<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Alevi Forum - Alevi Ozanları]]></title>
		<link>https://www.aleviforum.net/</link>
		<description><![CDATA[Alevi Forum - https://www.aleviforum.net]]></description>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 10:07:49 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Dadaloğlu kimdir ?]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-dadaloglu-kimdir.html</link>
			<pubDate>Thu, 02 Apr 2020 00:10:59 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-dadaloglu-kimdir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dadaloğlu,</span> 18 yy'da Osmanlı Devleti'nin Anadolu Türkmenlerini iskan politikasına tepki olarak tanınmış bir Halk ozanıdır. Oğuzların Avşar boyundandır. Türk tarihinde önemli yerleri olan Avşarlar, hükümdar çıkarmış beş boydan biridir. Dadaloğlu, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Aslımı sorarsan Avşar soyundan”,</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Der Dadal’ım, Avşar aslın bilirdi”</span> gibi dizelerinde görüldüğü üzere, Avşar olmasıyla her zaman övünmüş ve bu konuyu şiirlerinde sık sık dile getirmiştir.<br />
<br />
Osmanlı Devleti'nin konar-göçer Avşar, Karsantı, Sırkıntı, Bozdoğan, Kırıntı, Berber, Menemenci gibi Türkmen aşiretlerini yerleşik hayata geçirmek için verdiği uğraş, yer yer başkaldırılara ve çatışmalara neden olmuştur. Dadaloğlu'nun şiirleri, yerleşik hayata geçmek istemeyen Türkmen aşiretlerinin sesi ve sözlü tarihi sayılabilir. Bu itirazlardan dolayı Osmanlı Avşarlara tarım arazileri verdi. Ama o yine de kabile üyelerinin en geleneksel göçebe yaşam tarzını tercih etti. Dili Anadolu Türkmen boylarının kullandığı halk Türkçesidir. Asıl ününü yiğitlik türküleri ile yaptı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dadaloğlu mücadelesini şiirlerinede yansıtmış, halkının duygularını ve tepkilerini konu almıştır. Bunun için şu sözleri söylemiştir: Ferman padişahınsa, Dağlar bizimdir...</span><br />
<br />
Avşarlara oyun edip sürdüler<br />
Döneklere rütbe geldi duydun mu<br />
Türkmenleri top- tüfek kırdılar<br />
Ermeni'den casus oldu duydun mu<br />
<br />
Boş kaldı yaylalar sürüsüz dağlar<br />
Yıkıldı obalar analar ağlar<br />
Bozoklu denilen yerdeki beyler<br />
Göçmenleri soyuyormuş duydun mu<br />
<br />
Cerit avşar birleşip de göçelim<br />
Seyfe gölün soğuk suyun içelim<br />
Kalmış ise dost ve yaren seçelim<br />
Her bir taraf düşman olmuş duydun mu<br />
<br />
Aşa aşa Çiçekdağı yol ettim<br />
Kırşehir'geçip vadiye girdim<br />
Yeşiller içinde bir belde gördüm<br />
Muhaciri seviyorlar duydun mu<br />
<br />
Dadaloğlu der ki dağıldık bittik<br />
Gurbet ellerinde perişan olduk<br />
Atları- sürüyü söyleyin nittik<br />
Bomboş geldik şu Kaman'a duydun mu<br />
<br />
Dadaloğlu</span><br />
<br />
bilgiler alıntıdır...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dadaloğlu,</span> 18 yy'da Osmanlı Devleti'nin Anadolu Türkmenlerini iskan politikasına tepki olarak tanınmış bir Halk ozanıdır. Oğuzların Avşar boyundandır. Türk tarihinde önemli yerleri olan Avşarlar, hükümdar çıkarmış beş boydan biridir. Dadaloğlu, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Aslımı sorarsan Avşar soyundan”,</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Der Dadal’ım, Avşar aslın bilirdi”</span> gibi dizelerinde görüldüğü üzere, Avşar olmasıyla her zaman övünmüş ve bu konuyu şiirlerinde sık sık dile getirmiştir.<br />
<br />
Osmanlı Devleti'nin konar-göçer Avşar, Karsantı, Sırkıntı, Bozdoğan, Kırıntı, Berber, Menemenci gibi Türkmen aşiretlerini yerleşik hayata geçirmek için verdiği uğraş, yer yer başkaldırılara ve çatışmalara neden olmuştur. Dadaloğlu'nun şiirleri, yerleşik hayata geçmek istemeyen Türkmen aşiretlerinin sesi ve sözlü tarihi sayılabilir. Bu itirazlardan dolayı Osmanlı Avşarlara tarım arazileri verdi. Ama o yine de kabile üyelerinin en geleneksel göçebe yaşam tarzını tercih etti. Dili Anadolu Türkmen boylarının kullandığı halk Türkçesidir. Asıl ününü yiğitlik türküleri ile yaptı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dadaloğlu mücadelesini şiirlerinede yansıtmış, halkının duygularını ve tepkilerini konu almıştır. Bunun için şu sözleri söylemiştir: Ferman padişahınsa, Dağlar bizimdir...</span><br />
<br />
Avşarlara oyun edip sürdüler<br />
Döneklere rütbe geldi duydun mu<br />
Türkmenleri top- tüfek kırdılar<br />
Ermeni'den casus oldu duydun mu<br />
<br />
Boş kaldı yaylalar sürüsüz dağlar<br />
Yıkıldı obalar analar ağlar<br />
Bozoklu denilen yerdeki beyler<br />
Göçmenleri soyuyormuş duydun mu<br />
<br />
Cerit avşar birleşip de göçelim<br />
Seyfe gölün soğuk suyun içelim<br />
Kalmış ise dost ve yaren seçelim<br />
Her bir taraf düşman olmuş duydun mu<br />
<br />
Aşa aşa Çiçekdağı yol ettim<br />
Kırşehir'geçip vadiye girdim<br />
Yeşiller içinde bir belde gördüm<br />
Muhaciri seviyorlar duydun mu<br />
<br />
Dadaloğlu der ki dağıldık bittik<br />
Gurbet ellerinde perişan olduk<br />
Atları- sürüyü söyleyin nittik<br />
Bomboş geldik şu Kaman'a duydun mu<br />
<br />
Dadaloğlu</span><br />
<br />
bilgiler alıntıdır...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Muharrem TEMİZ Belgeseli]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-muharrem-temiz-belgeseli.html</link>
			<pubDate>Wed, 13 Jan 2016 22:13:41 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-muharrem-temiz-belgeseli.html</guid>
			<description><![CDATA[<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/o4FOimIy2mY" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
alevi ozanları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/o4FOimIy2mY" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
alevi ozanları]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alevi Ozanlar-Seyit Meftuni]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-alevi-ozanlar-seyit-meftuni.html</link>
			<pubDate>Tue, 01 Dec 2015 20:28:47 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-alevi-ozanlar-seyit-meftuni.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/alevi-ozanlari-seyit-meftuni.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: alevi-ozanlari-seyit-meftuni.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/-_KB0smrAgQ" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dost Cemalin Benzer Güneşe Aya<br />
Bakamam Yüzüne Yandırır Beni<br />
Aşığı Kül Eyler Sendeki Ziya<br />
Gonca Güller Gibi Soldurur Beni<br />
Beni Beni Beni, Sevdalım Beni, <br />
<br />
Seyit Meftuni'yem Hayranım Sana<br />
Acı Şu Halime Merhem Et Bana<br />
Kara Toprak Oldu Oldu Bize Öz Ana<br />
Sarar Sinesine Buldurur Beni<br />
Beni Beni Beni, Sevdalım Beni</span><br />
<br />
Aşık Seyit Meftuni, Malatya iline bağlı Arguvan ilçesinin eski adı Minayik (Kuyudere) köyünde 1920 yılında doğmuştur. Asıl adı İbrahim Mamo Temiz'dir. Bölgenin yetiştirmiş olduğu aşıklar içerisinde önemli bir yere sahiptir. Yetişmesinde rol oynayanların başında, ilk deyişleri, duvaz-ı imamları, öğreten annesi (Hatice Ana) gelmektedir. Aşığın hayatında dayılarının da önemli rolleri olmuştur. Dayısı Aşık Hasan Hüseyin Orhan'dan hem bağlama çalmasını öğrenmiş, hem de dayılarının yanından hiç ayrılmayarak küçük yaştan itibaren cem ayinlerinin ve Aşık Meclislerinin müdavimi olmuştur. Yeteneği sayesinde hem dini tarikat hem de saz çalıp söylemede çok çabuk olgunluğa erişmiştir. Diğer bir dayısı Mehmet Efendi'den alfabeyi öğrenerek kendi gayret ve yeteneğiyle okuma yazmayı öğrenmiştir. <br />
<br />
Seyit Meftuni'nin kişiliğinin şekillenmesinde dedelik ve aşıklık geleneğine olan hevesi, yeteneği sayesinde dini bilgiler edinmesi, Alevi-Bektaşi geleneklerini öğrenmesi ve erkanını yürütmesi etkili olmuştur. Aşık, gezgincilik özelliği ile farklı kültürlerin taşıyıcısı ve aktarıcısı olmuştur. İnsan yaşamındaki her şey, tabiattaki canlı cansız varlıklar şiirlerine konu olmuştur. Aşık'a göre aşık, her cefaya katlanmalı, yanıp kül olmalıdır. Bu aşk uğruna canını bile feda etmeyi göze almalıdır. Onun gönlünde kaynayan aşk "HAK" aşkıdır, ehlibeyt aşkıdır. Buradan da anlaşılacağı gibi Seyit Meftuni Hak aşığıdır. Şiirlerinde her konuyu işlemişse de, Alevi inanç doğrultusunda Tasavvuf'la bütünleşmiştir. Aşık Meftuni 1964 yılına kadar Fuzuli, Hatayi, Yemini, Virani, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Dertli, Azmi Baba, Turabi, Kul Himmet gibi ustaların eserlerini icra etmiştir. 1964 yılında kendi aşıklık mahlasını (Aşık Seyit Meftuni) alarak şiirler yazmaya ve okumaya başlamıştır. Aşık Seyit Meftuni gerek kendi yöresinde, gerekse gittiği yerlerde devrin ünlü aşıkları ile bir araya gelmiş, Aşık Meclislerinde, Cem Ayinlerinde ve diğer toplantılarda bulunmuştur. <br />
<br />
Yörede balta saz olarak bilinen, 12 ila 17 perdeden oluşan aşık sazı, dede sazı, Aşık Meftuni'nin başlangıçtan ölümüne kadar elinden düşürmediği yöresel halk çalgısıdır. Tezene yerine bilek ve parmak marifetine dayanan, yörede "pençe" diye tabir edilen çalış tekniğini, Seyit Meftuni ustaca icra etmiştir. Seyit Meftuni yörede itibarlı bir aşık olmasının yanında, inançlı, bilgili ve güçlü bir dede olma özelliğine de sahiptir. Seyit Meftuni gerek saz çalma, gerek söylemedeki farklı icrasıyla halk müziği alanında kaynak kişi olarak ayrı önem taşır. Kendine özgü tavır ve söyleme üslubu ile gerek Alevi-Bektaşi müziğini, gerekse yöresel müziği bir arada icra eden ender aşıklarımızdan biridir. TRT Kurumuna yapmış olduğu birçok bant kaydı Türk Halk Müziği repertuarına kazandırmış olduğu deyişler, türküler, uzun havaların yanında çeşitli firmalarca yayınlanan plakları bugünün araştırmacı ve icracılarına önemli bir kaynak teşkil eder.<br />
