<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Alevi Forum - Din]]></title>
		<link>https://www.aleviforum.net/</link>
		<description><![CDATA[Alevi Forum - https://www.aleviforum.net]]></description>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 19:35:10 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Yusuf Peygamber'in kısa hayat hikayesi]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-yusuf-peygamber-in-kisa-hayat-hikayesi.html</link>
			<pubDate>Sat, 22 Dec 2018 21:45:06 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-yusuf-peygamber-in-kisa-hayat-hikayesi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hz. Yusuf çok güzel bir çocuk olarak dünyaya gelmişti. Babası Hz. Yaküb, Yusuf'un peygamber olacağından daha Yusuf 12 yaşında iken haberdar oldu. Hz. Yusuf 12 yaşında iken bir rüya gördü. babasına anlattı:<br />
- "Bu gece rüyamda on bir yıldız, ay ve güneşi bana secde ederken gördüm."<br />
Hz. Yaküb cevab verdi:<br />
- "Oğlum Allah seni mübarek kılsın. lleride senin için iyi şeyler olacak. Bu rüya ileride sana peygamberlik müjdesidir."<br />
Hz. Yaküb'un Yusuf'a düşkünlüğü diğer çocuklannda kıskançlık başlattı. Ağabeyleri Yusuf'u istemiyorlardı. Bir gün agabeyler toplanıp bir plan yaptılar.<br />
Yusuf'u kıra küfürlü içerikürüp öldüreceklerdi. Ertesi gün Hz. Yaküb'un yanına gelerek Yusuf'u küfürlü içerikürmek için izin istediler.<br />
Hz. Yaküb, Yusuf'u göndermek istemiyordu. O yüzden<br />
oğullanna şöyle dedi:<br />
- "Orada kardeşinize bakamayabilirsiniz. Sonra başına kötü bir şey gelmesin?"<br />
- "Babacığım biz onun ağabeyleriyiz. O'nu muhakkak ki koruyacağız."<br />
Hz. Yaküb ikna oldu ve izin verdi. Ormana gittiler.<br />
Ormanda Hz. Yusuf'u öldürmek istediler. Cinayetin büyük günah olduğunu bildikleri için vazgeçtiler. Sonra Hz. yusuf'u bir kuyunun içine bıraktılar. Hz. yusuf'un gömleğine kan sürdükten sonra akşam eve ağlayarak geri döndüler.<br />
Hz. Yaküb oğullarını görünce hemen sordu;<br />
- "Ne bu häl? Niçin ağlıyorsunuz?"<br />
- "Ey babamız, ormanda biz koşu yaptık, Yusuf'u<br />
eşyalann başında bıraktık. Döndüğümüzde bu kanlı gömlek vardı. Yusuf'u kurtlar yemiş."<br />
Hz, Yaküb kanlı gömleği yüzüne sürerek agladı. Gördü ki gömlekte sadece kan vardı.<br />
Fakat bir yırtık izi dahi yoktu. Hz. Yaküb, Yusuf'un kurtlar tarafından yenmediğini anlamıştı. Ağlayarak çocuklarına seslendi;<br />
- "Hayır! Bu hikäyeyi siz uydurdunuz. Artık bana düşen güzel bir sabırdır."<br />
Sonraları Hz. Yaküb ağlamaktan görmez oldu. Hz. Yusuf kuyunun dibinde Allah tarafından üç gün korundu. Kuyunun oradan bir kervan geçiyordu.<br />
Su içmek için kuyuya bir kova salladılar. Kovayı yukan çektiklerinde Hz. Yusuf'u gördüler. Sevinçle Yusuf'u yanlarına aldılar. Kervan Mısır'a geldi. Hz, Yusuf'u köle pazarında satışa koydular.<br />
O zamanlar insanlar köle olarak ahnıp satılıyordu. Mısır hükümdarı Aziz ile Züleyha'nın çocukları yoktu. Aziz ile kansı Züleyha, Hz. Yusuf'u az bir parayla satın<br />
aldılar.<br />
Bir zaman sonra Hz. Yusuf büyüdü artık güzelligi ile göz kamaştınyordu. Züleyha Hz. Yusuf'a aşık oldu. Hz, Yusuf a aşkını söyledi. Hz. Yusuf karşı koydu, kaçmak istedi. Kaçarken Züleyha Yusuf u arkadan yakaladı. O sıra Aziz içeri girdi. Çok sert bir tavırla ne olduğunu sordu. Hz. Yusuf doğruyu anlattı. Fakat Züleyha hemen atılarak Yusuf'un kendine tecavüz etmek istediğini söyledi.<br />
Züleyha Yusuf'u elde edemeyince O'nu zindana göndermişti. Hz. Yusuf zindana gitmenin daha hayırlı oldugunu bildiği için fazla üzülmedi. Zindandakiler Hz. Yusuf'un şerefli ve terbiyeli bir genç olduğunu biliyorlardı. Hz. Yusuf'u sevgi ile karşıladılar. Hz. Yusuf zindandakilere Allah yolunu anlatıyor ve hep beraber ibadet ediyorlardı.<br />
Birgün Mısır Hükümdan bir rüya gördü. Rüyasında "yedi cılız inek, yedi yağlı ineği yiyordu. Ayrıca yedi yeşil başağın yanında yedi kurumuş başak vardı."<br />
Hükümdar rüyanın yorumunu istedi. Rüyanın yorumunu bir tek Hz. Yusuf yapabildi:<br />
- "Yedi sene ekinlerinizi ekiniz. Biçtiğiniz ekinleri başaklarında saklayın ve yiyeceğiniz kadarını kullanınız.<br />
Daha sonra büyük bir kıtlık olacak. Bu yedi senede biriktirdiklerinizi kıtlık içinde geçecek yedi senede yersiniz. Bolluk yedi seneden sonra gelecektir."<br />
Bu rüya yorumundan sonra Hz. Yusuf zindandan çıkanldı. Hz. Yusuf Mısır'ın idaresine geçti. Yedi sene bolluk zamanında ambarları doldurdu. Genel kıtlık zarnanı halka bugday dağıttı.<br />
Hz. Yaküb buğday almaları için oğullannı Mısır'a gönderdi. Hz. Yusuf ağabeylerini tanımıştı. Ancak ağabeyleri Yusuf'u tanıyamadı. Hz. Yusuf'ta kendini tanıtmadı. Fakat kaç kardeş olduklarını sordu. Zira kardeşi Bünyamin aralarında yoktu. Bir dahaki gelişlerinde Bünyamin'i de getirmelerini istedi. Bir sonraki gelişlerinde Bünyamin'de yanlarındaydı.<br />
Erzaklan aldılar geri döneceklerdi ki Hz. Yusuf gizlice<br />
kendini Bünyamin'e tanıttı. Sonra hırsızlık yaptığı<br />
gerekçesiyle Bünyamin'i yanında tuttu<br />
Ağabeyleri Hz. Yaküb'un yanına gittiler. Yanlarında<br />
Bünyamin yoktu. Hz. Yaküb Bünyamini sordu. Hz.<br />
Yaküb'un oğulları; Bünyamin'nin Mısır'da kalmasının<br />
nedenini anlattılar. Hz. Yaküb ogullarını Mısır'a<br />
gönderdi ve Hz. Yusuf'a bir mektup yazdı.<br />
Mektupta Bünyamin'in hırsızhk yapmayacağını belirtti. Ayrıca Hz. Yusuf'tan Bünyamin'i geri göndermesini istedi. Hz. Yaküb'un oğulları Mısır'a vardılar. Hz. Yusuf ağabeylerine bu defa kendini tanıttı. Ağabeyleri çok şaşırdılar. Hz. Yusuf onlara hiç kızmadı. Ağabeylerini kucakladı. Kendi gömleğini ağabeylerine vererek şöyle dedi:<br />
- "Bu gömlegi babama küfürlü içerikürün. Gömleği yüzüne sürsün, artık o görecektir. Sonra da tüm ailenizle buraya geliniz."<br />
Ağabeyleri Hz. Yusuf'un dediklerini yaptılar. Hz. Yaküb'un gözündeki perde indi ve görmeye başladı. Hz. Yaküb çok sevindi.<br />
Sonra Mısır'a gidip hep beraber mutlu olarak yaşadılar.<br />
<br />
alıntıdır..</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hz. Yusuf çok güzel bir çocuk olarak dünyaya gelmişti. Babası Hz. Yaküb, Yusuf'un peygamber olacağından daha Yusuf 12 yaşında iken haberdar oldu. Hz. Yusuf 12 yaşında iken bir rüya gördü. babasına anlattı:<br />
- "Bu gece rüyamda on bir yıldız, ay ve güneşi bana secde ederken gördüm."<br />
Hz. Yaküb cevab verdi:<br />
- "Oğlum Allah seni mübarek kılsın. lleride senin için iyi şeyler olacak. Bu rüya ileride sana peygamberlik müjdesidir."<br />
Hz. Yaküb'un Yusuf'a düşkünlüğü diğer çocuklannda kıskançlık başlattı. Ağabeyleri Yusuf'u istemiyorlardı. Bir gün agabeyler toplanıp bir plan yaptılar.<br />
Yusuf'u kıra küfürlü içerikürüp öldüreceklerdi. Ertesi gün Hz. Yaküb'un yanına gelerek Yusuf'u küfürlü içerikürmek için izin istediler.<br />
Hz. Yaküb, Yusuf'u göndermek istemiyordu. O yüzden<br />
oğullanna şöyle dedi:<br />
- "Orada kardeşinize bakamayabilirsiniz. Sonra başına kötü bir şey gelmesin?"<br />
- "Babacığım biz onun ağabeyleriyiz. O'nu muhakkak ki koruyacağız."<br />
Hz. Yaküb ikna oldu ve izin verdi. Ormana gittiler.<br />
Ormanda Hz. Yusuf'u öldürmek istediler. Cinayetin büyük günah olduğunu bildikleri için vazgeçtiler. Sonra Hz. yusuf'u bir kuyunun içine bıraktılar. Hz. yusuf'un gömleğine kan sürdükten sonra akşam eve ağlayarak geri döndüler.<br />
Hz. Yaküb oğullarını görünce hemen sordu;<br />
- "Ne bu häl? Niçin ağlıyorsunuz?"<br />
- "Ey babamız, ormanda biz koşu yaptık, Yusuf'u<br />
eşyalann başında bıraktık. Döndüğümüzde bu kanlı gömlek vardı. Yusuf'u kurtlar yemiş."<br />
Hz, Yaküb kanlı gömleği yüzüne sürerek agladı. Gördü ki gömlekte sadece kan vardı.<br />
Fakat bir yırtık izi dahi yoktu. Hz. Yaküb, Yusuf'un kurtlar tarafından yenmediğini anlamıştı. Ağlayarak çocuklarına seslendi;<br />
- "Hayır! Bu hikäyeyi siz uydurdunuz. Artık bana düşen güzel bir sabırdır."<br />
Sonraları Hz. Yaküb ağlamaktan görmez oldu. Hz. Yusuf kuyunun dibinde Allah tarafından üç gün korundu. Kuyunun oradan bir kervan geçiyordu.<br />
Su içmek için kuyuya bir kova salladılar. Kovayı yukan çektiklerinde Hz. Yusuf'u gördüler. Sevinçle Yusuf'u yanlarına aldılar. Kervan Mısır'a geldi. Hz, Yusuf'u köle pazarında satışa koydular.<br />
O zamanlar insanlar köle olarak ahnıp satılıyordu. Mısır hükümdarı Aziz ile Züleyha'nın çocukları yoktu. Aziz ile kansı Züleyha, Hz. Yusuf'u az bir parayla satın<br />
aldılar.<br />
Bir zaman sonra Hz. Yusuf büyüdü artık güzelligi ile göz kamaştınyordu. Züleyha Hz. Yusuf'a aşık oldu. Hz, Yusuf a aşkını söyledi. Hz. Yusuf karşı koydu, kaçmak istedi. Kaçarken Züleyha Yusuf u arkadan yakaladı. O sıra Aziz içeri girdi. Çok sert bir tavırla ne olduğunu sordu. Hz. Yusuf doğruyu anlattı. Fakat Züleyha hemen atılarak Yusuf'un kendine tecavüz etmek istediğini söyledi.<br />
Züleyha Yusuf'u elde edemeyince O'nu zindana göndermişti. Hz. Yusuf zindana gitmenin daha hayırlı oldugunu bildiği için fazla üzülmedi. Zindandakiler Hz. Yusuf'un şerefli ve terbiyeli bir genç olduğunu biliyorlardı. Hz. Yusuf'u sevgi ile karşıladılar. Hz. Yusuf zindandakilere Allah yolunu anlatıyor ve hep beraber ibadet ediyorlardı.<br />
Birgün Mısır Hükümdan bir rüya gördü. Rüyasında "yedi cılız inek, yedi yağlı ineği yiyordu. Ayrıca yedi yeşil başağın yanında yedi kurumuş başak vardı."<br />
Hükümdar rüyanın yorumunu istedi. Rüyanın yorumunu bir tek Hz. Yusuf yapabildi:<br />
- "Yedi sene ekinlerinizi ekiniz. Biçtiğiniz ekinleri başaklarında saklayın ve yiyeceğiniz kadarını kullanınız.<br />
Daha sonra büyük bir kıtlık olacak. Bu yedi senede biriktirdiklerinizi kıtlık içinde geçecek yedi senede yersiniz. Bolluk yedi seneden sonra gelecektir."<br />
Bu rüya yorumundan sonra Hz. Yusuf zindandan çıkanldı. Hz. Yusuf Mısır'ın idaresine geçti. Yedi sene bolluk zamanında ambarları doldurdu. Genel kıtlık zarnanı halka bugday dağıttı.<br />
Hz. Yaküb buğday almaları için oğullannı Mısır'a gönderdi. Hz. Yusuf ağabeylerini tanımıştı. Ancak ağabeyleri Yusuf'u tanıyamadı. Hz. Yusuf'ta kendini tanıtmadı. Fakat kaç kardeş olduklarını sordu. Zira kardeşi Bünyamin aralarında yoktu. Bir dahaki gelişlerinde Bünyamin'i de getirmelerini istedi. Bir sonraki gelişlerinde Bünyamin'de yanlarındaydı.<br />
Erzaklan aldılar geri döneceklerdi ki Hz. Yusuf gizlice<br />
kendini Bünyamin'e tanıttı. Sonra hırsızlık yaptığı<br />
gerekçesiyle Bünyamin'i yanında tuttu<br />
Ağabeyleri Hz. Yaküb'un yanına gittiler. Yanlarında<br />
Bünyamin yoktu. Hz. Yaküb Bünyamini sordu. Hz.<br />
Yaküb'un oğulları; Bünyamin'nin Mısır'da kalmasının<br />
nedenini anlattılar. Hz. Yaküb ogullarını Mısır'a<br />
gönderdi ve Hz. Yusuf'a bir mektup yazdı.<br />
Mektupta Bünyamin'in hırsızhk yapmayacağını belirtti. Ayrıca Hz. Yusuf'tan Bünyamin'i geri göndermesini istedi. Hz. Yaküb'un oğulları Mısır'a vardılar. Hz. Yusuf ağabeylerine bu defa kendini tanıttı. Ağabeyleri çok şaşırdılar. Hz. Yusuf onlara hiç kızmadı. Ağabeylerini kucakladı. Kendi gömleğini ağabeylerine vererek şöyle dedi:<br />
- "Bu gömlegi babama küfürlü içerikürün. Gömleği yüzüne sürsün, artık o görecektir. Sonra da tüm ailenizle buraya geliniz."<br />
Ağabeyleri Hz. Yusuf'un dediklerini yaptılar. Hz. Yaküb'un gözündeki perde indi ve görmeye başladı. Hz. Yaküb çok sevindi.<br />
Sonra Mısır'a gidip hep beraber mutlu olarak yaşadılar.<br />
<br />
alıntıdır..</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kudüs - Ağlama Duvarı]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-kudus-aglama-duvari.html</link>
			<pubDate>Mon, 18 Dec 2017 23:49:52 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-kudus-aglama-duvari.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Merkezi Babil şehri olan ve Samî ırkından Keldanîler, Ay’a, Güneş’e ve yıldızlara tapınırdı. Bunları temsil eden çeşitli putlar yapmışlardı. Hazret-i Nuh’un oğlu Sam’ın neslinden gelen ve tek tanrıya inanan yarı göçebe bir kavme mensup Hazret-i İbrahim, kendilerine peygamberliğini tebliğ etmeye başlayınca, O’na inanmadılar ve hayli baskılar neticesi Mısır’a kaçmaya mecbur ettiler. Hazret-i İbrahim bilahare Filistin’e yerleşince, Milâttan Evvel 2300 yıllarından itibaren, kavmi de gelip burada yurt tuttu. Filistinliler bunlara Ürdün nehrinin karşı tarafından geldikleri için İbranî adını verdi. Heb-ru karşı taraf, Hebrunî (İbranî) karşı tarafın adamları manasına gelir.<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.ekrembugraekinci.com/Resimler/tgd/25.06.2008ek.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 25.06.2008ek.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
