- ihsan eliaçık, "Kenz Müslümanı"

4- Seyit Derviş Tur, Erkânname

"...Bir lokma Bir Hırka..."
YA ALLAH ! YA MUHAMMED! YA ALİ!


İSM-İ ŞAH BİSM-İ ŞAH ALLAH ALLAH İLALLAH


"... Bunların çoğu, inanların mallarını patlayasıya tıka basa yerler de, yine İnsanları Alla'ın yolundan alıkoyarlar... TEVBE SURESİ-34-)



"...Bir lokma Bir Hırka..."



Malk ve Mülk yığarlardı... altınlarının üzerine altın eklerlerdi...sıra paylaşmaya geldiğinde köpeğe kemik niyetine verdikleri kırkta bir zekatı Kur'ani sayarlardı.... oğullarına ve kızlarına hanlar hamamlar bırakırken.. peygamber sünnetine uyuyoruz derlerdi utanmadan..

muaviyenin yezidin dini idi bu.. Haşa islam değil, haşa Muhammed Mustafa'nın ve Ehli beyt Al-i Aba'nın inancı değil.. söyleyin ey yalancılar peygamber öldüğünde ne bıraktı ailesine.. söyleyin ey mal üstüne mal istifyenler, Ehli beyt 12 İmam ne bıraktı geride kalanlarına!!!

Ey.. sahte bağırışlarla Kur'an okuyanlar... ey ehli sünnetiz diye böbürlenenler, dini kitabı Allah'ı Kur'anı kimseye bırakmayanlar...

MAUN SURESİNİ OKUYUN.. BELED SURESİNİ.. OKYUN OKYUJDA SARSILIN.. gözleri perdelenmiş ve kulakları mühürlenmiş olanlardan değilseniz...


İstiyorsunuz ki hep zengin kalalım. İstiyorsunuz ki insanlar bizden istesin, hep istenir durumda olalım.. villalarınızda, köşklerinizde jakuzilerinizde hizmetçilerinizle yaşayalım...Etrafınızda yoksulların utana sıkıla sizden istemesi, güç arayan kadınların baygın bakışları hoşunuza gidiyor. Onlarla eşit hale gelmek istemiyorsunuz, hep bizden istesinler, beklesinler istiyorsunuz..

Oysa ey şaşkınlar, Mülk Allah’ındır, kendisi mülk olanın mülkiyeti olamaz’.. "ben değil, biz vardır... elde ettiğiniz nimetler de yoksullarında, garibanlarında hakkı vardır.. Mülk ve mal Allah'ın ise, İHTİYAÇTAN FAZLASINI İNFAK EDECEKSİNİZ.. PAYLAŞACAKSINIZ.. BUDUR İSLAMDAN OLAN, DİNDEN OLAN..

Bu nedenle, Tüm evliya eren , Pir dede ve babalar hz. muhammed'in öz neslinden gelen Seyid nesli İmamlar, Mülkü bütüne (Allah’a) ait görürler, “benim” demekten utanırlardı. Tabi siz bunları bilmezsiniz, hiç duymamışsınızdır bile...

Fatiha’da “Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna bizi ilet” deyince, sizin gibilere göre “Kendilerine zenginlik verdiklerinin yoluna ilet” demek mi acaba? Çünkü Allah nimetlerini kullarının üzerinde görmek istiyor ya! Bu mudur acaba fatiha'daki sözün anlamı..


Halbuki Kur’an’a göre Allah’ın nimeti doğruluk (sıddık), iyilik, güzellik (salih), şehitlik ve nübüvvettir.

Dervişler, Pirler, eren ve evliyalar, bu aç gözlülük, bencillik, ve mal mülk yığma hastalığını adeta protesto ederlerdi..