<br />
Gezgincilik özelliği yurt içi ile sınırlı kalmamış, kendi kişiliğini, kültürünü yurt dışında da tanıtmaya çalışmış, kendi çapında önemli ölçüde başarıya ulaşmıştır. Bunun mükafatını manevi olarak almıştır. Seyit Meftuni'nin ruhi yapısını bize en iyi şiirleri anlatmaktadır. Erdemli insanın nasıl olması gerektiğini nasihatnamelerinden anlayabiliriz. Aşık Seyit Meftuni geçirdiği bir kalp krizi sonucunda 28 Mayıs 1982 yılında Adana'da vefat etmiş, vasiyeti üzerine Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesi Alibeyuşağı köyüne gömülmüştür. Şu anda türbe olan mezarı yurt içi ve yurt dışından birçok kişi tarafından ziyaret edilmektedir.<br />
<br />
Muharrem Naci Temiz<br />
<br />
Dertli Gönül<br />
<br />
Dertli Gönül Durmaz Söyler<br />
Dost İsmini Yar İsmini<br />
Demem Kimselere Beyler<br />
Dostun İsmini İsmini<br />
<br />
Delmeyen Bana Yanayım<br />
Dodaklarında Kanayım<br />
Dilden Gönülden Anayım<br />
Dostun İsmini İsmini<br />
<br />
Duman Duman Oldu Yolum<br />
Der Seyit Meftuni Kulum<br />
Desem Solar Nazlı Dilin<br />
Dostun İsmini İsmini<br />
<br />
<br />
Gam Gasevet Keder <br />
<br />
Gam Gasevet Keder Başa Toplandı<br />
Dağıtıp Yatması Kolay Mı Dostum<br />
Bir Ok Gibi Geldi Cana Saplandı<br />
Çıkarıp Atması Kolaymı Dostum<br />
<br />
Bir Yuva Kurmuştum Garip Başımda<br />
Sürmedim Bir Devran Bunca Yaşımda<br />
Bir Gün Kuşlar Öter Mezar Taşımda<br />
Yardan Ayrılması Kolay Mı Dostum<br />
<br />
Bir Taraftan Evlat Bir Yandan Ayle (Aile)<br />
Derdim Gayet Büyük Gitmiyor Gayle<br />
Ben Bir Mecnun Oldum Sen Bir Leyla<br />
Çöllerde Yatması Kolay Mı Dostum<br />
<br />
Seyit Meftuni Der Sevdim Pirimi<br />
Sağ Yar İçin Yüzün Benim Derimi<br />
Dükkanımda Olan Mücevherimi<br />
Alan Yok Satması Kolay Mı Dostum<br />
<br />
<br />
Gül Yüzlü Sevdiğim<br />
<br />
Gel Gül Yüzlü Sevdiğim İnan Gel Bana<br />
Severim Ben Seni Sözdür Sultanım<br />
Gönül Bir Mecnundur Ne Deyim Sana<br />
Bir Canım Var Versem Azdır Sultanım<br />
<br />
Türlü Çiçeklerle Bezenmiş Bağlar<br />
Hasret Çeken Gönül Durmadan Ağlar<br />
Kalmadı Cesette Eridi Yağlar<br />
Derdimi Divane Yazdır Sultanım<br />
<br />
Seyit Meftuni'yi Böyle Üzer Mi<br />
Aşık Olan Maşuğundan Bezer Mi<br />
Kul Olan Sultandan Ayrı Gezer Mi<br />
Mezarım Yan Yana Kazdır Sultanım<br />
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/alevi-ozanlar-halk-ozanlari/57522-alevi-ozanlar-seyit-meftuni.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/alevi-ozanl...ftuni.html</a><br />
<br />
<br />
alevi ozanları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/alevi-ozanlari-seyit-meftuni.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: alevi-ozanlari-seyit-meftuni.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/-_KB0smrAgQ" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dost Cemalin Benzer Güneşe Aya<br />
Bakamam Yüzüne Yandırır Beni<br />
Aşığı Kül Eyler Sendeki Ziya<br />
Gonca Güller Gibi Soldurur Beni<br />
Beni Beni Beni, Sevdalım Beni, <br />
<br />
Seyit Meftuni'yem Hayranım Sana<br />
Acı Şu Halime Merhem Et Bana<br />
Kara Toprak Oldu Oldu Bize Öz Ana<br />
Sarar Sinesine Buldurur Beni<br />
Beni Beni Beni, Sevdalım Beni</span><br />
<br />
Aşık Seyit Meftuni, Malatya iline bağlı Arguvan ilçesinin eski adı Minayik (Kuyudere) köyünde 1920 yılında doğmuştur. Asıl adı İbrahim Mamo Temiz'dir. Bölgenin yetiştirmiş olduğu aşıklar içerisinde önemli bir yere sahiptir. Yetişmesinde rol oynayanların başında, ilk deyişleri, duvaz-ı imamları, öğreten annesi (Hatice Ana) gelmektedir. Aşığın hayatında dayılarının da önemli rolleri olmuştur. Dayısı Aşık Hasan Hüseyin Orhan'dan hem bağlama çalmasını öğrenmiş, hem de dayılarının yanından hiç ayrılmayarak küçük yaştan itibaren cem ayinlerinin ve Aşık Meclislerinin müdavimi olmuştur. Yeteneği sayesinde hem dini tarikat hem de saz çalıp söylemede çok çabuk olgunluğa erişmiştir. Diğer bir dayısı Mehmet Efendi'den alfabeyi öğrenerek kendi gayret ve yeteneğiyle okuma yazmayı öğrenmiştir. <br />
<br />
Seyit Meftuni'nin kişiliğinin şekillenmesinde dedelik ve aşıklık geleneğine olan hevesi, yeteneği sayesinde dini bilgiler edinmesi, Alevi-Bektaşi geleneklerini öğrenmesi ve erkanını yürütmesi etkili olmuştur. Aşık, gezgincilik özelliği ile farklı kültürlerin taşıyıcısı ve aktarıcısı olmuştur. İnsan yaşamındaki her şey, tabiattaki canlı cansız varlıklar şiirlerine konu olmuştur. Aşık'a göre aşık, her cefaya katlanmalı, yanıp kül olmalıdır. Bu aşk uğruna canını bile feda etmeyi göze almalıdır. Onun gönlünde kaynayan aşk "HAK" aşkıdır, ehlibeyt aşkıdır. Buradan da anlaşılacağı gibi Seyit Meftuni Hak aşığıdır. Şiirlerinde her konuyu işlemişse de, Alevi inanç doğrultusunda Tasavvuf'la bütünleşmiştir. Aşık Meftuni 1964 yılına kadar Fuzuli, Hatayi, Yemini, Virani, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Dertli, Azmi Baba, Turabi, Kul Himmet gibi ustaların eserlerini icra etmiştir. 1964 yılında kendi aşıklık mahlasını (Aşık Seyit Meftuni) alarak şiirler yazmaya ve okumaya başlamıştır. Aşık Seyit Meftuni gerek kendi yöresinde, gerekse gittiği yerlerde devrin ünlü aşıkları ile bir araya gelmiş, Aşık Meclislerinde, Cem Ayinlerinde ve diğer toplantılarda bulunmuştur. <br />
<br />
Yörede balta saz olarak bilinen, 12 ila 17 perdeden oluşan aşık sazı, dede sazı, Aşık Meftuni'nin başlangıçtan ölümüne kadar elinden düşürmediği yöresel halk çalgısıdır. Tezene yerine bilek ve parmak marifetine dayanan, yörede "pençe" diye tabir edilen çalış tekniğini, Seyit Meftuni ustaca icra etmiştir. Seyit Meftuni yörede itibarlı bir aşık olmasının yanında, inançlı, bilgili ve güçlü bir dede olma özelliğine de sahiptir. Seyit Meftuni gerek saz çalma, gerek söylemedeki farklı icrasıyla halk müziği alanında kaynak kişi olarak ayrı önem taşır. Kendine özgü tavır ve söyleme üslubu ile gerek Alevi-Bektaşi müziğini, gerekse yöresel müziği bir arada icra eden ender aşıklarımızdan biridir. TRT Kurumuna yapmış olduğu birçok bant kaydı Türk Halk Müziği repertuarına kazandırmış olduğu deyişler, türküler, uzun havaların yanında çeşitli firmalarca yayınlanan plakları bugünün araştırmacı ve icracılarına önemli bir kaynak teşkil eder.<br />
<br />
Gezgincilik özelliği yurt içi ile sınırlı kalmamış, kendi kişiliğini, kültürünü yurt dışında da tanıtmaya çalışmış, kendi çapında önemli ölçüde başarıya ulaşmıştır. Bunun mükafatını manevi olarak almıştır. Seyit Meftuni'nin ruhi yapısını bize en iyi şiirleri anlatmaktadır. Erdemli insanın nasıl olması gerektiğini nasihatnamelerinden anlayabiliriz. Aşık Seyit Meftuni geçirdiği bir kalp krizi sonucunda 28 Mayıs 1982 yılında Adana'da vefat etmiş, vasiyeti üzerine Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesi Alibeyuşağı köyüne gömülmüştür. Şu anda türbe olan mezarı yurt içi ve yurt dışından birçok kişi tarafından ziyaret edilmektedir.<br />
<br />
Muharrem Naci Temiz<br />
<br />
Dertli Gönül<br />
<br />
Dertli Gönül Durmaz Söyler<br />
Dost İsmini Yar İsmini<br />
Demem Kimselere Beyler<br />
Dostun İsmini İsmini<br />
<br />
Delmeyen Bana Yanayım<br />
Dodaklarında Kanayım<br />
Dilden Gönülden Anayım<br />
Dostun İsmini İsmini<br />
<br />
Duman Duman Oldu Yolum<br />
Der Seyit Meftuni Kulum<br />
Desem Solar Nazlı Dilin<br />
Dostun İsmini İsmini<br />
<br />
<br />
Gam Gasevet Keder <br />
<br />
Gam Gasevet Keder Başa Toplandı<br />
Dağıtıp Yatması Kolay Mı Dostum<br />
Bir Ok Gibi Geldi Cana Saplandı<br />
Çıkarıp Atması Kolaymı Dostum<br />
<br />
Bir Yuva Kurmuştum Garip Başımda<br />
Sürmedim Bir Devran Bunca Yaşımda<br />
Bir Gün Kuşlar Öter Mezar Taşımda<br />
Yardan Ayrılması Kolay Mı Dostum<br />
<br />
Bir Taraftan Evlat Bir Yandan Ayle (Aile)<br />
Derdim Gayet Büyük Gitmiyor Gayle<br />
Ben Bir Mecnun Oldum Sen Bir Leyla<br />
Çöllerde Yatması Kolay Mı Dostum<br />
<br />
Seyit Meftuni Der Sevdim Pirimi<br />
Sağ Yar İçin Yüzün Benim Derimi<br />
Dükkanımda Olan Mücevherimi<br />
Alan Yok Satması Kolay Mı Dostum<br />
<br />
<br />
Gül Yüzlü Sevdiğim<br />
<br />
Gel Gül Yüzlü Sevdiğim İnan Gel Bana<br />
Severim Ben Seni Sözdür Sultanım<br />
Gönül Bir Mecnundur Ne Deyim Sana<br />
Bir Canım Var Versem Azdır Sultanım<br />
<br />
Türlü Çiçeklerle Bezenmiş Bağlar<br />
Hasret Çeken Gönül Durmadan Ağlar<br />
Kalmadı Cesette Eridi Yağlar<br />
Derdimi Divane Yazdır Sultanım<br />
<br />
Seyit Meftuni'yi Böyle Üzer Mi<br />
Aşık Olan Maşuğundan Bezer Mi<br />
Kul Olan Sultandan Ayrı Gezer Mi<br />
Mezarım Yan Yana Kazdır Sultanım<br />
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/alevi-ozanlar-halk-ozanlari/57522-alevi-ozanlar-seyit-meftuni.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/alevi-ozanl...ftuni.html</a><br />
<br />
<br />
alevi ozanları]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alevi Ozanlarımızdan Ali Kızıltuğ]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-alevi-ozanlarimizdan-ali-kiziltug.html</link>
			<pubDate>Wed, 24 Jun 2015 22:29:44 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-alevi-ozanlarimizdan-ali-kiziltug.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2014/05/51.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