Kudüs'te Beyt-i Makdis. Altın kubbeli bina Ömer Câmii diye bilinen ve Hazret-i Muhammed'in mi'raca yükseldiği taşın muhafaza edildiği bir binadır. Aynı avlu içinde Mescid-i Aksâ diye bilinen yer bugün câmidir. Bunun bir duvarı Ağlama Duvarı'dır. Hazret-i İsa'nın çarmıha gerilmek istendiği ve göğe yükseldiği lerler de Beyt-i Makdis sınırları içindedir. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İBRANİLERDEN İSRAİL OĞULLARINA</span><br />
Hazret-i İbrahim’in iki oğlundan Hazret-i İsmail Mekke’ye yerleşti; diğeri Hazret-i İshak babasının yanında kaldı. Daha babalarının sağlığında Hazret-i İsmail Hicaz ve Yemen, Hazret-i İshak da Şam havâlisine peygamber olarak gönderildi. Hazret-i İshak’ın oğlu Hazret-i Yakub da dedesinin sağlığında Şam ile Kudüs arasındaki Ken’anîlere peygamber olarak gönderildi. Hazret-i Yakub’un diğer ismi İsrail idi. İsrail, Allah’ın kulu manasına gelir. Bunun için, Hazret-i Yakub’un on iki oğlundan çoğalan insanlara, Benî İsrail, yani İsrail oğulları denir. Artık bu adı alan İbrânî cemiyeti, aynı soydan gelen ferdlerden teşekkül etmeye başlamış; bu on iki kabile dışındakiler zamanla yok olmuşlardır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VA’DEDİLMİŞ TOPRAKLAR</span><br />
Hazret-i Yakub’un oğullarından Hazret-i Yusuf, başından pek çok macera geçtikten sonra Mısır’da maliye nazırı oldu. Babası ve kardeşlerini Ken’an diyarından, yani Filistin’den Mısır’a getirdi. Böylece o zaman topu topu yetmişiki kişi olan İsrail oğulları, Mısır’a yerleşti. Dört asır burada rahat bir hayat sürdüler. Sonradan büyük bir zulüm ve sıkıntıya uğradılar. Hatta köleliğe düştüler. Onları bu sıkıntılardan kurtaran ve Arz-ı Mev’ud, yani Rab tarafından va’dedilmiş topraklara (Filistin’e) küfürlü içeriküren, Hazret-i Musa oldu. Yolda Tur dağında Hazret-i Musa’ya Tevrat ve On Emir indi. Hazret-i Musa, nüfusu iki milyona ulaşan halkıyla Lût Gölünün güneyine kadar geldi. Ken’an ilini uzaktan gördükten sonra vefat etti. Yerine geçen yeğeni Hazret-i Yuşa Kudüs’ü Amâlika kavminden aldı. Amâlika, bugünki Filistinlilerin atalarıdır. O zaman putperest idiler.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BEYT-İ MAKDİS YAPILIYOR</span><br />
Hazret-i Davud ile oğlu Süleyman, peygamberlikle hükümdarlığı uhdesinde birleştirdi. Milattan Evvel 1020 senesinde, Hazret-i Davud hükümdar oldu. İsrail oğullarının en parlak zamanı başladı. M. E. 973’te vefat edince yerine geçen oğlu Hazret-i Süleyman, babasının hazırlattığı yere Finikeli mimarlara Mescid-i Aksâ adındaki meşhur ve muhteşem mabedi yaptırdı. Buna Beyt-i Makdis de denir. 7 sene süren inşasında çok kıymetli malzeme kullanıldı. Uzaktan bakılınca, bir altın parçası gibi pırıl pırıl parlar, görenleri hayran bırakırdı. İçinde Tevrat, On Emir ve diğer emanetler bulunan Tâbût-ı Sekîne’yi, yani mukaddes sandığı, bu mabedin bir odasına koydurttu.<br />
Hazret-i Süleyman’a kadar İsrail hükümdarları saray nedir bilmezlerdi. Evleri, en adi bir köylü evinden farksızdı. Hazret-i Süleyman Kudüs’ü imar etti. Birçok binalar, saraylar, bahçeler, havuzlar, mabedler yaptırdı. Onun zamanında Kudüs dünyanın en zengin, en güzel şehri idi. Denebilir ki, dünyada şimdiye kadar hiçbir hükümdar, Hazret-i Süleyman gibi muhteşem ve masallara benzeyen bir hayat sürmemiştir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TALMUD’UN MİRASI: YAHUDİLİK</span><br />
Daha önce on iki kabileye ayrılmış olan İsrail oğulları, Hazret-i Süleyman’ın vefatından sonra iki devlete bölündüler. On kabile İsrail devletini, diğer ikisi Yahuda devletini kurdu. İsrail devleti M.E. 721’de Asurlular, sonra da Yahuda devleti M.E. 586’da Babilliler tarafından yıkıldı. 587 senesinde Asurlu hükümdarı Buhtunnasar Kudüs’ü yakıp yıktı. Yahudilerin çoğunu öldürdü. Kalanlarını da, Babil’e sürdü. Bu karışıklıkta Tevrat nüshaları ortadan kayboldu. Hazret-i Uzeyr’den başka kimsenin ezberinde değildi. Zamanla birçok yerleri unutuldu, değişikliğe uğradı. Muhtelif kimseler, hatırlarında kalan âyetlerini yazarak, Tevrat isminde çeşitli risaleler meydana geldi.<br />
Yahudi dininin bir de sözlü kaynağı vardır: Talmud. Hazret-i Musa’nın sözleri olduğuna inanılan hususlar, nesilden nesile nakledilerek nihayet Yahuda adlı bir haham tarafından milâdın ikinci asrında kitap haline getirildi. Musevi dinine artık Yahudilik denmesi, bu hahama izafeten olmuştur.<br />
İran hükümdarı Şireveyh, Asurluları yenince, M.E. 539 senesinde Yahudilerin tekrar Kudüs’e dönmelerine izin verdi. Yahudiler, M.E. 520 senesinden sonra Mescid-i Aksâ’yı yeniden tamir ettiler. M.E. 63 yılında Kudüs, Romalı kumandan Pompeus tarafından alındı. Pompeus, Kudüs şehrini ve Süleyman Mabedi de denilen Mescid-i Aksâ’yı ateşe verdi. Böylece Yahudiler, Roma hakimiyetine girdiler. M.E. 20 yılında Romalıların Filistin’deki Yahudi valisi Herodes, mabedi tekrar yaptırdı.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MABED YANIYOR</span><br />
Yahudiler Roma hakimiyetine baş kaldırdılar. Fakat Milâdın 66. yılında Romalı kumandan Titus, Kudüs’ü tamamen yakıp yıktı. Şehri viraneye çevirdi. Bu arada Beyt-i Makdis de yandı. Sadece Ağlama Duvarı diye bilinen batı duvarı kaldı. Titus’un, katliamından sonra Yahudiler bölük bölük Filistin’i terk ettiler. Romalıların emrinde çalıştırılmak üzere, Mısır’a sevk edildiler. Böylece dünyanın her yerine yayıldılar.<br />
<br />
Bizanslılar, Emevîler, Memlükler ve Osmanlılar Beyt-i Makdisten arta kalanı muhafaza ettiler. Mescid-i Aksâ, Müslümanlarca da en mukaddes üçüncü mabed sayılır. Emevî halifesi Abdülmelik, Hazret-i Muhammed’in miraca yükseldiği kayanın üzerine Kubbetü’s-Sahra’yı yaptırdı. Altın kubbesi pırıl pırıl parlayan bu bina, bugün bile Kudüs’ün sembolü sayılır. Mescid-i Aksâ’nın olduğu yere ve Ağlama Duvarının bitişiğine, Emevî halifesi Velid, cami inşa ettirdi. Kanuni Sultan Süleyman Kudüs’e son hâlini verdi. Yahudilerin ha-Kotel ha-Ma’aravi (batı duvarı) adını verdikleri duvara, Hıristiyanlar Ağlama Duvarı dediler. 18 m yüksekliğinde, 485 m uzunluğundadır. Taşlarının 24 sırası toprak üzerinde, 19 sırası yer altındadır. 6 m de yer altında vardır. Bazı taşları 12x1m ebadında ve 100 tondan fazla ağırlıktadır. En üstteki 11 sıra Müslümanlardan; geri kalanı da Hazret-i Süleyman’dan değil, Herodes’ten kalmadır.<br />
<br />
Ağlama Duvarı, yüzyıllarca Yahudilerdeki millî ve dinî şuuru ayakta tuttu. Kurtarıcı Mesih inancı da, bu şuurun devamını temin etti. Yahudi inancına göre, “Bu duvar yıkılmayacak ve Rab, mabedin batı duvarını asla terk etmeyecektir!” Bu inanca göre Süleyman Mabedi’ni yeniden inşa edecek olan Kurtarıcı Mesih’tir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
2 BİN YILLIK RÜYA</span><br />
Kudüs, Müslümanların eline geçtikten sonra Yahudilerin buraya gelip ibadet edebilmelerine müsaade edildi. Bölgede Yahudi nüfusunun artmasından sonra Yahudiler, Ağlama Duvarı önüne sıralar, masalar koymak ve o bölgedeki evleri yıkmak istedilerse de Müslümanlar buna mani oldu. 1929 senesinde Ağlama Duvarı sebebiyle Müslümanlarla Yahudiler arasında hadiseler çıktı. Birleşmiş Milletler Cemiyeti tarafından kurulan bir heyet, duvarın Müslümanların mülkiyetinde olduğuna ve Yahudilerin orada dua edebileceklerine karar verdi. 1967 yılında İsrail Kudüs’ü işgal etti. Yahudiler, Ağlama Duvarı önünde toplanıp 2000 yıllık rüyanın gerçekleşmesini coşkuyla kutladılar. Bugün dünyanın her tarafından gelme Yahudiler, Ağlama Duvarı önünde sallanarak dua eder; Süleyman Mabedi’nin ayakta olduğu günlerin yasını tutarlar. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ekrembugraekinci.com</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Merkezi Babil şehri olan ve Samî ırkından Keldanîler, Ay’a, Güneş’e ve yıldızlara tapınırdı. Bunları temsil eden çeşitli putlar yapmışlardı. Hazret-i Nuh’un oğlu Sam’ın neslinden gelen ve tek tanrıya inanan yarı göçebe bir kavme mensup Hazret-i İbrahim, kendilerine peygamberliğini tebliğ etmeye başlayınca, O’na inanmadılar ve hayli baskılar neticesi Mısır’a kaçmaya mecbur ettiler. Hazret-i İbrahim bilahare Filistin’e yerleşince, Milâttan Evvel 2300 yıllarından itibaren, kavmi de gelip burada yurt tuttu. Filistinliler bunlara Ürdün nehrinin karşı tarafından geldikleri için İbranî adını verdi. Heb-ru karşı taraf, Hebrunî (İbranî) karşı tarafın adamları manasına gelir.<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.ekrembugraekinci.com/Resimler/tgd/25.06.2008ek.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 25.06.2008ek.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
Kudüs'te Beyt-i Makdis. Altın kubbeli bina Ömer Câmii diye bilinen ve Hazret-i Muhammed'in mi'raca yükseldiği taşın muhafaza edildiği bir binadır. Aynı avlu içinde Mescid-i Aksâ diye bilinen yer bugün câmidir. Bunun bir duvarı Ağlama Duvarı'dır. Hazret-i İsa'nın çarmıha gerilmek istendiği ve göğe yükseldiği lerler de Beyt-i Makdis sınırları içindedir. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İBRANİLERDEN İSRAİL OĞULLARINA</span><br />
Hazret-i İbrahim’in iki oğlundan Hazret-i İsmail Mekke’ye yerleşti; diğeri Hazret-i İshak babasının yanında kaldı. Daha babalarının sağlığında Hazret-i İsmail Hicaz ve Yemen, Hazret-i İshak da Şam havâlisine peygamber olarak gönderildi. Hazret-i İshak’ın oğlu Hazret-i Yakub da dedesinin sağlığında Şam ile Kudüs arasındaki Ken’anîlere peygamber olarak gönderildi. Hazret-i Yakub’un diğer ismi İsrail idi. İsrail, Allah’ın kulu manasına gelir. Bunun için, Hazret-i Yakub’un on iki oğlundan çoğalan insanlara, Benî İsrail, yani İsrail oğulları denir. Artık bu adı alan İbrânî cemiyeti, aynı soydan gelen ferdlerden teşekkül etmeye başlamış; bu on iki kabile dışındakiler zamanla yok olmuşlardır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VA’DEDİLMİŞ TOPRAKLAR</span><br />
Hazret-i Yakub’un oğullarından Hazret-i Yusuf, başından pek çok macera geçtikten sonra Mısır’da maliye nazırı oldu. Babası ve kardeşlerini Ken’an diyarından, yani Filistin’den Mısır’a getirdi. Böylece o zaman topu topu yetmişiki kişi olan İsrail oğulları, Mısır’a yerleşti. Dört asır burada rahat bir hayat sürdüler. Sonradan büyük bir zulüm ve sıkıntıya uğradılar. Hatta köleliğe düştüler. Onları bu sıkıntılardan kurtaran ve Arz-ı Mev’ud, yani Rab tarafından va’dedilmiş topraklara (Filistin’e) küfürlü içeriküren, Hazret-i Musa oldu. Yolda Tur dağında Hazret-i Musa’ya Tevrat ve On Emir indi. Hazret-i Musa, nüfusu iki milyona ulaşan halkıyla Lût Gölünün güneyine kadar geldi. Ken’an ilini uzaktan gördükten sonra vefat etti. Yerine geçen yeğeni Hazret-i Yuşa Kudüs’ü Amâlika kavminden aldı. Amâlika, bugünki Filistinlilerin atalarıdır. O zaman putperest idiler.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BEYT-İ MAKDİS YAPILIYOR</span><br />
Hazret-i Davud ile oğlu Süleyman, peygamberlikle hükümdarlığı uhdesinde birleştirdi. Milattan Evvel 1020 senesinde, Hazret-i Davud hükümdar oldu. İsrail oğullarının en parlak zamanı başladı. M. E. 973’te vefat edince yerine geçen oğlu Hazret-i Süleyman, babasının hazırlattığı yere Finikeli mimarlara Mescid-i Aksâ adındaki meşhur ve muhteşem mabedi yaptırdı. Buna Beyt-i Makdis de denir. 7 sene süren inşasında çok kıymetli malzeme kullanıldı. Uzaktan bakılınca, bir altın parçası gibi pırıl pırıl parlar, görenleri hayran bırakırdı. İçinde Tevrat, On Emir ve diğer emanetler bulunan Tâbût-ı Sekîne’yi, yani mukaddes sandığı, bu mabedin bir odasına koydurttu.<br />
Hazret-i Süleyman’a kadar İsrail hükümdarları saray nedir bilmezlerdi. Evleri, en adi bir köylü evinden farksızdı. Hazret-i Süleyman Kudüs’ü imar etti. Birçok binalar, saraylar, bahçeler, havuzlar, mabedler yaptırdı. Onun zamanında Kudüs dünyanın en zengin, en güzel şehri idi. Denebilir ki, dünyada şimdiye kadar hiçbir hükümdar, Hazret-i Süleyman gibi muhteşem ve masallara benzeyen bir hayat sürmemiştir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TALMUD’UN MİRASI: YAHUDİLİK</span><br />
Daha önce on iki kabileye ayrılmış olan İsrail oğulları, Hazret-i Süleyman’ın vefatından sonra iki devlete bölündüler. On kabile İsrail devletini, diğer ikisi Yahuda devletini kurdu. İsrail devleti M.E. 721’de Asurlular, sonra da Yahuda devleti M.E. 586’da Babilliler tarafından yıkıldı. 587 senesinde Asurlu hükümdarı Buhtunnasar Kudüs’ü yakıp yıktı. Yahudilerin çoğunu öldürdü. Kalanlarını da, Babil’e sürdü. Bu karışıklıkta Tevrat nüshaları ortadan kayboldu. Hazret-i Uzeyr’den başka kimsenin ezberinde değildi. Zamanla birçok yerleri unutuldu, değişikliğe uğradı. Muhtelif kimseler, hatırlarında kalan âyetlerini yazarak, Tevrat isminde çeşitli risaleler meydana geldi.<br />
