Alevi Forum
ANADOLU VE ARAP ALEVİLİĞİ Mihrac Ural -6 Marat 2016 / Pazar - Lazkiye - Baskı Önizleme

+- Alevi Forum (https://www.aleviforum.net)
+-- Forum: Alevi | Alevilik | Ana Forum (https://www.aleviforum.net/Forum-alevi-alevilik-ana-forum.html)
+--- Forum: Alevilik Araştırmaları (https://www.aleviforum.net/Forum-alevilik-arastirmalari.html)
+--- Konu Başlığı: ANADOLU VE ARAP ALEVİLİĞİ Mihrac Ural -6 Marat 2016 / Pazar - Lazkiye (/Konu-anadolu-ve-arap-aleviligi-mihrac-ural-6-marat-2016-pazar-lazkiye.html)



ANADOLU VE ARAP ALEVİLİĞİ Mihrac Ural -6 Marat 2016 / Pazar - Lazkiye - Özcan - 03-06-2016

Diyarbakır Grupta konuyla ilgili Celal Temel adlı arkadaşın sorularına kısa cevabımdır.

Bilinmeli ki Arap Alevi’leri tarihin ilk Alevileridir. Anadolu’da hiç alevi yokken dünyada nesep değil velayet olarak Alevilik ilk kez Hüseyn bin Hamden el Hasibi'nin (Kas) ilkeleştirdiği tarikatta anlam buldu ve tarih 930’lardır yani 10 yy. Anadolu’da Alevilik üstelik sözsel olarak ancak 13. Yy oturmaya başladı.

Aleviliği kimilerini sandığı gibi “Alev”, “Işık” vb yorumların ütopik yaklaşımları babından ela almazsak yazılı olarak ilk Alevilik Hasibi’yle başlar. ALİVİLİK YOL OLARAK HASİBİYLE (kas) BAŞLAR Hasibi için okura kısa bilgi verecek olursam “Arap Alevilerinin büyük şeyhi. Hüseyn bin Hamdan el Hasibi bin Ahmad el-Cenbulai (Kas) Irak/Küfe/ Cunbulaa’da H.260 doğdu. Hicri 346’da Halep’te vefat etti (Yaklaşık; M. 873-958). Onu Arap Alevi topluluğu, “Müessis el Ahkam”, “el Muessis el 3akida el Batiniye lil 3eleviyya”, “El Müessis el 3akaidiya lil tarika” olarak değerlindirir. Hasibi adını dedesine nispeten almıştır; kısaca Şeyhuddin Hüseyn bin Hamdan el Hasibi diye anılır. Amcası İbrahim ibni Hasibi 11. İmam Hz Hasan el Askerinin yanında önemli görevler üstlenmişti.

Diğer Amcası Ahmed bin Hasibi önemli bir din adamı ve 12. İmam Hz. Muhammed Mehdi’nin doğumunu kutlayıp tebrik etmek için 11. İmam Hz Hasan el Askeri’nin yanına, konakladığı Samara kentine gitmiştir. Bu da Hasibi ailesinin ehlibeytle olan ilişkisine önemli bir veridir. Bu ayrıntılar ve isimler Şiilerin Peygamber siretinin anlatıldığı kitaplarda yazılıdır. Hasibi’nin Ebul Heysem el Sirri adında bir oğlu ve Sırrye adında da bir kızı vardır. Hamadani devleti Emiri Seyfuldevli’nin de amcası oğlu olduğu belirtilir.” (Mihrac Ural “ALEVİ ADI” makalesi s:17) Hasibi (Kas) Aleviliği bir yol olarak, tarihi açıklayan teziyle insan akıl gelişim ve verilerine dayandırarak “Rast Başin” adlı kapsamlı kitabında işler ve öğrencilerine teslim eder. Orada tarihi ve uygarlıkları aklın evrimi olarak verir.