1944 yılında Sivas ili Divriği ilçesi Mursal köyünde dünyaya geldi. 1958 yılında bağlama çalmaya başladı. Bağlamaya ilişkin temel bilgileri köyünde bulunan Abbas ustadan öğrendi. İlk yıllarda başka aşıkların eserlerini ve yöresel türküleri seslendirdi.<br />
<br />
1969 yılında ilk plağı olan "Asrı gurbet harab etmiş köyümü" çıktı. Bugüne kadar 103 plak ve 87 kaseti yayınlandı. 2160 eseri bulunmakta ve bunların 550 tanesi başka sanatçılar tarafından seslendirildi.<br />
<br />
1969 dan bu yana sadece kendi eserlerini seslendiriyor. Eserlerini hazırlarken genellikle <br />
önce şiir olarak yazıp sonra onları besteliyor. Ancak doğaçlamada çalıp söylüyor, 1971 yılında İstanbul Tepebaşında yapılan ve tüm ozanların katıldığı bir atışma yarışmasında birinci seçildi.<br />
<br />
Geçim sıkıntısı nedeniyle göç etmek zorunda kalır ve 1973 de Ankaraya yerleşti.<br />
<br />
Aşık Veysel ve Aşık Mahzuni onu en çok etkileyen aşıklardır. <br />
<br />
Uzun sap bağlama çalıyor ve bağlamasını hüseyni düzenine akort ediyor.<br />
<br />
"Baykuşlara kalan köy" ve "Sorma efendim" adında iki kitabı yayımlandı ve diğer eserlerini de 10 cilt kitap halinde yayınlamayı düşünmektedir.<br />
<br />
Memur emeklisi ve 4 çocuk babası olan Ali Kızıltuğ halen Ankara'da ikamet etmekte ve kendisini şöyle özetliyor: "Ne yarimden vazgeçtim, ne sazımdan vazgeçtim, ne de vatanımdan vazgeçtim. Nasıl Mursal'dan geldiysem, o nazlım, sefil, tertemiz bir köylü çocuğu isem şimdide aynıyım...".<br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/o4X3MsIOqYE" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/alevi-ozanlar-halk-ozanlari/52286-alevi-ozanlar-ali-kiziltug.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/alevi-ozanl...iltug.html</a><br />
<br />
alevi ozanları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2014/05/51.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
1944 yılında Sivas ili Divriği ilçesi Mursal köyünde dünyaya geldi. 1958 yılında bağlama çalmaya başladı. Bağlamaya ilişkin temel bilgileri köyünde bulunan Abbas ustadan öğrendi. İlk yıllarda başka aşıkların eserlerini ve yöresel türküleri seslendirdi.<br />
<br />
1969 yılında ilk plağı olan "Asrı gurbet harab etmiş köyümü" çıktı. Bugüne kadar 103 plak ve 87 kaseti yayınlandı. 2160 eseri bulunmakta ve bunların 550 tanesi başka sanatçılar tarafından seslendirildi.<br />
<br />
1969 dan bu yana sadece kendi eserlerini seslendiriyor. Eserlerini hazırlarken genellikle <br />
önce şiir olarak yazıp sonra onları besteliyor. Ancak doğaçlamada çalıp söylüyor, 1971 yılında İstanbul Tepebaşında yapılan ve tüm ozanların katıldığı bir atışma yarışmasında birinci seçildi.<br />
<br />
Geçim sıkıntısı nedeniyle göç etmek zorunda kalır ve 1973 de Ankaraya yerleşti.<br />
<br />
Aşık Veysel ve Aşık Mahzuni onu en çok etkileyen aşıklardır. <br />
<br />
Uzun sap bağlama çalıyor ve bağlamasını hüseyni düzenine akort ediyor.<br />
<br />
"Baykuşlara kalan köy" ve "Sorma efendim" adında iki kitabı yayımlandı ve diğer eserlerini de 10 cilt kitap halinde yayınlamayı düşünmektedir.<br />
<br />
Memur emeklisi ve 4 çocuk babası olan Ali Kızıltuğ halen Ankara'da ikamet etmekte ve kendisini şöyle özetliyor: "Ne yarimden vazgeçtim, ne sazımdan vazgeçtim, ne de vatanımdan vazgeçtim. Nasıl Mursal'dan geldiysem, o nazlım, sefil, tertemiz bir köylü çocuğu isem şimdide aynıyım...".<br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/o4X3MsIOqYE" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/alevi-ozanlar-halk-ozanlari/52286-alevi-ozanlar-ali-kiziltug.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/alevi-ozanl...iltug.html</a><br />
<br />
alevi ozanları]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Muhlis Akarsu Hayatı ve Eserleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-muhlis-akarsu-hayati-ve-eserleri.html</link>
			<pubDate>Wed, 03 Jun 2015 12:36:54 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-muhlis-akarsu-hayati-ve-eserleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/muhlis%20akarsu.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: muhlis%20akarsu.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muhlis Akarsu Kimdir?</span><br />
<br />
Muhlis Akarsu, (d. 1948 – ö. 2 Temmuz 1993), Türk halk ozanı. 2 Temmuz 1993′te Sivas Katliamı’nda öldürülmüştür. Yaşamı boyunca 100′den fazla kırkbeşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyiş bırakmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaşamı</span><br />
<br />
Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Minarekaya köyünde doğdu. İlkokulu köyde okudu. Bu dönemde Alevilik-Bektaşi cemlerinde yörenin seyitlerinin ve ozanlarının etkisinde kalarak saz çalıp söylemeye başladı. Malatya’da ortaokulda okurken, ekonomik yetersizlikler nedeniyle ikinci sınıftan ayrıldı. Küçük yaşlardan itibaren şiir yazdı, deyiş ve nefes kurdu. Bağlamasıyla birlikte zakirlik yaptı.<br />
<br />
1970 yılında İstanbul’a yerleşti. 1970′li yıllarda söz ve müziği kendine ait olan ilk 45′lik plağı çıkardı. Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Karacaoğlan, Âşık Veysel doğrularından yola çıkarak kendine insan sevgisini şiar edindi. Tüm yaptıklarında bu ana temayı temel aldı. 1972 yılında, Seyyit Halil Çiftlik’in kızı Muhibe Leyla Çiftlik ile evlendi. Bu evliliğinden Pınar, Çınar ve Damla adlarında üç kızı oldu.<br />
<br />
Sanatında 1970′lerden itibaren dönemin etkili aşığı Mahzuni Şerif’in izleri belirdi. Uzunca bir süre Mahzuni’nin deyişlerini çaldı ve okudu. Bu arada Alevi-Bektaşi aşık geleneğinden de kopmadı. Pir Sultan Abdal, Kul Himmet gibi ozanların birçok deyişini geleneksel kalıplardan çıkmadan seslendirdi.<br />
<br />
1980′li yılların başlarında Alevî dedelerinin çaldığı kısa kollu bağlamayı gündeme getiren ve halk müziğinin niteliğini yükselten Muhabbet Grubu’nun (Arif Sağ, Muhlis Akarsu, Yavuz Top, Musa Eroğlu) oluşum fikri Akarsu’dan çıktı. Her yıl düzenlenen Hacı Bektaş, Abdal Musa, Veli Baba, Pir Sultan gibi Alevi toplumunun kültürel etkinliklerine katılırdı. Eserleri çeşitli türlerde şarkı söyleyen sanatçılar tarafından okundu.<br />
<br />
1980′li yıllarda türkülerinden dolayı üç yıl cezaevinde yattı. O güne kadar usta malı deyişlerle kendini gösteren Muhlis Akarsu, 1980′lerin başından itibaren deyişlerindeki anlatımı güçlü, bağlamasına hakim ve sesini deyiş tavrında kullanabilen bir sanatçı görünümündedir.<br />
<br />
1993′te Sivas Katliamı’nda eşi Muhibe Akarsu ile birlikte yaşamını yitirdi.<br />
<br />
Muhlis Akarsu’nun yapıtlarının hemen hemen tümünün lirik bir ifadeyle yapıldığı ve söylendiği fark edilir. Repertuarının büyük bir bölümünde aşk ve sevda deyişlerine yer verdiği görülür. Akarsu’nun yar üzerine söylediği, feleğe çattığı, gurbete içerlediği, ayrılığa üzüldüğü yüzlerce deyişi vardır. Deyişlerinde toplumsal konulara da kayıtsız kalmaz. Ancak bu, sevgi üzerine söylediği deyişler kadar çok öne çıkmaz. Birkaç deyişinde cahilliğe, köleliğe, yoksulluğa başkaldırdığı görülür. Alevi-Bektaşi edebiyatının ve müziğinin deyiş türüyle ünlenen aşığı Muhlis Akarsu’nun Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan etkisindeki tavrını her zaman hissetmek mümkündür.<br />
<br />
Muhlis Akarsu-Bilmez Ali'yi<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/TsaS-7KKt9E" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/muhlis%20akarsu.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: muhlis%20akarsu.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muhlis Akarsu Kimdir?</span><br />
<br />
Muhlis Akarsu, (d. 1948 – ö. 2 Temmuz 1993), Türk halk ozanı. 2 Temmuz 1993′te Sivas Katliamı’nda öldürülmüştür. Yaşamı boyunca 100′den fazla kırkbeşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyiş bırakmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaşamı</span><br />
<br />
Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Minarekaya köyünde doğdu. İlkokulu köyde okudu. Bu dönemde Alevilik-Bektaşi cemlerinde yörenin seyitlerinin ve ozanlarının etkisinde kalarak saz çalıp söylemeye başladı. Malatya’da ortaokulda okurken, ekonomik yetersizlikler nedeniyle ikinci sınıftan ayrıldı. Küçük yaşlardan itibaren şiir yazdı, deyiş ve nefes kurdu. Bağlamasıyla birlikte zakirlik yaptı.<br />
<br />
1970 yılında İstanbul’a yerleşti. 1970′li yıllarda söz ve müziği kendine ait olan ilk 45′lik plağı çıkardı. Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Karacaoğlan, Âşık Veysel doğrularından yola çıkarak kendine insan sevgisini şiar edindi. Tüm yaptıklarında bu ana temayı temel aldı. 1972 yılında, Seyyit Halil Çiftlik’in kızı Muhibe Leyla Çiftlik ile evlendi. Bu evliliğinden Pınar, Çınar ve Damla adlarında üç kızı oldu.<br />
<br />
Sanatında 1970′lerden itibaren dönemin etkili aşığı Mahzuni Şerif’in izleri belirdi. Uzunca bir süre Mahzuni’nin deyişlerini çaldı ve okudu. Bu arada Alevi-Bektaşi aşık geleneğinden de kopmadı. Pir Sultan Abdal, Kul Himmet gibi ozanların birçok deyişini geleneksel kalıplardan çıkmadan seslendirdi.<br />
<br />
1980′li yılların başlarında Alevî dedelerinin çaldığı kısa kollu bağlamayı gündeme getiren ve halk müziğinin niteliğini yükselten Muhabbet Grubu’nun (Arif Sağ, Muhlis Akarsu, Yavuz Top, Musa Eroğlu) oluşum fikri Akarsu’dan çıktı. Her yıl düzenlenen Hacı Bektaş, Abdal Musa, Veli Baba, Pir Sultan gibi Alevi toplumunun kültürel etkinliklerine katılırdı. Eserleri çeşitli türlerde şarkı söyleyen sanatçılar tarafından okundu.<br />