Yahudi dininin bir de sözlü kaynağı vardır: Talmud. Hazret-i Musa’nın sözleri olduğuna inanılan hususlar, nesilden nesile nakledilerek nihayet Yahuda adlı bir haham tarafından milâdın ikinci asrında kitap haline getirildi. Musevi dinine artık Yahudilik denmesi, bu hahama izafeten olmuştur.<br />
İran hükümdarı Şireveyh, Asurluları yenince, M.E. 539 senesinde Yahudilerin tekrar Kudüs’e dönmelerine izin verdi. Yahudiler, M.E. 520 senesinden sonra Mescid-i Aksâ’yı yeniden tamir ettiler. M.E. 63 yılında Kudüs, Romalı kumandan Pompeus tarafından alındı. Pompeus, Kudüs şehrini ve Süleyman Mabedi de denilen Mescid-i Aksâ’yı ateşe verdi. Böylece Yahudiler, Roma hakimiyetine girdiler. M.E. 20 yılında Romalıların Filistin’deki Yahudi valisi Herodes, mabedi tekrar yaptırdı.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MABED YANIYOR</span><br />
Yahudiler Roma hakimiyetine baş kaldırdılar. Fakat Milâdın 66. yılında Romalı kumandan Titus, Kudüs’ü tamamen yakıp yıktı. Şehri viraneye çevirdi. Bu arada Beyt-i Makdis de yandı. Sadece Ağlama Duvarı diye bilinen batı duvarı kaldı. Titus’un, katliamından sonra Yahudiler bölük bölük Filistin’i terk ettiler. Romalıların emrinde çalıştırılmak üzere, Mısır’a sevk edildiler. Böylece dünyanın her yerine yayıldılar.<br />
<br />
Bizanslılar, Emevîler, Memlükler ve Osmanlılar Beyt-i Makdisten arta kalanı muhafaza ettiler. Mescid-i Aksâ, Müslümanlarca da en mukaddes üçüncü mabed sayılır. Emevî halifesi Abdülmelik, Hazret-i Muhammed’in miraca yükseldiği kayanın üzerine Kubbetü’s-Sahra’yı yaptırdı. Altın kubbesi pırıl pırıl parlayan bu bina, bugün bile Kudüs’ün sembolü sayılır. Mescid-i Aksâ’nın olduğu yere ve Ağlama Duvarının bitişiğine, Emevî halifesi Velid, cami inşa ettirdi. Kanuni Sultan Süleyman Kudüs’e son hâlini verdi. Yahudilerin ha-Kotel ha-Ma’aravi (batı duvarı) adını verdikleri duvara, Hıristiyanlar Ağlama Duvarı dediler. 18 m yüksekliğinde, 485 m uzunluğundadır. Taşlarının 24 sırası toprak üzerinde, 19 sırası yer altındadır. 6 m de yer altında vardır. Bazı taşları 12x1m ebadında ve 100 tondan fazla ağırlıktadır. En üstteki 11 sıra Müslümanlardan; geri kalanı da Hazret-i Süleyman’dan değil, Herodes’ten kalmadır.<br />
<br />
Ağlama Duvarı, yüzyıllarca Yahudilerdeki millî ve dinî şuuru ayakta tuttu. Kurtarıcı Mesih inancı da, bu şuurun devamını temin etti. Yahudi inancına göre, “Bu duvar yıkılmayacak ve Rab, mabedin batı duvarını asla terk etmeyecektir!” Bu inanca göre Süleyman Mabedi’ni yeniden inşa edecek olan Kurtarıcı Mesih’tir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
2 BİN YILLIK RÜYA</span><br />
Kudüs, Müslümanların eline geçtikten sonra Yahudilerin buraya gelip ibadet edebilmelerine müsaade edildi. Bölgede Yahudi nüfusunun artmasından sonra Yahudiler, Ağlama Duvarı önüne sıralar, masalar koymak ve o bölgedeki evleri yıkmak istedilerse de Müslümanlar buna mani oldu. 1929 senesinde Ağlama Duvarı sebebiyle Müslümanlarla Yahudiler arasında hadiseler çıktı. Birleşmiş Milletler Cemiyeti tarafından kurulan bir heyet, duvarın Müslümanların mülkiyetinde olduğuna ve Yahudilerin orada dua edebileceklerine karar verdi. 1967 yılında İsrail Kudüs’ü işgal etti. Yahudiler, Ağlama Duvarı önünde toplanıp 2000 yıllık rüyanın gerçekleşmesini coşkuyla kutladılar. Bugün dünyanın her tarafından gelme Yahudiler, Ağlama Duvarı önünde sallanarak dua eder; Süleyman Mabedi’nin ayakta olduğu günlerin yasını tutarlar. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ekrembugraekinci.com</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mary Magdalene  Kimdir?]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-mary-magdalene-kimdir.html</link>
			<pubDate>Wed, 13 Dec 2017 14:52:03 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=1">Admin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-mary-magdalene-kimdir.html</guid>
			<description><![CDATA[Mecdelli Meryem veya Magdalalı Meryem, Yeni Ahit'e göre İsa'nın takipçilerinden biri. Markos ve Yuhanna İncillerine göre, öldükten ve gömüldükten sonra dirilen İsa'yı ilk gören kişidir. 22 Temmuz, Hristiyanlıkta Aziz Mecdelli Meryem Günü'dür.<br />
<br />
Mecdelli Meryem veya Magdalalı Meryem (Batılı dillerde: Maria veya Mary Magdalene/Magdalena), Yeni Ahit'e göre İsa'nın takipçilerinden biri.[1][2] Markos ve Yuhanna İncillerine göre, öldükten ve gömüldükten sonra dirilen İsa'yı ilk gören kişidir.[2] 22 Temmuz, Hristiyanlıkta Aziz Mecdelli Meryem Günü'dür.<br />
<br />
Mecdelli Meryem'in, Celile'nin Tiber Gölü kıyısındaki "Mecdel Nunayya" kasabasından olduğuna inanılır. Luka İncili'ne göre İsa onu kötü ruhlarından arındırmıştır.[3]<br />
<br />
Luka İncili'ne göre İsa bir gün Farisilerden Simun'un evine yemeğe gider. Yemek esnasında kentte günahkâr olarak bilinen bir kadın odaya girer ve İsa'nın ayaklarını gözyaşları ile ıslatıp saçları ile siler. Daha sonra güzel kokulu bir yağ ile ovar. Simun, "Bu adam peygamber olsaydı, kendisine dokunan bu kadının kim ve ne tür bir kadın olduğunu, günahkâr biri olduğunu anlardı," der. İsa Simun'a kısa bir öykü anlatır[4] ve sonrasında kadının diğerlerinden çok olan günahlarını bağışladığı için onun da kendisini diğerlerinden daha çok sevdiğini söyler. Daha sonra kadına "Günahların bağışlandı ... İmanın seni kurtardı, esenlikle git," der.[5] Luka İncili'nde bahsedilen bu günahkar kadının Mecdelli Meryem olduğu kabul edilir.[1]<br />
<br />
Maria Magdalena ya da Mecdelli Meryem hakkındaki bir diğer inanışa göre, İsrail'de fahişelik yaptığı gerekçesiyle taşlanan Meryem'e İsa yardım eder. İsa, kadını linç etmek için toplanan kalabalığa Hiç günahım yok diyen devam etsin der ve bunun üzerine öfkeli kalabalık dağılır. Daha sonra Meryem tövbe ederek Hristiyanlığı benimser ve bir azize olur.<br />
<br />
Hayatı<br />
<br />
Mecdel'in 1900'lerdeki hali<br />
Efsaneye göre Mecdelli Meryem, İsa’nın müritlerinden olan Maximinus ile deniz yoluyla Efes üzerinden Fransa’nın Marsilya kentine gider. Efsaneye göre Fransa’ya gittikten sonra invizaya çekilir, sadece kilise ayinlerinde dağıtılan kutsal ekmek ve limon ağaçlarından yükselen kokuyla beslenir.<br />
<br />
Madeleine çöreği<br />
Fransızların yumurta, tereyağı, un ve şekerden yapılan meşhur Madeleine çöreğinin Magdalalı Meryem'e bağlı bir manastırdan çıktığına dair rivayetler vardır. Fransız İhtilali’nden sonra manastır dağıtıldığında rahibelerin astronomik bir rakamla tarifi pastacılar birliğine sattığı söylenir. Sonra Madeleine çörekleri tüm Fransa'ya yayılır, özellikle de Aziz Mecdelli Meryem Günü olarak kabul edilen 22 Temmuz'da[1] yüksek miktarda bu çöreklerden tüketilir.<br />
<br />
Kaynakça<br />
1 2 3 "Mary Magdalene, St." Oxford Dictionary of English 2e, Oxford University Press, 2003.<br />
1 2 "Magdalene, Saint Mecdelli Meryem." Encyclopædia Britannica. Encyclopædia Britannica Online. Encyclopædia Britannica Inc.<br />
↑ Luka İncili, 8:2<br />
↑ (Luka 7:41-47)<br />
↑ Luka 7 İncil.info. Erişim: 30 Eylül 2011.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Mecdelli Meryem veya Magdalalı Meryem, Yeni Ahit'e göre İsa'nın takipçilerinden biri. Markos ve Yuhanna İncillerine göre, öldükten ve gömüldükten sonra dirilen İsa'yı ilk gören kişidir. 22 Temmuz, Hristiyanlıkta Aziz Mecdelli Meryem Günü'dür.<br />
<br />
Mecdelli Meryem veya Magdalalı Meryem (Batılı dillerde: Maria veya Mary Magdalene/Magdalena), Yeni Ahit'e göre İsa'nın takipçilerinden biri.[1][2] Markos ve Yuhanna İncillerine göre, öldükten ve gömüldükten sonra dirilen İsa'yı ilk gören kişidir.[2] 22 Temmuz, Hristiyanlıkta Aziz Mecdelli Meryem Günü'dür.<br />
<br />
Mecdelli Meryem'in, Celile'nin Tiber Gölü kıyısındaki "Mecdel Nunayya" kasabasından olduğuna inanılır. Luka İncili'ne göre İsa onu kötü ruhlarından arındırmıştır.[3]<br />
<br />
Luka İncili'ne göre İsa bir gün Farisilerden Simun'un evine yemeğe gider. Yemek esnasında kentte günahkâr olarak bilinen bir kadın odaya girer ve İsa'nın ayaklarını gözyaşları ile ıslatıp saçları ile siler. Daha sonra güzel kokulu bir yağ ile ovar. Simun, "Bu adam peygamber olsaydı, kendisine dokunan bu kadının kim ve ne tür bir kadın olduğunu, günahkâr biri olduğunu anlardı," der. İsa Simun'a kısa bir öykü anlatır[4] ve sonrasında kadının diğerlerinden çok olan günahlarını bağışladığı için onun da kendisini diğerlerinden daha çok sevdiğini söyler. Daha sonra kadına "Günahların bağışlandı ... İmanın seni kurtardı, esenlikle git," der.[5] Luka İncili'nde bahsedilen bu günahkar kadının Mecdelli Meryem olduğu kabul edilir.[1]<br />
<br />
Maria Magdalena ya da Mecdelli Meryem hakkındaki bir diğer inanışa göre, İsrail'de fahişelik yaptığı gerekçesiyle taşlanan Meryem'e İsa yardım eder. İsa, kadını linç etmek için toplanan kalabalığa Hiç günahım yok diyen devam etsin der ve bunun üzerine öfkeli kalabalık dağılır. Daha sonra Meryem tövbe ederek Hristiyanlığı benimser ve bir azize olur.<br />
<br />
Hayatı<br />
<br />
Mecdel'in 1900'lerdeki hali<br />
Efsaneye göre Mecdelli Meryem, İsa’nın müritlerinden olan Maximinus ile deniz yoluyla Efes üzerinden Fransa’nın Marsilya kentine gider. Efsaneye göre Fransa’ya gittikten sonra invizaya çekilir, sadece kilise ayinlerinde dağıtılan kutsal ekmek ve limon ağaçlarından yükselen kokuyla beslenir.<br />
<br />
Madeleine çöreği<br />
Fransızların yumurta, tereyağı, un ve şekerden yapılan meşhur Madeleine çöreğinin Magdalalı Meryem'e bağlı bir manastırdan çıktığına dair rivayetler vardır. Fransız İhtilali’nden sonra manastır dağıtıldığında rahibelerin astronomik bir rakamla tarifi pastacılar birliğine sattığı söylenir. Sonra Madeleine çörekleri tüm Fransa'ya yayılır, özellikle de Aziz Mecdelli Meryem Günü olarak kabul edilen 22 Temmuz'da[1] yüksek miktarda bu çöreklerden tüketilir.<br />
<br />
Kaynakça<br />
1 2 3 "Mary Magdalene, St." Oxford Dictionary of English 2e, Oxford University Press, 2003.<br />
1 2 "Magdalene, Saint Mecdelli Meryem." Encyclopædia Britannica. Encyclopædia Britannica Online. Encyclopædia Britannica Inc.<br />
↑ Luka İncili, 8:2<br />
↑ (Luka 7:41-47)<br />
↑ Luka 7 İncil.info. Erişim: 30 Eylül 2011.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Diyanet ’Hz. Muhammed: Allahın Elçisi’ filmini eleştirdi]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-diyanet-%E2%80%99hz-muhammed-allahin-elcisi%E2%80%99-filmini-elestirdi.html</link>
			<pubDate>Thu, 03 Nov 2016 22:40:18 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-diyanet-%E2%80%99hz-muhammed-allahin-elcisi%E2%80%99-filmini-elestirdi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Diyanet İşleri Başkanlığı, geçtiğimiz günlerde gösterime giren ’Hz. Muhammed: Allah’ın Elçisi’ adlı filmle ilgili açıklamada bulundu. Filme onay verildiği ve bütçesine destek sağlandığı yönündeki iddiaların doğru olmadığı belirtilen açıklamada filmle ilgili değerlendirmede de bulundu. Diyanet'in açıklamasında "İslamofobik nefreti izale etme çabası takdir edilmekle birlikte, İslam’ın erken dönemine ait kimi genel kabul görmüş bilgilerle uyuşmayan ve tarihi gerçekliği zorlayan kurgusal unsurlar dikkat çekmektedir" denildi.<br />
<br />
<br />
Diyanet İşleri Başkanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’nden yapılan açıklamada şöyle denildi:<br />
<br />
"Geçtiğimiz günlerde gösterime giren ’Hz. Muhammed: Allah’ın Elçisi’ isimli Hz. Peygamberin (SAS) doğumu ve çocukluğunu konu alan sinema filmi ile ilgili gündeme gelen dini ve toplumsal hassasiyetler dikkate alınarak aşağıdaki değerlendirmenin kamuoyu ile paylaşılması uygun görülmüştür.<br />
<br />
1. Tarih boyunca bütün peygamberlerin dinŒ, edebŒ ve sanatsal eserlere konu edildiği bilinen bir gerçektir. Hem batıda hem de doğuda bu kabil sanatsal eserlerin dinen meşru görülüp görülemeyeceği öteden beri tartışılagelmiştir. Bilhassa orta çağda Batı muhitlerinde bu konu çokça tartışılmıştır. Böyle bir tartışmanın geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam ettiği ve muhtelif vesilelerle tekrarlandığı bilinmektedir. Bunda yadırganacak bir durum yoktur.<br />
<br />