En eski uygarlıklardan Farisi, Yunan,… ve Mahammediye doruğu olarak ele alır ( Doruk her uygarlığa verilen ad olarak tanımlanır) O döneme kadar Alevilik hep dar bir alana ehlibeyte nesep olarak balı olmakla sınırlanır. 12 İmamların tümü bu algıyla bir köşeye sıkıştırılır ve katledilir. “egemen Emevi ve Abbasi aklı “Siz ehlibeyt olarak kalın her isteğiniz olur ama sakın kitleselleşin bir toplumsal güç olarak Aleviliği velayet olarak sunmayın” derler. Çünkü onlar bir aile yani nesep olarak kalmaları kısıtlı bir kitle haline gelmelerini sağlar ve bu korkutmaz iktidar alternatifi yapmaz. Ama velayet olunca dev bir kitleye dönüşür tüm İslam alemini kapsar bu ise korkutur endişe oluşturur ve iktidarın elden gitmesine yol açar.

Velayet çığırını açan Hasibi’dir (Kas). Bundan önce bu konuda bir tek veri yoktur. Bir tek tarihi bilgi bir tek yazılı belge yoktur. (ALEVİ ADI adlı makaleme bakabilirsiniz) Abbasilerin ünlü Bağdat valisi Hasibi’yi bu çağrısı nedeniyle zindana atar. Hasibi’nin (kas) zindan çıkışı (ki bu konu ünlü bir alman araştırıcı tarafından ele alınır ve Hz. İsa’nın yardımıyla el verilerek çıkışı sağlanır; Hz İsa imgesi burada bir önceki doruğun sonraki Muhammediye doruğuna uzanan yardımı, gücü olarak yorumlanır) Hasibin’in on binlerce sayfaya varan yazım ve açıklama çalışmaları bu yolun bir felsefi ilkeler düzeneği olarak taliplere aktarılması hala aşılmamış bir doruktur.

Bunları maalesef siyasal bölünmeler iktidar savaşları ve dil sorunu nedeniyle Anadolu Alevileri hazmedememiştir. Virani’yi okuyan her Anadolu Alevi’si bunun izlerini çok rahat yakalayabilir. Çünkü Viranı Bağdat’ta ehlibeyt imamlarının türbelerinde feyiz almıştır. Hasibi’nin (Kas) zindan çıkışıyla bu öğretiyi batini(illegal) yapmak zorunda kalışı kovuşturulması ve 51 öğrencisinin bölgenin farklı alanlarına dağılarak öğretmeye başlaması böylece yol alır. Anadolu Aleviliği bunun izinden gelir ve sonra belirginleşmeye başlar. Aleviliği kaynaksız yazınsın sadece şiir nefes ve saz olarak oluştuğunu iddia etmek ise haksızlık olur. Bu yol büyük derin kapsamlı bir aydının eğitmenin sistematize ettiği yoldur. Bu yolu bilmek için 10.yy dönmek Hasibi’yle yüz yüze kalmayı gerektirir. Onu bilmeden tüm yazılıp çizilenler Aleviliği anlatmaz sonuçlarını dile getirir Anadolu Alevi’liğin sıkıntısı da budur. Bunun için kimileri çıkar Big bang’ın ilk ışıksal hadronlarına bağlar komik hale getirir ya da sazla şiirle yapılan cem ibadeti sınırlarına hapseder.

Hasibi 10 yy en kapsamlı Arap cahiliye ve İslam çağı şairidir en üstün edebiyatçısı felsefecisi ve yazarıdır. Halep Hamadani devletinin Şam ülkeleri imamıdır tüm İslam alemi onun arkasında saf tutmuştur. Halep Hamadani kurucusu Seyf el Devlinin de öğretmenidir. Batini öğretisini öğretendir. Hasibi’nin öğretisinde Alevilik inancının donuk bir ibadet olmadığını evrimci olduğunu evrime inanmadan aklın gelişim dinamiklerine inanmadan Aleviliğin olmayacağını öğreniriz. Bunun için akıl süzgecinden çıkmayan bir inancın şer-i olmayacağı ünlü söylemeni buradan öğreniriz.