<br />
1980′li yıllarda türkülerinden dolayı üç yıl cezaevinde yattı. O güne kadar usta malı deyişlerle kendini gösteren Muhlis Akarsu, 1980′lerin başından itibaren deyişlerindeki anlatımı güçlü, bağlamasına hakim ve sesini deyiş tavrında kullanabilen bir sanatçı görünümündedir.<br />
<br />
1993′te Sivas Katliamı’nda eşi Muhibe Akarsu ile birlikte yaşamını yitirdi.<br />
<br />
Muhlis Akarsu’nun yapıtlarının hemen hemen tümünün lirik bir ifadeyle yapıldığı ve söylendiği fark edilir. Repertuarının büyük bir bölümünde aşk ve sevda deyişlerine yer verdiği görülür. Akarsu’nun yar üzerine söylediği, feleğe çattığı, gurbete içerlediği, ayrılığa üzüldüğü yüzlerce deyişi vardır. Deyişlerinde toplumsal konulara da kayıtsız kalmaz. Ancak bu, sevgi üzerine söylediği deyişler kadar çok öne çıkmaz. Birkaç deyişinde cahilliğe, köleliğe, yoksulluğa başkaldırdığı görülür. Alevi-Bektaşi edebiyatının ve müziğinin deyiş türüyle ünlenen aşığı Muhlis Akarsu’nun Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan etkisindeki tavrını her zaman hissetmek mümkündür.<br />
<br />
Muhlis Akarsu-Bilmez Ali'yi<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/TsaS-7KKt9E" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aşık Gülabi Hayatı ve Eserleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-asik-gulabi-hayati-ve-eserleri.html</link>
			<pubDate>Sun, 17 May 2015 16:26:43 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-asik-gulabi-hayati-ve-eserleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/g%C3%BClabi.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: g%C3%BClabi.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşık Gülabi (1950) Türk Alevi halk ozanı.</span><br />
<br />
Aşık Gülabi 1 Ocak 1950 yılında Çorum'un Sungurlu ilçesinin Çayan köyünde doğdu. Gerçek adı Gültekin olmakla birlikte 1960'lı yıllarda aldığı Gülabi mahlası nedeniyle Aşık Gülabi olarak bilinir.<br />
Aşık Gülabi 15 yaşından sonra saz çalmaya başlamıştır. Saz bilgi ve öğrenimi çocukluk yıllarında Anadolu köylerinde yaygın olarak yerel ozanların köy köy gezip köy odalarında dinletiler verdiği döneme denk gelir. Gülabi'de Çayan köyüne gelip köy odalarında saz çalan aşıklara ilgi duymuş ve saza başlamıştır.<br />
Aşık Gülabi halen İstanbul’da yerleşik ve tekstil ticareti ile uğraşmaktadır.H er cuma saat 20:00 da Barış TV de Gönül Bahçesinden programını yapmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yapıtları</span><br />
<br />
Aşık Gülabi'nin yapıtlarından çoğu daha önceki yıllarda (1965 -1985) 45'lik plak olarak çıkmış olmakla birlikte aşağıda yer alanlar ise albüm olarak yapımcı şirketler tarafından çıkarıldığı yıl ve isimlere göre dizinlenmiştir.<br />
<br />
2002 - Ölümsüz Ozanlar Serisi 32001 - İnsanlık Mektebi2001 - Kalem Seni Kırarım - 22000 - Kalem Seni Kırarım2000 - Dergah 21998 - Ali'yi Severiz Aleviyiz Biz - Dergah 41999 - Dergah 61999 - Gelin Canlar Bir Olalım - Dergah 81999 - Yol Muhammed Alinindir - Dergah 71999 - 12 İmam Aşkına - Dergah 91999 - Kızılbaş Ne Demek? - Degah 31999 - Medet1998 - Durdum Ali Darına - Dergah 51998 - Orjinal Kızıldere1998 - Gençliğimi Çaldı Yıllar1998 - Sivas - Madımak1999 - Uyan Kardeş1998 - Yeter Felek1998 - Yıkılsın Gurbet<br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/-G2lrEhoC0c" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/X7tBm-WyeQo" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/g%C3%BClabi.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: g%C3%BClabi.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşık Gülabi (1950) Türk Alevi halk ozanı.</span><br />
<br />
Aşık Gülabi 1 Ocak 1950 yılında Çorum'un Sungurlu ilçesinin Çayan köyünde doğdu. Gerçek adı Gültekin olmakla birlikte 1960'lı yıllarda aldığı Gülabi mahlası nedeniyle Aşık Gülabi olarak bilinir.<br />
Aşık Gülabi 15 yaşından sonra saz çalmaya başlamıştır. Saz bilgi ve öğrenimi çocukluk yıllarında Anadolu köylerinde yaygın olarak yerel ozanların köy köy gezip köy odalarında dinletiler verdiği döneme denk gelir. Gülabi'de Çayan köyüne gelip köy odalarında saz çalan aşıklara ilgi duymuş ve saza başlamıştır.<br />
Aşık Gülabi halen İstanbul’da yerleşik ve tekstil ticareti ile uğraşmaktadır.H er cuma saat 20:00 da Barış TV de Gönül Bahçesinden programını yapmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yapıtları</span><br />
<br />
Aşık Gülabi'nin yapıtlarından çoğu daha önceki yıllarda (1965 -1985) 45'lik plak olarak çıkmış olmakla birlikte aşağıda yer alanlar ise albüm olarak yapımcı şirketler tarafından çıkarıldığı yıl ve isimlere göre dizinlenmiştir.<br />
<br />
2002 - Ölümsüz Ozanlar Serisi 32001 - İnsanlık Mektebi2001 - Kalem Seni Kırarım - 22000 - Kalem Seni Kırarım2000 - Dergah 21998 - Ali'yi Severiz Aleviyiz Biz - Dergah 41999 - Dergah 61999 - Gelin Canlar Bir Olalım - Dergah 81999 - Yol Muhammed Alinindir - Dergah 71999 - 12 İmam Aşkına - Dergah 91999 - Kızılbaş Ne Demek? - Degah 31999 - Medet1998 - Durdum Ali Darına - Dergah 51998 - Orjinal Kızıldere1998 - Gençliğimi Çaldı Yıllar1998 - Sivas - Madımak1999 - Uyan Kardeş1998 - Yeter Felek1998 - Yıkılsın Gurbet<br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/-G2lrEhoC0c" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/X7tBm-WyeQo" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alevi Ozanları-Aşık Veysel Şatıroğlu Hayatı ve Eserleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-alevi-ozanlari-asik-veysel-satiroglu-hayati-ve-eserleri.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 May 2014 19:35:52 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=1">Admin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-alevi-ozanlari-asik-veysel-satiroglu-hayati-ve-eserleri.html</guid>
			<description><![CDATA[Veysel Şatıroğlu,1894’ te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Veysel’in dünyaya geliş öyküsü, Anadolu köylerinde hemen birçok çocuğun yaşadığı olağan bir doğum biçimidir. Ama, bugün özellikle dışarıdan bakanlar için ilginçtir, olağandışıdır. Anlatmak gerekirse, annesi Gülizar Ana, Sivrialan dolaylarındaki Ayıpınar merasında koyun sağmaya giderken sancısı tutmuş, oracıkta dünyaya getirmiş Veysel’i. Göbeğini de kendisi kesmiş, bir çaputa sarıp yürüye yürüye köye dönmüştür. <br />
<br />
Veysellere yörede “Şatıroğulları” derler. Babası “Karaca” lakaplı, Ahmet adında bir çiftçidir. Veysel’in dünyaya geldiği sıralar, çiçek hastalığı Sivas yöresini kasıp kavurmaktadır. Veysel’den önce, iki kız kardeşi çiçek yüzünden yaşamlarını yitirmiştir. <br />
<br />
Yedi yaşına girdiği 1901’de Sivas’ta çiçek salgını yeniden yaygınlaşır; o da yakalanır bu hastalığa. O günleri şöyle anlatıyor: “Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım.. . Çiçek zorlu geldi. Sol gözüme çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bu gündür dünya başıma zindan.” <br />
<br />
Bu düşmeden sonra Veysel’in belleğine bir de renk işler: Kırmızı. Düşerken büyük bir olasılıkla elinde sıyrık oluyor, kanıyor. Bunu eşi Gülizar Ana şöyle anlatıyor: “Bilinmez değilsin, renklerden yalnız kırmızıyı hatırladı. Gözleri gönlüne çevrilmeden önce, yani çiçek hastalığına yakalanmadan önce düşmüştü. Kan görmüştü. Kanın rengini hatırlardı yalnız. Kırmızıyı... Yeşili de elleriyle bulur ve severdi.” <br />
<br />
Sağ gözünün görme şansı varmış, ışığı seçebiliyormuş bu gözüyle o sıralar. Yalnız yakınlardaki Akdağmağdeni’nd e doktor varmış. Babasına “Çocuğu Akdağmadeni’ne küfürlü içerikür, orada gözünü açacak bir doktor var” demişler. Sevinmiş babası. <br />
<br />
Ne var ki, olumsuzluklar yakasını bırakmamış Veysel’in. “Bir gün inek sağarken babası yanına gelmiş. Veysel ansızın dönüverince; babasının elinde bulunan bir değneğin ucu öteki gözüne girivermiş. O göz de akıp gitmiş böylece.” <br />
<br />
Ali adında bir ağabeyisi ve Elif adında bir kızkardeşi varmış Veysel’in. Tüm aile çok üzülmüş, günlerce gözyaşı dökmüş bu hale. Bundan böyle bacısı elinden tutarak gezdirmeye, dolaştırmaya başlar Veysel’i. Gittikçe içine kapanmaktadır Veysel. Emlek yöresi olarak adlandırılan Sivas’ın bu âşığı/ozanı bol diyarında, Veysel’in babası da şiire meraklı, tekkeyle içli-dışlı biriymiş. Veysel’in dertlerini birazcık da olsa unutacağı bir uğraş olsun diye bir saz verir eline. Halk ozanlarından da şiirler okuyup, ezberleterek avutmağa çalışırmış oğlunu. Ayrıca yöre ozanları da zaman zaman babası Şatıroğlu Ahmet’in evine uğrar, çalıp söylermiş. Merakla dinlermiş bunları Veysel. Komşuları Molla Hüseyin de sazını düzenler, kırılan tellerini takarmış. <br />
<br />
Imageİlk saz derslerini babasının arkadaşı olan Divriği’nin köylerinden Çamışıhlı Ali Ağa’dan (Âşık Alâ) almış. Kendini de iyice saza vermiş; usta malı şiirlerden çalıp söylemeye başlamış. Karanlık dünyasını aydınlatan ozanlar dünyasıyla Çamışıhlı Ali tanıştırıyor daha çok Veysel’i. Pir Sultan Abdal, Karaoğlan, Dertli, Rühsati gibi usta ozanların dünyalarıyla tanışıyor böylece. <br />
<br />
“Âşık Veysel’in hayatında ikinci mühim değişiklik seferberlikte başlamıştır. Kardeşi Ali de cepheye gitmiş, küçük Veysel kırık telli sazıyla yalnız kalmıştır. Harp patladıktan sonra Veysel’in bütün arkadaşları, emsalleri cepheye koşuyorlar. Veysel bundan da mahrum... <br />
<br />
Böylece münzevi olan ruhunda ikinci bir inziva da açılmıştır. Arkadaşsızlık acısı, sefalet, onu çok bedbin, umutsuz ve mahzun ediyor. Artık küçük bahçesindeki armut ağacının altında yatıp kalkmakta, geceleri ağaçların ta tepelerine çıkarak içindeki derdini göklere ve karanlıklara bırakmaktadır.” <br />