2. İslam’ın ana yolunu oluşturan anlayış, başlangıçtan itibaren Hz. Peygamberin (SAS) resim ve portresinin yapılmasını uygun görmemiştir. Hatta bu yaklaşımı ilk Müslüman neslin önde gelen simaları için de sergilemiştir. İslam pagan kültürünü ve putperestliği reddetmiş, Allah’ın tevhid ve tenzihini en temel inanç ilkesi olarak kabul etmiştir. Allah’ın tecsim ve teşbihini şiddetle reddetmiş bir dinin mensupları olarak Müslümanların büyük çoğunluğu inanç konusunda önceki milletlerin düştüğü hataya düşmemek için Hz. Peygamberin (SAS) müşahhaslaştırılmasını diyaneten ve edeben uygun görmemiştir. Bunda kendisinden önceki peygamberlerin ve azizlerin ikonlaştırılmasının ve bir nevi perestişe konu edilmesinin payının büyük olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Müslümanlar bu konuda aynı yanlışa yol açmamak için çok daha hassas davranmış; bunun yerine Hz. Peygamberin (SAS) fiziksel özelliklerini tasvir eden şemƒil türü kitaplar kaleme almış ve bunu estetik konusu yapan hilye-i saadetler meydana getirmişlerdir.<br />
<br />
3. Hz. Peygamberin (SAS) hayatı modern zamanlarda tiyatro ve sinema gibi sanat dallarına da konu edilmiş, Müslümanlar, yukarıda ifade edilen hassasiyetlerinin bir gereği olarak bu sanat dallarında da Hz. Peygamberin (SAS) fizik ve sureti hakkında zihinlerde bir resim ve imge oluşmamasına büyük özen göstermişlerdir. Batıda hastalıklı bir durum olarak ortaya çıkan İslƒmofobik bazı sözde sanat ürünleri, Müslüman kitlelerde bu konudaki hassasiyet ve duyarlılığı derin bir kaygı ve tedirginliğe dönüştürmüştür.<br />
<br />
'TARİHSEL GERÇEKLİKTEN UZAKLAŞILMIŞ'<br />
<br />
4. Bahse konu film, her ne kadar Hz. Peygamberin (SAS) hayatının ilk evrelerine ilişkin tarihsel gerçekliği yansıtma iddiası taşısa da filmin kimi bölüm ve sahnelerinde tarihsel gerçeklikten ciddi biçimde uzaklaşıldığı ve hayali unsurlara yer verildiği müşahede edilmektedir. Filmde geniş Müslüman camianın hassasiyetleri konusunda özenli olmaya gayret edilmişse de muteber İslƒm tarihi kaynaklarında bulunmayan hususlara önemli oranda yer verilmiştir. Ayrıca bu film örneğinde de görüldüğü gibi hiçbir senaryonun tam anlamıyla Hz. Peygamberin hayatını ihata edemeyeceği ve bu konudaki sanatsal, edebi ürünlerin ancak kişilerin tasavvuru ile sınırlı kalacağı bir kez daha görülmüştür.<br />
<br />
'İSLAMOFOBİK NEFRETİ İZALE ETME ÇABASI OLSA DA...'<br />
<br />
5. Filmde önceki peygamberlerin hayatlarında var olduğu kabul edilen bazı anlatı ve olağandışı tasvirlerin, muhtemelen senaryoyu güçlendirmek amacıyla Hz. Peygamberin (SAS) hayatına da yansıtıldığı görülmektedir. Batı muhitlerinde yaygınlaşan İslamofobik nefreti izale etme çabası takdir edilmekle birlikte, İslam’ın erken dönemine ait kimi genel kabul görmüş bilgilerle uyuşmayan ve tarihi gerçekliği zorlayan kurgusal unsurlar dikkat çekmektedir.<br />
<br />
6. Filmin senarist ve yönetmeni, Başkanlığımız temsilcileri ile henüz film senaryo aşamasında iken bazı temasları olmuş, Başkanlığımızca senaryonun sorunlu kısımlarına dair düşünceler bu meyanda paylaşılmış ve görüldüğü kadarıyla bu tespit ve değerlendirmelerin bir kısmı dikkate alınmıştır. Filmin senaryosunda yönetmeninin ve çekildiği coğrafyanın dini-kültürel ufkunun dışına çıkma çabası görülmekle beraber, bu ufku aşmada ve bütün müslümanların ortak hissiyatına tercüman olmada zorlandığı değerlendirilmiştir.<br />
<br />
7. İslam dünyasının belki de tarihinin en zorlu süreçlerinden geçtiği bir dönemde bahse konu filmi gerekçe göstererek ayrıştırıcı ve ötekileştirici yaklaşımlardan, mezhepçi söylemlerden şiddetle kaçınılmalıdır.<br />
<br />
8. Başkanlığımızın söz konusu filme onay verdiği ve filmin bütçesine destek sağladığı yönündeki haberlerin asılsız olduğu ve hiçbir şekilde gerçeği yansıtmadığı bilinmelidir.<br />
<br />
Kamuoyuna saygıyla duyurulur."<br />
<br />
<br />
<br />
<img src="http://i.hurimg.com/i/hurriyet/90/620x350/581b414f0f254433a0f7f9e0.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 581b414f0f254433a0f7f9e0.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
hürriyet</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Diyanet İşleri Başkanlığı, geçtiğimiz günlerde gösterime giren ’Hz. Muhammed: Allah’ın Elçisi’ adlı filmle ilgili açıklamada bulundu. Filme onay verildiği ve bütçesine destek sağlandığı yönündeki iddiaların doğru olmadığı belirtilen açıklamada filmle ilgili değerlendirmede de bulundu. Diyanet'in açıklamasında "İslamofobik nefreti izale etme çabası takdir edilmekle birlikte, İslam’ın erken dönemine ait kimi genel kabul görmüş bilgilerle uyuşmayan ve tarihi gerçekliği zorlayan kurgusal unsurlar dikkat çekmektedir" denildi.<br />
<br />
<br />
Diyanet İşleri Başkanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’nden yapılan açıklamada şöyle denildi:<br />
<br />
"Geçtiğimiz günlerde gösterime giren ’Hz. Muhammed: Allah’ın Elçisi’ isimli Hz. Peygamberin (SAS) doğumu ve çocukluğunu konu alan sinema filmi ile ilgili gündeme gelen dini ve toplumsal hassasiyetler dikkate alınarak aşağıdaki değerlendirmenin kamuoyu ile paylaşılması uygun görülmüştür.<br />
<br />
1. Tarih boyunca bütün peygamberlerin dinŒ, edebŒ ve sanatsal eserlere konu edildiği bilinen bir gerçektir. Hem batıda hem de doğuda bu kabil sanatsal eserlerin dinen meşru görülüp görülemeyeceği öteden beri tartışılagelmiştir. Bilhassa orta çağda Batı muhitlerinde bu konu çokça tartışılmıştır. Böyle bir tartışmanın geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam ettiği ve muhtelif vesilelerle tekrarlandığı bilinmektedir. Bunda yadırganacak bir durum yoktur.<br />
<br />
2. İslam’ın ana yolunu oluşturan anlayış, başlangıçtan itibaren Hz. Peygamberin (SAS) resim ve portresinin yapılmasını uygun görmemiştir. Hatta bu yaklaşımı ilk Müslüman neslin önde gelen simaları için de sergilemiştir. İslam pagan kültürünü ve putperestliği reddetmiş, Allah’ın tevhid ve tenzihini en temel inanç ilkesi olarak kabul etmiştir. Allah’ın tecsim ve teşbihini şiddetle reddetmiş bir dinin mensupları olarak Müslümanların büyük çoğunluğu inanç konusunda önceki milletlerin düştüğü hataya düşmemek için Hz. Peygamberin (SAS) müşahhaslaştırılmasını diyaneten ve edeben uygun görmemiştir. Bunda kendisinden önceki peygamberlerin ve azizlerin ikonlaştırılmasının ve bir nevi perestişe konu edilmesinin payının büyük olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Müslümanlar bu konuda aynı yanlışa yol açmamak için çok daha hassas davranmış; bunun yerine Hz. Peygamberin (SAS) fiziksel özelliklerini tasvir eden şemƒil türü kitaplar kaleme almış ve bunu estetik konusu yapan hilye-i saadetler meydana getirmişlerdir.<br />
<br />
3. Hz. Peygamberin (SAS) hayatı modern zamanlarda tiyatro ve sinema gibi sanat dallarına da konu edilmiş, Müslümanlar, yukarıda ifade edilen hassasiyetlerinin bir gereği olarak bu sanat dallarında da Hz. Peygamberin (SAS) fizik ve sureti hakkında zihinlerde bir resim ve imge oluşmamasına büyük özen göstermişlerdir. Batıda hastalıklı bir durum olarak ortaya çıkan İslƒmofobik bazı sözde sanat ürünleri, Müslüman kitlelerde bu konudaki hassasiyet ve duyarlılığı derin bir kaygı ve tedirginliğe dönüştürmüştür.<br />
<br />
'TARİHSEL GERÇEKLİKTEN UZAKLAŞILMIŞ'<br />
<br />
4. Bahse konu film, her ne kadar Hz. Peygamberin (SAS) hayatının ilk evrelerine ilişkin tarihsel gerçekliği yansıtma iddiası taşısa da filmin kimi bölüm ve sahnelerinde tarihsel gerçeklikten ciddi biçimde uzaklaşıldığı ve hayali unsurlara yer verildiği müşahede edilmektedir. Filmde geniş Müslüman camianın hassasiyetleri konusunda özenli olmaya gayret edilmişse de muteber İslƒm tarihi kaynaklarında bulunmayan hususlara önemli oranda yer verilmiştir. Ayrıca bu film örneğinde de görüldüğü gibi hiçbir senaryonun tam anlamıyla Hz. Peygamberin hayatını ihata edemeyeceği ve bu konudaki sanatsal, edebi ürünlerin ancak kişilerin tasavvuru ile sınırlı kalacağı bir kez daha görülmüştür.<br />
<br />
'İSLAMOFOBİK NEFRETİ İZALE ETME ÇABASI OLSA DA...'<br />
<br />
5. Filmde önceki peygamberlerin hayatlarında var olduğu kabul edilen bazı anlatı ve olağandışı tasvirlerin, muhtemelen senaryoyu güçlendirmek amacıyla Hz. Peygamberin (SAS) hayatına da yansıtıldığı görülmektedir. Batı muhitlerinde yaygınlaşan İslamofobik nefreti izale etme çabası takdir edilmekle birlikte, İslam’ın erken dönemine ait kimi genel kabul görmüş bilgilerle uyuşmayan ve tarihi gerçekliği zorlayan kurgusal unsurlar dikkat çekmektedir.<br />
<br />
6. Filmin senarist ve yönetmeni, Başkanlığımız temsilcileri ile henüz film senaryo aşamasında iken bazı temasları olmuş, Başkanlığımızca senaryonun sorunlu kısımlarına dair düşünceler bu meyanda paylaşılmış ve görüldüğü kadarıyla bu tespit ve değerlendirmelerin bir kısmı dikkate alınmıştır. Filmin senaryosunda yönetmeninin ve çekildiği coğrafyanın dini-kültürel ufkunun dışına çıkma çabası görülmekle beraber, bu ufku aşmada ve bütün müslümanların ortak hissiyatına tercüman olmada zorlandığı değerlendirilmiştir.<br />
<br />
7. İslam dünyasının belki de tarihinin en zorlu süreçlerinden geçtiği bir dönemde bahse konu filmi gerekçe göstererek ayrıştırıcı ve ötekileştirici yaklaşımlardan, mezhepçi söylemlerden şiddetle kaçınılmalıdır.<br />
<br />
8. Başkanlığımızın söz konusu filme onay verdiği ve filmin bütçesine destek sağladığı yönündeki haberlerin asılsız olduğu ve hiçbir şekilde gerçeği yansıtmadığı bilinmelidir.<br />
<br />
Kamuoyuna saygıyla duyurulur."<br />
<br />
<br />
<br />
<img src="http://i.hurimg.com/i/hurriyet/90/620x350/581b414f0f254433a0f7f9e0.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 581b414f0f254433a0f7f9e0.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
hürriyet</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Diyanet’ten namaz saati uyarısı]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-diyanet%E2%80%99ten-namaz-saati-uyarisi.html</link>
			<pubDate>Sat, 29 Oct 2016 13:06:51 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-diyanet%E2%80%99ten-namaz-saati-uyarisi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Avrupa ülkeleri yarın gece kış saati uygulamasına geçiyor. Avrupa’da cumartesi gecesi saatler bir saat geri alınacak. Hükümetin tüm sene boyunca yaz saati uygulamasında kalma kararı almasıyla Türkiye ile Avrupa arasındaki saat farkı açılacak. Bu fark, futbol maçlarından bankacılık işlemlerine kadar birçok alanda bizi etkileyecek. Hatta mevcut takvimlerin eski sisteme göre basılması yüzünden namaz saatleri de etkilenecek.</span><br />
<br />
Türkiye’nin Avrupa ülkeleri gibi 30 Ekim’den itibaren kış saati uygulamasına geçeceği değerlendirilerek geçen yılın sonunda hazırlanan 2016 yılı takvimlerindeki namaz saatlerine yarından itibaren 1 saat eklenmesi istendi. Diyanet İşleri Başkanlığı, 81 il müftülüklerine geçen ay gönderdiği genelgede, ‘Diyanet Takvimi’nin ön yüzünde bulunan namaz vakitlerinin Bakanlar Kurulu’nun yeni kararı uyarınca yaz saati uygulamasının yıl boyu sürdürülmesinin kararlaştırıldığı hatırlatıldı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘BİR SAAT EKLEYİP EZAN OKUYUN’</span><br />
<br />
Genelgede, imamların 30 Ekim-31 Aralık arasındaki takvimlerde yer alan namaz vakitlerine bir saat eklenerek ezanların okutulması gerektiği bildirildi. Avrupa ülkelerinde bu gece yarısından sonra saatlerin 1 saat geri alınacağını göz önüne alan Avcılar Müftüsü Ömer Erden de, Merkez Camii’ndeki vaazında kış saati uygulamasına geçilmeyeceğini hatırlatarak, takvimlerdeki ezan saatlerine 1’er saat eklenmesini istedi.<br />
<br />
<br />
<br />
Müftü Erden, şöyle dedi: “Alınan kararla Türkiye’de saatler artık ileri veya geri alınmayacak. Namaz saatlerini gösteren takvimlerimiz yılın belirli dönemlerinde ileri veya geri saat uygulamalarına göre belirlenerek hazırlanıyordu. Örneğin bugün için öğle namazı vakti takvimlerde 12.55 olduğu halde, pazar gününden itibaren 11.55’e dönüşecek. Geri saat uygulaması olmayacağı ve biz de saatlerimize müdahale yapmadığımız için aslında namaz saatleri için herhangi bir sorun yok. Takvimdeki öğle ezanı vakti 11.55’i, 12.55 gibi okumak durumundayız. 2017 takvimleri buna göre düzenleneceği için böyle bir şeye ihtiyacımız olmayacak. Yılbaşına kadar başkanlığımızın veya özel sektörün bastırdığı takvimlerde 1’er saat ekleme durumundayız. Ezanlarımız bugün kolumuzdaki saat hangi zamanı gösteriyorsa yine o saatte okunacak ancak, takvimlerde 1 saat geri görünecek ”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KIBRIS’TA 2 FARKLI SAAT</span><br />
<br />
Kıbrıs’ta Türk ve Rum kesimlerinde pazar gününden itibaren ilk kez farklı saat dilimlerinin uygulanacağı belirtildi. Yönetimlerin kış ve yaz saati uygulamaları nedeniyle Lefkoşa’nın Rum ve Türk bölümleri arasında da 1 saatlik fark görüleceği kaydedildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AVRUPA İLE İKİ İNGİLTERE İLE 3 SAAT FARK</span><br />
<br />
Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasındaki saat farkı 1 saat daha artıyor. Normalde Avrupa ülkeleriyle 1 saat olan fark böylelikle 2'ye çıkıyor. İngiltere ile ise farkımız 3 saat olacak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ŞAMPİYONLAR LİGİ'NDE MAÇLAR ‘1 GÜN' SÜRECEK</span><br />