Şimdi dikkat ediniz ki bu büyük aydın aynı zamanda bu söylemleriyle 18.yy aydınlanma çağının temellerini atmıştır aklı cesaretle kullanma onun şiarıydı. İslam’dan bir biçimde akıl yoluyla çıkışın simgesidir de. Kant’ın sözünü (Aklınızı cesaretle kullanın ) 800 yy önce söylemiş bu bilge yer yüzünün tüm Alevi’lerin dedesidir şeyhidir demek hiç abartma değildir. Bu noktada söyleyeyim şiir nefes Hasibi’nin (Kas)inanç düzlemindeki yeri çok önemlidir. Anadolu Aleviliğini sadece şiire ve sazla cemde ibadetlerini yaparken Arap Aleviliği inanç ritüellerin son halkasında (halka namazı, kıblesiz , insanin insanla yüz yüze oturduğu “Cem3” sizlerin Cem dediğiniz toplanmak filini ifade eden ibadetin tek kendisi olan inanç ritüeli) Hasibi’nin (Kas) şiirleri okunuru tıpkı Cemlerde olduğu gibi saz kullanılmaz ama müzikal olarak terennüm edilir. Bunu size hiçbir Arap alevi sırdır diye batinidir diye yemin etmiştir sırrı açığa vurmayacaktır diye söylemez ve siz bilmezsiniz.

40 yıl değil bin yıl dip dibe yaşasanız da bu sırları size kimse yansıtmaz. Siz de buna dayanarak “saz yok söz yok o zaman Alevi olamaz” gibi basit yazınsal bilgi birikiminden yoksun olarak bu sonuçlara varırsınız.Gerçek ise şu an Anadolu Alevi’liğinde inanç adına ne varsa eksiksiz Hasibi’nin (Kas) eseredir. Size konuyla ilgili karşılaştırmalı ve köklere inen bilgileri yazdığım ve polemiklerle izaha çalıştığım bir çok makalemi iletebilirim.

Arap Aleviliği yoksa, Anadolu Aleviliği hiç yoktur. Bu bilinmeli. “Hak Mahammed Ali” ve ehlibeyt söyleminin inançtaki yerini şu “ışık teoristlerinin geviş getiren tarzda dile getirdikleri, Hıristiyanlığın gizli inanç-tarikat kolunun İslam’da kendini ifade eden yaklaşımı” olarak ele almıyorsak, bunun izahını sadece Hasibi’de (kas)buluruz. On binlerce sayfada bu konu işlenir ve tarihi kökleri akıl evrimin mantıklı açıklamasında yerini alır. Bunun için biraz çaba sarf ederek Arapça öğrenip kökle varmak yeterlidir. Bu noktada iddiam o dur ki, şu an Anadolu Alevi’liğinin musahiplik, dara çekmek, 40 lar Meclisi, Kerbela algısı vb temel unsurların kökleri buradadır.

Özetle: Bilge El Hasibi,10.yy anahtarıdır. Bu yüzyıl sonraki tüm yüz yılların Alevi düşünsel dokularını belirler. Bu dönem yer yüzünde bilgi dönüşümünün en evrensel olduğu dönemdir. Abbasilerin kültür atılımlarıyla başlayan tercümeler dönemidir, müsamereler, seminerler, aydınların tartışma dönemidir. Bu dönemde sanat, şiir, müzik, hattatlık, giyim, kuşam ve fantaziler dönemidir. Gerçek anlamda bir Arap-İslam uygarlık hamlesinin yeryüzüne kendi değerleriyle ağırlık koyma dönemidir. Bu dönemin bilim, teknik, buluş, ticaret, edebiyat konusundaki verileri ve bilgelerini sıralamaya sayfalar yetmez. Bu dönemde bin yılların birikimi sentezleşti ve soyutlamalarla yollar, mezhep güçlenmeleri çıktı.