<br />
O günlerini Aşık Veysel şöyle anlatır Enver Gökçe’ye; <br />
<br />
“Eve girerim, yüzüm asık: anam babam halimi bilmez. Ben onlara derdimi, dokunmasın diye, açamam. Onlar benim kafa tuttuğumu zannederler, bense derdimi dökmekten çekinirim, öyle ki, sazdan bile farır gibi oldum.” <br />
<br />
Bunda biraz Anadolu’da “erkek oğlan” olgusunun etkisi varsa, daha çok Veysel’in vatanseverliğin in, vatana olan borcunu ödeme duygusunun ağırlığı vardır. Sonradan şöyle dizeleştirir bunu: <br />
<br />
“Ne yazık ki bana olmadı kısmet <br />
Düşmanı denize dökerken millet <br />
Felek kırdı kolumu, vermedi nöbet <br />
Kılıç vurmak için düşman başına. <br />
<br />
Bugünler müyesser olsaydı bana <br />
Minnet etmez idim bir kaşık kana <br />
Mukadder harici gelmez meydana <br />
Neler geldi bu Veysel’in başına.” <br />
<br />
Veysel’in annesi ve babası seferberlik sonlarına doğru “belki biz ölürüz ve kardeşi Veysel’e bakamaz” düşüncesiyle Veysel’i Esma adında, akrabalarından bir kızla evlendiriyorlar . Esma’dan bir kız, bir oğlu oluyor Veysel’in. Oğlan çocuğu daha on günlükken annesinin memesi ağzında kalarak ölüyor... Veysel’in acıları bununla da bitmiyor; aksilikler, talihsizlikler üst üste gelmeye başlıyor.1921’i n 24 Şubat’ında annesi bir gün ondan onsekiz ay sonra da babası ölüyor. Bu arada bağ, bostan işleriyle uğraşıyor. Köye de bir çok âşık gelip gitmekte, Karacaoğlan’dan , Emrah’tan, Âşık Sıtkı, Âşık Veli gibi saz şairlerinden çalıp söylemektedirle r. Köy odalarındaki bu âşık fasıllarından Veysel de geri kalmamaktadır. <br />
<br />
Ağabeysi Ali’nin bir kız çocuğu daha olunca çocuklara ve işlere bakması için bir azap (hizmetkar) tutuyorlar. Bu hizmetkar ileride Veysel’in bağrında açılacak başka yaranın sebebi olacaktır. Bir gün Veysel hasta yatarken, kardeşi Ali de keven toplamakta iken, Veysel’in ilk eşi olan Esma’yı kandırarak kaçırıyor bu yanaşma. Veysel’in acılı yaşamına bir acı daha ekleniyor böylece. <br />
<br />
Karısı bir başına bırakıp gittiğinde Veysel’in kucağında henüz altı aylık kızı varmış. İki yıl kucağında gezdirmiş Veysel onu, ne çare o da yaşamamış. <br />
<br />
Bir şiirinde dile getirdiği gibi: <br />
<br />
“Talih çile kadar sözü bir etmiş, <br />
Her nereye gitsem gezer peşimde.” <br />
<br />
Bin katmerli acılar silsilesi kısacası. <br />
“O artık alemden, bu diyardan uzaklaşmak, göçmek isteyen bir ruh haleti içindedir.1928’ de en iyi arkadaşı olan İbrahim ile Adana’ya gitmeye karar veriyorlar. Fakat Sivas’ın Karaçayır köyünde Deli Süleyman isminde birisi âşığı bu ilk seyahatinden vazgeçiriyor. Veysel’i dinleyelim: <br />
<br />
“Bu adam, saz çalarım dinler, söze başlarım keser. Gideyim derim, ‘ah kivra, çoluk çocuk ağlaşıyor, gel gitme’ diye elime ayağıma düşer. Nihayet dayanamadım, gitmiyorum vesselam diye bu seyahatten vazgeçtim.” <br />
<br />
Veysel’in köyünden ilk ayrılışı şöyledir: Zara’nın Barzan Baleni köyünden Kasım adında birisi Veysel’i köyüne küfürlü içerikürerek iki üç ay beraber yaşıyorlar. Kendisini Adana’ya göndermeyen Deli Süleyman, Sivas’lı Kalaycı Hüseyin, Veysel’e yol arkadaşlığı ediyorlar. Dönüşte Veysel, Hafik’in Yalıncak köyüne ve Zara’nın Girit köyüne uğrayarak 9 liraya güzel bir saz alıyor; Sivas’tan Sivrialan’a dönerlerken arkadaşları bir “üç kağıtçı” grubuna yakalanarak bütün paralarını kaybediyorlar. Arkadaşları Veysel’in 9 lirasını da alarak kumara veriyorlar. Veysel bu hadiseden bir müddet sonra Hafik’in Karayaprak köyünden Gülizar adlı bir kadınla evleniyor.” <br />
<br />
1931 yılında Sivas Lisesi edebiyat öğretmeni olan Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşları “Halk Şairlerini Koruma Derneği”ni kuruyorlar. Ve 5 Aralık 1931 tarihinde de üç gün süren Halk Şairleri Bayramı’nı düzenliyorlar. Böylece Veysel’in yaşamında önemli bir dönüm noktası işlemeye başlıyor. Denebilir ki, Veysel için A.Kutsi Tecer’le tanışması hayatında yeni bir başlangıcı işaretliyor. <br />
<br />
1933’e kadar usta ozanlarından şiirlerinden çalıp söylüyor. Cumhuriyet’in onuncu yıldönümünde A. Kutsi Tecer’in direktifleriyle bütün halk ozanları cumhuriyet ve Gazi Mustafa Kemal üzerine şiirler düzmüşler. Bunlar arasında Veysel de var. Veysel’in günışığına çıkan ilk şiiri böylece “Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası”... dizesiyle başlayan şiir oluyor. Bu şiirin gün yüzüne çıkışı, Veysel’in de köyünden dışarıya çıkması oluyor. <br />
<br />
O zaman Sivrialan’ın bağlı olduğu Ağacakışla nahiyesi müdürü Ali Rıza Bey, Veysel’in bu destanını çok beğeniyor, “Ankara’ya gönderelim” diye istiyor. Veysel de “Ata’ya ben giderim” diye vefalı arkadaşı İbrahim ile yayan yola düşüyor. Karakışta yalınayak, başı kabak yola çıkan bu iki arı gönül, bu iki insan örneği, üç ay yol çiğneyerek ImageAnkara’ya geliyorlar. Veysel Ankara’da konuksever tanıdıkların evlerinde kırkbeş gün misafir kalıyor. Destanı Atatürk’e getirmek hevesiyle geldiğini söylüyorsa da destanı Atatürk’e okumak kısmet olmuyor. Eşi Gülizar Ana: “Ata’ya gidemediğine bir, askere gidemediğine iki; yanardı ki o kadar olur...” diyor. Ancak, Hakimiyet-i Milliye (Ulus) basımevinde destanı gazeteye veriliyor. Destan gazetede üç gün boyunca yayınlanıyor. Bundan sonra da bütün yurdu dolaşmaya, dolaştığı yerlerde çalıp-söylemeye başlıyor, seviliyor, saygı görüyor. <br />
<br />
O günleri şöyle anlatıyor: “Köyden çıktık. Yaya olarak Yozgat köylerinden Çorum-Çankırı köylerinden geçip üç ayda Ankara’ya gelebildik. Otele gitsek para yok. ‘Nere gidek? Nasıl Edek? ” diye düşünüyoruz. Dediler ki: “Burada Erzurumlu bir Paşa Dayı var. O adam misafirperverdi r.” O zamanlar Dağardı diyorlardı, (şimdiki Atıf Bey Mahallesi) orada ev yaptırmış Paşa Dayı. Gittik oraya. Adamcağız hakikaten misafir etti. Birkaç gün kaldık o zaman, Ankara’da, şimdiki gibi kamyon filan yok. Bütün işler at arabalarıyla görülüyor. At arabaları olan, Hasan Efendi adında bir adamla tanıştık. O, bizi evine küfürlü içerikürdü. Kırkbeş gün Hasan Efendi’nin evinde kaldık. Gideriz, gezeriz, geliriz; adam yemeğimizi, yatağımızı, herşeyimizi sağlar. Dedim ki: -‘Hasan Efendi biz buraya gezmek için gelmedik! Bizim bir destanımız var. Bunu, Gazi Mustafa Kemal’e duyurmak istiyoruz! Nasıl ederiz? Ne yaparız? ’ <br />
<br />
Dedi ki: -‘Vallahi ben böyle işlerle ilgili değilim. Burada bir milletvekili var. Adı Mustafa Bey, soyadını unuttum. Bu işi ona anlatmak gerek. Belki size o yardımcı olabilir.’ <br />
<br />
Gittik Mustafa Bey’e derdimizi anlattık. Öyle böyle bir destanımız var. Gazi Mustafa Kemal’e duyurmak istiyoruz. ‘Bize yardım et! ’ dedik. <br />
<br />
Dedi ki: -‘Amaan! Şimdi şaire falan önem veren yok. Kıyıda köşede çalın çağırın. Geçin gidin! ’ <br />
<br />
-‘Yok öyle değil dedik. Biz destanımızı okuyacağız, Mustafa Kemal’e! ’ <br />
<br />
Milletvekili Mustafa Bey, ‘okuyun da bir dinleyeyim bakayım’ dedi. Okuduk dinledi. O zamanlar Ankara’da çıkan Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’yle konuşacağını söyledi. ‘Yarın bana gelin! ’ dedi. Gittik. ‘Ben karışmam’ dedi. Sonunda kesti attı. Biz ordan döndük geldik. ‘Ne yapsak? ’ diye düşünüyoruz. Sonunda, ‘Matbaaya biz gidelim’ dedik. Saza, tel alıp takmak eski telleri yenilemek de gerekti. Ulus Meydanı’ndaki çarşıya, o zamanlar Karaoğlan Çarşısı diyorlardı. Saz teli almak için Karaoğlan Çarşısı’na yürüdük. <br />
<br />
Ayağımızda çarık. Bacağımızda şal-şalvar, şal-ceket, belimizde kocaman bir kuşak.! Efendim polis geldi: -‘Girmeyin’ dedi. ‘Çarşıya girmek yasak! ’ Bizi tel alacağımız çarşıya sokmadı. <br />
<br />
Polis: -‘Yasak diyoruz. Siz yasaktan anlamaz mısınız? Orası kalabalık. Kalabalığa girmeyin! ’ diye diretti. <br />
<br />
-‘Peki girmeyelim’ dedik. Polisi güya salmış gibi yürümeye devam ettik. Adam geldi, arkadaşım İbrahim’e çıkıştı. –‘Kafadan gayri müsellah mısın? Girmeyin diyorum. Beynini patlatırım senin! ’ diye çıkıştı. <br />
<br />
-‘Beyefendi biz dinlemiyoruz! Biz çarşıdan saz teli alacağız! ’ dedik. O zaman polis, İbrahim’e: -‘Tel alacaksan bu adamı bir yere oturt. Git telini al! ’ Neyse gitti İbrahim teli aldı geldi. Tel taktık. Ama sabahleyin çarşıdan da geçemiyoruz. Sonunda matbaayı bulduk. <br />
<br />
-‘Ne istiyorsunuz? ’ dedi müdür. <br />
-‘Bir destanımız var. Gazeteye vereceğiz! ’ dedik. <br />
-‘Çalın bakayım; bir dinleyeyim! ’ dedi. Çaldık dinledi! <br />
- ‘Ooo! Çok iyi’ dedi. ‘Çok güzel.’ <br />
<br />
Yazdılar. ‘Yarın gazetede çıkar’ dediler. ‘Gelin de gazete alın! ’ Orada bize telif hakkı olarak biraz da para verdiler. Sabahleyin gidip 5-6 gazete aldık. Çarşıya çıktık. Polisler: <br />
<br />
- ‘Oooo! Âşık Veysel siz misiniz? Rahat edin efendim! Kahvelere girin! Oturun! ’ dediler. Bir iltifat başladı ki sormayın! Çarşıda bir zaman gezdik. Fakat yine Mustafa Kemal’den ses yok. Dedik: ‘Bu iş olmayacak.’ Amma Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde destanımı üç gün birbiri üstüne yayınladılar. Mustafa Kemal’den yine ses çıkmadı. Köye dönmeye karar verdik. Fakat cebimizde yol paramız da yok. Ankara’da bir avukatla tanışmıştık. <br />
<br />
Avukat: - ‘Ben belediye başkanına bir mektup yazayım. Belediye sizi köyünüze parasız gönderir! ...’ dedi. Elimize bir mektup verdi. Belediyeye gittik. Orada bize dediler ki: - ‘Siz sanatkâr adamsınız. Nasıl geldinizse öyle gidersiniz! ’ <br />
<br />
Döndük avukata geldik. ‘Ne yaptınız? ’dedi. Anlattık. ‘Durun bir de valiye yazalım! ’ dedi. Valiye de dilekçe yazdı. Valiye dilekçemizi imzalayıp yine Belediyeye buyurdu. Belediyeye ilettik. Belediye bize: -‘Yok! ’ dedi. ‘Paramız yok! Sizi gönderemeyiz! ’ dedi. <br />
<br />
Avukat içerledi ve kahretti: - ‘Gidin! İşinize gidin! ’ dedi. ‘Ankara Belediyesi’nin sizin için parası yokmuş; tükenmiş! ’ dedi. Acıdım avukata. <br />
<br />
‘Nasıl edelim? Ne edelim? ’ derken bir de ‘Halkevi’ne uğrayalım bakalım. Belki oradan bir şey çıkar’ diye düşündük. Mustafa Kemal’e gidemiyok. Halkevine gidek. Bu defa, Halkevine, bizi kapıcılar bırakmıyor ki girelim. Orada dinelip duruyorduk. <br />
<br />
İçeriden bir adam çıktı: -‘Ne geziyorsunuz burada? Ne yapıyorsunuz? ’ diye sordu. <br />
<br />
-‘Halkevine gireceğiz ama bırakmıyorlar! ’ diye cevap verdik. <br />
-‘Bırakın! bu adamlar, tanınmış adamlar! Âşık Veysel bu! ’ dedi. <br />
<br />
O içeriden çıkan adam, bizi edebiyat şubesi müdürüne gönderdi. Orada: -‘Ooo! Buyurun! Buyurun! dediler. Halkevinde bazı milletvekilleri varmış. Şube müdürü onları çağırdı: -‘Gelin halk şairleri var, dinleyin.’ dedi. <br />
<br />
Eski milletvekilleri nden Necib Ali Bey: -‘Yahu dedi bunlar fakir adamlar. Bunlara bakalım. Bunlara birer kat elbise de yaptırmalı. Pazar günü de Halkevinde bir konser versinler! ’ <br />
<br />
Hakikaten bize, birer takım elbise aldılar. Biz de o Pazar günü Ankara Halkevi’nde bir konser verdik. Konserden sonra cebimize para da koydular. Ankara’dan köyümüze işte o parayla döndük. <br />
<br />
Plağa okuduğu ilk türkü ise, Emlek yöresinin ünlü ozanlarından Âşık İzzeti’nin: <br />
<br />
“Mecnunum, Leyla’mı gördüm <br />
Bir kerrece baktı geçti. <br />
Ne söyledi ne de sordum <br />
Kaşlarını yıktı geçti <br />
<br />
Soramadım bir çift sözü <br />
Ay mıydı gün müydü, yüzü <br />
Sandım ki zühre yıldızı <br />
Şavkı beni yaktı geçti. <br />
<br />
Ateşinden duramadım <br />
Ben bu sırra eremedim <br />
Seher vakti göremedim <br />
Yıldız gibi aktı geçti. <br />
<br />
Bilmem hangi burç yıldızı<br />
Bu dertler yareler bizi <br />
Gamzen oku bazı bazı <br />
Yar sineme çaktı geçti.. <br />
<br />
İzzetî, bu ne hikmet iş <br />
Uyur iken gördüm bir düş<br />
Zülüflerin kement etmiş, <br />
Yar bonuma taktı geçti.” şiiridir. <br />
<br />
Köy Enstitüleri’nin kurulmasıyla birlikte, yine Ahmet Kutsi Tecer’in katkılarıyla, sırasıyla Arifiye, Hasanoğlan, Çifteler, Kastamonu, Yıldızeli ve Akpınar Köy Enstitüleri’nde saz öğretmenliği yapıyor. Bu okullarda Türkiye’nin kültür yaşamına damgasını vurmuş birçok aydın sanatçıyla tanışma olanağı buluyor, şiirini iyiden iyiye geliştiriyor. <br />
<br />
1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, özel bir kanunla Âşık Veysel’e, “Anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” 500 lira aylık bağlanmıştır. <br />
<br />
21 Mart 1973 günü, sabaha karşı saat 3.30’da doğduğu köy olan Sivrialan’da, şimdi adına müze olarak düzenlenen evde yaşama gözlerini yumdu.<br />
<br />
Âşık Veysel’in yaşamını özetlemek gerekirse, Erdoğan Alkan’ın şu betimlemesi en güzel cümleleri oluşturur: “Kızılırmak soru işaretine benzer, Zara’dan doğar, Hafik ve Şarkışla’dan sonra Sivas topraklarını terkeder. Bir yay çizip Kayseri’yi, Nevşehir’i, Kırşehir’i, Ankara’yı ve Çorum’u sular, Samsun’un Bafra ilçesinde denize dökülür, Âşık Veysel’in yaşam öyküsü Kızılırmak gibidir. Bir ucu Bafra’dadır, bir ucu da Zara’da. Bafra’ya dek uzanan acılı bir yaşam Zara’nın doğusundaki Kızıldağ’ın gür sularıyla beslenip sona erer.” <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşık Veysel Şatıroğlu ESERLERİ:</span><br />
<br />
En güzel şiirlerinden bazılarını ölümünden hemen önce yazdı. Şimdi Şarkışla’da her yıl adına bir şenlik yapılır. Türkçesi yalındır. Dili ustalıkla kullanır. Tekniği gösterişsiz ve nerdeyse kusursuzdur. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içedir. Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de var. Şiirleri, Deyişler (1944) , Sazımdan Sesler (1950) , Dostlar Beni Hatırlasın (1970) isimi kitaplarında toplandı. Ölümünden sonra Bütün Şiirleri (1984) adıyla eserleri tekrar yayınlandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Aşık Veysel Uzun ince bir yoldayım türküsü</span></span><br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/7YZ2JmMUUg8" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşık Veysel Kara toprak türküsü</span></span><br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/2cGANgDZPj8" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşık Veysel Güzelliğin on para etmez Türküsü</span></span><br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/i6fdBf-WwA0" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/alevi-ozanlar-halk-ozanlari/52287-alevi-ozanlari-asik-veysel-satiroglu-hayati-ve-eserleri.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/alevi-ozanl...rleri.html</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Veysel Şatıroğlu,1894’ te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Veysel’in dünyaya geliş öyküsü, Anadolu köylerinde hemen birçok çocuğun yaşadığı olağan bir doğum biçimidir. Ama, bugün özellikle dışarıdan bakanlar için ilginçtir, olağandışıdır. Anlatmak gerekirse, annesi Gülizar Ana, Sivrialan dolaylarındaki Ayıpınar merasında koyun sağmaya giderken sancısı tutmuş, oracıkta dünyaya getirmiş Veysel’i. Göbeğini de kendisi kesmiş, bir çaputa sarıp yürüye yürüye köye dönmüştür. <br />
<br />
Veysellere yörede “Şatıroğulları” derler. Babası “Karaca” lakaplı, Ahmet adında bir çiftçidir. Veysel’in dünyaya geldiği sıralar, çiçek hastalığı Sivas yöresini kasıp kavurmaktadır. Veysel’den önce, iki kız kardeşi çiçek yüzünden yaşamlarını yitirmiştir. <br />
<br />
Yedi yaşına girdiği 1901’de Sivas’ta çiçek salgını yeniden yaygınlaşır; o da yakalanır bu hastalığa. O günleri şöyle anlatıyor: “Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım.. . Çiçek zorlu geldi. Sol gözüme çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bu gündür dünya başıma zindan.” <br />
<br />
Bu düşmeden sonra Veysel’in belleğine bir de renk işler: Kırmızı. Düşerken büyük bir olasılıkla elinde sıyrık oluyor, kanıyor. Bunu eşi Gülizar Ana şöyle anlatıyor: “Bilinmez değilsin, renklerden yalnız kırmızıyı hatırladı. Gözleri gönlüne çevrilmeden önce, yani çiçek hastalığına yakalanmadan önce düşmüştü. Kan görmüştü. Kanın rengini hatırlardı yalnız. Kırmızıyı... Yeşili de elleriyle bulur ve severdi.” <br />
<br />
Sağ gözünün görme şansı varmış, ışığı seçebiliyormuş bu gözüyle o sıralar. Yalnız yakınlardaki Akdağmağdeni’nd e doktor varmış. Babasına “Çocuğu Akdağmadeni’ne küfürlü içerikür, orada gözünü açacak bir doktor var” demişler. Sevinmiş babası. <br />
<br />
Ne var ki, olumsuzluklar yakasını bırakmamış Veysel’in. “Bir gün inek sağarken babası yanına gelmiş. Veysel ansızın dönüverince; babasının elinde bulunan bir değneğin ucu öteki gözüne girivermiş. O göz de akıp gitmiş böylece.” <br />
<br />
Ali adında bir ağabeyisi ve Elif adında bir kızkardeşi varmış Veysel’in. Tüm aile çok üzülmüş, günlerce gözyaşı dökmüş bu hale. Bundan böyle bacısı elinden tutarak gezdirmeye, dolaştırmaya başlar Veysel’i. Gittikçe içine kapanmaktadır Veysel. Emlek yöresi olarak adlandırılan Sivas’ın bu âşığı/ozanı bol diyarında, Veysel’in babası da şiire meraklı, tekkeyle içli-dışlı biriymiş. Veysel’in dertlerini birazcık da olsa unutacağı bir uğraş olsun diye bir saz verir eline. Halk ozanlarından da şiirler okuyup, ezberleterek avutmağa çalışırmış oğlunu. Ayrıca yöre ozanları da zaman zaman babası Şatıroğlu Ahmet’in evine uğrar, çalıp söylermiş. Merakla dinlermiş bunları Veysel. Komşuları Molla Hüseyin de sazını düzenler, kırılan tellerini takarmış. <br />
<br />
Imageİlk saz derslerini babasının arkadaşı olan Divriği’nin köylerinden Çamışıhlı Ali Ağa’dan (Âşık Alâ) almış. Kendini de iyice saza vermiş; usta malı şiirlerden çalıp söylemeye başlamış. Karanlık dünyasını aydınlatan ozanlar dünyasıyla Çamışıhlı Ali tanıştırıyor daha çok Veysel’i. Pir Sultan Abdal, Karaoğlan, Dertli, Rühsati gibi usta ozanların dünyalarıyla tanışıyor böylece. <br />
<br />
“Âşık Veysel’in hayatında ikinci mühim değişiklik seferberlikte başlamıştır. Kardeşi Ali de cepheye gitmiş, küçük Veysel kırık telli sazıyla yalnız kalmıştır. Harp patladıktan sonra Veysel’in bütün arkadaşları, emsalleri cepheye koşuyorlar. Veysel bundan da mahrum... <br />
<br />
Böylece münzevi olan ruhunda ikinci bir inziva da açılmıştır. Arkadaşsızlık acısı, sefalet, onu çok bedbin, umutsuz ve mahzun ediyor. Artık küçük bahçesindeki armut ağacının altında yatıp kalkmakta, geceleri ağaçların ta tepelerine çıkarak içindeki derdini göklere ve karanlıklara bırakmaktadır.” <br />
<br />
O günlerini Aşık Veysel şöyle anlatır Enver Gökçe’ye; <br />
<br />
“Eve girerim, yüzüm asık: anam babam halimi bilmez. Ben onlara derdimi, dokunmasın diye, açamam. Onlar benim kafa tuttuğumu zannederler, bense derdimi dökmekten çekinirim, öyle ki, sazdan bile farır gibi oldum.” <br />
<br />
Bunda biraz Anadolu’da “erkek oğlan” olgusunun etkisi varsa, daha çok Veysel’in vatanseverliğin in, vatana olan borcunu ödeme duygusunun ağırlığı vardır. Sonradan şöyle dizeleştirir bunu: <br />
<br />
“Ne yazık ki bana olmadı kısmet <br />
Düşmanı denize dökerken millet <br />
Felek kırdı kolumu, vermedi nöbet <br />
Kılıç vurmak için düşman başına. <br />
<br />
Bugünler müyesser olsaydı bana <br />
Minnet etmez idim bir kaşık kana <br />