<br />
Saat uygulamasındaki değişiklik, yıllardır bir neredeyse bir markaya dönüşen 21.45 Şampiyonlar Ligi maç başlangıç saatlerini de değiştirecek.<br />
Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) kurallarına göre, Şampiyonlar Ligi maçları kışın Rusya ve bazı Orta Asya ülkelerindeki oynanan maçlardaki istisnalar dışında, aynı anda başlıyor.<br />
<br />
Yaz saatinin kalıcı hale gelmesiyle birlikte Türk takımlarının Şampiyonlar Ligi'nde deplasmanda oynadığı maçların başlangıç saatleri de 22.45'e kayacak. Uzatma ve penaltı atışları olmazsa maçların bitişi devre arasıyla birlikte 00.30'u bulacak. Böylelikle maçlar başladıkları tarihten bir gün sonra bitecek. Avrupa Ligi'nde, 20:00 ve 22.05'te başlayan maçların başlangıç saatiyse 21:00 ve 23.05'e kayacak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KIBRIS'TA SAATLER DE BÖLÜNDÜ</span><br />
<br />
Kıbrıs'ta Türk ve Rum kesimleri pazar gününden itibaren farklı saat dilimlerine geçecek. Saat farkı, Rum kesiminin kış saati uygulamasına geçmesi, Türk kesimininse Türkiye gibi yaz saatinde kalarak değişikliğe gitmemesi üzerine oluşacak. Böylece ilk kez Kıbrıs'ın iki kesimi arasında saat farkı oluşacak. İki kesimden de birçok insan iş, çalışma ya da gezme amacıyla her gün diğer kesime geçiyor. Saat farkı nedeniyle nasıl bir düzenleme yapılacağı, hangi saatin esas alınacağı henüz vatandaşlar tarafından bilinmiyor. Lefkoşa'nın iki bölümü arasında da saat farkı oluşacak.<br />
<br />
<br />
<br />
Güney Kıbrıs'taki devlet radyosunda kış saati uygulaması nedeniyle oluşacak zaman farkı, “Tek bir adımla, farklı bir zaman dilimine geçiş. Bu çılgınlık” sözleriyle değerlendirildi.<br />
Saat farkı en fazla BM yönetimindeki ara bölgede sorun oluşturacak. Ara bölgenin hangi saat uygulamasını esas alacağı henüz bilinmiyor. İki tarafın liderlerinin görüşmelerini yürüttüğü ara bölgede hangi saate göre görüşüleceği, ortak görev yapılan bölgedeki çalışma mesailerinin nasıl olacağı da henüz belirsizliğini koruyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KÜRESEL BORSALARLA FARK AÇILDI</span><br />
<br />
Uzun süredir hükümetin gündeminde olan zaman dilimi değişikliği, Daha önce Bakanlar Kurulu'na geldiğinde küresel borsalarla senkronun yitirilebileceği ve uluslararası ticari ilişkilerde aksama olabileceği gerekçeleriyle rafa kaldırılmıştı. Borsa İstanbul'da işlemler 9.15'te başlıyor ve son fiyatlamalar 17.40'ta yapılıyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Örneğin, Londra'daki bir finans kuruluşu eğer Türkiye piyasasında işlem yapmak istiyorsa, yeni düzenlemeyle kış aylarında elini daha çabuk tutmak zorunda kalacak. Kış aylarında Londra – İstanbul arasındaki saat farkı 3'e çıkacağı için, Türkiye'de yapılacak bir finansal işlem için son emir saati Londra saatiyle 14.40 olacak. Yaz aylarındaysa, aradaki saat farkı Avrupa'da saatlerin ileri alınması nedeniyle tekrar 2'ye düşecek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİLGİSAYAR-TELEFON SAATLERİ OTOMATİK AYARLANACAK</span><br />
<br />
İnternete erişimi olan telefon ve bilgisayarlar, her yıl iki kez saatlerin ileri ve geri alındığı gecelerde kendilerini otomatik olarak güncelliyorlardı. Sabit zaman dilimi uygulamasıyla birlikte eğer elektronik cihazlar otomatik saat ayarlaması yaparsa, kullanıcıların saatleri düzeltmesi gerekecek. Geçen yıl 1 Kasım seçimleri nedeniyle Türkiye'de kış saati uygulamasına geçiş bir hafta ertelenmişti.<br />
<br />
<br />
Microsoft, o dönemde bir güncelleme yayınlayarak saatlerin bir hafta geç geri alınmasını sağlamaya çalıştıysa da güncelleme sadece Windows 10 işletim sistemi için geçerli olmuş ve birçok bilgisayarda saatler otomatik olarak geri alınmıştı. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu da saati otomatik olarak geri alabilme özelliği bulunan akıllı telefon ve elektronik cihaz sahiplerini uyarmıştı.<br />
<br />
sozcu.com</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Avrupa ülkeleri yarın gece kış saati uygulamasına geçiyor. Avrupa’da cumartesi gecesi saatler bir saat geri alınacak. Hükümetin tüm sene boyunca yaz saati uygulamasında kalma kararı almasıyla Türkiye ile Avrupa arasındaki saat farkı açılacak. Bu fark, futbol maçlarından bankacılık işlemlerine kadar birçok alanda bizi etkileyecek. Hatta mevcut takvimlerin eski sisteme göre basılması yüzünden namaz saatleri de etkilenecek.</span><br />
<br />
Türkiye’nin Avrupa ülkeleri gibi 30 Ekim’den itibaren kış saati uygulamasına geçeceği değerlendirilerek geçen yılın sonunda hazırlanan 2016 yılı takvimlerindeki namaz saatlerine yarından itibaren 1 saat eklenmesi istendi. Diyanet İşleri Başkanlığı, 81 il müftülüklerine geçen ay gönderdiği genelgede, ‘Diyanet Takvimi’nin ön yüzünde bulunan namaz vakitlerinin Bakanlar Kurulu’nun yeni kararı uyarınca yaz saati uygulamasının yıl boyu sürdürülmesinin kararlaştırıldığı hatırlatıldı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘BİR SAAT EKLEYİP EZAN OKUYUN’</span><br />
<br />
Genelgede, imamların 30 Ekim-31 Aralık arasındaki takvimlerde yer alan namaz vakitlerine bir saat eklenerek ezanların okutulması gerektiği bildirildi. Avrupa ülkelerinde bu gece yarısından sonra saatlerin 1 saat geri alınacağını göz önüne alan Avcılar Müftüsü Ömer Erden de, Merkez Camii’ndeki vaazında kış saati uygulamasına geçilmeyeceğini hatırlatarak, takvimlerdeki ezan saatlerine 1’er saat eklenmesini istedi.<br />
<br />
<br />
<br />
Müftü Erden, şöyle dedi: “Alınan kararla Türkiye’de saatler artık ileri veya geri alınmayacak. Namaz saatlerini gösteren takvimlerimiz yılın belirli dönemlerinde ileri veya geri saat uygulamalarına göre belirlenerek hazırlanıyordu. Örneğin bugün için öğle namazı vakti takvimlerde 12.55 olduğu halde, pazar gününden itibaren 11.55’e dönüşecek. Geri saat uygulaması olmayacağı ve biz de saatlerimize müdahale yapmadığımız için aslında namaz saatleri için herhangi bir sorun yok. Takvimdeki öğle ezanı vakti 11.55’i, 12.55 gibi okumak durumundayız. 2017 takvimleri buna göre düzenleneceği için böyle bir şeye ihtiyacımız olmayacak. Yılbaşına kadar başkanlığımızın veya özel sektörün bastırdığı takvimlerde 1’er saat ekleme durumundayız. Ezanlarımız bugün kolumuzdaki saat hangi zamanı gösteriyorsa yine o saatte okunacak ancak, takvimlerde 1 saat geri görünecek ”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KIBRIS’TA 2 FARKLI SAAT</span><br />
<br />
Kıbrıs’ta Türk ve Rum kesimlerinde pazar gününden itibaren ilk kez farklı saat dilimlerinin uygulanacağı belirtildi. Yönetimlerin kış ve yaz saati uygulamaları nedeniyle Lefkoşa’nın Rum ve Türk bölümleri arasında da 1 saatlik fark görüleceği kaydedildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AVRUPA İLE İKİ İNGİLTERE İLE 3 SAAT FARK</span><br />
<br />
Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasındaki saat farkı 1 saat daha artıyor. Normalde Avrupa ülkeleriyle 1 saat olan fark böylelikle 2'ye çıkıyor. İngiltere ile ise farkımız 3 saat olacak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ŞAMPİYONLAR LİGİ'NDE MAÇLAR ‘1 GÜN' SÜRECEK</span><br />
<br />
Saat uygulamasındaki değişiklik, yıllardır bir neredeyse bir markaya dönüşen 21.45 Şampiyonlar Ligi maç başlangıç saatlerini de değiştirecek.<br />
Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) kurallarına göre, Şampiyonlar Ligi maçları kışın Rusya ve bazı Orta Asya ülkelerindeki oynanan maçlardaki istisnalar dışında, aynı anda başlıyor.<br />
<br />
Yaz saatinin kalıcı hale gelmesiyle birlikte Türk takımlarının Şampiyonlar Ligi'nde deplasmanda oynadığı maçların başlangıç saatleri de 22.45'e kayacak. Uzatma ve penaltı atışları olmazsa maçların bitişi devre arasıyla birlikte 00.30'u bulacak. Böylelikle maçlar başladıkları tarihten bir gün sonra bitecek. Avrupa Ligi'nde, 20:00 ve 22.05'te başlayan maçların başlangıç saatiyse 21:00 ve 23.05'e kayacak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KIBRIS'TA SAATLER DE BÖLÜNDÜ</span><br />
<br />
Kıbrıs'ta Türk ve Rum kesimleri pazar gününden itibaren farklı saat dilimlerine geçecek. Saat farkı, Rum kesiminin kış saati uygulamasına geçmesi, Türk kesimininse Türkiye gibi yaz saatinde kalarak değişikliğe gitmemesi üzerine oluşacak. Böylece ilk kez Kıbrıs'ın iki kesimi arasında saat farkı oluşacak. İki kesimden de birçok insan iş, çalışma ya da gezme amacıyla her gün diğer kesime geçiyor. Saat farkı nedeniyle nasıl bir düzenleme yapılacağı, hangi saatin esas alınacağı henüz vatandaşlar tarafından bilinmiyor. Lefkoşa'nın iki bölümü arasında da saat farkı oluşacak.<br />
<br />
<br />
<br />
Güney Kıbrıs'taki devlet radyosunda kış saati uygulaması nedeniyle oluşacak zaman farkı, “Tek bir adımla, farklı bir zaman dilimine geçiş. Bu çılgınlık” sözleriyle değerlendirildi.<br />
Saat farkı en fazla BM yönetimindeki ara bölgede sorun oluşturacak. Ara bölgenin hangi saat uygulamasını esas alacağı henüz bilinmiyor. İki tarafın liderlerinin görüşmelerini yürüttüğü ara bölgede hangi saate göre görüşüleceği, ortak görev yapılan bölgedeki çalışma mesailerinin nasıl olacağı da henüz belirsizliğini koruyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KÜRESEL BORSALARLA FARK AÇILDI</span><br />
<br />
Uzun süredir hükümetin gündeminde olan zaman dilimi değişikliği, Daha önce Bakanlar Kurulu'na geldiğinde küresel borsalarla senkronun yitirilebileceği ve uluslararası ticari ilişkilerde aksama olabileceği gerekçeleriyle rafa kaldırılmıştı. Borsa İstanbul'da işlemler 9.15'te başlıyor ve son fiyatlamalar 17.40'ta yapılıyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Örneğin, Londra'daki bir finans kuruluşu eğer Türkiye piyasasında işlem yapmak istiyorsa, yeni düzenlemeyle kış aylarında elini daha çabuk tutmak zorunda kalacak. Kış aylarında Londra – İstanbul arasındaki saat farkı 3'e çıkacağı için, Türkiye'de yapılacak bir finansal işlem için son emir saati Londra saatiyle 14.40 olacak. Yaz aylarındaysa, aradaki saat farkı Avrupa'da saatlerin ileri alınması nedeniyle tekrar 2'ye düşecek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİLGİSAYAR-TELEFON SAATLERİ OTOMATİK AYARLANACAK</span><br />
<br />
İnternete erişimi olan telefon ve bilgisayarlar, her yıl iki kez saatlerin ileri ve geri alındığı gecelerde kendilerini otomatik olarak güncelliyorlardı. Sabit zaman dilimi uygulamasıyla birlikte eğer elektronik cihazlar otomatik saat ayarlaması yaparsa, kullanıcıların saatleri düzeltmesi gerekecek. Geçen yıl 1 Kasım seçimleri nedeniyle Türkiye'de kış saati uygulamasına geçiş bir hafta ertelenmişti.<br />
<br />
<br />
Microsoft, o dönemde bir güncelleme yayınlayarak saatlerin bir hafta geç geri alınmasını sağlamaya çalıştıysa da güncelleme sadece Windows 10 işletim sistemi için geçerli olmuş ve birçok bilgisayarda saatler otomatik olarak geri alınmıştı. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu da saati otomatik olarak geri alabilme özelliği bulunan akıllı telefon ve elektronik cihaz sahiplerini uyarmıştı.<br />
<br />
sozcu.com</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cübbeli : İbn-i Sina ve Farabi kafirdir]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-cubbeli-ibn-i-sina-ve-farabi-kafirdir.html</link>
			<pubDate>Wed, 26 Oct 2016 21:45:07 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-cubbeli-ibn-i-sina-ve-farabi-kafirdir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cübbeli Ahmet olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü, yayınladığı konuşmasında, İbn-i Sina ve Farabi'nin kafir olduğunu iddia etti.<br />
<br />
“İŞİ AKLA DAYATTIĞI İÇİN KAFAYI YEMİŞLER”</span><br />
Cübbeli Ahmet “Gökleri Allah’ın yok etmesini mümkün görmüyorlar. Kuranda ‘Allah her şeye kadirdir’ diye ayet var. İbn-i Sina, Farabi cahil değil, allame cihan, kuranı mı bilmeyecek? Akıl süzgecinden geçiriyor. İşi akla dayattığı için kafayı yemişler" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“YAPAN YOK DEMEKTİR”</span><br />
Cübbeli Ahmet "Gezegenlerdeki düzenin, uzaydaki hareketlerin binlerce yıldır şaşmayan, değişmeyen sistemin bozulmasını mümkün görmüyorlar” ifadelerini kullandıktan sonra sözlerine “Bu ne demek? Allah’ın buna gücü yetmez demek. Bunu Allah böyle ayarlamadı, kendi kendine var oldu demek. Çünkü birisi yaptığına inanırsan, yapanın bozacağına da inanırsın. Bu bozulmaz dediğin anda yapan yok demektir" diye ekledi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“KAFİR SAYDIĞI NOKTA NE?”</span><br />