“Bir lokma bir hırka”

Böyle islam dışı mal ve mülk yığma paylaşmama anlayuşı ortaya çıkınca kimi sufiler yün giyip yalınayak dolaşarak mala mülke tapmayı böyle protesto ettiler.Hırkayı, tacı, suf (yün) elbiseyi yaktılar. Bunlar riyadır diyerek halka karıştılar, her tür gösterişten uzaklaşıp sıradan birisi gibi yaşamaya başladılar. Buna “fakr” makamı dediler ki nübüvvet makamına böyle ulaşılırdı...

bir şimdidnin tarikat Şeyhlerine, hoca efendilerine bir bakın birde islamın gerçek veli ve evliyalarının mal ve mülk anlayışına bakın..


Bir Müslüman şöyle düşünmeli değil mi: Eğer maddi zenginlik Allah’ın kulları üzerinde görmek istediği nimet ise, bunu en çok kimin üstünde görmek isterdi? “Alemlere rahmet” olarak gönderilende değil mi? Neden yok peki? Neden?

Neden hz. Muhammed'de hz. Ali'de, 12 imam larda, bunca evliya ve pir de Varken neden yok oldu? birçok kimse Zenginken Müslüman oldularda, fakat sonra neden Müslümanken zengin kalamadılar? Neden? Peygamber, Hz. Ali ve Ehl-i beyt Hakk'a yürüdüklerinde tek kuruş miras bırakmadı? Neden? Niçin?

Akılları ermiyordu belki de ha? Belki de ticaretten anlamıyorlardı? günümüzün hacı hocaları tarikat şeyhleri gibi, Oyun kurmayı, fırıldak çevirmeyi bilmiyorlardı, öyle mi?


Peki, Hz. Peygamber Abdurrahman bin Avf’ın ticaret kervanını neden üç kez sıfırlattı, dağıttırıp infak ettirdi ( malını tüm müslanlarla paylaşmasını istedi ve yaptırdı..?) Hz. Fatıma’nın kolunda altınlar görünce neden koluna vurup “Ateş bunlar, at” dedi?

beyhey şaşkın; yalancı sahtekar riyakar hacı hoca? 200 milyarlık cipe biniyorsun da, elinde gümüş yüzük…

Ne bu diye soruyorsun erkeklere altın harammış, onun için diyor.

Be hey nadan! 200 milyarlık cip helal, parmağına altın yüzük haram öyle mi?

sonrada beş vakit putperst namazınla 30 gün aç kalmanla övün..

BENİ KANDIRABİLİRSİN, YEDİ CİHANIDA BELKİ BİR ZAMAN KANDIRABİLİRSİN , ALLAH KANARMI BUNLARA? EY SOFU


SAHİ HACI? Bu hangi din, SİZİN HANGİ PEYGAMBERE İNANIYORSUNUZ?


".. Ey Allah'ım Bizleri dosdoğru bildirdiğin Ehli beyt'in yolundan ayırma, Bizleri sapıtanların yoldan çıkanların değil hz. muhammed mustafa'nın soyu Ehli beyt'iin yolunda ayırma.. seyid dede ve Pirlerimizin yolundan ayırma.."

Leyl Suresi 92/18- Humeze-Müddesir Suresleri Batıni Yorum
İsmişah! Bismişah Allah Allah...

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk...

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat...

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed...

“.....Kim cimrilik eder, zenginliğini kendisine yeterli görür ve güzellik namına ne varsa hoyratça reddederse ona da cehennemi kolaylaştırırız. Mezara yuvarlandığı zaman da onu malı kurtaramaz....” (Leyl Suresi : 8-11).

“....Dedikodu yaparak insanlarla alay edenin vay haline! Vay haline o boyuna mal istif ederek sayıp durana! Sanır ki malı kendisini sonsuza dek yaşatacak. Fakat Hayır! O yalayıp yutan bir vakuma atılacak!....” (Humeze Suresi ; 1-4).

“....Bana bırak doğarken yapayalnız olan o adamı. Zenginliğine zenginlik kattığım, etrafında dolanıp duran oğullarıyla önüne alabildiğine geniş imkânlar serdiğim o adamı… Hala gözü doymuyor; verdiğimden daha fazlasını istiyor....” (Müddesir; 11-15).