Bütün bunlar aklın dinamizmini gösterdi. Aklı da şeriata karşı koyma cesaretini de bilge şeyh El Hasibi (... -960) yazılı hale getirdi. Mevlana (1207-1273), Hacı Bekteş-i veli (1281-1338), Hacı Bayram-ı veli (1352-1429), Şeyh Bedreddin (... -1420) ve bu meşreplerin beslediği ozanlar çağı, Anadoluya aydınlık saçan değişler, nefesler çağı El Hasibi'nin de içinde olduğu bilgelerden beslendi. Şeyh Bedreddin, Hacı Bektaş-i veli, Hacı Bayram-ı veli bu bilgenin, 1100 yıl önce yazdığı, belge haline gelmiş kitaplarındaki değişlerin bir biçimdeki yansımalarını terennüm etti, çevrelerine yaydı. Anadolu’nun yedi ulu ozanı NESİMİ, HATAİ, YEMİNİ, VİRANİ, PİRSULTAN ABDAL, KUL HİMMET, FUZULİ bu kaynaktan beslendi..

(Mihrac Ural, “MİHRAC URAL BİLGELERİN TALİBİDİR” adlı makalesi / 10 Ocak 2010) İnanaç ilkeleri çok kapsamlı ve derin ben sadece tarihsel bir izah yaptım bununla yetiniyorum. Geri kalan konular ise siyasal süreçlerle ilgilidir ve onlara da kısaca cevap vereyim. SİYASAL ETKİLERDE ALEVİLİK Öncelikle Alevilerin tarihte her yerde çektikleri aynıdır ve bu Alevilik inanç topluluklarının farklılaşmış gibi görünmelerinin de kaynağıdır. Siyasal boyutu vardır inançsal hiçbir boyutu yoktur. Bu nedenle Abdülhamit’in Arap Alevilerini Sünnileştirme çabalarının bir uzantısı olan son dönem Osmanlı baskılarından İttihat ve Terakkiyle başlayan laikliğe ilk adımlar Arap Alevilerinde bir nefes alma olanağı sağlamıştır. Mahallelerindeki cemilere bile sokulmayan Aleviler kendi camilerinde inançlarını bir biçimde icra etme olanağı buldular.

Cumhuriyet ise çok daha rahatlattı ve cumhuriyetçi oldular. Suriye Fransız mandası altında kararsızken Cumhuriyetin ilkeleri Arap Alevilerine rahatlık getirdikçe 1400 yılın baskısından ilk aşkla uyanmış gibi onlarda laikliğe sarıldılar. İlk kez bir Alevi sokak ortasında ben aleviyim diyebildi (buna rağmen sokakların dili “fellah”, “Arap uşağı” gibi aşağılayıcı üslubundan çıkmamıştı; alışkanlığın gücünü yenmek çok zaman isterdi bu gün ise eskiye dönüşle benzer kaygı va korkular da gelip oturdu. Yeni Osmanlı belası budur). Cumhuriyetçilik ise zaman içinde Kürt düşmanlığını pekiştiren ırkçı-milliyetçi Türkçü söylemlerle Alevileri hep ikileme sokmuştur.

Onlara ya Türkleşmiş Arap alevi olursunuz ya da ökteki ikilemi dayattı. Suriye’de Arap Alevi’liğinin tıpkı Türkiye gibi yasaklı illegal olma halleri ise laik bir ülkede nefes alma halinde yaşamı tercihte önemli rol oynadı. Hatay ilhakında direniş baş gösterse de Cumhuriyet bir tercih eğilimi oldu.

Bunun izleri bu güne kadar devletin derin oyunları altında asimile olmanın rahmeti altında Kürt düşmanlığını bölünme kaygısı örtüsü altında işlemiştir. Ancak bu algı zamanla silinmekte ve Kürt halkının özgürlük mücadelesi kendileri içinde bir özgürlük mücadelesi anlamı taşımaya başlamıştır. Son Ha seçimlerde HDP’nin Hatay’da aldığı oyların oranlamasının bu ölçüde yüksek olmasını buna bağlarım. Bu konuda uzun yıllardır Arap Alevi devrimci aydınların ve bizim çabalarımızın rolü büyük olmuştur. Bu açıdan siyasi gelişmeler ve Arap Alevi topluluğunun siyasal tercihlerini inançla karıştırmamalısınız. Konu ne saz ve söz ne de siyasal denklemlerdir. Anadolu Aleviliği ve Arap Aleviliği birbirinin iç içe geçmiş ortak tarihli inanç sistemi olarak görülmesi gerektiğini belirterek sözlerimi noktalıyorum.

“NUSAYRİ” Mİ ? ALEVİ Mİ? Son not ise bu grupta yer alan Ali Rıza aydın’ın romansı Nusayri hikayesi hikayeden ibaret olduğunu belirteceğim. Arap Aleviler kendilerini aşağılamak için “Nusayri” adını kullananlara tepki olarak bu adı benimsemezler. Şöyle ki siz bir ismi dünya aleme en akıl almaz tarzda tanımlarsanız ve bunda ısrarlı olarak yüz yıllar boyu böyle devam eder Hz Ali yergileriyle birleştirirseniz ve bu koldan gelen insanları sokak ortalarında öldürme dahil her eziyete maruz bırakırsanız doğal olarak derin bir gizlilik içine sürüklenirler.

Alevilerin henüz sistematik öğretilerine ilk adımda gelen bu tepkinin merkezinde Muhammed bin Nusayr olmuştur. Ehlibeyte açıkça küfür edemeyenler bile bu kutsal sözcüye çok daha rahatça kinlerini boşaltma durumunda olmuştur. Buna Şii’lerin bed bahtları da öncülük etmiştir; “Ebu Hasan el Eşari (Irak /Basra 837 – 935 Bağdat) Sünni Eşari mezhebinin kurucusu Batini mezhepler adı altında ilk kirli saldırılarını yapar, akıl dışı itham ve saldırıları başlatır. Bunu diğerleri takip eder. Özellikle en yakın olanlar, en bildik kesimler uzun bir yolda yoldaşlık yapmış kesimler ayrılıkla birlikte karalamaların de öncüsü olurlar.

Bu günkü Şii mezhebinin temellerini o gün atan kesimler, bu karalamaları yaptılar. Bunlar arasında Şehristani önde gelir (Ebul Feth Muhammed ibni Abdulkerim ibni ebi Bekir Ahmet el Şehristani 479-548 Hicri), Şii Nobahtı işi çığırından çıkaracak saldırılar yapar. “Zındık, sapık, dinden imandan yoksun, kafir, ahlaksız, gulat vb” vasıfların kirletici bombardımanı altında, “Batini tarikatlar” adı altında topladıkları ehlibeyt taraftarlarına aklın sığmayacağı hakaretler yapılır.” ((Mihrac Ural “ALEVİ ADI” makalesi s:14) Bunu daha iyi anlamak için Yeryüzünün tüm Alevilerine karşı yayınladıkları fetvalarla ün yapan zalimler zalimi İbini Teymiye (d. 1263, Harran - ö. 1328, Şam) bile Alevileri Nusayri olarak anar; İbin Teymiye’ye “Soruldu; “Nusayri ve Dürzülerin hükmü nedir ?” diye. “Cevap; Nusayriler ve Dürziler, Müslümanların ittifakıyla kafir oldukları kararı verilmiştir (bn. Yani katledilmeleri helaldir) Kestikleri et yenmez, kadınlarına nikah düşmez, cizeyi de kabul etmezler çünkü İslam’dan dönmüş, Müslüman değillerdir; ne Yahudi’dirler ne de Hıristiyan. 5 vakit namazı da kabul etmezler, Ramazan orucunu da kabul etmezler, haccı da kabul etmezler, Allahın ve peygamberin yasakladıklarını da tanımazlar; leşi, şarabı da haram saymazlar. İki şahadeti yapsalar da, bu inançlarıyla, Müslümanların müttefik olduğu gibi kafirdirler. ( Aktaran; Mihrac Ural “ALEVİ ADI” makalesi s:15) “Nusayriler, Ebu Şuayb Muhammed bin Nusayr’ın takipçisidirler, ve kendisi ğulat olup Ali’yi ilah etmiştir….” diye devam eder.

Nusayri adı doğrudan Muhammed Bin Nusayr’dan gelir. Kısa bir bilgi için şunları söyleyebilirim “Ebu Şuayb Muhammed bin Nusayr el abdi el bekri el Nümeyri (ö.270 Hicri), Irak Huzistan ya da Basra’da doğdu. 10. İmam Hz. Ali el Taki’nin yanında bulunmuş (214-254 H), 11. İmam Hz. Hasan el Askeri’nin naibi (Bab) olmuş (230-260) ve ayı zamanda 12. İmama Hz. Muhammed el Mehdi’nin de yardımcılığını yapmıştır (255-…H). Üç imamı gören ender bilgelerdendir. Güvenilir ve ehlibeytin öğretilerini taşıyan bir kutsal kişidir. Alevi inancının, Ehlibeytten gelen yoğunlaştırılmış inanç bilgisinin kuramcısı Hasibi’nin feyiz aldığı bilgelerin hocasıydı. Bilge Ebu Şuayb Muhammed bin Nusayr, zamanın büyük bir aydını yazarı alimiydi. Yazdığı onlarca kitaptan bilineni çok azdır; bunlar arasında en önemlileri, 1. El Sura vel Mesel, 2. El Mavarid, 3. El Fıkıh, 4. El Kafi olarak belirtilebilir.” (Mihrac Ural “ALEVİ ADI” makalesi s:12) Alevilerin Ehlibeytin son üç imamının sözcüsü olan bu kutsal kişi bu yolun ilk adımdaki kuramcısıdır. Aleviliği nesep(Soy) olmaktan çıkarıp velayet olmasının ilk adım öğretilerini oluşturandır. Anadolu Alevilerinin bunu bilip bilmemesi bu gerçeği değiştirmez. Muhammed bin Nusayr’ın yaşadığı çağda 9.yy Anadolu’da İslam ya da Aleviliğin esamisi yoktu. Bu kutsal şahsiyetle başlayan Alevilik süreci Hasibi’yle (Kas) birlikte bir yol haline gelir. Bu yolda dile gelen kutsal metinler (Batini sureler 16 Suredir ve ehlibeyt kutsanması üzerine kuruludur. Viranı bu sürelerin en az üçünü kendi şiiri olarak dile getirir) Bu sürelerin en önemlilerinden biri olan 9 Süre “Ayn el Aleviyyi” olarak adlandırılır.

Bu kutsal metinde Alevi adı böylece yer alır ki bundan önce bir tek yerde böylesine “velayeti” esas alan bir yaklaşım yoktur. Bu tanımlamayla Nusayri kavramı yerine sadece ve sadece Alevi adı kullanılır. Bu yüzden en az 1000 yıldır Bu yolun yolcuları Alevi adını kullanırlar ve bir başka ismi onlara yamamak isteyenler bunu bir kirli amaçla yapmaya çalışmıştır. Kaldı ki Hz. Ali ve onun yolundan giden Alevilik varken bir başka ismi esas almak çok anlamlı değildir.

Siyasal nedenlerle Anadolu Aleviliğini Arap Aleviliğinden köklüce koparmak için, onları ismen bile ayırmak üzere girişilen beyhude çabalara bazen Anadolu Alevilerinden cahillerin de katkı yapması çok manidardır. Bu çok ciddi bir hatadır. Bilgisizliktir. Yer yüzünün tüm Alevilerini birbirine bağlayan ehlibeyte olan velayetleridir ve ehlibeyt düşmanlarından beraatlarıdır ( EL VELA VE BERAA)

Not: İsteyen herkese Arap Aleviliği üzerine yazılmış onlarca makale e-mail aracılığıyla iletilebilir. Teşekkür ederim.