"Farabi'leri, İbn-i Sina'ları, İmam Gazali'nin kafir saydığı nokta ne?” diye soran Cübbeli Ahmet“Kıdem-i Alem. Yani evveli yoksa bu alemin, sonradan yok olması da imkansızdır. Bir şeyin evveli yoksa o kendi kendine var demektir. İslam’a göre kendi kendine var olan tek şey Allah’tır" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“BAZI MÜSLÜMAN GEÇİNENLER…”</span><br />
Cübbeli Ahmet ayrıca yayınladığı "İbn-i Sina'ları Müslüman sayana şaşılır, kamil Müslüman sayana daha şaşılacak durumdadır" başlıklı videosunda "Şuanda İbn-i Sina'yı, Farabi'yi Müslüman bilenler çoğunluktur. Ancak İmam Gazali'yi bilen bu işi biliyor. Bazı Müslüman geçinenler, İlahiyat'ta görevli profesörlerin çoğuna sorsan İbn-i Sina çok Müslüman ve mübarek. Çünkü kafaları uyuyor. Akıl ve mantık ya... Süzgeçten geçiriyor ya bunlar, elekten geçerken kendileri yukarıda eleğin üstünde takılıyorlar aşağıya geçemiyorlar” dedi.<br />
<br />
<br />
 <br />
Odatv.com</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cübbeli Ahmet olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü, yayınladığı konuşmasında, İbn-i Sina ve Farabi'nin kafir olduğunu iddia etti.<br />
<br />
“İŞİ AKLA DAYATTIĞI İÇİN KAFAYI YEMİŞLER”</span><br />
Cübbeli Ahmet “Gökleri Allah’ın yok etmesini mümkün görmüyorlar. Kuranda ‘Allah her şeye kadirdir’ diye ayet var. İbn-i Sina, Farabi cahil değil, allame cihan, kuranı mı bilmeyecek? Akıl süzgecinden geçiriyor. İşi akla dayattığı için kafayı yemişler" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“YAPAN YOK DEMEKTİR”</span><br />
Cübbeli Ahmet "Gezegenlerdeki düzenin, uzaydaki hareketlerin binlerce yıldır şaşmayan, değişmeyen sistemin bozulmasını mümkün görmüyorlar” ifadelerini kullandıktan sonra sözlerine “Bu ne demek? Allah’ın buna gücü yetmez demek. Bunu Allah böyle ayarlamadı, kendi kendine var oldu demek. Çünkü birisi yaptığına inanırsan, yapanın bozacağına da inanırsın. Bu bozulmaz dediğin anda yapan yok demektir" diye ekledi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“KAFİR SAYDIĞI NOKTA NE?”</span><br />
"Farabi'leri, İbn-i Sina'ları, İmam Gazali'nin kafir saydığı nokta ne?” diye soran Cübbeli Ahmet“Kıdem-i Alem. Yani evveli yoksa bu alemin, sonradan yok olması da imkansızdır. Bir şeyin evveli yoksa o kendi kendine var demektir. İslam’a göre kendi kendine var olan tek şey Allah’tır" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“BAZI MÜSLÜMAN GEÇİNENLER…”</span><br />
Cübbeli Ahmet ayrıca yayınladığı "İbn-i Sina'ları Müslüman sayana şaşılır, kamil Müslüman sayana daha şaşılacak durumdadır" başlıklı videosunda "Şuanda İbn-i Sina'yı, Farabi'yi Müslüman bilenler çoğunluktur. Ancak İmam Gazali'yi bilen bu işi biliyor. Bazı Müslüman geçinenler, İlahiyat'ta görevli profesörlerin çoğuna sorsan İbn-i Sina çok Müslüman ve mübarek. Çünkü kafaları uyuyor. Akıl ve mantık ya... Süzgeçten geçiriyor ya bunlar, elekten geçerken kendileri yukarıda eleğin üstünde takılıyorlar aşağıya geçemiyorlar” dedi.<br />
<br />
<br />
 <br />
Odatv.com</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cemaat'le izdivaç]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-cemaat-le-izdivac.html</link>
			<pubDate>Tue, 09 Aug 2016 21:42:43 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-cemaat-le-izdivac.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Genelkurmay Emniyet Subayı Yarbay Gökhan Eski itirafında, Cemaat dışı evliliğinin ‘Abiler’in onayı olmadığı için 2010’da bittiğini, nişanlandığı kişinin de örgüt üyesi olmadığı için baskı gördüğünü açıkladı.<br />
<br />
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü darbe soruşturmasında tutuklanan itirafçı Genelkurmay Emniyet Subayı İstihbarat Yarbay Gökhan Eski, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın odasına dinleme cihazı koyduklarını itiraf etmişti. Eski, 13 Temmuz’da Tuğgeneral Mehmet Partigöç ve ‘Abiler’in kendisine, “Bu hafta kritik bir hafta” dediklerini açıklamıştı.<br />
<br />
Habertürk’ten Fevzi Çakır’ın haberine göre; Gökhan Eski’nin ifadesi şöyle:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘ÖNCEKİ ABİYLE GÖRÜŞEMEZSİN’</span><br />
<br />
Cemaat’te abi, seni devrettiğinde öncekiyle görüşmek yasaktır. Ankara’daki ismini hatırlamadığım abiden istemedikleri bir evlilik yaptığım için kopmuştum. Eşim Cemaatçi olmadığı için karşı çıktılar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
‘TELKİNDE BULUNDULAR’</span><br />
<br />
Tüm abiler evlenmemem için telkinde bulundu. Dinlemedim evlendim ve 2010’da eşimden boşandım. Fakat birisiyle nişanlandım. Cemaatçi değil diye onu da istemediler ve evliliğin olmaması için çok uğraştılar. Cemaat (FETÖ) nişanlımı bırakıp evlenmem için 30’un üzerinde kişi önerdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘10 KİŞİYLE GÖRÜŞTÜM’</span><br />
<br />
 Abilerle görüşürken evlerinde kadınlara ait vesikalık fotoğraflar oluyordu. Onları bana gösterdiler. Boydan resimler de vardı. Fotoğrafı gösterirken kadının kod adını, memleketini, boyunu, kilosunu, sigara içip içmediğini, dini hassasiyetlerini, başının açık-kapalı olup olmadığını ilave bilgi olarak veriyorlardı. Bu şekilde 10 civarında kişiyle görüşmüşlüğüm vardır. Randevuyu abi ayarlıyordu. Birlikte gidiyorduk ve görüşme Cemaat evinde oluyordu. 15 dakika civarında sürüyordu. Herkes kod adıyla konuşuyordu. Benim kod adım, ‘Salih’ti. Evlilik görüşmesinde kişiler, birbirlerinden bahsediyorlardı. Görüştüklerimin tamamında evlenmeyi ben kabul etmedim. Bir keresinde doktor olan hanım hanımcık birisini getirmişlerdi. Meslek olarak ve fiziken beğenmiştim. Çok duygusaldı ve boşanmıştı, kabul etmedim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘İLK GÖRÜŞME 15 DAKİKA’</span><br />
<br />
 Görüşme koşullarını ayrıntılı anlatmak isterim. Koşulların dinsel ve sosyolojik anlamda ne kadar garip olduğunu insanların öğrenmesini istiyorum. Görüşmeye her iki taraf abisi ve ablasıyla gelirdi. 15 dakikalık görüşme sonrası herkes başka bir odada kendi abisi ve ablasına düşüncesini söylerdi. İki taraf olumlu ise kapı açık vaziyette erkek ve kadın baş başa 1 saat kadar görüşürdü. O arada pasta-börek ikramı yapılır. Bu uzun görüşme sonrasında taraflar birbirlerine görüş bildirmez ve irtibat numarası alamazlardı. Bir hafta beklenirdi. Abi-abla tarafların görüşlerini alır; olumluysa ikinci görüşme ayarlanırdı. İki kere ikinci görüşme ayarlandı ama gitmedim. Cemaat’ten biriyle evlilik istemiyordum. Bir Cemaatçi’yle evlenirsem evliliğim özel olmaz diye düşünüyordum.<br />
<br />
Odatv.com</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Genelkurmay Emniyet Subayı Yarbay Gökhan Eski itirafında, Cemaat dışı evliliğinin ‘Abiler’in onayı olmadığı için 2010’da bittiğini, nişanlandığı kişinin de örgüt üyesi olmadığı için baskı gördüğünü açıkladı.<br />
<br />
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü darbe soruşturmasında tutuklanan itirafçı Genelkurmay Emniyet Subayı İstihbarat Yarbay Gökhan Eski, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın odasına dinleme cihazı koyduklarını itiraf etmişti. Eski, 13 Temmuz’da Tuğgeneral Mehmet Partigöç ve ‘Abiler’in kendisine, “Bu hafta kritik bir hafta” dediklerini açıklamıştı.<br />
<br />
Habertürk’ten Fevzi Çakır’ın haberine göre; Gökhan Eski’nin ifadesi şöyle:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘ÖNCEKİ ABİYLE GÖRÜŞEMEZSİN’</span><br />
<br />
Cemaat’te abi, seni devrettiğinde öncekiyle görüşmek yasaktır. Ankara’daki ismini hatırlamadığım abiden istemedikleri bir evlilik yaptığım için kopmuştum. Eşim Cemaatçi olmadığı için karşı çıktılar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
‘TELKİNDE BULUNDULAR’</span><br />
<br />
Tüm abiler evlenmemem için telkinde bulundu. Dinlemedim evlendim ve 2010’da eşimden boşandım. Fakat birisiyle nişanlandım. Cemaatçi değil diye onu da istemediler ve evliliğin olmaması için çok uğraştılar. Cemaat (FETÖ) nişanlımı bırakıp evlenmem için 30’un üzerinde kişi önerdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘10 KİŞİYLE GÖRÜŞTÜM’</span><br />
<br />
 Abilerle görüşürken evlerinde kadınlara ait vesikalık fotoğraflar oluyordu. Onları bana gösterdiler. Boydan resimler de vardı. Fotoğrafı gösterirken kadının kod adını, memleketini, boyunu, kilosunu, sigara içip içmediğini, dini hassasiyetlerini, başının açık-kapalı olup olmadığını ilave bilgi olarak veriyorlardı. Bu şekilde 10 civarında kişiyle görüşmüşlüğüm vardır. Randevuyu abi ayarlıyordu. Birlikte gidiyorduk ve görüşme Cemaat evinde oluyordu. 15 dakika civarında sürüyordu. Herkes kod adıyla konuşuyordu. Benim kod adım, ‘Salih’ti. Evlilik görüşmesinde kişiler, birbirlerinden bahsediyorlardı. Görüştüklerimin tamamında evlenmeyi ben kabul etmedim. Bir keresinde doktor olan hanım hanımcık birisini getirmişlerdi. Meslek olarak ve fiziken beğenmiştim. Çok duygusaldı ve boşanmıştı, kabul etmedim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘İLK GÖRÜŞME 15 DAKİKA’</span><br />
<br />
 Görüşme koşullarını ayrıntılı anlatmak isterim. Koşulların dinsel ve sosyolojik anlamda ne kadar garip olduğunu insanların öğrenmesini istiyorum. Görüşmeye her iki taraf abisi ve ablasıyla gelirdi. 15 dakikalık görüşme sonrası herkes başka bir odada kendi abisi ve ablasına düşüncesini söylerdi. İki taraf olumlu ise kapı açık vaziyette erkek ve kadın baş başa 1 saat kadar görüşürdü. O arada pasta-börek ikramı yapılır. Bu uzun görüşme sonrasında taraflar birbirlerine görüş bildirmez ve irtibat numarası alamazlardı. Bir hafta beklenirdi. Abi-abla tarafların görüşlerini alır; olumluysa ikinci görüşme ayarlanırdı. İki kere ikinci görüşme ayarlandı ama gitmedim. Cemaat’ten biriyle evlilik istemiyordum. Bir Cemaatçi’yle evlenirsem evliliğim özel olmaz diye düşünüyordum.<br />
<br />
Odatv.com</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[CÜBBELİ AHMET HOCA'NIN İKİ YÜZÜ..!]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-cubbeli-ahmet-hoca-nin-iki-yuzu.html</link>
			<pubDate>Sat, 30 Jul 2016 16:52:35 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-cubbeli-ahmet-hoca-nin-iki-yuzu.html</guid>
			<description><![CDATA[<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/UmW3qykoyQo" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/UmW3qykoyQo" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Okulda hayvanlarla ve ölülerle cinsel ilişkiye "olur" diyen kitap]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-okulda-hayvanlarla-ve-olulerle-cinsel-iliskiye-olur-diyen-kitap.html</link>
			<pubDate>Fri, 24 Jun 2016 13:11:21 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-okulda-hayvanlarla-ve-olulerle-cinsel-iliskiye-olur-diyen-kitap.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bursa Cavit Çağlar Ortaokulu Müdürü Nurettin Köksal, “Yazarı tanıyorum” diyerek,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “ölü ve hayvanla cinsel ilişkiye girilebileceği, kazasını kıldığında sorun olmayacağı”</span> ifadelerinin yer aldığı kitabı okulda dağıttırdı.<br />
<br />
BirGün gazetesinden Burcu Cansu’nun haberine göre; Bursa’nın Nilüfer ilçesindeki Cavit Çağlar Ortaokulu’nda Okul Müdürü Nurettin Köksal’ın talimatıyla Seyda Muhammed Konyevi’ye ait “Ramazan Risalesi ve Üç Aylar” kitabı dağıtıldı.<br />
<br />
Kitap içeriğinde, “Herhangi bir hayvan ile cinsel ilişkide bulunarak ya da istimna ile menisi akan kimsenin orucu bozulur, yalnız kaza gerekir” benzeri pek çok garip ifade yer alıyor.<br />
<br />
Kitabın içerdiğindeki dini ifadelerin çocuklar için uygun olmadığını belirten öğretmenlerin tepkisi üzerinde kitap birkaç saat içerisinde geri toplandı. Nöbetçi öğrenciler tarafından ders içerisinde 7’nci ve 8’inci sınıf öğrencilerine dağıtılan kitapların içeriğini bilmeyen görevli öğretmenlerin, dağıtıma itiraz ettikleri bildirildi. Öğretmenlerin kitabı inceledikten ve çocuklar için “uygunsuz” pek çok ifadeyi gördükten sonra okul müdürü ile tartıştıkları, tartışmaların ardından kitabın birkaç saat içerisinde geri toplandığı öğrenildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÖĞRETMENLERİN İTİRAZIYLA KİTAP TOPLANIYOR</span><br />
<br />
<br />
<img src="http://odatv.com/images/resimler/skandal-ifadelerin-oldugu-kitabi-yazarini-taniyorum-diye-dagittirdi-152822-1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: skandal-ifadelerin-oldugu-kitabi-yazarin...2822-1.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
odatv.com</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bursa Cavit Çağlar Ortaokulu Müdürü Nurettin Köksal, “Yazarı tanıyorum” diyerek,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “ölü ve hayvanla cinsel ilişkiye girilebileceği, kazasını kıldığında sorun olmayacağı”</span> ifadelerinin yer aldığı kitabı okulda dağıttırdı.<br />
<br />
BirGün gazetesinden Burcu Cansu’nun haberine göre; Bursa’nın Nilüfer ilçesindeki Cavit Çağlar Ortaokulu’nda Okul Müdürü Nurettin Köksal’ın talimatıyla Seyda Muhammed Konyevi’ye ait “Ramazan Risalesi ve Üç Aylar” kitabı dağıtıldı.<br />
<br />
Kitap içeriğinde, “Herhangi bir hayvan ile cinsel ilişkide bulunarak ya da istimna ile menisi akan kimsenin orucu bozulur, yalnız kaza gerekir” benzeri pek çok garip ifade yer alıyor.<br />
<br />
Kitabın içerdiğindeki dini ifadelerin çocuklar için uygun olmadığını belirten öğretmenlerin tepkisi üzerinde kitap birkaç saat içerisinde geri toplandı. Nöbetçi öğrenciler tarafından ders içerisinde 7’nci ve 8’inci sınıf öğrencilerine dağıtılan kitapların içeriğini bilmeyen görevli öğretmenlerin, dağıtıma itiraz ettikleri bildirildi. Öğretmenlerin kitabı inceledikten ve çocuklar için “uygunsuz” pek çok ifadeyi gördükten sonra okul müdürü ile tartıştıkları, tartışmaların ardından kitabın birkaç saat içerisinde geri toplandığı öğrenildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÖĞRETMENLERİN İTİRAZIYLA KİTAP TOPLANIYOR</span><br />
<br />
<br />
<img src="http://odatv.com/images/resimler/skandal-ifadelerin-oldugu-kitabi-yazarini-taniyorum-diye-dagittirdi-152822-1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: skandal-ifadelerin-oldugu-kitabi-yazarin...2822-1.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
odatv.com</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Vefat eden Yaşar Nuri Öztürk için çirkin karikatür]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-vefat-eden-yasar-nuri-ozturk-icin-cirkin-karikatur.html</link>
			<pubDate>Thu, 23 Jun 2016 16:35:14 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-vefat-eden-yasar-nuri-ozturk-icin-cirkin-karikatur.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hayatını kaybeden ilahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün ardından, ‘Misvak’ adlı mizah dergisinde yayınlanan karikatür büyük tepki çekti. Karikatürde Prof. Öztürk, cehennemde gösterilirken, derginin resmi Twitter hesabından paylaşılan karikatür, gelen tepkiler üzerine silindi.<br />
<br />
Özellikle sosyal medya kullanıcılarının büyük tepki gösterdiği karikatürde Prof. Öztürk, cehennemde olarak resmediliyor ve zebanilerin sorularına cevap veremediği görülüyor.<br />
<br />
İşte tepki çeken o karikatür:<br />
<br />
<img src="http://i.hurimg.com/i/hurriyet/90/770x0/576bb19618c7732e489252a9" loading="lazy"  alt="[Resim: 576bb19618c7732e489252a9]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Vefat eden Yaşar Nuri Öztürk için çirkin karikatür<br />
<br />
Misvak Dergisi daha önce de Berkin Elvan’ı elinde taş ve sapanla gösteren karikatür nedeniyle tepkilerin hedefi olmuştu.<br />
<br />
<a href="http://www.anahaber.gen.tr/vefat-eden-yasar-nuri-ozturk-icin-cirkin-karikatur" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.anahaber.gen.tr/vefat-eden-ya...-karikatur</a></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hayatını kaybeden ilahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün ardından, ‘Misvak’ adlı mizah dergisinde yayınlanan karikatür büyük tepki çekti. Karikatürde Prof. Öztürk, cehennemde gösterilirken, derginin resmi Twitter hesabından paylaşılan karikatür, gelen tepkiler üzerine silindi.<br />
<br />
Özellikle sosyal medya kullanıcılarının büyük tepki gösterdiği karikatürde Prof. Öztürk, cehennemde olarak resmediliyor ve zebanilerin sorularına cevap veremediği görülüyor.<br />
<br />
İşte tepki çeken o karikatür:<br />
<br />
<img src="http://i.hurimg.com/i/hurriyet/90/770x0/576bb19618c7732e489252a9" loading="lazy"  alt="[Resim: 576bb19618c7732e489252a9]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Vefat eden Yaşar Nuri Öztürk için çirkin karikatür<br />
<br />
Misvak Dergisi daha önce de Berkin Elvan’ı elinde taş ve sapanla gösteren karikatür nedeniyle tepkilerin hedefi olmuştu.<br />
<br />
<a href="http://www.anahaber.gen.tr/vefat-eden-yasar-nuri-ozturk-icin-cirkin-karikatur" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.anahaber.gen.tr/vefat-eden-ya...-karikatur</a></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şok Cümleler: Çocuk Tacizi ''Hz Muhammed'in cemaatinde de vardı'']]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-sok-cumleler-cocuk-tacizi-hz-muhammed-in-cemaatinde-de-vardi.html</link>
			<pubDate>Thu, 31 Mar 2016 00:56:04 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-sok-cumleler-cocuk-tacizi-hz-muhammed-in-cemaatinde-de-vardi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malatya'da kendilerine konferans salonu verilmediği için AKP ile arası açılan Furkan Vakfı'nın lideri Alparslan Kuytul, ENSAR vakfının suçlanamayacağını belirterek bu tür olayların HZ. Muhammed'in cemaatinde de olduğunu iddia etti.</span><br />
<br />
Malatya'da kendilerine konferans salonu verilmediği için AKP ile arası açılan Furkan Vakfı'nın lideri Alparslan Kuytul, Ensar Vakfı'ndaki tecavüz skandalı için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Her cemaatte vardır. Hz Muhammed'in cemaatinde de vardı" </span>dedi. Kuytul, "Devlette bu kadar terbiyesiz varsa cemaat de vakıf da devletin küçüğüdür yani bir cemaatte bir vakıfta bir tane iki tane terbiyesiz çıkar. Devlette bu kadar terbiyesiz varsa cemaatte de bir iki tane olur... Yapmış olabilir bundan dolayı bir camiaya laf söylenemez yani. Ona bakarsanız Peygamberimizin cemaatinde de vardı bazı kimseler. Herkes Ebubekir Ömer miydi yani?" dedi.<br />
<br />
ogretmenlersitesi.com</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malatya'da kendilerine konferans salonu verilmediği için AKP ile arası açılan Furkan Vakfı'nın lideri Alparslan Kuytul, ENSAR vakfının suçlanamayacağını belirterek bu tür olayların HZ. Muhammed'in cemaatinde de olduğunu iddia etti.</span><br />
<br />
Malatya'da kendilerine konferans salonu verilmediği için AKP ile arası açılan Furkan Vakfı'nın lideri Alparslan Kuytul, Ensar Vakfı'ndaki tecavüz skandalı için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Her cemaatte vardır. Hz Muhammed'in cemaatinde de vardı" </span>dedi. Kuytul, "Devlette bu kadar terbiyesiz varsa cemaat de vakıf da devletin küçüğüdür yani bir cemaatte bir vakıfta bir tane iki tane terbiyesiz çıkar. Devlette bu kadar terbiyesiz varsa cemaatte de bir iki tane olur... Yapmış olabilir bundan dolayı bir camiaya laf söylenemez yani. Ona bakarsanız Peygamberimizin cemaatinde de vardı bazı kimseler. Herkes Ebubekir Ömer miydi yani?" dedi.<br />
<br />
ogretmenlersitesi.com</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Diyanet’in ‘müzik fetvası’nda ‘cinsel arzuyu körüklememe’ şartı]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-diyanet%E2%80%99in-%E2%80%98muzik-fetvasi%E2%80%99nda-%E2%80%98cinsel-arzuyu-koruklememe%E2%80%99-sarti.html</link>
			<pubDate>Mon, 15 Feb 2016 22:52:23 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-diyanet%E2%80%99in-%E2%80%98muzik-fetvasi%E2%80%99nda-%E2%80%98cinsel-arzuyu-koruklememe%E2%80%99-sarti.html</guid>
			<description><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı, bu kez de “müzik fetvası” verdi. Fetvada, “Müziğin mutlak haram olmadığı” belirtilerek, “Ancak cinsel arzuları tahrik eden şarkıları söylemek ve onları dinlemek günahtır” denildi.<br />
<br />
2016 Takvimi’ne aldığı fetvalarla tartışmalar yaratan Diyanet İşleri Başkanlığı, “Müziğin dindeki yeri nedir? Hangi müzik çeşidi helaldir?” sorusunu yanıtladı.<br />
Diyanet, “Cinsel arzuyu körüklememek şartıyla” müziğe vize verirken, ‘müzik fetvası’nda şu ifadelere yer verildi:<br />
<br />
“Haramların işlenmesine sebep olmayan müzik türlerini dinlemekte dinen bir sakınca yoktur. Ancak cinsel arzuları tahrik eden ifade ve tasvirleri içeren, haramları güzel gösteren müzikleri yapmak ve dinlemek ise günahtır.”<br />
<br />
<br />
imctv.com.tr/diyanetin-muzik-fetvasinda-cinsel-arzuyu-koruklememe-sarti/]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı, bu kez de “müzik fetvası” verdi. Fetvada, “Müziğin mutlak haram olmadığı” belirtilerek, “Ancak cinsel arzuları tahrik eden şarkıları söylemek ve onları dinlemek günahtır” denildi.<br />
<br />
2016 Takvimi’ne aldığı fetvalarla tartışmalar yaratan Diyanet İşleri Başkanlığı, “Müziğin dindeki yeri nedir? Hangi müzik çeşidi helaldir?” sorusunu yanıtladı.<br />
Diyanet, “Cinsel arzuyu körüklememek şartıyla” müziğe vize verirken, ‘müzik fetvası’nda şu ifadelere yer verildi:<br />
<br />
“Haramların işlenmesine sebep olmayan müzik türlerini dinlemekte dinen bir sakınca yoktur. Ancak cinsel arzuları tahrik eden ifade ve tasvirleri içeren, haramları güzel gösteren müzikleri yapmak ve dinlemek ise günahtır.”<br />
<br />
<br />
imctv.com.tr/diyanetin-muzik-fetvasinda-cinsel-arzuyu-koruklememe-sarti/]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Diyanet'ten fetva: Babanın öz kızına şehvet duyması haram değil!]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-diyanet-ten-fetva-babanin-oz-kizina-sehvet-duymasi-haram-degil.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2016 16:43:49 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-diyanet-ten-fetva-babanin-oz-kizina-sehvet-duymasi-haram-degil.html</guid>
			<description><![CDATA[Din İşleri Yüksek Kurulu Dini bilgilendirme Platformu’nun inanç, ibadet, ahlak ve sosyal hayat ile ilgili güncel fetva ve kararları sitesine yöneltilen bir soruya verilen cevap hayret verecek nitelikte. Fetva hattının internet sitesine yöneltilen bir soru, Türkiye’de ahlaki yozlaşmanın hangi boyutta olduğunu gözler önüne seriyor. Fetva hattına gönderilen metinde, “Bir babanın öz kızına duyduğu şehvet, karısıyla olan nikâhını düşür mü?” diye soruldu. Diyanetin Fetva birimi, bu soruyu cevapsız bırakmak ya da soranla ilgili suç duyurusunda bulunmak yerine, soruyu dini açıdan yanıtlamayı uygun buldu.<br />
Soru, İslam kaynaklarının farklı görüşlerine göre yanıtlanırken, “Babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur” ve “Babanın kızını kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duyması, bu tür bir haramlık oluşturmaz. Ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir” gibi ifadeler kullanıldı.<br />
<br />
Akıl almaz ifadeler<br />
İşte o, “Bir babanın öz kızına duyduğu şehvet, karısıyla olan nikâhını düşür mü?” sorusuna verilen kapsamlı cevap:<br />
<br />
“Babanın kendi öz kızını öperken şehvet duyması durumunda nikâhın ne olacağı konusunda görüş ayrılığı vardır. Bazı mezheplere göre, babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur (bkz. İbn Rüşd, Bidayetü’l-Mücdehid, Mısır 1975, II, 33; İbn Kudame, el-Muğni, VII, 486; İbn Cüzey, el- Kavaninü’l Fıkhiyye, 138). Hanefilere göre ise; babanın, kızını şehvetle öpmesi, kızına şehvetle sarılması durumunda kızın annesi bu babaya haram olur. Ancak bu tür sonuç doğuracak tutmanın, teni tenine değerek olması ya da altının sıcaklığını iletecek kadar ince bir örtüden olması gerekir. Kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duymak, bu tür bir haramlık oluşturmaz. Ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir. Şehvet duymanın işareti, erkeğin organında bir uyanma, uyanıksa uyanışının artması, kadının da kalbinin heyecanla çarpmasıdır.”<br />
<br />
Diyanet, BirGün'ün haberi üzerine web sitesinin fişini çekti!<br />
BirGün'ün skandal fetvayı ortaya çıkarmasının ardından sosyal medyada Diyanet İşleri Başkanlığı'na büyük tepki oluştu.<br />
Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı fetva hattının internet sitesine yöneltilen 'baba kızına şehvet duyarsa' sorusuna verilen skandal yanıt, BirGün'ün konuyu haberleştirmesi üzerine internet sitesinden kaldırıldı. Diyanet bununla da yetinmedi, kısa bir süre sonra sitenin 'fişini' çekti.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2016/01/9.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 9.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Diyanet'ten fetva: Babanın öz kızına şehvet duyması haram değil! - BirGun.net]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Din İşleri Yüksek Kurulu Dini bilgilendirme Platformu’nun inanç, ibadet, ahlak ve sosyal hayat ile ilgili güncel fetva ve kararları sitesine yöneltilen bir soruya verilen cevap hayret verecek nitelikte. Fetva hattının internet sitesine yöneltilen bir soru, Türkiye’de ahlaki yozlaşmanın hangi boyutta olduğunu gözler önüne seriyor. Fetva hattına gönderilen metinde, “Bir babanın öz kızına duyduğu şehvet, karısıyla olan nikâhını düşür mü?” diye soruldu. Diyanetin Fetva birimi, bu soruyu cevapsız bırakmak ya da soranla ilgili suç duyurusunda bulunmak yerine, soruyu dini açıdan yanıtlamayı uygun buldu.<br />
Soru, İslam kaynaklarının farklı görüşlerine göre yanıtlanırken, “Babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur” ve “Babanın kızını kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duyması, bu tür bir haramlık oluşturmaz. Ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir” gibi ifadeler kullanıldı.<br />
<br />
Akıl almaz ifadeler<br />
İşte o, “Bir babanın öz kızına duyduğu şehvet, karısıyla olan nikâhını düşür mü?” sorusuna verilen kapsamlı cevap:<br />
<br />
“Babanın kendi öz kızını öperken şehvet duyması durumunda nikâhın ne olacağı konusunda görüş ayrılığı vardır. Bazı mezheplere göre, babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur (bkz. İbn Rüşd, Bidayetü’l-Mücdehid, Mısır 1975, II, 33; İbn Kudame, el-Muğni, VII, 486; İbn Cüzey, el- Kavaninü’l Fıkhiyye, 138). Hanefilere göre ise; babanın, kızını şehvetle öpmesi, kızına şehvetle sarılması durumunda kızın annesi bu babaya haram olur. Ancak bu tür sonuç doğuracak tutmanın, teni tenine değerek olması ya da altının sıcaklığını iletecek kadar ince bir örtüden olması gerekir. Kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duymak, bu tür bir haramlık oluşturmaz. Ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir. Şehvet duymanın işareti, erkeğin organında bir uyanma, uyanıksa uyanışının artması, kadının da kalbinin heyecanla çarpmasıdır.”<br />
<br />
Diyanet, BirGün'ün haberi üzerine web sitesinin fişini çekti!<br />
BirGün'ün skandal fetvayı ortaya çıkarmasının ardından sosyal medyada Diyanet İşleri Başkanlığı'na büyük tepki oluştu.<br />
Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı fetva hattının internet sitesine yöneltilen 'baba kızına şehvet duyarsa' sorusuna verilen skandal yanıt, BirGün'ün konuyu haberleştirmesi üzerine internet sitesinden kaldırıldı. Diyanet bununla da yetinmedi, kısa bir süre sonra sitenin 'fişini' çekti.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2016/01/9.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 9.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Diyanet'ten fetva: Babanın öz kızına şehvet duyması haram değil! - BirGun.net]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kerbela Aşk'a Bela Hz. Hüseyin Sinan Yağmur]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-kerbela-ask-a-bela-hz-huseyin-sinan-yagmur.html</link>
			<pubDate>Sat, 02 Jan 2016 22:43:17 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-kerbela-ask-a-bela-hz-huseyin-sinan-yagmur.html</guid>
			<description><![CDATA[Dini romanları ile tanınan Sinan Yağmur yine İslamiyet tarihinde çok önemli bir yer edinen Kerbela olayını yeni kitabından ele alıyor ve farklı bakış açısı ve detayları ile yine güzel bir kitap ortaya çıkartıyor.<br />
<br />
Aşkın Gözyaşları serisi ile farklı bir okuyucu kitlesi edinen Sinan Yağmur İslamiyet tarihinin en önemli kişileri hakkındaki eserleri ile de İslamiyet tarihine ışık tutuyor.<br />
<br />
Kerbala Aşk'a Bela Hz. Hüseyin kitabında da Kerbela tuzağa düşürülerek öldürülen son halife Hz. Ali'nin hayatını ve Kerbala olayını detayları ile anlatan yazar size yine mükemmel bir tarihi eser sunuyor.<br />
<br />
Kerbela ve Hz. Ali'nin yaşantısına dair bilinmeyen detayları ve ilginç bilgileri bulunduran kitap bir çok tartışmayı da beraberinde getirecek gibi görünüyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arka kapak bilgisi</span><br />
<br />
Kim bir bardak soğuk su içerse beni hatırlasın.<br />
Hz. Hüseyin<br />
<br />
Kerbela, yeniden var olmak için atılmış ölümüne bir adımdır, ölümüne bin adımdır. Âşık olmanın adıdır ölüme en Yüce'nin hatırına. En Yüce'nin hatırına ölümle kıyılmış nikâhtır bu,<br />
Hüseyni bir nikâh.<br />
<br />
"Kerbela, bir feryattır. İkiyüzlülüğe, kaypaklığa ve arkadan vurma alçaklığına karşı bir feryat... Yüzüstü debelenen bir feryat değil, izzetle yükselen bir feryat…"<br />
<br />
Bizim imanımızın kısır kalmasının en asli sebebi, İslam'ı, Hz. Muhammed'i, Ali'nin yolunu ve Hüseyin'in direnişini tanımamamızdır. Onlara karşı bir "aşkımız" var ama "şuurumuz" yok. "Muhabbet" var ama "marifet" yok.<br />
<br />
Kerbela, yetmiş iki yiğidin ağlamasıdır. Sanmayın ağlayışları ölüm içindi. Kerbela, yetmiş iki yiğidin feryadıdır kulaklarda çınlayan. Sanmayın korkudur feryadın sebebi, feryat hak uğrunda ölmenin gür sesidir, inanan kalplerde. Feryat, mazluma umut, zalime korku salmanın çığlığıdır sindirilmiş duygularda.<br />
<br />
Hüseyin'in kesip koparılan bir kolu çakallar yesin diye Irak çöllerine atılmıştır. Başsız bedeni Fırat nehrinin suları altındadır. Bir gözü çıkarılmış kafası Suriye Şam'da bilinmedik bir yere gömülmüştür. Peki ya Hüseyin'in ruhu nerededir?<br />
Nerededir Hüseyin?<br />
<br />
Gecenin gelinciği kan içinde. Geleceğin umudu bir çığlığa hapsedilmiş. Sıyrıl ey sırrın sesi! Ses ver sessizliğimize.<br />
Neredesin ey Hüseyin?<br />
<br />
<a href="http://kitap.yazarokur.com" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://kitap.yazarokur.com</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dini romanları ile tanınan Sinan Yağmur yine İslamiyet tarihinde çok önemli bir yer edinen Kerbela olayını yeni kitabından ele alıyor ve farklı bakış açısı ve detayları ile yine güzel bir kitap ortaya çıkartıyor.<br />
<br />
Aşkın Gözyaşları serisi ile farklı bir okuyucu kitlesi edinen Sinan Yağmur İslamiyet tarihinin en önemli kişileri hakkındaki eserleri ile de İslamiyet tarihine ışık tutuyor.<br />
<br />
Kerbala Aşk'a Bela Hz. Hüseyin kitabında da Kerbela tuzağa düşürülerek öldürülen son halife Hz. Ali'nin hayatını ve Kerbala olayını detayları ile anlatan yazar size yine mükemmel bir tarihi eser sunuyor.<br />
<br />
Kerbela ve Hz. Ali'nin yaşantısına dair bilinmeyen detayları ve ilginç bilgileri bulunduran kitap bir çok tartışmayı da beraberinde getirecek gibi görünüyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arka kapak bilgisi</span><br />
<br />
Kim bir bardak soğuk su içerse beni hatırlasın.<br />
Hz. Hüseyin<br />
<br />
Kerbela, yeniden var olmak için atılmış ölümüne bir adımdır, ölümüne bin adımdır. Âşık olmanın adıdır ölüme en Yüce'nin hatırına. En Yüce'nin hatırına ölümle kıyılmış nikâhtır bu,<br />
Hüseyni bir nikâh.<br />
<br />
"Kerbela, bir feryattır. İkiyüzlülüğe, kaypaklığa ve arkadan vurma alçaklığına karşı bir feryat... Yüzüstü debelenen bir feryat değil, izzetle yükselen bir feryat…"<br />
<br />
Bizim imanımızın kısır kalmasının en asli sebebi, İslam'ı, Hz. Muhammed'i, Ali'nin yolunu ve Hüseyin'in direnişini tanımamamızdır. Onlara karşı bir "aşkımız" var ama "şuurumuz" yok. "Muhabbet" var ama "marifet" yok.<br />
<br />
Kerbela, yetmiş iki yiğidin ağlamasıdır. Sanmayın ağlayışları ölüm içindi. Kerbela, yetmiş iki yiğidin feryadıdır kulaklarda çınlayan. Sanmayın korkudur feryadın sebebi, feryat hak uğrunda ölmenin gür sesidir, inanan kalplerde. Feryat, mazluma umut, zalime korku salmanın çığlığıdır sindirilmiş duygularda.<br />
<br />
Hüseyin'in kesip koparılan bir kolu çakallar yesin diye Irak çöllerine atılmıştır. Başsız bedeni Fırat nehrinin suları altındadır. Bir gözü çıkarılmış kafası Suriye Şam'da bilinmedik bir yere gömülmüştür. Peki ya Hüseyin'in ruhu nerededir?<br />
Nerededir Hüseyin?<br />
<br />
Gecenin gelinciği kan içinde. Geleceğin umudu bir çığlığa hapsedilmiş. Sıyrıl ey sırrın sesi! Ses ver sessizliğimize.<br />
Neredesin ey Hüseyin?<br />
<br />
<a href="http://kitap.yazarokur.com" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://kitap.yazarokur.com</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[7 yaşındaki kızı erkek hoca okutamaz]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-7-yasindaki-kizi-erkek-hoca-okutamaz.html</link>
			<pubDate>Tue, 20 Oct 2015 23:27:50 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-7-yasindaki-kizi-erkek-hoca-okutamaz.html</guid>
			<description><![CDATA[Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, kız-erkek karma eğitimi hedef larak daha da ileri gidip “Bir kız çocuğunu 7 yaşından sonra erkek hoca okutamaz ki” dedi.<br />
Ünlü, Vahdet gazetesindeki yazısında, “Kız-erkek çocuklara Kur’an öğretmek dine yardımdır” dedikten sonra tepki çeken açıklamalarda bulundu.<br />
“Tabi ki kız-erkek karışık okulları kastetmiyorum. Medrese üzerine okutulanları kastediyorum” diyen Ünlü, “Şeriata uygun hizmet edenler. Onlar Allah’ın dinine nusret olur, yardımı olur. Öbürleri hezimet olur. Kız-erkek karışık buluğa ermiş vaziyette okuyorlar” diye yazdı.<br />
<br />
“KÜÇÜK DE OLSA KIZDIR”<br />
“Bir kız çocuğunu 7 yaşından sonra erkek hoca okutamaz ki” diyen Ünlü şöyle devam etti:<br />
“Fıkıhta fetvası yok. 104 kitapta yeri yok yani. 7 yaşındaki çocuğu nasıl erkeğe teslim ediyorsun. Kadın hoca mı yok?! Babası kızını, karısını okutsun. Onlar da onu okutsun.Kızları kızlar okutur yani. Ben 7 yaşına kadar bile erkeğin okutmasına taraftar değilim. Kadın okutsun yahu. Küçük de olsa kızdır. Kız, kadınla muhatap olur. Alışmasın erkeklerle muhataplığa. Küçükten alışıyor. İslam’ı muhafaza edeceğiz yani.”<br />
<br />
“KIZLARIN ETEKLERİ DİZDEN YUKARI”<br />
Ünlü, “Sokaklar dolmuş, taşmış kız, erkek karışık, karman çorman. Kızların etekleri dizden yukarı” dedi.<br />
“O erkekler yeni ergenliğe girmiş. O ona bakacak, o ona bakacak” diyen Ünlü, “Allah’ın dini bu mudur?! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in yolu bu mudur?! Hicretler bunun için mi yapıldı?! Çanakkale’de 300 bine yakın insan bunun için mi can verdi?! Kur’an için, din için, vatan için ama bu vatanda İslam yaşansın diye canlarını verdiler. Şu anda geldiğimiz durum çorba yani. Hiç Kur’an ile sünnet ile alakası yok hiç” ifadelerini kullandı.<br />
<br />
LEVENT KIRCA’YI HEDEF ALDI<br />
Kısa süre önce hayatını kaybeden ünlü sanatçı Levent Kırca’yı da hedef alarak “Adam ‘Cenaze namazımı kılmayın. Bana dua etmeyin’ diyor. Memlekette böyle adamlar yetişmişler. Yol bulmuşlar, yön bulmuşlar. Diziler yapmışlar, filmlerde oynamışlar. Milletin gözüne de, gönlüne de girmişler” diye yazdı.<br />
<br />
Odatv.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, kız-erkek karma eğitimi hedef larak daha da ileri gidip “Bir kız çocuğunu 7 yaşından sonra erkek hoca okutamaz ki” dedi.<br />
Ünlü, Vahdet gazetesindeki yazısında, “Kız-erkek çocuklara Kur’an öğretmek dine yardımdır” dedikten sonra tepki çeken açıklamalarda bulundu.<br />
“Tabi ki kız-erkek karışık okulları kastetmiyorum. Medrese üzerine okutulanları kastediyorum” diyen Ünlü, “Şeriata uygun hizmet edenler. Onlar Allah’ın dinine nusret olur, yardımı olur. Öbürleri hezimet olur. Kız-erkek karışık buluğa ermiş vaziyette okuyorlar” diye yazdı.<br />
<br />
“KÜÇÜK DE OLSA KIZDIR”<br />
“Bir kız çocuğunu 7 yaşından sonra erkek hoca okutamaz ki” diyen Ünlü şöyle devam etti:<br />
“Fıkıhta fetvası yok. 104 kitapta yeri yok yani. 7 yaşındaki çocuğu nasıl erkeğe teslim ediyorsun. Kadın hoca mı yok?! Babası kızını, karısını okutsun. Onlar da onu okutsun.Kızları kızlar okutur yani. Ben 7 yaşına kadar bile erkeğin okutmasına taraftar değilim. Kadın okutsun yahu. Küçük de olsa kızdır. Kız, kadınla muhatap olur. Alışmasın erkeklerle muhataplığa. Küçükten alışıyor. İslam’ı muhafaza edeceğiz yani.”<br />
<br />
“KIZLARIN ETEKLERİ DİZDEN YUKARI”<br />
Ünlü, “Sokaklar dolmuş, taşmış kız, erkek karışık, karman çorman. Kızların etekleri dizden yukarı” dedi.<br />
“O erkekler yeni ergenliğe girmiş. O ona bakacak, o ona bakacak” diyen Ünlü, “Allah’ın dini bu mudur?! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in yolu bu mudur?! Hicretler bunun için mi yapıldı?! Çanakkale’de 300 bine yakın insan bunun için mi can verdi?! Kur’an için, din için, vatan için ama bu vatanda İslam yaşansın diye canlarını verdiler. Şu anda geldiğimiz durum çorba yani. Hiç Kur’an ile sünnet ile alakası yok hiç” ifadelerini kullandı.<br />
<br />
LEVENT KIRCA’YI HEDEF ALDI<br />
Kısa süre önce hayatını kaybeden ünlü sanatçı Levent Kırca’yı da hedef alarak “Adam ‘Cenaze namazımı kılmayın. Bana dua etmeyin’ diyor. Memlekette böyle adamlar yetişmişler. Yol bulmuşlar, yön bulmuşlar. Diziler yapmışlar, filmlerde oynamışlar. Milletin gözüne de, gönlüne de girmişler” diye yazdı.<br />
<br />
Odatv.com]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>