Mukadder harici gelmez meydana <br />
Neler geldi bu Veysel’in başına.” <br />
<br />
Veysel’in annesi ve babası seferberlik sonlarına doğru “belki biz ölürüz ve kardeşi Veysel’e bakamaz” düşüncesiyle Veysel’i Esma adında, akrabalarından bir kızla evlendiriyorlar . Esma’dan bir kız, bir oğlu oluyor Veysel’in. Oğlan çocuğu daha on günlükken annesinin memesi ağzında kalarak ölüyor... Veysel’in acıları bununla da bitmiyor; aksilikler, talihsizlikler üst üste gelmeye başlıyor.1921’i n 24 Şubat’ında annesi bir gün ondan onsekiz ay sonra da babası ölüyor. Bu arada bağ, bostan işleriyle uğraşıyor. Köye de bir çok âşık gelip gitmekte, Karacaoğlan’dan , Emrah’tan, Âşık Sıtkı, Âşık Veli gibi saz şairlerinden çalıp söylemektedirle r. Köy odalarındaki bu âşık fasıllarından Veysel de geri kalmamaktadır. <br />
<br />
Ağabeysi Ali’nin bir kız çocuğu daha olunca çocuklara ve işlere bakması için bir azap (hizmetkar) tutuyorlar. Bu hizmetkar ileride Veysel’in bağrında açılacak başka yaranın sebebi olacaktır. Bir gün Veysel hasta yatarken, kardeşi Ali de keven toplamakta iken, Veysel’in ilk eşi olan Esma’yı kandırarak kaçırıyor bu yanaşma. Veysel’in acılı yaşamına bir acı daha ekleniyor böylece. <br />
<br />
Karısı bir başına bırakıp gittiğinde Veysel’in kucağında henüz altı aylık kızı varmış. İki yıl kucağında gezdirmiş Veysel onu, ne çare o da yaşamamış. <br />
<br />
Bir şiirinde dile getirdiği gibi: <br />
<br />
“Talih çile kadar sözü bir etmiş, <br />
Her nereye gitsem gezer peşimde.” <br />
<br />
Bin katmerli acılar silsilesi kısacası. <br />
“O artık alemden, bu diyardan uzaklaşmak, göçmek isteyen bir ruh haleti içindedir.1928’ de en iyi arkadaşı olan İbrahim ile Adana’ya gitmeye karar veriyorlar. Fakat Sivas’ın Karaçayır köyünde Deli Süleyman isminde birisi âşığı bu ilk seyahatinden vazgeçiriyor. Veysel’i dinleyelim: <br />
<br />
“Bu adam, saz çalarım dinler, söze başlarım keser. Gideyim derim, ‘ah kivra, çoluk çocuk ağlaşıyor, gel gitme’ diye elime ayağıma düşer. Nihayet dayanamadım, gitmiyorum vesselam diye bu seyahatten vazgeçtim.” <br />
<br />
Veysel’in köyünden ilk ayrılışı şöyledir: Zara’nın Barzan Baleni köyünden Kasım adında birisi Veysel’i köyüne küfürlü içerikürerek iki üç ay beraber yaşıyorlar. Kendisini Adana’ya göndermeyen Deli Süleyman, Sivas’lı Kalaycı Hüseyin, Veysel’e yol arkadaşlığı ediyorlar. Dönüşte Veysel, Hafik’in Yalıncak köyüne ve Zara’nın Girit köyüne uğrayarak 9 liraya güzel bir saz alıyor; Sivas’tan Sivrialan’a dönerlerken arkadaşları bir “üç kağıtçı” grubuna yakalanarak bütün paralarını kaybediyorlar. Arkadaşları Veysel’in 9 lirasını da alarak kumara veriyorlar. Veysel bu hadiseden bir müddet sonra Hafik’in Karayaprak köyünden Gülizar adlı bir kadınla evleniyor.” <br />
<br />
1931 yılında Sivas Lisesi edebiyat öğretmeni olan Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşları “Halk Şairlerini Koruma Derneği”ni kuruyorlar. Ve 5 Aralık 1931 tarihinde de üç gün süren Halk Şairleri Bayramı’nı düzenliyorlar. Böylece Veysel’in yaşamında önemli bir dönüm noktası işlemeye başlıyor. Denebilir ki, Veysel için A.Kutsi Tecer’le tanışması hayatında yeni bir başlangıcı işaretliyor. <br />
<br />
1933’e kadar usta ozanlarından şiirlerinden çalıp söylüyor. Cumhuriyet’in onuncu yıldönümünde A. Kutsi Tecer’in direktifleriyle bütün halk ozanları cumhuriyet ve Gazi Mustafa Kemal üzerine şiirler düzmüşler. Bunlar arasında Veysel de var. Veysel’in günışığına çıkan ilk şiiri böylece “Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası”... dizesiyle başlayan şiir oluyor. Bu şiirin gün yüzüne çıkışı, Veysel’in de köyünden dışarıya çıkması oluyor. <br />
<br />
O zaman Sivrialan’ın bağlı olduğu Ağacakışla nahiyesi müdürü Ali Rıza Bey, Veysel’in bu destanını çok beğeniyor, “Ankara’ya gönderelim” diye istiyor. Veysel de “Ata’ya ben giderim” diye vefalı arkadaşı İbrahim ile yayan yola düşüyor. Karakışta yalınayak, başı kabak yola çıkan bu iki arı gönül, bu iki insan örneği, üç ay yol çiğneyerek ImageAnkara’ya geliyorlar. Veysel Ankara’da konuksever tanıdıkların evlerinde kırkbeş gün misafir kalıyor. Destanı Atatürk’e getirmek hevesiyle geldiğini söylüyorsa da destanı Atatürk’e okumak kısmet olmuyor. Eşi Gülizar Ana: “Ata’ya gidemediğine bir, askere gidemediğine iki; yanardı ki o kadar olur...” diyor. Ancak, Hakimiyet-i Milliye (Ulus) basımevinde destanı gazeteye veriliyor. Destan gazetede üç gün boyunca yayınlanıyor. Bundan sonra da bütün yurdu dolaşmaya, dolaştığı yerlerde çalıp-söylemeye başlıyor, seviliyor, saygı görüyor. <br />
<br />
O günleri şöyle anlatıyor: “Köyden çıktık. Yaya olarak Yozgat köylerinden Çorum-Çankırı köylerinden geçip üç ayda Ankara’ya gelebildik. Otele gitsek para yok. ‘Nere gidek? Nasıl Edek? ” diye düşünüyoruz. Dediler ki: “Burada Erzurumlu bir Paşa Dayı var. O adam misafirperverdi r.” O zamanlar Dağardı diyorlardı, (şimdiki Atıf Bey Mahallesi) orada ev yaptırmış Paşa Dayı. Gittik oraya. Adamcağız hakikaten misafir etti. Birkaç gün kaldık o zaman, Ankara’da, şimdiki gibi kamyon filan yok. Bütün işler at arabalarıyla görülüyor. At arabaları olan, Hasan Efendi adında bir adamla tanıştık. O, bizi evine küfürlü içerikürdü. Kırkbeş gün Hasan Efendi’nin evinde kaldık. Gideriz, gezeriz, geliriz; adam yemeğimizi, yatağımızı, herşeyimizi sağlar. Dedim ki: -‘Hasan Efendi biz buraya gezmek için gelmedik! Bizim bir destanımız var. Bunu, Gazi Mustafa Kemal’e duyurmak istiyoruz! Nasıl ederiz? Ne yaparız? ’ <br />
<br />
Dedi ki: -‘Vallahi ben böyle işlerle ilgili değilim. Burada bir milletvekili var. Adı Mustafa Bey, soyadını unuttum. Bu işi ona anlatmak gerek. Belki size o yardımcı olabilir.’ <br />
<br />
Gittik Mustafa Bey’e derdimizi anlattık. Öyle böyle bir destanımız var. Gazi Mustafa Kemal’e duyurmak istiyoruz. ‘Bize yardım et! ’ dedik. <br />
<br />
Dedi ki: -‘Amaan! Şimdi şaire falan önem veren yok. Kıyıda köşede çalın çağırın. Geçin gidin! ’ <br />
<br />
-‘Yok öyle değil dedik. Biz destanımızı okuyacağız, Mustafa Kemal’e! ’ <br />
<br />
Milletvekili Mustafa Bey, ‘okuyun da bir dinleyeyim bakayım’ dedi. Okuduk dinledi. O zamanlar Ankara’da çıkan Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’yle konuşacağını söyledi. ‘Yarın bana gelin! ’ dedi. Gittik. ‘Ben karışmam’ dedi. Sonunda kesti attı. Biz ordan döndük geldik. ‘Ne yapsak? ’ diye düşünüyoruz. Sonunda, ‘Matbaaya biz gidelim’ dedik. Saza, tel alıp takmak eski telleri yenilemek de gerekti. Ulus Meydanı’ndaki çarşıya, o zamanlar Karaoğlan Çarşısı diyorlardı. Saz teli almak için Karaoğlan Çarşısı’na yürüdük. <br />
<br />
Ayağımızda çarık. Bacağımızda şal-şalvar, şal-ceket, belimizde kocaman bir kuşak.! Efendim polis geldi: -‘Girmeyin’ dedi. ‘Çarşıya girmek yasak! ’ Bizi tel alacağımız çarşıya sokmadı. <br />
<br />
Polis: -‘Yasak diyoruz. Siz yasaktan anlamaz mısınız? Orası kalabalık. Kalabalığa girmeyin! ’ diye diretti. <br />
<br />
-‘Peki girmeyelim’ dedik. Polisi güya salmış gibi yürümeye devam ettik. Adam geldi, arkadaşım İbrahim’e çıkıştı. –‘Kafadan gayri müsellah mısın? Girmeyin diyorum. Beynini patlatırım senin! ’ diye çıkıştı. <br />
<br />
-‘Beyefendi biz dinlemiyoruz! Biz çarşıdan saz teli alacağız! ’ dedik. O zaman polis, İbrahim’e: -‘Tel alacaksan bu adamı bir yere oturt. Git telini al! ’ Neyse gitti İbrahim teli aldı geldi. Tel taktık. Ama sabahleyin çarşıdan da geçemiyoruz. Sonunda matbaayı bulduk. <br />
<br />
-‘Ne istiyorsunuz? ’ dedi müdür. <br />
-‘Bir destanımız var. Gazeteye vereceğiz! ’ dedik. <br />
-‘Çalın bakayım; bir dinleyeyim! ’ dedi. Çaldık dinledi! <br />
- ‘Ooo! Çok iyi’ dedi. ‘Çok güzel.’ <br />
<br />
Yazdılar. ‘Yarın gazetede çıkar’ dediler. ‘Gelin de gazete alın! ’ Orada bize telif hakkı olarak biraz da para verdiler. Sabahleyin gidip 5-6 gazete aldık. Çarşıya çıktık. Polisler: <br />
<br />
- ‘Oooo! Âşık Veysel siz misiniz? Rahat edin efendim! Kahvelere girin! Oturun! ’ dediler. Bir iltifat başladı ki sormayın! Çarşıda bir zaman gezdik. Fakat yine Mustafa Kemal’den ses yok. Dedik: ‘Bu iş olmayacak.’ Amma Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde destanımı üç gün birbiri üstüne yayınladılar. Mustafa Kemal’den yine ses çıkmadı. Köye dönmeye karar verdik. Fakat cebimizde yol paramız da yok. Ankara’da bir avukatla tanışmıştık. <br />
<br />
Avukat: - ‘Ben belediye başkanına bir mektup yazayım. Belediye sizi köyünüze parasız gönderir! ...’ dedi. Elimize bir mektup verdi. Belediyeye gittik. Orada bize dediler ki: - ‘Siz sanatkâr adamsınız. Nasıl geldinizse öyle gidersiniz! ’ <br />
<br />
Döndük avukata geldik. ‘Ne yaptınız? ’dedi. Anlattık. ‘Durun bir de valiye yazalım! ’ dedi. Valiye de dilekçe yazdı. Valiye dilekçemizi imzalayıp yine Belediyeye buyurdu. Belediyeye ilettik. Belediye bize: -‘Yok! ’ dedi. ‘Paramız yok! Sizi gönderemeyiz! ’ dedi. <br />
<br />
Avukat içerledi ve kahretti: - ‘Gidin! İşinize gidin! ’ dedi. ‘Ankara Belediyesi’nin sizin için parası yokmuş; tükenmiş! ’ dedi. Acıdım avukata. <br />
<br />
‘Nasıl edelim? Ne edelim? ’ derken bir de ‘Halkevi’ne uğrayalım bakalım. Belki oradan bir şey çıkar’ diye düşündük. Mustafa Kemal’e gidemiyok. Halkevine gidek. Bu defa, Halkevine, bizi kapıcılar bırakmıyor ki girelim. Orada dinelip duruyorduk. <br />
<br />
İçeriden bir adam çıktı: -‘Ne geziyorsunuz burada? Ne yapıyorsunuz? ’ diye sordu. <br />
<br />
-‘Halkevine gireceğiz ama bırakmıyorlar! ’ diye cevap verdik. <br />
-‘Bırakın! bu adamlar, tanınmış adamlar! Âşık Veysel bu! ’ dedi. <br />
<br />
O içeriden çıkan adam, bizi edebiyat şubesi müdürüne gönderdi. Orada: -‘Ooo! Buyurun! Buyurun! dediler. Halkevinde bazı milletvekilleri varmış. Şube müdürü onları çağırdı: -‘Gelin halk şairleri var, dinleyin.’ dedi. <br />
<br />
Eski milletvekilleri nden Necib Ali Bey: -‘Yahu dedi bunlar fakir adamlar. Bunlara bakalım. Bunlara birer kat elbise de yaptırmalı. Pazar günü de Halkevinde bir konser versinler! ’ <br />
<br />
Hakikaten bize, birer takım elbise aldılar. Biz de o Pazar günü Ankara Halkevi’nde bir konser verdik. Konserden sonra cebimize para da koydular. Ankara’dan köyümüze işte o parayla döndük. <br />
<br />
Plağa okuduğu ilk türkü ise, Emlek yöresinin ünlü ozanlarından Âşık İzzeti’nin: <br />
<br />
“Mecnunum, Leyla’mı gördüm <br />
Bir kerrece baktı geçti. <br />
Ne söyledi ne de sordum <br />
Kaşlarını yıktı geçti <br />
<br />
Soramadım bir çift sözü <br />
Ay mıydı gün müydü, yüzü <br />
Sandım ki zühre yıldızı <br />
Şavkı beni yaktı geçti. <br />
<br />
Ateşinden duramadım <br />
Ben bu sırra eremedim <br />
Seher vakti göremedim <br />
Yıldız gibi aktı geçti. <br />
<br />
Bilmem hangi burç yıldızı<br />
Bu dertler yareler bizi <br />
Gamzen oku bazı bazı <br />
Yar sineme çaktı geçti.. <br />
<br />
İzzetî, bu ne hikmet iş <br />
Uyur iken gördüm bir düş<br />
Zülüflerin kement etmiş, <br />
Yar bonuma taktı geçti.” şiiridir. <br />
<br />
Köy Enstitüleri’nin kurulmasıyla birlikte, yine Ahmet Kutsi Tecer’in katkılarıyla, sırasıyla Arifiye, Hasanoğlan, Çifteler, Kastamonu, Yıldızeli ve Akpınar Köy Enstitüleri’nde saz öğretmenliği yapıyor. Bu okullarda Türkiye’nin kültür yaşamına damgasını vurmuş birçok aydın sanatçıyla tanışma olanağı buluyor, şiirini iyiden iyiye geliştiriyor. <br />
<br />
1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, özel bir kanunla Âşık Veysel’e, “Anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” 500 lira aylık bağlanmıştır. <br />
<br />
21 Mart 1973 günü, sabaha karşı saat 3.30’da doğduğu köy olan Sivrialan’da, şimdi adına müze olarak düzenlenen evde yaşama gözlerini yumdu.<br />
<br />
Âşık Veysel’in yaşamını özetlemek gerekirse, Erdoğan Alkan’ın şu betimlemesi en güzel cümleleri oluşturur: “Kızılırmak soru işaretine benzer, Zara’dan doğar, Hafik ve Şarkışla’dan sonra Sivas topraklarını terkeder. Bir yay çizip Kayseri’yi, Nevşehir’i, Kırşehir’i, Ankara’yı ve Çorum’u sular, Samsun’un Bafra ilçesinde denize dökülür, Âşık Veysel’in yaşam öyküsü Kızılırmak gibidir. Bir ucu Bafra’dadır, bir ucu da Zara’da. Bafra’ya dek uzanan acılı bir yaşam Zara’nın doğusundaki Kızıldağ’ın gür sularıyla beslenip sona erer.” <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşık Veysel Şatıroğlu ESERLERİ:</span><br />
<br />
En güzel şiirlerinden bazılarını ölümünden hemen önce yazdı. Şimdi Şarkışla’da her yıl adına bir şenlik yapılır. Türkçesi yalındır. Dili ustalıkla kullanır. Tekniği gösterişsiz ve nerdeyse kusursuzdur. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içedir. Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de var. Şiirleri, Deyişler (1944) , Sazımdan Sesler (1950) , Dostlar Beni Hatırlasın (1970) isimi kitaplarında toplandı. Ölümünden sonra Bütün Şiirleri (1984) adıyla eserleri tekrar yayınlandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Aşık Veysel Uzun ince bir yoldayım türküsü</span></span><br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/7YZ2JmMUUg8" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşık Veysel Kara toprak türküsü</span></span><br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/2cGANgDZPj8" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşık Veysel Güzelliğin on para etmez Türküsü</span></span><br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/i6fdBf-WwA0" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/alevi-ozanlar-halk-ozanlari/52287-alevi-ozanlari-asik-veysel-satiroglu-hayati-ve-eserleri.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/alevi-ozanl...rleri.html</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alevi Ozanlar- Ali Ekber Çiçek]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-alevi-ozanlar-ali-ekber-cicek.html</link>
			<pubDate>Fri, 12 Jul 2013 04:45:42 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=1">Admin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-alevi-ozanlar-ali-ekber-cicek.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ali Ekber Çiçek</span>, (d. 1935, Ulalar Köyü-Erzincan – ö. 26 Nisan 2006 İstanbul). Türk halk müziği sanatçısı.<br />
<br />
Çiçek, babasını 1939 Erzincan depreminde yitirdi ve küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başladı. Bu arada bağlamayı öğrendi ve cem toplantılarında kulağı Alevi deyişleri ve ezgileriyle doldu. İlkokul öğreniminden sonra maddi olanaksızlıklar sonucu öğrenimini sürdüremedi, ancak ağır yaşam şartlarına karşın müzikten hiç kopmadı.<br />
<br />
<img src="http://i42.tinypic.com/30lj8uq.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 30lj8uq.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Müzik aşkı ağır basınca İstanbul'a göç etti ve halk müziğinin önemli isimleriyle tanıştı. Askerden sonra TRT'nin açtığı sınavı kazanarak, Muzaffer Sarısözen döneminde TRT Ankara Radyosu'na ve Yurttan Sesler Korosu'na girdi. 35 yılı aşkın bir sürede 400'den fazla türküyü derleyerek geniş kitlelere ulaştırdı.<br />
<br />
TRT arşivlerinde 54 kaseti bulunan Ali Ekber Çiçek'in Türkiye'deki bütün türkücüler tarafından derlemeleri söylenmektedir. 2003 yılının başlarında TRT Belgesel Programlar Müdürlüğü tarafından Ali Ekber Çiçek'in hayatını anlatan Cahilden Uzak Dur, Kemale Yakın isimli belgesel çekilmiştir.<br />
Başta Haydar Haydar olmak üzere Türk halk müziğine bir cok unutulmaz türkü armağan eden bağlama sanatçısı ve derlemeci Ali Ekber Çiçek yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak, 2006 yılında, 71 yaşında hayata veda etti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çiçek'ten derlenen bazı türküler</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haydar Haydar (Ondört Bin Yıl Gezdim Pervanelikte)<br />
Böyle İkrarınan Böyle Yolunan<br />
Bunca Olan Emeğimi<br />
Derdim Çoktur Hangisine Yanayım<br />
Ey Erenler Akıl Fikir Eyleyin<br />
Gönül Gel Seninle muhabbet Edelim<br />
Gurbet Elde Bir Hal Geldi Başıma<br />
Gurbet Elde Yadellerin Derdini<br />
Gül Yüzlü Sevdiğim<br />
Hazin Hazin Esen Seher Yelleri<br />
İsmini Sevdiğim Saadetli Dostum<br />
Nasıl Yar Diyeyim Ben Böyle Yare<br />
Sarı saçlı yarim<br />
Derlediği bazı türküler[değiştir]<br />
<br />
Bir güzeli kethedeyim<br />
Çoktan Beri Yollarını Gözlerim<br />
El Vurup Yaremi İncitme Tabib<br />
Gönül gel varalım gülşen bağına<br />
Şepke'nin Kavakları<br />
Ağlama Gözlerim.</span><br />
<br />
<br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/1fJw71ZJUy4" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ali Ekber Çiçek</span>, (d. 1935, Ulalar Köyü-Erzincan – ö. 26 Nisan 2006 İstanbul). Türk halk müziği sanatçısı.<br />
<br />
Çiçek, babasını 1939 Erzincan depreminde yitirdi ve küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başladı. Bu arada bağlamayı öğrendi ve cem toplantılarında kulağı Alevi deyişleri ve ezgileriyle doldu. İlkokul öğreniminden sonra maddi olanaksızlıklar sonucu öğrenimini sürdüremedi, ancak ağır yaşam şartlarına karşın müzikten hiç kopmadı.<br />
<br />
<img src="http://i42.tinypic.com/30lj8uq.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 30lj8uq.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Müzik aşkı ağır basınca İstanbul'a göç etti ve halk müziğinin önemli isimleriyle tanıştı. Askerden sonra TRT'nin açtığı sınavı kazanarak, Muzaffer Sarısözen döneminde TRT Ankara Radyosu'na ve Yurttan Sesler Korosu'na girdi. 35 yılı aşkın bir sürede 400'den fazla türküyü derleyerek geniş kitlelere ulaştırdı.<br />
<br />
TRT arşivlerinde 54 kaseti bulunan Ali Ekber Çiçek'in Türkiye'deki bütün türkücüler tarafından derlemeleri söylenmektedir. 2003 yılının başlarında TRT Belgesel Programlar Müdürlüğü tarafından Ali Ekber Çiçek'in hayatını anlatan Cahilden Uzak Dur, Kemale Yakın isimli belgesel çekilmiştir.<br />
Başta Haydar Haydar olmak üzere Türk halk müziğine bir cok unutulmaz türkü armağan eden bağlama sanatçısı ve derlemeci Ali Ekber Çiçek yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak, 2006 yılında, 71 yaşında hayata veda etti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çiçek'ten derlenen bazı türküler</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haydar Haydar (Ondört Bin Yıl Gezdim Pervanelikte)<br />
Böyle İkrarınan Böyle Yolunan<br />
Bunca Olan Emeğimi<br />
Derdim Çoktur Hangisine Yanayım<br />
Ey Erenler Akıl Fikir Eyleyin<br />
Gönül Gel Seninle muhabbet Edelim<br />
Gurbet Elde Bir Hal Geldi Başıma<br />
Gurbet Elde Yadellerin Derdini<br />
Gül Yüzlü Sevdiğim<br />
Hazin Hazin Esen Seher Yelleri<br />
İsmini Sevdiğim Saadetli Dostum<br />
Nasıl Yar Diyeyim Ben Böyle Yare<br />
Sarı saçlı yarim<br />
Derlediği bazı türküler[değiştir]<br />
<br />
Bir güzeli kethedeyim<br />
Çoktan Beri Yollarını Gözlerim<br />
El Vurup Yaremi İncitme Tabib<br />
Gönül gel varalım gülşen bağına<br />
Şepke'nin Kavakları<br />
Ağlama Gözlerim.</span><br />
<br />
<br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/1fJw71ZJUy4" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>