“.....Arınıp temizlenmek için malını veren (kurtulmuştur)” -Ellezî yu’tî mâlehu yetezekkâ- ...."(Leyl; 92/18).

Hak'tan yüz çevirenler, mutlaka atılacak,
Kimler Temiz cömert ise, o, nardan kurtulacak

Maldan cömert olanlar, mükafatın alırlar
Onlar suç işlemezler, ondan uzak kalırlar
( Leyl: 17-18 Ayetler)



"Nimet" kelimesi Kur'ani anlamda maddi zenginlik değil, doğruluk, Ahlak, erdem, paylaşım anlamlarına gelir...

Oysa sünni islam anlayışı, Nimet sözcüğünü zenginlik, maddiyat diye algılar, ellerindekini paylaşmak istemediklerinden " köpeğe kemik" anlayışındaki Zekatı yani " KIRKTA BİR" anlayışını kabul ederler...

Oysa KIRKTA BİR aslında 1-Münafıklar, 2- Şeriat ehli/ dine yeni girenler içindir... Kaçmasınlar diye, İslama ilk girişte geçerlidir.. fakat bu ilke sünniliğin temel zekat anlayışı olmuştur...

Oysa gerçek İnananlar/ mü'minler, ( sıdk/sadık) senin benim davası gütmezler, ihtiyaçtan fazlasını yanlarında tutmazlar, darlıkta ve bollukta ellerindekini İNFAK EDERLER/PAYLAŞIRLAR, Bölüşürler...

Nitekim, NEFİS TERBİYESİNİ, bu zavallılar sadece garip sesler eşliğinde, 99'luk tespih çekmek olarak algılarlar.. oysa nefis terbiyesi adı üstünde, MALDAN ARINARAK, yılın belli bir zamanı değil, yada belli bir oran yoktur, eldeki malın/mülkün Sürekli ve ihtiyaçtan fazlasını tutmayarak, arınma olur..

Nitekim, Hz. Muhammed,etrafındakilere sürekli olarak ‘yıllık ihtiyacınız olan 4 bin dirhemden fazlasını üzerinizde tutmayın’ diyordu… Hiçbir islam önderi , yada Ehl-i beyt'ten hiç kimse, ‘Harun gibi gelip Karun gibi’ olmamış; tam tersi ‘Karun gibi gelip Harun gibi’ olmuştu!

Yine Hz. Ali Buyur du ki:

"...Lehu’l-mülk (Mülk Allah’ındır)., “Kişinin malı, dört bin dirheme kadar nafakası olup kendinindir. Bundan fazlası kenzdir.." (Taberî, Camiul-Beyân, c. X, s. 73.).

Buradaki "KENZ" ifadesi, ihtiyaçtan fazla olan mal demektir, yani yığılan, biriktirilen altın para ve türlü mal mülktür, Yani nafakadan (yıllık asgari geçim miktarı) fazlası kendine ait değildir, dilediği gibi tasarruf edemez. Çünkü hibe değil; Allah’ın (toplumun) emaneti hükmündedir. Topluma dolaylı (iş edindirme) veya dolaysız (mülk edindirme) yoluyla döndürmesi (infak etmesi) gerekir. Aksi halde kenz kapsamına girer ve Tövbe 34. ayetteki azap tehdidine muhatap olmuş olur.

Hz. Ali, Hakk'a yürüdüğünde, miras bırakacak tek kuruşu yoktu.... Nitekim Ehl-i Beyt'ten hiç kimsenin ne geride hanı nede hamamı yoktur...

Allah Eyvallah

Yaralanılan kaynak: İhsan Eliaçık, "Cahiliye döneminde vahşi kapitalizm"

My Last Threads
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


[-]
Hemen Paylaş! (Hepsini Göster)
Facebook Twitter Technorati Linkedin Digg MySpace Delicious

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir