<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Alevi Forum - Mustafa Kemal Atatürk]]></title>
		<link>https://www.aleviforum.net/</link>
		<description><![CDATA[Alevi Forum - https://www.aleviforum.net]]></description>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 21:44:15 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[1881 yılında doğdu, Hep BİZİMLE!]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-1881-yilinda-dogdu-hep-bizimle.html</link>
			<pubDate>Thu, 09 Nov 2023 22:56:49 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=1">Admin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-1881-yilinda-dogdu-hep-bizimle.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sonsuzluğa uğurlanışının seksen beşinci yıl dönümünde bugün yurdumuzda ve tüm dünyada saygıyla ve özlemle anıyoruz.</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font">Saat 09.05’ te yaşam adeta duracak milyonlar tek yürek olarak manevi huzurunda saygıyla eğilecektir.</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font">Ulu Önder’e gösterilen saygı simgesel değildir.  Seksen beş yıldır bedenen aramızda olmasada halkının özgür vicdanında, düşüncesinde ve yüreğindedir. Çünkü başardıklarıyla geçmişimizi kurtarmış, eserleriyle fikirleriyle de bugünümüze ve geleceğimize yön verendir.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font"><img src="https://www.aleviforum.net/attachment.php?aid=10" loading="lazy"  alt="[Resim: attachment.php?aid=10]" class="mycode_img img-responsive" /></span></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font">Ulu Önderin bir komutan olarak tam bağımsız çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuştur. Lider olarak ise milletinin ve tüm dünya insanlarının takdirini kazanmıştır. Akıl ve bilimden güç alarak gerçekleştirdikleri ile öylesine izler bırakmıştır ki, silmeye kimsenin gücü yetmemektedir, yetmeyecektir.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font">Bizler de Ulu Önder’in ilkelerine bağlı kalarak ve anlayarak, hayatın her anında alanında uygulayacağız. Geleceğimiz olan çocuklarımıza da her fırsatta milleti için yaptıklarını, fikirlerini, ilkelerini, devrimlerini anlatarak, öğreterek yaktığı uygarlık meşalesini sonsuza kadar taşımalarını sağlayacağız. Çok çalışarak, başardıklarımızla övünüp geleceğe güvenle bakıp umutla, heyecanla gösterdiği hedeflere yürüyeceğiz.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font"><div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/7soNOmu17O4" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font">Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu varlığımızı borçlu olduğumuz Ulu Önderimiz <a href="https://zohreana.com/10-kasim-saat-9u-5-geciyor-ozlemimiz-sonsuz/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><span style="color: #dd911f;" class="mycode_color">Gazi Mustafa Kemal Atatürk</span></a>‘ü sonsuzluğa uğurlayışımızın seksen beşinci yıl dönümünde kendisine duyduğumuz sonsuz özlemimizle; sevgi, saygı, minnet ve şükranla anıyoruz.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font">Ruhu şad olsun.</span></span></span><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<div style="padding:4px 0px;"><span class="inline-block vmiddle"><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://www.aleviforum.net/images/attachtypes/image.gif" title="JPG Image" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon --></span>
<a  class="vmiddle inline-block" href="attachment.php?aid=10" target="_blank">10-kasım-2023-tasarımı-pir-zöhre-ana.jpg</a> <span class="smalltext float_right">Dosya Boyutu: <span class="inline-block vmiddle">151.74 KB</span>&nbsp;&nbsp;İndirme Sayısı: <span class="inline-block vmiddle">1</span></span>
</div>
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sonsuzluğa uğurlanışının seksen beşinci yıl dönümünde bugün yurdumuzda ve tüm dünyada saygıyla ve özlemle anıyoruz.</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font">Saat 09.05’ te yaşam adeta duracak milyonlar tek yürek olarak manevi huzurunda saygıyla eğilecektir.</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font">Ulu Önder’e gösterilen saygı simgesel değildir.  Seksen beş yıldır bedenen aramızda olmasada halkının özgür vicdanında, düşüncesinde ve yüreğindedir. Çünkü başardıklarıyla geçmişimizi kurtarmış, eserleriyle fikirleriyle de bugünümüze ve geleceğimize yön verendir.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font"><img src="https://www.aleviforum.net/attachment.php?aid=10" loading="lazy"  alt="[Resim: attachment.php?aid=10]" class="mycode_img img-responsive" /></span></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font">Ulu Önderin bir komutan olarak tam bağımsız çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuştur. Lider olarak ise milletinin ve tüm dünya insanlarının takdirini kazanmıştır. Akıl ve bilimden güç alarak gerçekleştirdikleri ile öylesine izler bırakmıştır ki, silmeye kimsenin gücü yetmemektedir, yetmeyecektir.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font">Bizler de Ulu Önder’in ilkelerine bağlı kalarak ve anlayarak, hayatın her anında alanında uygulayacağız. Geleceğimiz olan çocuklarımıza da her fırsatta milleti için yaptıklarını, fikirlerini, ilkelerini, devrimlerini anlatarak, öğreterek yaktığı uygarlık meşalesini sonsuza kadar taşımalarını sağlayacağız. Çok çalışarak, başardıklarımızla övünüp geleceğe güvenle bakıp umutla, heyecanla gösterdiği hedeflere yürüyeceğiz.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font"><div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/7soNOmu17O4" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font">Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu varlığımızı borçlu olduğumuz Ulu Önderimiz <a href="https://zohreana.com/10-kasim-saat-9u-5-geciyor-ozlemimiz-sonsuz/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><span style="color: #dd911f;" class="mycode_color">Gazi Mustafa Kemal Atatürk</span></a>‘ü sonsuzluğa uğurlayışımızın seksen beşinci yıl dönümünde kendisine duyduğumuz sonsuz özlemimizle; sevgi, saygı, minnet ve şükranla anıyoruz.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #222222;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana, BlinkMacSystemFont, -apple-system, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Ubuntu, Cantarell, 'Open Sans', 'Helvetica Neue', sans-serif;" class="mycode_font">Ruhu şad olsun.</span></span></span><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<div style="padding:4px 0px;"><span class="inline-block vmiddle"><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://www.aleviforum.net/images/attachtypes/image.gif" title="JPG Image" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon --></span>
<a  class="vmiddle inline-block" href="attachment.php?aid=10" target="_blank">10-kasım-2023-tasarımı-pir-zöhre-ana.jpg</a> <span class="smalltext float_right">Dosya Boyutu: <span class="inline-block vmiddle">151.74 KB</span>&nbsp;&nbsp;İndirme Sayısı: <span class="inline-block vmiddle">1</span></span>
</div>
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ulu Önder’in Büyük Söylev’inin Doksan Dördüncü Yılı]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ulu-onder%E2%80%99in-buyuk-soylev%E2%80%99inin-doksan-dorduncu-yili.html</link>
			<pubDate>Sun, 17 Oct 2021 01:18:58 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=1">Admin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ulu-onder%E2%80%99in-buyuk-soylev%E2%80%99inin-doksan-dorduncu-yili.html</guid>
			<description><![CDATA[29 Ekim’de cumhuriyetin ilanının doksan sekizinci yıl dönümünü kutlayacağız. Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak ilk cumhurbaşkanı olan Gazi Mustafa kemal ATATÜRK, 15 Ekim ile 20 Ekim 1927 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 2. Büyük Kongresi’nde, altı gün boyunca her gün altı saat, toplamda otuz altı saat otuz bir dakika ayakta verdiği Büyük Söylev’inde;kurtuluşu, kuruluşu, cumhuriyet devrimini nasıl gerçekleştirdiğini, ulusuna neyi, neden ve nasıl yaptığını belgeleriyle açıklamıştır.<br />
<br />
<img src="https://zohreana.com/wp-content/webp-express/webp-images/uploads/2021/10/ulu-onderin-buyuk-soylevinin-doksan-dorduncu-yili-2-696x425.jpg.webp" loading="lazy"  alt="[Resim: ulu-onderin-buyuk-soylevinin-doksan-dord...5.jpg.webp]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Mustafa Kemal,“Eğer bir millet büyükse kendisini tanımakla daha büyük olur.”diyor.  Ulu Önder Büyük Söylev’i ile asil milletinin, 1919 yılında başlayıp 1927 yılına dek şanla, şerefle ve inançla verdiği mücadeleyi birinci elden anlatarak milli şuurunu kuvvetlendirmiştir. Kendisinin ve milletinin mücadelesinin haklılığını bir kez daha tarihe kaydettirmiştir. Sözleriyle sadece geçmişe değil, bugünümüze yani geleceğe ışık tutar. Söylev, Öyle ki ulusal kurtuluş savaşı veren milletlere mücadelelerinde yol göstericidir.<br />
<br />
Çağın askeri, siyasi, fikri dehası… Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” diyor. Söylevinde de her zaman güvendiği gençliğe, cumhuriyeti “muhafaza ve müdafaa” etme görevini vermiştir.<br />
<br />
Gazi Mustafa Kemal Atatürk”ü daha iyi anlamak, milli mücadele ve siyasi tarihimizi öğrenmek isteyen;cumhuriyet emanetinin sorumluluğunu taşıyan vatanseverler olarak,başucu kitabımız olan Büyük Söylev’ini (Nutuk’u) okumalı, içeriğini iyi anlamalı ve anlatmalıyız.<br />
<br />
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyor; şükran ve minnetle anıyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[29 Ekim’de cumhuriyetin ilanının doksan sekizinci yıl dönümünü kutlayacağız. Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak ilk cumhurbaşkanı olan Gazi Mustafa kemal ATATÜRK, 15 Ekim ile 20 Ekim 1927 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 2. Büyük Kongresi’nde, altı gün boyunca her gün altı saat, toplamda otuz altı saat otuz bir dakika ayakta verdiği Büyük Söylev’inde;kurtuluşu, kuruluşu, cumhuriyet devrimini nasıl gerçekleştirdiğini, ulusuna neyi, neden ve nasıl yaptığını belgeleriyle açıklamıştır.<br />
<br />
<img src="https://zohreana.com/wp-content/webp-express/webp-images/uploads/2021/10/ulu-onderin-buyuk-soylevinin-doksan-dorduncu-yili-2-696x425.jpg.webp" loading="lazy"  alt="[Resim: ulu-onderin-buyuk-soylevinin-doksan-dord...5.jpg.webp]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Mustafa Kemal,“Eğer bir millet büyükse kendisini tanımakla daha büyük olur.”diyor.  Ulu Önder Büyük Söylev’i ile asil milletinin, 1919 yılında başlayıp 1927 yılına dek şanla, şerefle ve inançla verdiği mücadeleyi birinci elden anlatarak milli şuurunu kuvvetlendirmiştir. Kendisinin ve milletinin mücadelesinin haklılığını bir kez daha tarihe kaydettirmiştir. Sözleriyle sadece geçmişe değil, bugünümüze yani geleceğe ışık tutar. Söylev, Öyle ki ulusal kurtuluş savaşı veren milletlere mücadelelerinde yol göstericidir.<br />
<br />
Çağın askeri, siyasi, fikri dehası… Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” diyor. Söylevinde de her zaman güvendiği gençliğe, cumhuriyeti “muhafaza ve müdafaa” etme görevini vermiştir.<br />
<br />
Gazi Mustafa Kemal Atatürk”ü daha iyi anlamak, milli mücadele ve siyasi tarihimizi öğrenmek isteyen;cumhuriyet emanetinin sorumluluğunu taşıyan vatanseverler olarak,başucu kitabımız olan Büyük Söylev’ini (Nutuk’u) okumalı, içeriğini iyi anlamalı ve anlatmalıyız.<br />
<br />
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyor; şükran ve minnetle anıyoruz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[NUTUK Hakkında Kısa Bilgiler]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-nutuk-hakkinda-kisa-bilgiler.html</link>
			<pubDate>Sat, 16 Oct 2021 23:17:47 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=1">Admin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-nutuk-hakkinda-kisa-bilgiler.html</guid>
			<description><![CDATA[Nutuk yeni Türkiye devletinin yazılan ilk tarihidir. Yazarı Mustafa Kemal Atatürk’tür. Yaptığı tarihi gelecekteki Türk insanına tanıtabilmek amacıyla bu kitabı kaleme almıştır.<br />
Nutuk: Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet Halk Partisinin 15-20 Ekim tarihleri arasında Ankara da toplanan İkinci Kongresinde okunmuştur. Konuşma otuz altı buçuk saat sürmüştür.<br />
Nutuk 1919’dan başlayarak 1927 ye kadar olan tarih dilimini incelemektedir. Bu dönem üç bölümde ele alınmıştır.<br />
<br />
<br />
1. Kuva-i Milliye (Ulusal güçler) Dönemi:<br />
Nutukta yeni Türkiye Devletinin kuruluşu anlatılmaktadır . Yeni Türk devletinin kurulmasındaki maksat da şu şekilde açıklanmıştır: Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu da tam bağımsız olmakla sağlanabilir. “Ne kadar zengin olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan ileriye gidemez.” demiştir ve Mustafa Kemal Atatürk şu sözleri söylemiştir “Türkün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksektir. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.” Diyerek kurtuluş isteyenlerin parolasının “Ya bağımsızlık ya ölüm olduğunu “ söylemiştir.<br />
Burada devlet kurmanın zorlukları görülmektedir. Atatürk Samsun’a çıktığı anda ülkenin genel durumu; Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu topluluk savaşta yenilmiş Osmanlı Ordusu zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes imzalanmış, ulus yorgun ve bitkin bir durumda, ulusu ve ülkeyi savaşa sürükleyenler yurttan kaçmış, padişah ve halife soysuzlaşmış, kendini ve tahtını koruyacak alçakça önlemler araştırmakta, hükümet yüzsüz, onursuz, korkak, ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta, yurdun dört bir yanındaki topluluklar devletin bir an önce çökmesine çaba harcıyorlardı. Bu şekilde açıkladıktan sonra ulus egemenliğine dayanan kayıtsız şartsız yeni bir devleti kurmak için izlediği politikayı, karşılaştığı güçlükleri bunalımları ve çatışmaları anlatmaktadır. Bu haliyle Nutuk, sömürgeci devletlerin altında yaşayan uluslara kurtuluş yolunu gösteren bir yapıt özelliği taşımaktadır.<br />
<br />
<br />
2. Türkiye Büyük Millet Meclisi Dönemi:<br />
Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de açılmış ve o günden sonra tüm askeri ve sivil makamların ulusun başvuracağı en yüce katın Meclis olacağını halkına bildirmiş ve Meclis, Mustafa Kemal Atatürk’ün açık ve gizli oturumlardaki bir iki gün süren açıklamaları ve konuşmalarından sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı seçmiştir.<br />
<br />
<br />
3. Cumhuriyet Dönemi :<br />
Atatürk, İsmet Paşa ile birlikte bir yasa tasarısı hazırladı. Bu tasarıdaki 20 Ocak 1921 tarihli anayasanın devlet biçimini saptar maddelerini değiştirerek birinci maddenin sonuna “Türkiye Devletinin Hükümet biçimi Cumhuriyettir” cümlesini ekleyerek maddeyi değiştirmiştir ve yapılan Meclis toplantısında Anayasanın Değiştirilmesi ile ilgili maddenin görüşülmesi kabul edildi. Toplantı sonunda yasa birçok milletvekilinin “Yaşasın Cumhuriyet” söylemleri ile kabul edildi ve böylece 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiş oldu. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Oylamada Mustafa Kemal Atatürk toplantıya katılan yüz elli sekiz kişinin tümünün oylarını alarak Cumhurbaşkanı seçildi.<br />
Nutuk sömürge ulusların bağımsızlıkları nı kazanmaya yardımcı olacak bir program niteliğindedir. Bu eser okunduğunda Türk kurtuluş savaşının bir askeri savaş olduğu kadar bir düşünce savaşı da olduğu görülmektedir.<br />
<br />
<br />
Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk’ün halkına verdiği bir hesap pusulasıdır. Çünkü ulusal kurtuluş savaşı boyunca o halkıyla birlikte olmuştu ve halkına “Hayat demek savaş ve çarpışma demektir. Hayatta başarı yüzde yüz savaşta, başarı kazanmakla elde edilebilir. Bu da manevi ve maddi güce dayanır. İnsanların uğraştığı tüm sorunlar, karşılaştığı tüm tehlikeler, elde ettiği başarılar toplumca yapılan genel savaşın dalgaları içinde doğar.” Sözlerini söylemiş ve halkından can istemiş, halk seve seve vermiş, mal istemiş, halk seve seve vermiştir. Bunlar nerede, nasıl, niçin, harcanmış ? Nutuk halkın kafasındaki bu sorulara da açıklık getirmiştir.<br />
<br />
<br />
Türk halkından alınan canın ve malın ülkenin işgalinden, ulusun kölelikten kurtularak onurlu, bağımsız, çağdaş bir devlet ve toplum olarak yaşaması için harcandığını belgeleriyle açıklamaktadır. Atatürk bu eserinde, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalışmış ve Türk gençliğine bıraktığı kutsal armağanı şu sözlerle noktalamıştır;“ Bu uzun ve ayrıntılı sözlerim tarihe mal olmuş bir devrin öyküsüdür, burada ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtmiş isem kendimi mutlu sayacağım” demiş. Nutuk, yeni Türkiye devletinin nasıl kurulduğunu merak eden tüm insanlarımızın okuması gereken bir başucu eseridir. Bundan dolayı siyasi yaşantımızda olduğu kadar, devlet felsefesinde de kullandığımız en baş eserdir.<br />
<br />
<br />
Nutuk’un bölümleri nelerdir?<br />
<br />
1- Anadolu’nun durumu ve kurtuluş çareleri<br />
2- Milli teşkilatların kurulması ve kongreler<br />
3- İstanbul hükumeti ile ilişkiler<br />
4- Milli teşkilatın yeniden düzenlenmesi<br />
5- Misak-ı Milli ve gelişmeler<br />
6- Büyük Millet Meclisi’nin toplanması<br />
7- İsyanlar ve Doğu cephesindeki gelişmeler<br />
8- Düzenli orduya geçme kararı<br />
9- İstanbul hükumetinin Ankara ile temas arayışları<br />
10- Batı cephesindeki gelişmeler ve Birinci İnönü Muharebesi<br />
11- Londra Konferansı ve İkinci İnönü Muharebesi<br />
12- Sakarya Meydan Muharebesi ve müteakip gelişmeler<br />
13- Büyük taarruz ve Başkomutanlık Savaşı, Mudanya Mütarekesi<br />
14- Lozan Barış Konferansı ve Saltanatın kaldırılması, Hilafet meselesi<br />
15- Halk Fırkası’nın kuruluş ve Lozan Barış Anlaşması ve müteakip gelişmeler<br />
16- Cumhuriyetin ilanı<br />
17- Hilafetin kaldırılması<br />
18- Mustafa Kemal’e karşı muhalefet, Paşalar meselesi ve Terakkiperver cumhuriyet Fırkası<br />
19- Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Gençliğe hitabesi<br />
<br />
ataturkum.com/nutuk-hakkinda-kisa-bilgi-nutuk-ozeti]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Nutuk yeni Türkiye devletinin yazılan ilk tarihidir. Yazarı Mustafa Kemal Atatürk’tür. Yaptığı tarihi gelecekteki Türk insanına tanıtabilmek amacıyla bu kitabı kaleme almıştır.<br />
Nutuk: Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet Halk Partisinin 15-20 Ekim tarihleri arasında Ankara da toplanan İkinci Kongresinde okunmuştur. Konuşma otuz altı buçuk saat sürmüştür.<br />
Nutuk 1919’dan başlayarak 1927 ye kadar olan tarih dilimini incelemektedir. Bu dönem üç bölümde ele alınmıştır.<br />
<br />
<br />
1. Kuva-i Milliye (Ulusal güçler) Dönemi:<br />
Nutukta yeni Türkiye Devletinin kuruluşu anlatılmaktadır . Yeni Türk devletinin kurulmasındaki maksat da şu şekilde açıklanmıştır: Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu da tam bağımsız olmakla sağlanabilir. “Ne kadar zengin olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan ileriye gidemez.” demiştir ve Mustafa Kemal Atatürk şu sözleri söylemiştir “Türkün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksektir. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.” Diyerek kurtuluş isteyenlerin parolasının “Ya bağımsızlık ya ölüm olduğunu “ söylemiştir.<br />
Burada devlet kurmanın zorlukları görülmektedir. Atatürk Samsun’a çıktığı anda ülkenin genel durumu; Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu topluluk savaşta yenilmiş Osmanlı Ordusu zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes imzalanmış, ulus yorgun ve bitkin bir durumda, ulusu ve ülkeyi savaşa sürükleyenler yurttan kaçmış, padişah ve halife soysuzlaşmış, kendini ve tahtını koruyacak alçakça önlemler araştırmakta, hükümet yüzsüz, onursuz, korkak, ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta, yurdun dört bir yanındaki topluluklar devletin bir an önce çökmesine çaba harcıyorlardı. Bu şekilde açıkladıktan sonra ulus egemenliğine dayanan kayıtsız şartsız yeni bir devleti kurmak için izlediği politikayı, karşılaştığı güçlükleri bunalımları ve çatışmaları anlatmaktadır. Bu haliyle Nutuk, sömürgeci devletlerin altında yaşayan uluslara kurtuluş yolunu gösteren bir yapıt özelliği taşımaktadır.<br />
<br />
<br />
2. Türkiye Büyük Millet Meclisi Dönemi:<br />
Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de açılmış ve o günden sonra tüm askeri ve sivil makamların ulusun başvuracağı en yüce katın Meclis olacağını halkına bildirmiş ve Meclis, Mustafa Kemal Atatürk’ün açık ve gizli oturumlardaki bir iki gün süren açıklamaları ve konuşmalarından sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı seçmiştir.<br />
<br />
<br />
3. Cumhuriyet Dönemi :<br />
Atatürk, İsmet Paşa ile birlikte bir yasa tasarısı hazırladı. Bu tasarıdaki 20 Ocak 1921 tarihli anayasanın devlet biçimini saptar maddelerini değiştirerek birinci maddenin sonuna “Türkiye Devletinin Hükümet biçimi Cumhuriyettir” cümlesini ekleyerek maddeyi değiştirmiştir ve yapılan Meclis toplantısında Anayasanın Değiştirilmesi ile ilgili maddenin görüşülmesi kabul edildi. Toplantı sonunda yasa birçok milletvekilinin “Yaşasın Cumhuriyet” söylemleri ile kabul edildi ve böylece 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiş oldu. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Oylamada Mustafa Kemal Atatürk toplantıya katılan yüz elli sekiz kişinin tümünün oylarını alarak Cumhurbaşkanı seçildi.<br />
Nutuk sömürge ulusların bağımsızlıkları nı kazanmaya yardımcı olacak bir program niteliğindedir. Bu eser okunduğunda Türk kurtuluş savaşının bir askeri savaş olduğu kadar bir düşünce savaşı da olduğu görülmektedir.<br />
<br />
<br />
Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk’ün halkına verdiği bir hesap pusulasıdır. Çünkü ulusal kurtuluş savaşı boyunca o halkıyla birlikte olmuştu ve halkına “Hayat demek savaş ve çarpışma demektir. Hayatta başarı yüzde yüz savaşta, başarı kazanmakla elde edilebilir. Bu da manevi ve maddi güce dayanır. İnsanların uğraştığı tüm sorunlar, karşılaştığı tüm tehlikeler, elde ettiği başarılar toplumca yapılan genel savaşın dalgaları içinde doğar.” Sözlerini söylemiş ve halkından can istemiş, halk seve seve vermiş, mal istemiş, halk seve seve vermiştir. Bunlar nerede, nasıl, niçin, harcanmış ? Nutuk halkın kafasındaki bu sorulara da açıklık getirmiştir.<br />
<br />
<br />
Türk halkından alınan canın ve malın ülkenin işgalinden, ulusun kölelikten kurtularak onurlu, bağımsız, çağdaş bir devlet ve toplum olarak yaşaması için harcandığını belgeleriyle açıklamaktadır. Atatürk bu eserinde, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalışmış ve Türk gençliğine bıraktığı kutsal armağanı şu sözlerle noktalamıştır;“ Bu uzun ve ayrıntılı sözlerim tarihe mal olmuş bir devrin öyküsüdür, burada ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtmiş isem kendimi mutlu sayacağım” demiş. Nutuk, yeni Türkiye devletinin nasıl kurulduğunu merak eden tüm insanlarımızın okuması gereken bir başucu eseridir. Bundan dolayı siyasi yaşantımızda olduğu kadar, devlet felsefesinde de kullandığımız en baş eserdir.<br />
<br />
<br />
Nutuk’un bölümleri nelerdir?<br />
<br />
1- Anadolu’nun durumu ve kurtuluş çareleri<br />
2- Milli teşkilatların kurulması ve kongreler<br />
3- İstanbul hükumeti ile ilişkiler<br />
4- Milli teşkilatın yeniden düzenlenmesi<br />
5- Misak-ı Milli ve gelişmeler<br />
6- Büyük Millet Meclisi’nin toplanması<br />
7- İsyanlar ve Doğu cephesindeki gelişmeler<br />
8- Düzenli orduya geçme kararı<br />
9- İstanbul hükumetinin Ankara ile temas arayışları<br />
10- Batı cephesindeki gelişmeler ve Birinci İnönü Muharebesi<br />
11- Londra Konferansı ve İkinci İnönü Muharebesi<br />
12- Sakarya Meydan Muharebesi ve müteakip gelişmeler<br />
13- Büyük taarruz ve Başkomutanlık Savaşı, Mudanya Mütarekesi<br />
14- Lozan Barış Konferansı ve Saltanatın kaldırılması, Hilafet meselesi<br />
15- Halk Fırkası’nın kuruluş ve Lozan Barış Anlaşması ve müteakip gelişmeler<br />
16- Cumhuriyetin ilanı<br />
17- Hilafetin kaldırılması<br />
18- Mustafa Kemal’e karşı muhalefet, Paşalar meselesi ve Terakkiperver cumhuriyet Fırkası<br />
19- Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Gençliğe hitabesi<br />
<br />
ataturkum.com/nutuk-hakkinda-kisa-bilgi-nutuk-ozeti]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İzmir'in kurtuluşu | 9 Eylül 1922 |]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-izmir-in-kurtulusu-9-eylul-1922.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Sep 2017 21:26:17 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-izmir-in-kurtulusu-9-eylul-1922.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Büyük Taarruz'u başlattıktan sonra 9 Eylül 1922'de İzmir'in Yunanlılardan alındı ve özgürlüğün simgesi olarak o gün İzmir'in kurtuluşu olarak anılmaya başlandı. Türk Ordusu, İzmir'i tekrardan aldıktan sonra, düşman dahi olsa Yunanlıların bayrağına saygı göstermesi dillere destan olmuştur. İşte İzmir'in kurtuluşuna dair o destansı hikaye.</span><br />
<br />
Birinci Dünya Savaşı sonunda, İtilâf Devletleri, Osmanlı Devleti ile 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzaladılar ve bu anlaşmaya dayanarak Anadolu’yu işgale başladılar. Türk milleti işgal hareketleri karşısında vatanını kurtarmak için 1919 yılında yer yer direniş hareketlerini başlattı. Bu hareketler, 19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ayak basmasıyla kısa sürede merkezi bir nitelik kazandı.Bu süreçte arka arkaya kazanılan Birinci İnönü, İkinci İnönü, Aslıhanlar-Dumlupınar ve Sakarya Meydan Muharebeleri ile yurdun kurtarılması yolunda önemli adımlar atıldı. 26 Ağustos 1922 sabahı dikkat ve titizlikle hazırlanan taarruz planı uygulamaya konuldu. 26-30 Ağustos 1922’de yapılan Büyük Taarruz, Türk İstiklâl Harbi’nin son safhasıdır. 30 Ağustos “Başkomutan Meydan Muharebesi”nde bir gün içinde Yunan ordusunun en önemli bölümü etkisiz hale getirildi. Böylece kesin sonuç beş gün içinde elde edilmiş ve hazırlanan plan tam bir başarıyla uygulanmış oldu.<br />
<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2017/09/11.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 11.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
31 Ağustos günü Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi (ÇAKMAK), Batı Cephesi Komutanı İsmet (İNÖNÜ) ordu komutanları Yakup Şevki (SUBAŞI) ve Nurettin Paşa’ları karargahını kurduğu Çalköy’ünde toplayarak, kaçabilen Yunan kuvvetlerinin hızla takip edilmesini ve İzmir ile dolaylarındaki kuvvetleriyle birleşmemesi için üç koldan Ege’ye doğru ilerlenmesini doğru bulduğunu belirtti.1 Eylül’de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ordulara bir bildiri yayımlayarak şu tarihi emrini verdi: “Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü, yiğitlik ve yurtseverlik kaynaklarını yarışırcasına esirgemeden vermeye devam eylemesini isterim. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”. Böylece düşmanın akıbeti de belirlenmiş oldu. Çalköy’de verilen bu tarihi emir üzerine İzmir’de “Akdeniz”i, Mudanya’da “Marmara” yı görmek için 8-9 günlük bir zaman kâfi gelecekti.31 Ağustos’ta başlayan amansız takip sonunda Türk kuvvetleri 2 Eylül’de yıkıntılar haline gelmiş Uşak’a girdi. Burada Yunan Ordusu Başkomutanı General Trikopis tutsak edildi.Takip Harekâtı insan üstü bir hızla ilerledi. Türk askeri dinlenmek ve uyumak istemiyordu. Çünkü kurtardığı her kasabanın, köyün, şehrin Yunanlılar tarafından yakıldığını, bölgedeki Türklerin de acımasızca katledildiğini görüldü.<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2017/09/12.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 12.jpg]" class="mycode_img img-responsive" />9 <br />
<br />
<br />
Eylül günü 1 nci Kolordu Kemalpaşa’ya, 2 nci Kolordu Manisa’ya, 4 ncü Kolordu Turgutlu’ya ulaştı. Kuzeyde Kazancıbayırı’n da Yunan mevzilerine taarruz eden 3 ncü Kolordumuz düşmanı atarak Bursa’ya ilerledi. Türk süvarileri üç yılı aşkın süredir yas çeken İzmir halkının sevinç göz yaşları arasında İzmir’e girdi.<br />
<br />
<br />
Süvarilerimiz, İzmir’e girerken birkaç yerde hafif ateşle karşılaşmaktan başka bir olay olmadı, Kordonboyu’ndan geçerken bir İngiliz müfrezesi tarafından selamlandı. Türk bayrağı Hükümet Konağına ve Kadifekale’ye çekildi.<br />
<br />
Birinci Süvari Tümeni Komutanı Mürsel Paşa bir Fransız harp gemisi telsizi vasıtasıyla, İzmir’e girildiğini Ankara’ya bildirdi. İzmir’de Türk halkının sevinci o denli büyüktü ki askerlerimiz çiçek yağmuru altında kaldı.<br />
<br />
<br />
<br />
Click here to view the original image of 630x334px.<br />
<br />
<br />
<br />
Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk'ün İzmir’in alınışı dolayısıyla ordulara şu tarihi mesajını yayınladı:<br />
<br />
“İlk verdiğim Akdeniz hedefine varmakta orduların gösterdiği gayret ve fedakarlığı hürmet ve takdirle anarım. Elde edilen büyük muzafferiyetin yapıcısı olan kıymetli arkadaşlarıma en içten teşekkür ve tebriklerimi bildiririm. Orduların bundan sonra verilecek hedeflerin alınmasında da aynı fedakârlık yarışmasını göstereceklerin e inancım tamdır”.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk Bayrağı'nı ilk kim astı?</span><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2017/09/13.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 13.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
İzmir'in Yunan işgalinden kurtarıldığı gün, 9 Eylül 1922'de, İzmir'e süvari birliği ile girerek İzmir Hükümet Konağı'na bayrağı diken ilk kişi, süvari Yüzbaşı Şerafettin Bey'di.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Düşman da olsa bayrağa saygı</span><br />
<br />
Atatürk İzmir’in kurtuluşunda halkın coşkun gösterileri arasında kalacağı evin önüne gelince, kapının önüne serilmiş bayrağı görünce durdu, Bu ipekten kocaman bir Yunan bayrağı idi. Üzerine basılarak geçilecek bir yol halısı gibi serilmişti. Kapıdaki kalabalık halk yalvarıyordu:<br />
<br />
- Buyurunuz, geçiniz. Bizim öcümüzü alınız! Yunan Kralı, bu evden içeri, bizim bayrağımıza basarak girmişti. Siz lütfedin. Bu karşılıkla o lekeyi silin! Burası sizin şehrinizdir. Bu ev sizin evinizdir. Bu hak sizindir.<br />
<br />
Atatürk, o yerde serili bayrağın önünde, bulunduğu noktada kaldı. Çevresindekilere tatlılıkla baktı.<br />
<br />
- O, geçmişse hata etmiş. Bir ulusun bağımsızlık simgesi olan bayrak çiğnenmez. Ben onun yanlışını tekrar edemem.<br />
<br />
Bayrağı yerden kaldırttı, bembeyaz mermerlere basarak içeri girdi.<br />
<br />
cnnturk.com</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Büyük Taarruz'u başlattıktan sonra 9 Eylül 1922'de İzmir'in Yunanlılardan alındı ve özgürlüğün simgesi olarak o gün İzmir'in kurtuluşu olarak anılmaya başlandı. Türk Ordusu, İzmir'i tekrardan aldıktan sonra, düşman dahi olsa Yunanlıların bayrağına saygı göstermesi dillere destan olmuştur. İşte İzmir'in kurtuluşuna dair o destansı hikaye.</span><br />
<br />
Birinci Dünya Savaşı sonunda, İtilâf Devletleri, Osmanlı Devleti ile 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzaladılar ve bu anlaşmaya dayanarak Anadolu’yu işgale başladılar. Türk milleti işgal hareketleri karşısında vatanını kurtarmak için 1919 yılında yer yer direniş hareketlerini başlattı. Bu hareketler, 19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ayak basmasıyla kısa sürede merkezi bir nitelik kazandı.Bu süreçte arka arkaya kazanılan Birinci İnönü, İkinci İnönü, Aslıhanlar-Dumlupınar ve Sakarya Meydan Muharebeleri ile yurdun kurtarılması yolunda önemli adımlar atıldı. 26 Ağustos 1922 sabahı dikkat ve titizlikle hazırlanan taarruz planı uygulamaya konuldu. 26-30 Ağustos 1922’de yapılan Büyük Taarruz, Türk İstiklâl Harbi’nin son safhasıdır. 30 Ağustos “Başkomutan Meydan Muharebesi”nde bir gün içinde Yunan ordusunun en önemli bölümü etkisiz hale getirildi. Böylece kesin sonuç beş gün içinde elde edilmiş ve hazırlanan plan tam bir başarıyla uygulanmış oldu.<br />
<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2017/09/11.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 11.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
31 Ağustos günü Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi (ÇAKMAK), Batı Cephesi Komutanı İsmet (İNÖNÜ) ordu komutanları Yakup Şevki (SUBAŞI) ve Nurettin Paşa’ları karargahını kurduğu Çalköy’ünde toplayarak, kaçabilen Yunan kuvvetlerinin hızla takip edilmesini ve İzmir ile dolaylarındaki kuvvetleriyle birleşmemesi için üç koldan Ege’ye doğru ilerlenmesini doğru bulduğunu belirtti.1 Eylül’de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ordulara bir bildiri yayımlayarak şu tarihi emrini verdi: “Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü, yiğitlik ve yurtseverlik kaynaklarını yarışırcasına esirgemeden vermeye devam eylemesini isterim. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”. Böylece düşmanın akıbeti de belirlenmiş oldu. Çalköy’de verilen bu tarihi emir üzerine İzmir’de “Akdeniz”i, Mudanya’da “Marmara” yı görmek için 8-9 günlük bir zaman kâfi gelecekti.31 Ağustos’ta başlayan amansız takip sonunda Türk kuvvetleri 2 Eylül’de yıkıntılar haline gelmiş Uşak’a girdi. Burada Yunan Ordusu Başkomutanı General Trikopis tutsak edildi.Takip Harekâtı insan üstü bir hızla ilerledi. Türk askeri dinlenmek ve uyumak istemiyordu. Çünkü kurtardığı her kasabanın, köyün, şehrin Yunanlılar tarafından yakıldığını, bölgedeki Türklerin de acımasızca katledildiğini görüldü.<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2017/09/12.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 12.jpg]" class="mycode_img img-responsive" />9 <br />
<br />
<br />
Eylül günü 1 nci Kolordu Kemalpaşa’ya, 2 nci Kolordu Manisa’ya, 4 ncü Kolordu Turgutlu’ya ulaştı. Kuzeyde Kazancıbayırı’n da Yunan mevzilerine taarruz eden 3 ncü Kolordumuz düşmanı atarak Bursa’ya ilerledi. Türk süvarileri üç yılı aşkın süredir yas çeken İzmir halkının sevinç göz yaşları arasında İzmir’e girdi.<br />
<br />
<br />
Süvarilerimiz, İzmir’e girerken birkaç yerde hafif ateşle karşılaşmaktan başka bir olay olmadı, Kordonboyu’ndan geçerken bir İngiliz müfrezesi tarafından selamlandı. Türk bayrağı Hükümet Konağına ve Kadifekale’ye çekildi.<br />
<br />
Birinci Süvari Tümeni Komutanı Mürsel Paşa bir Fransız harp gemisi telsizi vasıtasıyla, İzmir’e girildiğini Ankara’ya bildirdi. İzmir’de Türk halkının sevinci o denli büyüktü ki askerlerimiz çiçek yağmuru altında kaldı.<br />
<br />
<br />
<br />
Click here to view the original image of 630x334px.<br />
<br />
<br />
<br />
Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk'ün İzmir’in alınışı dolayısıyla ordulara şu tarihi mesajını yayınladı:<br />
<br />
“İlk verdiğim Akdeniz hedefine varmakta orduların gösterdiği gayret ve fedakarlığı hürmet ve takdirle anarım. Elde edilen büyük muzafferiyetin yapıcısı olan kıymetli arkadaşlarıma en içten teşekkür ve tebriklerimi bildiririm. Orduların bundan sonra verilecek hedeflerin alınmasında da aynı fedakârlık yarışmasını göstereceklerin e inancım tamdır”.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk Bayrağı'nı ilk kim astı?</span><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2017/09/13.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 13.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
İzmir'in Yunan işgalinden kurtarıldığı gün, 9 Eylül 1922'de, İzmir'e süvari birliği ile girerek İzmir Hükümet Konağı'na bayrağı diken ilk kişi, süvari Yüzbaşı Şerafettin Bey'di.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Düşman da olsa bayrağa saygı</span><br />
<br />
Atatürk İzmir’in kurtuluşunda halkın coşkun gösterileri arasında kalacağı evin önüne gelince, kapının önüne serilmiş bayrağı görünce durdu, Bu ipekten kocaman bir Yunan bayrağı idi. Üzerine basılarak geçilecek bir yol halısı gibi serilmişti. Kapıdaki kalabalık halk yalvarıyordu:<br />
<br />
- Buyurunuz, geçiniz. Bizim öcümüzü alınız! Yunan Kralı, bu evden içeri, bizim bayrağımıza basarak girmişti. Siz lütfedin. Bu karşılıkla o lekeyi silin! Burası sizin şehrinizdir. Bu ev sizin evinizdir. Bu hak sizindir.<br />
<br />
Atatürk, o yerde serili bayrağın önünde, bulunduğu noktada kaldı. Çevresindekilere tatlılıkla baktı.<br />
<br />
- O, geçmişse hata etmiş. Bir ulusun bağımsızlık simgesi olan bayrak çiğnenmez. Ben onun yanlışını tekrar edemem.<br />
<br />
Bayrağı yerden kaldırttı, bembeyaz mermerlere basarak içeri girdi.<br />
<br />
cnnturk.com</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Katıldığı Savaşlar]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-katildigi-savaslar.html</link>
			<pubDate>Fri, 05 Aug 2016 23:47:19 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-katildigi-savaslar.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci Balkan Savaşı (1913)</span><br />
I. Balkan Savaşında Balkan topraklarının büyük bir bölümünün Bulgaristan’ın eline geçmesi nedeniyle aralarında ittifak yapan Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ve Romanya Bulgaristan’a saldırdılar. Bu durumu fırsat bilen Osmanlı Devleti Bulgaristan’a savaş açtı.<br />
Mustafa Kemal’in kurmay başkanı olduğu Bolayır Kolordusu, Bulgaristan’a taarruz ederek 15 Temmuz 1913’te Keşan’ı, 17 Temmuz’da Enez ve İpsala’yı, 18 Temmuz’da Uzunköprü’yü, 21 Temmuz günü de, Karaağaç ve Dimetoka’yı alarak Edirne’ye girdi. Bunun üzerine Bulgaristan barış istedi. 29 Eylül 1913’te İstanbul Antlaşması imzalandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Trablusgarp Savaşı (1911-1912)</span><br />
Sanayi Devrimi’ni ilk gerçekleştiren ülke olan İngiltere, kendisine hammadde ve Pazar bulmak amacı ile Akdeniz’e geçerek Güney Asya’ya (Hindistan’a) egemen oldu. İngiltere ilk olarak Hindistan’ın yolunu korumak amacıyla Kıbrıs’ı daha sonra da Mısır’ı aldı.<br />
Fransa; Cezayir ve Tunus’u sömürge amacı ile ele geçirdi. 1870 yılında siyasi birliğini tamamlayan İtalya, sanayisini de geliştirerek kendisine sömürge arayışı içerisine girdi. Bütün bu gelişmelerin sonucunda, İngiltere ve Fransa’nın desteğini alan İtalya Trablusgarp’a girdi. İtalyanların Trablusgarp’a saldırması sömürge arayışı içerisinde olmalarından kaynaklanıyordu.<br />
İtalya’nın Trablusgarp’ı işgalini kolaylaştıran en büyük sebep İngiltere, Fransa ve Rusya’nın İtalya’ya saldırmayacaklarına dair güvence vermesiydi.<br />
Bütün bu gelişmeler devam ederken Osmanlı Devleti bölgeye ordu ve donanma gönderemedi. Sadece, Mustafa Kemal ve Enver Paşa gibi vatan sever bazı subaylar sivil kıyafetler içerisinde Trablusgarp’a geçtiler.<br />
Mustafa Kemal, Enver Paşa ve arkadaşları halkı ve askerleri teşkilatlandırmayı başararak, Derne, Tobruk ve Bingazi’yi kurtardılar. İtalya, Trablusgarp’ı işgalinde başarılı olamayınca Osmanlı Devleti’ni barışa zorlamak için On İki Adayı işgal etti. Bu arada Osmanlı Devleti’nin güçsüz durumunu fırsat bilen Balkan devletlerinin Osmanlıya savaş açması üzerine Osmanlı Devleti İtalya’ya barış önerdi ve Uşi Antlaşması imzalandı.(1912)<br />
Bu antlaşmaya göre Osmanlı Devleti Kuzey Afrika’daki son vatan toprağını da kaybederek Trablusgarp’ı İtalya’ya verdi. On İki Ada ise Balkan Savaşları bitene kadar İtalya’ya emanet edildi. Ancak İtalya, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti yenildiği için On İki Ada’yı geri vermedi. On İki Ada çok sonra Paris Antlaşması ile Yunanistan’a verildi.(1947)<br />
<br />
Not: Trablusgarp’taki Osmanlı birlikleri başlıca üç komutanlığa ayrılmıştır:<br />
Derne Komutanlığı: Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal<br />
Bingazi Komutanlığı: Kurmay Binbaşı Enver Bey<br />
Trablus Komutanlığı: Kurmay Albay Neşet Bey<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çanakkale Savaşı</span><br />
I. Dünya Savaşı’nda İtilaf devletleri (İngiltere-Fransa-Rusya) Çanakkale Boğazı’nı ele geçirerek Osmanlı Devleti’ni tarih sayfasından silebileceklerini düşünüyorlardı. Ancak müttefiklerden Rusya’nın Alman ve Avusturya ordularına karşı peş peşe aldığı yenilgiler İngiltere ve Fransa’yı oldukça rahatsız ediyordu. Avusturya’ya karşı Balkanlar üzerinden bir cephe açılmasını da çok istiyorlardı. Bütün bu nedenlerden dolayı İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı’nı dönemin en kuvvetli savaş gemileriyle abluka altına aldılar.<br />
<br />
Düşman kuvvetleri dönemin en gelişmiş savaş gemileri ile Kumkale ve Seddülbahir müstahkem mevkilerini 19 Şubat 1915’te ağır bir bombardımana tuttu. Bombardıman bir ay kadar sürdü. Bu bombardıman sonucunda Türk mevzilerinin tamamen sustuğunu zanneden düşman gemileri Çanakkale Boğazı’ndan artık rahatça geçebileceklerini düşündüler. Ancak bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlara çarpan dönemin en modern savaş gemileri, Türk topçusunun da aman vermez karşı koyuşu ile boğazın derin sularına gömüldü. (18 Mart 1915)<br />
<br />
Bunun üzerine Çanakkale Boğazı’nı geçemeyeceğini anlayan düşman kuvvetleri, ilkönce Gelibolu Yarımadasını işgal edip buradan Boğaza hakim olmayı hedefledi. 25 Nisan 1915’te büyük bir çıkarma yapan on binlerce İngiliz ve Anzak askeri karaya çıkmaya başlamışlardı. Fransız ordusu da Kumkale’ye ayak basmıştı.<br />
<br />
Osmanlı ordusu büyük destanlar yazarak kahramanca Çanakkale’yi savunmaya başladı. İngilizlerin giriştiği çevirme hareketi Anafartalar’da Mustafa Kemal’in yerinde müdahalesiyle önlendi. Mustafa Kemal, Arıburnu, Conkbayırı ve Kilitbahir’de de düşman kuvvetlerini büyük yenilgiye uğratmıştır.<br />
Artık tam bir siper savaşına dönen tarihin bu en kanlı savaşı göğüs göğüse devam ederken Bulgaristan’da Almanya yanında savaşa girdi. <br />
<br />
Bulgarista’nın savaşa girmesi ile Dimetoka’yı kendi rızamız ile Bulgarlara verdik. Böylelikle tarihimizde ilk kez bir vatan toprağı kendi rızamız ile elimizden çıkmış oldu. Bulgaristan’ın savaşa girmesi ile Almanya ile Osmanlı Devleti arasında bir köprü kurulmuş oldu. Almanya’dan bir çok yardım malzemesi Osmanlı Devleti’ne gelmeye başlayınca zaten savaşı kaybettiğini iyice anlayan İngilizlerde tamamen pes etti. İtilaf Devletleri 9 Ocak 1916’ta son birliklerini de alarak Çanakkale Boğazını terk etti.<br />
İtilaf devletlerinin Çanakkale Savaşı’nı kaybetmesinin hemen ardından Çarlık Rusya’sında Bolşevik ihtilali oldu.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğu (Kafkas) Cephesi</span><br />
Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi ile doğuda büyük bir Rus cephesi açılmış oldu. Ruslar Berlin Barışı ile ellerine geçirdikleri Doğu Anadolu’daki Kars, Ardahan ve Batum’u ilerideki savaşlar için tam bir üs haline getirmişlerdi.<br />
Yıllarca Osmanlı Devleti içinde huzur içinde yaşayan Ermenileri, Kafkas Ermenileri ile iş birliği içerisine sokarak kışkırtmışlar ve bilinçli bir şekilde bir “Ermeni Sorunu” oluşmasına neden olmuşlardı. Rusya ile Osmanlı Devleti savaşa başladığı anda Rusya bölümünde kalan ermeni çeteleri silahlandırılmış ve Türklere karşı kullanılabilecek önemli bir güç haline getirilmişlerdi. Rusların hedefinde Doğu Anadolu’daki diğer illeri ele geçirmek ve bağlaşığı olan İngilizlerden önce Basra Körfezi’ne inmek vardı.<br />
Buna karşılık Enver Paşa’da Kars Ardahan ve Batum’u kurtarmak ardından Güney Kafkasya’ya girmek ve orada yaşayan Türkleri Rus ve Ermenilere karşı ayaklandırmak istiyordu.<br />
<br />
2 Kasım 1914’te Rus kuvvetlerinin Kars’a doğru taarruz hareketine geçmesi ile savaş başladı. Bu sırada Enver Paşa’nın başında bulunduğu Osmanlı Ordusu da karşı saldırıya geçmişti. İlk önceleri Rus birlikleri biraz geri çekilse de, 22 Aralık 1914’te Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın çetin kış şartlarına rağmen Sarıkamış civarında Ruslara karşı yaptığı harekatta 3. Ordu’ya mensup 60.000 asker Allahuekber dağlarında donarak şehit oldu.<br />
1915 yılı baharında Ermenilerle birleşen Rus birlikleri Van ve Malazgirt’i aldılar. 22 Temmuzda başlayan karşı taarruzla Van ve Malazgirt 25-26 Temmuz 1915’te kurtarıldı.<br />
1916 yılında Ruslar Kafkasya’daki kuvvetlerini artırarak taarruza geçtiler. Şubat 1916’da Erzurum ve Muş, 3 Mart’ta Bitlis, 19 Nisan’da Trabzon ve 25 Temmuz’da da Erzincan Ruslar tarafından işgal edildi. Hükümet, Çanakkale bölgesinde bulunan 2.Ordu’yu Kazım Karabekir komutanlığında Doğu Cephesi’ne kaydırdı. 10 Mart 1916’da atama emrini alan Mustafa Kemal, Edirne’den Diyarbakır’a kaydırılan 16. Kolordu’nun komutanı olarak, 15 Mart 1916’da Doğu Cephesinde göreve başladı. 7-8 ağustos 1916’da Muş ve Bitlis Ruslardan kurtarıldı. Yıl sonuna kadar Ruslarla savaşa devam edildi.<br />
<br />
1917 yılında Rusya’da iç karışıklıklar başladı ve Bolşevikler devrimle yönetime el koydu. Yıl boyunca Rus birlikleri işgal ettikleri topraklardan çekildiler. 18 Aralık 1917’de Ruslarla “Erzincan Mütarekesi” yapıldı. Mütarekeden sonra Rus kuvvetleri Doğu Anadolu’yu tamamen terk etti. 1917 kışı, hem Türkler hem de Ruslar için güç şartlarda geçti. Soğuk ve hastalıklar sebebiyle iki tarafta ağır kayıplar verdi.<br />
3 Mart 1918’de Rusya ile Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan arasında “Brest Litovsk Antlaşması” yapılarak Kars, Ardahan ve Batum’un Osmanlı İmparatorluğu’na bırakılması sağlandı.<br />
Brest Litovsk Barış Antlaşması’nın Osmanlı açısından önemi:<br />
-1878 Berlin Barışı ile Ruslara verdiğimiz Kars Ardahan ve Batum’u geri aldık<br />
-Rusların Kafkasları boşaltması ile Osmanlıya Kafkasya yolu açılmış oldu.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Suriye-Filistin Cephesi</span><br />
Türklerin Süveyş Kanalı’na yaptıkları iki taarruz gerek Türk Ordusunun zayıf olması gerekse Almanların söz verdiği yardımları yapmaması üzerine başarısızlıkla sonuçlandı. Bunun üzerine İngilizler Filistin’i işgal amacıyla karşı taarruza geçti ve Suriye Filistin Cephesi Osmanlı’ya karşı açılmış oldu.<br />
1918 yılına kadar direnen Türkler, 400 bin kişilik büyük bir İngiliz ordusu karşısında 40 bin kişilik bir ordu ile karşı koymaya çalışmışlarsa da uzun süre direnemediler.<br />
<br />
İngilizlerin Suriye içlerine ilerlemesi devam ederken Yıldırım Ordular Komutanı Liman von Sanders Halep’te savunma düzeni kurma görevini Mustafa Kemal Paşa’ya bırakıp, Adana’ya gitti.<br />
Mustafa Kemal, bir yandan İngilizlerle mücadele ederken, diğer yandan Arap silahlı çeteleriyle mücadele etmek zorunda kaldı. Mustafa Kemal Paşa komutasındaki birliklerimiz İngilizleri bugünkü Suriye sınırında bir süre tutmayı başardı. 31 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandı. Mustafa Kemal Paşa’da Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na atandı.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sakarya Savaşı (23 Ağustos - 13 Eylül 1921)</span><br />
İnönü’de ikinci kez mağlup olan Yunan kuvvetleri hazırlıklarını tamamlayarak, 10 Temmuz 1921’de iki ayrı cepheden taarruza geçerek Türk Ordusunu yok etmek istediler. Desteklenmiş kuvvetleriyle güçlü bir şekilde ilerlemeyi başardılar. Türk Ordusu, bu zor durumdan kendisini kurtarmak amacıyla Eskişehir’e kadar çekildi. Mustafa Kemal Paşa, 18 Temmuz 1921’de Batı Cephesi karargahına geldi ve durumu yakından görüp inceledi. Taktiksel bir anlayış sergileyerek ordunun düzenlenip kuvvetlendirilmesi için, Sakarya’nın doğusuna kadar çekilmesini gerekli gördü. Bunun üzerine, Türk Ordusu, 25 Temmuz 1921’de taktik savunma yapmak amacıyla Sakarya’nın doğusuna çekildi.<br />
Türk Ordusu Sakarya’nın doğusuna çekilmekle askeri bakımdan büyük bir avantaj elde etti. Bu durum Türk kuvvetleri için zor olsa da, Yunanlılar için daha da zor olan bir durum oluşturmuş oluyordu. Bu sayede, Türk kuvvetleri düşmanın gelişen taarruzlarının tehdidinden kurtarılmış, Sakarya’nın doğusunda yeniden düzenlenerek savunma gücü artırılmıştı. Yunan ordusu ulaştırma şartları ağır bir ortamda ikmal yapma mecburiyeti içerisine giriyordu.<br />
Türk Ordusunun Sakarya gerilerine çekilmesi halk arasında olduğu gibi TBMM içinde de bazı muhalif seslerin artmasına sebep olmuştu. Büyük Millet Meclisi’nde ve dışarıda son çare ve son tedbir olarak Mustafa Kemal Paşa’nın ordunun başına geçmesinde fayda umulduğu yolunda bir kanaat oluştu. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, 4 Ağustos 1921’de Büyük Millet Meclisi’ne verdiği bir önerge ile Başkumandanlığı kabul ettiğini bildirdi ve Meclis’in elindeki yetkileri de fiilen kullanmayı talep etti. Bu önerge üzerine Mustafa Kemal Paşa’nın muhalifleri, kendisine Başkomutan ünvanını ve Meclis’in yetkilerini kullanmak hakkını önce vermek istemediler. Ancak ünvan ve yetki, 5 Ağustos 1921 tarihli kanunla tanındı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sakarya Savaşı’na Hazırlık</span><br />
TBMM, 5 Ağustos 1921’de çıkardığı yasa ile Mustafa Kemal Paşa’ya kendi yetkilerinin bir bölümünü üç ay süreliğine devretti. Bu yasa ile Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan (Başkumandan) atandı. Mustafa Kemal Paşa’nın bu üç aylık süre içinde verdiği kararlar “kanun” sayılacaktı. Başkomutan artık orduyu Yunan saldırısına karşı bütün olanakları en iyi şekilde kullanarak hazırlamaya başlamıştı.<br />
Başkomutan ilk olarak, Türk ulusunu özveriye çağırdı. 7-8 Ağustos’ta yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri (Ulusal Yükümlülükler Buyrukları) ile ulustan özetle şunları istiyordu. “Halkın ve tacirlerin elinde bulunan yiyecek ve giyecek maddelerinin yüzde kırkı, bedelleri sonradan ödenmek üzere orduya verilecekti. Öküz ve at arabalarının, binek ve taşıt hayvanlarının yüzde yirmisi teslim edilecekti. Halkın elinde ne kadar silah ve cephane var ise üç gün içinde orduya teslim edilecekti. Eli silah tutan herkes orduya katılacaktır. Teknik elemanların hepsi ordu emrine alınmıştı. Bütün teknik araç ve gereçlerin yüzde kırkına el konulmuştu. Her aile bir takım çamaşır ile bir çift çorap ve çarık hazırlayıp orduya verecekti. İlçelerde Milli Vergi Komisyonu kurulacak, rahat çalışabilmeleri için bölgede İstiklal Mahkemeleri kurulacaktır. Sahipsiz mallar, komisyonun denetiminde olacaktı. Bu emirlerin yerine getirilmesinin denetimini İstiklal Mahkemeleri yapacaktı.”<br />
Artık ulus tam anlamı ile bilinçli bir hale gelmişti. Bu sonuçla Başkomutan’ın bütün emirleri fazlasıyla yerine getirilmiş ve ordunun ihtiyaçları elden geldiği ölçüde giderilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sakarya Savaşı</span><br />
Mustafa Kemal Paşa, 12 Ağustos 1921’de Polatlı’daki Cephe Karargahına giderek ordunun başına geçti. Cephede teftiş yaparken, attan düşerek birkaç kaburga kemiği kırıldı. Savaşı cephede yaralı ve kaburga kemiği sarılı bir şekilde idare etmek zorunda kaldı.<br />
14 Ağustos sabahı yunanlılar güçlendirdikleri birlikleriyle ilerlemeye başladılar. Kendilerini oyalamaya çalışan Türk kuvvetlerini önlerine alarak geldikleri Sakarya ırmağının kıyısında 23 Ağustos’ta Türk ordusu ile karşı karşıya geldiler. Asıl savaş o gün başladı. Çünkü Yunanlılar Sakarya ırmağını aşmaya başlamışlardı.Yunanlılar Ankara’ya ulaşmak için var gücüyle saldırıyordu. Özellikle Sakarya’nın doğusunda şiddetli çarpışmalar oluyordu.<br />
Yunanlılar bir ara Ankara’ya 50 km. kadar yaklaştı. Ancak her seferinde önlerine yeni birlikler yetiştirilerek durdurulmaları başarıldı. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa her seferinde değişik taktikler uygulayarak yeni savunma çizgileri oluşturdu. Bu taktiksel anlayışını Türk ordusuna ve milletine şu sözleriyle ifade ediyordu, “Hattı müdafa yoktur, sathı müdafa vardır, o satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz”<br />
Yirmi iki gün, yirmi iki gece süren ağır çatışmaların ardından Yunanlılar yenilerek geri çekilmeye başladılar. 13 Eylül’de Sakarya Irmağı’nın doğusunda tek bir yunan askeri bile kalmamıştı. Sakarya zaferi, geri çekilmenin durduğu, ileri gidişin başladığı noktayı oluşturmuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sakarya Savaşı’nın Türk Ulusu açısından tarihsel önemi</span><br />
Eğer bu savaş yitirilseydi Anadolu’da Türk varlığı tamamen sona erecekti. Yunanlıların Ankara’ya ulaşması demek, İngilizlerin yardımı ile Türk varlığının Anadolu topraklarından silinmesi işleminin hız kazanması demekti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sakarya Savaşı’nın Sonuçları</span><br />
- 22 gün süren savaş sonucunda Yunanlılar yenilmiş ve savunma durumuna geçmişlerdir.<br />
- TBMM hakkındaki kuşkular tamamen ortadan kalkmıştır.<br />
- TBMM Mustafa Kemal’e “Gazilik” ve “Mareşallik” ünvanlarını vermiştir. (19 Eylül 1921)<br />
- Mustafa Kemal’e 5 Ağustos 1921 tarihli kanunla verilen Başkomutanlık yetkisi süresiz uzatılmıştır.<br />
- İtilaf devletleri üç ay süreyle ateşkes önerisinde bulundular.<br />
- Savaş, Kurtuluş Savaşı’nın son savunma savaşı olmuştur.<br />
- İtalyanlar Anadolu’yu tamamen boşalttılar.<br />
- Rusya aracılığı ile Kafkas Cumhuriyeti’yle Kars Antlaşması imzalanmıştır.<br />
- İngiltere ile esir Mübadelesi Antlaşması imzalanmış ve Malta’daki Türk esirler serbest bırakılmıştır.<br />
- Fransa ile Ankara Antlaşması imzalanmıştır.<br />
- Ukrayna ile Dostluk Antlaşması imzalanmıştır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Büyük Taarruz (Başkomutanlık Meydan Muharebesi)</span><br />
Türk ordusunun Sakarya Savaşı’nda elde ettiği başarı kamuoyunda büyük ses getirmiş, TBMM’nde taarruza kalkılması gerektiği yönünde fikirlerin beyan edilmesine neden olmuştur. Elbetteki Türk ordusu Sakarya Savaşı’nı kazanarak büyük bir moral içerisine girmiş ve bir an evvel düşmanı yurttan atmanın hesaplarını yapar hale getirmiştir. Ancak Büyük Taarruz öncesi bazı şartların oluşması gerektiğini çok iyi bilen Mustafa Kemal Paşa, acele edilmemesi gerektiğini 4 Mart 1922’de Büyük Millet Meclisi’nin gizli bir toplantısında yaptığı şu konuşma ile açıkça ifade ediyordu, “Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür”.<br />
<br />
Sakarya Savaşı’nda Yunan ordusunun saldırma ve ilerleme gücünün iyice zayıflamış olması henüz yurdun kurtarılmış olması anlamına gelmiyordu. Anadolu’dan tamamen sökülüp atılması gerekiyordu.1922 yılının Haziran ayı ortalarına gelindiğinde Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa,artık taarruza geçilmesi gerektiği kararını almıştı. Büyük bir gizlilik içerisinde yürütülen çalışmalarda düşmanın kuvvetlerinin dikkati başka yönlere çekiliyordu. Diğer taraftan Türk ordusu büyük bir zaferi sağlayacak olan bir taarruz hareketi için var gücüyle çalışıyordu. Mustafa Kemal Paşa ordu birlikleri arasında düzenlenecek futbol müsabakaları bahanesiyle tüm ordu komutanlarını Akşehir’e davet etti. 28 Temmuz gecesi ordu komutanları ile yapılacak taarruz hakkında bir toplantı yapan Mustafa Kemal Paşa, gereken talimatlarını burada ordu komutanlarına iletti. Basına 21 Ağustos günü Çankaya Köşkü’nde bir çay daveti verileceği haberi bildirilmişti.<br />
<br />
Böylelikle gizli bir şekilde yürütülen Büyük Taarruz hareketinde son aşamalara hızla geliniyordu. Mustafa Kemal Paşa 20 Ağustos 1922’de Ankara’dan Akşehir’e giderek, 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı düşmana taarruz emrini verdi. 26 Ağustos sabahı ordumuz Afyonkarahisar Kocatepe’de taarruza tam bir baskın şekline başlamış, düşman tam bir şaşkınlık içerisine girmişti. Sabah saat 04:30’da topçu birliklerinin taciz ateşi ile başlattığı harekat, saat 05:00’de önemli noktalara yoğun topçu ateşi ile devam etti. Piyadelerimiz, Sabah 06:00’da Tınaztepe’ye hücum mesafesine yaklaşarak, tel örgüleri aşıp, işgalci Yunan askerini süngü hücumu ile temizledikten sonra, Tınaztepe’yi ele geçirdiler. Daha sonra, saat 09:00’da Belentepe, ardından Kalecik-Sivrisi düşmandan temizlendi. Taarruzun birinci günü, 1. Ordu Birlikleri, Büyük Kaleciktepe’den Çiğiltepe’ye kadar on beş kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirdi. 5.Süvari Kolordusu, düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulundu. Aynı zamanda 2.Ordu’da cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü.<br />
<br />
26 Ağustos günü Türk Ordusunun Büyük Taarruz’u, Genelkurmay Başkanlığı’nca TBMM’ne bildirilmiş büyük bir sevinç ve gurur duyulmasına sebep olmuştur.<br />
Genellikle süngü hücumları ile gerçekleştirilen taarruz harekatı, 27 Ağustos Pazar sabahı gün ağarırken Türk Ordusunun bütün cephelerde yeniden taarruza geçmesi ile devam etmiştir. 27 Ağustos saat 18:00’de, Afyon 8.Tümen tarafından kurtarıldı. Başkomutanlık karargahı ile Batı Cephesi Komutanlığı karargahı Afyon’a taşındı. 28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri, başarılı geçen taarruz harekatı ile düşmanın 5.Tümeni tamamen çevrildi. 29 Ağustos gecesi yapılan toplantıda hızla harekete geçilerek artık muharebenin sonlandırılması gerektiği sonucuna varıldı. Düşmanın çekilme yollarının kesilmesi ve düşmanı çarpışmaya zorlayarak, tamamen teslim olmalarını sağlama yolunda karar aldılar. Karar süratli ve düzenli bir şekilde gerçekleştirildi. 30 Ağustos 1922 Çarşamba günü taarruz harekatı Türk Ordusunun kesin zaferi ile sonuçlandı. Büyük Taarruz’un son safhası askeri tarihimize Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak geçmiştir.<br />
30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi sonunda, düşman ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak, Dumlupınar’da Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın ateş hatları arasında bizzat idare ettiği savaşta yok edilmiş bir kısmı da esir alınmıştı. Böylelikle Büyük Taarruz hedeflendiği gibi 5 gün gibi kısa bir sürede gerçekleştirilerek kesin sonuç elde edilmiştir.<br />
<br />
Mustafa Kemal Paşa, kaçan düşman askerlerinin takip edilmesini uygun görerek o ünlü sözünü söylemiştir, “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir İleri”<br />
Yunan ordusu kesin yenilgi ile kaçarken acımasızca geçtikleri yerdeki halkı öldürüyor ve her yeri yakıp yıkıyorlardı. İzmir’e doğru kaçan Yunan askerlerinin bir kısmı ve Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis esir olarak ele geçirilmişti. Ordumuz bu muharebede, on beş günde 400 kilometre katederek, 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e girdi. Sabuncu Bel’den geçen 2.Süvari Tümeni, Mersinli yolu ile İzmir’e doğru akarken, bunun solunda 1.Tümen de Kadife Kale’ye doğru yürüyordu. Bu Tümenin 2.Alayı Tuzluoğlu Fabrikası’ndan geçerek Kordonboyu’na ulaştı. Yüzbaşı Şeref Bey Hükümet Konağına, 5.Süvari Tümenimizin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık dairesine, 4.Alay Komutanı Reşat Bey’de Kadife Kale’ye bayrağımızı çektiler.<br />
<br />
Askerlerimiz İzmir’de coşku ve sevinç gösterileri arasında çiçeklerle karşılandı. Süvarilerimizin Kordon boyundan geçişi çok görkemli idi. Kurtuluş zaferinin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmir’in kurtuluşunu Belkahve’den seyretti. Türk Ordusunun, 400 kilometrelik bir mesafeyi savaşarak kat edip İzmir’e ulaşması yurt içinde ve yurt dışında hayret ve takdir uyandırdı.<br />
Büyük Türk zaferi karşısında endişeye düşen ve o anda İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını işgal altında bulunduran İtilaf Devletleri, savaşı durdurmayı ve Türk’lerin haklı isteklerini yerine getirmeyi kendi çıkarlarına uygun buldular. 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması’yla, silahlı çatışma durdurulmuş, Edirne dahil Trakya’nın da Türkiye’ye bırakılacağı ve bir ay içerisinde Yunanlılar tarafından boşaltılacağı kabul edilmişti. Bu gelişmeler üzerine, Anadolu’da Yunan politikasını yürüten İngiltere Başbakanı Lloyd George, istifa etti.<br />
<br />
ataturkdevrimleri.com</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci Balkan Savaşı (1913)</span><br />
I. Balkan Savaşında Balkan topraklarının büyük bir bölümünün Bulgaristan’ın eline geçmesi nedeniyle aralarında ittifak yapan Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ve Romanya Bulgaristan’a saldırdılar. Bu durumu fırsat bilen Osmanlı Devleti Bulgaristan’a savaş açtı.<br />
Mustafa Kemal’in kurmay başkanı olduğu Bolayır Kolordusu, Bulgaristan’a taarruz ederek 15 Temmuz 1913’te Keşan’ı, 17 Temmuz’da Enez ve İpsala’yı, 18 Temmuz’da Uzunköprü’yü, 21 Temmuz günü de, Karaağaç ve Dimetoka’yı alarak Edirne’ye girdi. Bunun üzerine Bulgaristan barış istedi. 29 Eylül 1913’te İstanbul Antlaşması imzalandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Trablusgarp Savaşı (1911-1912)</span><br />
Sanayi Devrimi’ni ilk gerçekleştiren ülke olan İngiltere, kendisine hammadde ve Pazar bulmak amacı ile Akdeniz’e geçerek Güney Asya’ya (Hindistan’a) egemen oldu. İngiltere ilk olarak Hindistan’ın yolunu korumak amacıyla Kıbrıs’ı daha sonra da Mısır’ı aldı.<br />
Fransa; Cezayir ve Tunus’u sömürge amacı ile ele geçirdi. 1870 yılında siyasi birliğini tamamlayan İtalya, sanayisini de geliştirerek kendisine sömürge arayışı içerisine girdi. Bütün bu gelişmelerin sonucunda, İngiltere ve Fransa’nın desteğini alan İtalya Trablusgarp’a girdi. İtalyanların Trablusgarp’a saldırması sömürge arayışı içerisinde olmalarından kaynaklanıyordu.<br />
İtalya’nın Trablusgarp’ı işgalini kolaylaştıran en büyük sebep İngiltere, Fransa ve Rusya’nın İtalya’ya saldırmayacaklarına dair güvence vermesiydi.<br />
Bütün bu gelişmeler devam ederken Osmanlı Devleti bölgeye ordu ve donanma gönderemedi. Sadece, Mustafa Kemal ve Enver Paşa gibi vatan sever bazı subaylar sivil kıyafetler içerisinde Trablusgarp’a geçtiler.<br />
Mustafa Kemal, Enver Paşa ve arkadaşları halkı ve askerleri teşkilatlandırmayı başararak, Derne, Tobruk ve Bingazi’yi kurtardılar. İtalya, Trablusgarp’ı işgalinde başarılı olamayınca Osmanlı Devleti’ni barışa zorlamak için On İki Adayı işgal etti. Bu arada Osmanlı Devleti’nin güçsüz durumunu fırsat bilen Balkan devletlerinin Osmanlıya savaş açması üzerine Osmanlı Devleti İtalya’ya barış önerdi ve Uşi Antlaşması imzalandı.(1912)<br />
Bu antlaşmaya göre Osmanlı Devleti Kuzey Afrika’daki son vatan toprağını da kaybederek Trablusgarp’ı İtalya’ya verdi. On İki Ada ise Balkan Savaşları bitene kadar İtalya’ya emanet edildi. Ancak İtalya, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti yenildiği için On İki Ada’yı geri vermedi. On İki Ada çok sonra Paris Antlaşması ile Yunanistan’a verildi.(1947)<br />
<br />
Not: Trablusgarp’taki Osmanlı birlikleri başlıca üç komutanlığa ayrılmıştır:<br />
Derne Komutanlığı: Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal<br />
Bingazi Komutanlığı: Kurmay Binbaşı Enver Bey<br />
Trablus Komutanlığı: Kurmay Albay Neşet Bey<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çanakkale Savaşı</span><br />
I. Dünya Savaşı’nda İtilaf devletleri (İngiltere-Fransa-Rusya) Çanakkale Boğazı’nı ele geçirerek Osmanlı Devleti’ni tarih sayfasından silebileceklerini düşünüyorlardı. Ancak müttefiklerden Rusya’nın Alman ve Avusturya ordularına karşı peş peşe aldığı yenilgiler İngiltere ve Fransa’yı oldukça rahatsız ediyordu. Avusturya’ya karşı Balkanlar üzerinden bir cephe açılmasını da çok istiyorlardı. Bütün bu nedenlerden dolayı İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı’nı dönemin en kuvvetli savaş gemileriyle abluka altına aldılar.<br />
<br />
Düşman kuvvetleri dönemin en gelişmiş savaş gemileri ile Kumkale ve Seddülbahir müstahkem mevkilerini 19 Şubat 1915’te ağır bir bombardımana tuttu. Bombardıman bir ay kadar sürdü. Bu bombardıman sonucunda Türk mevzilerinin tamamen sustuğunu zanneden düşman gemileri Çanakkale Boğazı’ndan artık rahatça geçebileceklerini düşündüler. Ancak bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlara çarpan dönemin en modern savaş gemileri, Türk topçusunun da aman vermez karşı koyuşu ile boğazın derin sularına gömüldü. (18 Mart 1915)<br />
<br />
Bunun üzerine Çanakkale Boğazı’nı geçemeyeceğini anlayan düşman kuvvetleri, ilkönce Gelibolu Yarımadasını işgal edip buradan Boğaza hakim olmayı hedefledi. 25 Nisan 1915’te büyük bir çıkarma yapan on binlerce İngiliz ve Anzak askeri karaya çıkmaya başlamışlardı. Fransız ordusu da Kumkale’ye ayak basmıştı.<br />
<br />
Osmanlı ordusu büyük destanlar yazarak kahramanca Çanakkale’yi savunmaya başladı. İngilizlerin giriştiği çevirme hareketi Anafartalar’da Mustafa Kemal’in yerinde müdahalesiyle önlendi. Mustafa Kemal, Arıburnu, Conkbayırı ve Kilitbahir’de de düşman kuvvetlerini büyük yenilgiye uğratmıştır.<br />
Artık tam bir siper savaşına dönen tarihin bu en kanlı savaşı göğüs göğüse devam ederken Bulgaristan’da Almanya yanında savaşa girdi. <br />
<br />
Bulgarista’nın savaşa girmesi ile Dimetoka’yı kendi rızamız ile Bulgarlara verdik. Böylelikle tarihimizde ilk kez bir vatan toprağı kendi rızamız ile elimizden çıkmış oldu. Bulgaristan’ın savaşa girmesi ile Almanya ile Osmanlı Devleti arasında bir köprü kurulmuş oldu. Almanya’dan bir çok yardım malzemesi Osmanlı Devleti’ne gelmeye başlayınca zaten savaşı kaybettiğini iyice anlayan İngilizlerde tamamen pes etti. İtilaf Devletleri 9 Ocak 1916’ta son birliklerini de alarak Çanakkale Boğazını terk etti.<br />
İtilaf devletlerinin Çanakkale Savaşı’nı kaybetmesinin hemen ardından Çarlık Rusya’sında Bolşevik ihtilali oldu.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğu (Kafkas) Cephesi</span><br />
Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi ile doğuda büyük bir Rus cephesi açılmış oldu. Ruslar Berlin Barışı ile ellerine geçirdikleri Doğu Anadolu’daki Kars, Ardahan ve Batum’u ilerideki savaşlar için tam bir üs haline getirmişlerdi.<br />
Yıllarca Osmanlı Devleti içinde huzur içinde yaşayan Ermenileri, Kafkas Ermenileri ile iş birliği içerisine sokarak kışkırtmışlar ve bilinçli bir şekilde bir “Ermeni Sorunu” oluşmasına neden olmuşlardı. Rusya ile Osmanlı Devleti savaşa başladığı anda Rusya bölümünde kalan ermeni çeteleri silahlandırılmış ve Türklere karşı kullanılabilecek önemli bir güç haline getirilmişlerdi. Rusların hedefinde Doğu Anadolu’daki diğer illeri ele geçirmek ve bağlaşığı olan İngilizlerden önce Basra Körfezi’ne inmek vardı.<br />
Buna karşılık Enver Paşa’da Kars Ardahan ve Batum’u kurtarmak ardından Güney Kafkasya’ya girmek ve orada yaşayan Türkleri Rus ve Ermenilere karşı ayaklandırmak istiyordu.<br />
<br />
2 Kasım 1914’te Rus kuvvetlerinin Kars’a doğru taarruz hareketine geçmesi ile savaş başladı. Bu sırada Enver Paşa’nın başında bulunduğu Osmanlı Ordusu da karşı saldırıya geçmişti. İlk önceleri Rus birlikleri biraz geri çekilse de, 22 Aralık 1914’te Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın çetin kış şartlarına rağmen Sarıkamış civarında Ruslara karşı yaptığı harekatta 3. Ordu’ya mensup 60.000 asker Allahuekber dağlarında donarak şehit oldu.<br />
1915 yılı baharında Ermenilerle birleşen Rus birlikleri Van ve Malazgirt’i aldılar. 22 Temmuzda başlayan karşı taarruzla Van ve Malazgirt 25-26 Temmuz 1915’te kurtarıldı.<br />
1916 yılında Ruslar Kafkasya’daki kuvvetlerini artırarak taarruza geçtiler. Şubat 1916’da Erzurum ve Muş, 3 Mart’ta Bitlis, 19 Nisan’da Trabzon ve 25 Temmuz’da da Erzincan Ruslar tarafından işgal edildi. Hükümet, Çanakkale bölgesinde bulunan 2.Ordu’yu Kazım Karabekir komutanlığında Doğu Cephesi’ne kaydırdı. 10 Mart 1916’da atama emrini alan Mustafa Kemal, Edirne’den Diyarbakır’a kaydırılan 16. Kolordu’nun komutanı olarak, 15 Mart 1916’da Doğu Cephesinde göreve başladı. 7-8 ağustos 1916’da Muş ve Bitlis Ruslardan kurtarıldı. Yıl sonuna kadar Ruslarla savaşa devam edildi.<br />
<br />
1917 yılında Rusya’da iç karışıklıklar başladı ve Bolşevikler devrimle yönetime el koydu. Yıl boyunca Rus birlikleri işgal ettikleri topraklardan çekildiler. 18 Aralık 1917’de Ruslarla “Erzincan Mütarekesi” yapıldı. Mütarekeden sonra Rus kuvvetleri Doğu Anadolu’yu tamamen terk etti. 1917 kışı, hem Türkler hem de Ruslar için güç şartlarda geçti. Soğuk ve hastalıklar sebebiyle iki tarafta ağır kayıplar verdi.<br />
3 Mart 1918’de Rusya ile Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan arasında “Brest Litovsk Antlaşması” yapılarak Kars, Ardahan ve Batum’un Osmanlı İmparatorluğu’na bırakılması sağlandı.<br />
Brest Litovsk Barış Antlaşması’nın Osmanlı açısından önemi:<br />
-1878 Berlin Barışı ile Ruslara verdiğimiz Kars Ardahan ve Batum’u geri aldık<br />
-Rusların Kafkasları boşaltması ile Osmanlıya Kafkasya yolu açılmış oldu.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Suriye-Filistin Cephesi</span><br />
Türklerin Süveyş Kanalı’na yaptıkları iki taarruz gerek Türk Ordusunun zayıf olması gerekse Almanların söz verdiği yardımları yapmaması üzerine başarısızlıkla sonuçlandı. Bunun üzerine İngilizler Filistin’i işgal amacıyla karşı taarruza geçti ve Suriye Filistin Cephesi Osmanlı’ya karşı açılmış oldu.<br />
1918 yılına kadar direnen Türkler, 400 bin kişilik büyük bir İngiliz ordusu karşısında 40 bin kişilik bir ordu ile karşı koymaya çalışmışlarsa da uzun süre direnemediler.<br />
<br />
İngilizlerin Suriye içlerine ilerlemesi devam ederken Yıldırım Ordular Komutanı Liman von Sanders Halep’te savunma düzeni kurma görevini Mustafa Kemal Paşa’ya bırakıp, Adana’ya gitti.<br />
Mustafa Kemal, bir yandan İngilizlerle mücadele ederken, diğer yandan Arap silahlı çeteleriyle mücadele etmek zorunda kaldı. Mustafa Kemal Paşa komutasındaki birliklerimiz İngilizleri bugünkü Suriye sınırında bir süre tutmayı başardı. 31 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandı. Mustafa Kemal Paşa’da Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na atandı.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sakarya Savaşı (23 Ağustos - 13 Eylül 1921)</span><br />
İnönü’de ikinci kez mağlup olan Yunan kuvvetleri hazırlıklarını tamamlayarak, 10 Temmuz 1921’de iki ayrı cepheden taarruza geçerek Türk Ordusunu yok etmek istediler. Desteklenmiş kuvvetleriyle güçlü bir şekilde ilerlemeyi başardılar. Türk Ordusu, bu zor durumdan kendisini kurtarmak amacıyla Eskişehir’e kadar çekildi. Mustafa Kemal Paşa, 18 Temmuz 1921’de Batı Cephesi karargahına geldi ve durumu yakından görüp inceledi. Taktiksel bir anlayış sergileyerek ordunun düzenlenip kuvvetlendirilmesi için, Sakarya’nın doğusuna kadar çekilmesini gerekli gördü. Bunun üzerine, Türk Ordusu, 25 Temmuz 1921’de taktik savunma yapmak amacıyla Sakarya’nın doğusuna çekildi.<br />
Türk Ordusu Sakarya’nın doğusuna çekilmekle askeri bakımdan büyük bir avantaj elde etti. Bu durum Türk kuvvetleri için zor olsa da, Yunanlılar için daha da zor olan bir durum oluşturmuş oluyordu. Bu sayede, Türk kuvvetleri düşmanın gelişen taarruzlarının tehdidinden kurtarılmış, Sakarya’nın doğusunda yeniden düzenlenerek savunma gücü artırılmıştı. Yunan ordusu ulaştırma şartları ağır bir ortamda ikmal yapma mecburiyeti içerisine giriyordu.<br />
Türk Ordusunun Sakarya gerilerine çekilmesi halk arasında olduğu gibi TBMM içinde de bazı muhalif seslerin artmasına sebep olmuştu. Büyük Millet Meclisi’nde ve dışarıda son çare ve son tedbir olarak Mustafa Kemal Paşa’nın ordunun başına geçmesinde fayda umulduğu yolunda bir kanaat oluştu. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, 4 Ağustos 1921’de Büyük Millet Meclisi’ne verdiği bir önerge ile Başkumandanlığı kabul ettiğini bildirdi ve Meclis’in elindeki yetkileri de fiilen kullanmayı talep etti. Bu önerge üzerine Mustafa Kemal Paşa’nın muhalifleri, kendisine Başkomutan ünvanını ve Meclis’in yetkilerini kullanmak hakkını önce vermek istemediler. Ancak ünvan ve yetki, 5 Ağustos 1921 tarihli kanunla tanındı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sakarya Savaşı’na Hazırlık</span><br />
TBMM, 5 Ağustos 1921’de çıkardığı yasa ile Mustafa Kemal Paşa’ya kendi yetkilerinin bir bölümünü üç ay süreliğine devretti. Bu yasa ile Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan (Başkumandan) atandı. Mustafa Kemal Paşa’nın bu üç aylık süre içinde verdiği kararlar “kanun” sayılacaktı. Başkomutan artık orduyu Yunan saldırısına karşı bütün olanakları en iyi şekilde kullanarak hazırlamaya başlamıştı.<br />
Başkomutan ilk olarak, Türk ulusunu özveriye çağırdı. 7-8 Ağustos’ta yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri (Ulusal Yükümlülükler Buyrukları) ile ulustan özetle şunları istiyordu. “Halkın ve tacirlerin elinde bulunan yiyecek ve giyecek maddelerinin yüzde kırkı, bedelleri sonradan ödenmek üzere orduya verilecekti. Öküz ve at arabalarının, binek ve taşıt hayvanlarının yüzde yirmisi teslim edilecekti. Halkın elinde ne kadar silah ve cephane var ise üç gün içinde orduya teslim edilecekti. Eli silah tutan herkes orduya katılacaktır. Teknik elemanların hepsi ordu emrine alınmıştı. Bütün teknik araç ve gereçlerin yüzde kırkına el konulmuştu. Her aile bir takım çamaşır ile bir çift çorap ve çarık hazırlayıp orduya verecekti. İlçelerde Milli Vergi Komisyonu kurulacak, rahat çalışabilmeleri için bölgede İstiklal Mahkemeleri kurulacaktır. Sahipsiz mallar, komisyonun denetiminde olacaktı. Bu emirlerin yerine getirilmesinin denetimini İstiklal Mahkemeleri yapacaktı.”<br />
Artık ulus tam anlamı ile bilinçli bir hale gelmişti. Bu sonuçla Başkomutan’ın bütün emirleri fazlasıyla yerine getirilmiş ve ordunun ihtiyaçları elden geldiği ölçüde giderilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sakarya Savaşı</span><br />
Mustafa Kemal Paşa, 12 Ağustos 1921’de Polatlı’daki Cephe Karargahına giderek ordunun başına geçti. Cephede teftiş yaparken, attan düşerek birkaç kaburga kemiği kırıldı. Savaşı cephede yaralı ve kaburga kemiği sarılı bir şekilde idare etmek zorunda kaldı.<br />
14 Ağustos sabahı yunanlılar güçlendirdikleri birlikleriyle ilerlemeye başladılar. Kendilerini oyalamaya çalışan Türk kuvvetlerini önlerine alarak geldikleri Sakarya ırmağının kıyısında 23 Ağustos’ta Türk ordusu ile karşı karşıya geldiler. Asıl savaş o gün başladı. Çünkü Yunanlılar Sakarya ırmağını aşmaya başlamışlardı.Yunanlılar Ankara’ya ulaşmak için var gücüyle saldırıyordu. Özellikle Sakarya’nın doğusunda şiddetli çarpışmalar oluyordu.<br />
Yunanlılar bir ara Ankara’ya 50 km. kadar yaklaştı. Ancak her seferinde önlerine yeni birlikler yetiştirilerek durdurulmaları başarıldı. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa her seferinde değişik taktikler uygulayarak yeni savunma çizgileri oluşturdu. Bu taktiksel anlayışını Türk ordusuna ve milletine şu sözleriyle ifade ediyordu, “Hattı müdafa yoktur, sathı müdafa vardır, o satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz”<br />
Yirmi iki gün, yirmi iki gece süren ağır çatışmaların ardından Yunanlılar yenilerek geri çekilmeye başladılar. 13 Eylül’de Sakarya Irmağı’nın doğusunda tek bir yunan askeri bile kalmamıştı. Sakarya zaferi, geri çekilmenin durduğu, ileri gidişin başladığı noktayı oluşturmuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sakarya Savaşı’nın Türk Ulusu açısından tarihsel önemi</span><br />
Eğer bu savaş yitirilseydi Anadolu’da Türk varlığı tamamen sona erecekti. Yunanlıların Ankara’ya ulaşması demek, İngilizlerin yardımı ile Türk varlığının Anadolu topraklarından silinmesi işleminin hız kazanması demekti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sakarya Savaşı’nın Sonuçları</span><br />
- 22 gün süren savaş sonucunda Yunanlılar yenilmiş ve savunma durumuna geçmişlerdir.<br />
- TBMM hakkındaki kuşkular tamamen ortadan kalkmıştır.<br />
- TBMM Mustafa Kemal’e “Gazilik” ve “Mareşallik” ünvanlarını vermiştir. (19 Eylül 1921)<br />
- Mustafa Kemal’e 5 Ağustos 1921 tarihli kanunla verilen Başkomutanlık yetkisi süresiz uzatılmıştır.<br />
- İtilaf devletleri üç ay süreyle ateşkes önerisinde bulundular.<br />
- Savaş, Kurtuluş Savaşı’nın son savunma savaşı olmuştur.<br />
- İtalyanlar Anadolu’yu tamamen boşalttılar.<br />
- Rusya aracılığı ile Kafkas Cumhuriyeti’yle Kars Antlaşması imzalanmıştır.<br />
- İngiltere ile esir Mübadelesi Antlaşması imzalanmış ve Malta’daki Türk esirler serbest bırakılmıştır.<br />
- Fransa ile Ankara Antlaşması imzalanmıştır.<br />
- Ukrayna ile Dostluk Antlaşması imzalanmıştır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Büyük Taarruz (Başkomutanlık Meydan Muharebesi)</span><br />
Türk ordusunun Sakarya Savaşı’nda elde ettiği başarı kamuoyunda büyük ses getirmiş, TBMM’nde taarruza kalkılması gerektiği yönünde fikirlerin beyan edilmesine neden olmuştur. Elbetteki Türk ordusu Sakarya Savaşı’nı kazanarak büyük bir moral içerisine girmiş ve bir an evvel düşmanı yurttan atmanın hesaplarını yapar hale getirmiştir. Ancak Büyük Taarruz öncesi bazı şartların oluşması gerektiğini çok iyi bilen Mustafa Kemal Paşa, acele edilmemesi gerektiğini 4 Mart 1922’de Büyük Millet Meclisi’nin gizli bir toplantısında yaptığı şu konuşma ile açıkça ifade ediyordu, “Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür”.<br />
<br />
Sakarya Savaşı’nda Yunan ordusunun saldırma ve ilerleme gücünün iyice zayıflamış olması henüz yurdun kurtarılmış olması anlamına gelmiyordu. Anadolu’dan tamamen sökülüp atılması gerekiyordu.1922 yılının Haziran ayı ortalarına gelindiğinde Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa,artık taarruza geçilmesi gerektiği kararını almıştı. Büyük bir gizlilik içerisinde yürütülen çalışmalarda düşmanın kuvvetlerinin dikkati başka yönlere çekiliyordu. Diğer taraftan Türk ordusu büyük bir zaferi sağlayacak olan bir taarruz hareketi için var gücüyle çalışıyordu. Mustafa Kemal Paşa ordu birlikleri arasında düzenlenecek futbol müsabakaları bahanesiyle tüm ordu komutanlarını Akşehir’e davet etti. 28 Temmuz gecesi ordu komutanları ile yapılacak taarruz hakkında bir toplantı yapan Mustafa Kemal Paşa, gereken talimatlarını burada ordu komutanlarına iletti. Basına 21 Ağustos günü Çankaya Köşkü’nde bir çay daveti verileceği haberi bildirilmişti.<br />
<br />
Böylelikle gizli bir şekilde yürütülen Büyük Taarruz hareketinde son aşamalara hızla geliniyordu. Mustafa Kemal Paşa 20 Ağustos 1922’de Ankara’dan Akşehir’e giderek, 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı düşmana taarruz emrini verdi. 26 Ağustos sabahı ordumuz Afyonkarahisar Kocatepe’de taarruza tam bir baskın şekline başlamış, düşman tam bir şaşkınlık içerisine girmişti. Sabah saat 04:30’da topçu birliklerinin taciz ateşi ile başlattığı harekat, saat 05:00’de önemli noktalara yoğun topçu ateşi ile devam etti. Piyadelerimiz, Sabah 06:00’da Tınaztepe’ye hücum mesafesine yaklaşarak, tel örgüleri aşıp, işgalci Yunan askerini süngü hücumu ile temizledikten sonra, Tınaztepe’yi ele geçirdiler. Daha sonra, saat 09:00’da Belentepe, ardından Kalecik-Sivrisi düşmandan temizlendi. Taarruzun birinci günü, 1. Ordu Birlikleri, Büyük Kaleciktepe’den Çiğiltepe’ye kadar on beş kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirdi. 5.Süvari Kolordusu, düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulundu. Aynı zamanda 2.Ordu’da cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü.<br />
<br />
26 Ağustos günü Türk Ordusunun Büyük Taarruz’u, Genelkurmay Başkanlığı’nca TBMM’ne bildirilmiş büyük bir sevinç ve gurur duyulmasına sebep olmuştur.<br />
Genellikle süngü hücumları ile gerçekleştirilen taarruz harekatı, 27 Ağustos Pazar sabahı gün ağarırken Türk Ordusunun bütün cephelerde yeniden taarruza geçmesi ile devam etmiştir. 27 Ağustos saat 18:00’de, Afyon 8.Tümen tarafından kurtarıldı. Başkomutanlık karargahı ile Batı Cephesi Komutanlığı karargahı Afyon’a taşındı. 28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri, başarılı geçen taarruz harekatı ile düşmanın 5.Tümeni tamamen çevrildi. 29 Ağustos gecesi yapılan toplantıda hızla harekete geçilerek artık muharebenin sonlandırılması gerektiği sonucuna varıldı. Düşmanın çekilme yollarının kesilmesi ve düşmanı çarpışmaya zorlayarak, tamamen teslim olmalarını sağlama yolunda karar aldılar. Karar süratli ve düzenli bir şekilde gerçekleştirildi. 30 Ağustos 1922 Çarşamba günü taarruz harekatı Türk Ordusunun kesin zaferi ile sonuçlandı. Büyük Taarruz’un son safhası askeri tarihimize Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak geçmiştir.<br />
30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi sonunda, düşman ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak, Dumlupınar’da Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın ateş hatları arasında bizzat idare ettiği savaşta yok edilmiş bir kısmı da esir alınmıştı. Böylelikle Büyük Taarruz hedeflendiği gibi 5 gün gibi kısa bir sürede gerçekleştirilerek kesin sonuç elde edilmiştir.<br />
<br />
Mustafa Kemal Paşa, kaçan düşman askerlerinin takip edilmesini uygun görerek o ünlü sözünü söylemiştir, “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir İleri”<br />
Yunan ordusu kesin yenilgi ile kaçarken acımasızca geçtikleri yerdeki halkı öldürüyor ve her yeri yakıp yıkıyorlardı. İzmir’e doğru kaçan Yunan askerlerinin bir kısmı ve Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis esir olarak ele geçirilmişti. Ordumuz bu muharebede, on beş günde 400 kilometre katederek, 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e girdi. Sabuncu Bel’den geçen 2.Süvari Tümeni, Mersinli yolu ile İzmir’e doğru akarken, bunun solunda 1.Tümen de Kadife Kale’ye doğru yürüyordu. Bu Tümenin 2.Alayı Tuzluoğlu Fabrikası’ndan geçerek Kordonboyu’na ulaştı. Yüzbaşı Şeref Bey Hükümet Konağına, 5.Süvari Tümenimizin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık dairesine, 4.Alay Komutanı Reşat Bey’de Kadife Kale’ye bayrağımızı çektiler.<br />
<br />
Askerlerimiz İzmir’de coşku ve sevinç gösterileri arasında çiçeklerle karşılandı. Süvarilerimizin Kordon boyundan geçişi çok görkemli idi. Kurtuluş zaferinin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmir’in kurtuluşunu Belkahve’den seyretti. Türk Ordusunun, 400 kilometrelik bir mesafeyi savaşarak kat edip İzmir’e ulaşması yurt içinde ve yurt dışında hayret ve takdir uyandırdı.<br />
Büyük Türk zaferi karşısında endişeye düşen ve o anda İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını işgal altında bulunduran İtilaf Devletleri, savaşı durdurmayı ve Türk’lerin haklı isteklerini yerine getirmeyi kendi çıkarlarına uygun buldular. 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması’yla, silahlı çatışma durdurulmuş, Edirne dahil Trakya’nın da Türkiye’ye bırakılacağı ve bir ay içerisinde Yunanlılar tarafından boşaltılacağı kabul edilmişti. Bu gelişmeler üzerine, Anadolu’da Yunan politikasını yürüten İngiltere Başbakanı Lloyd George, istifa etti.<br />
<br />
ataturkdevrimleri.com</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Laiklilk İlkesi Üzerine]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-laiklilk-ilkesi-uzerine.html</link>
			<pubDate>Wed, 27 Apr 2016 23:16:45 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-laiklilk-ilkesi-uzerine.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Günümüz dünyasında halkının çoğunluğu müslüman olan 52 devlet var. Bunların beşi, islam şeriatına göre yönetildikleri iddiasında. Libya, Suudi Arabistan, İran İslam Cumhuriyeti, Pakistan ve Afganistan. Bu beş devletin her biri ayrı bir telden çalıyor. <br />
<br />
Bizdeki şeriatçılar, bunların hiçbirini model olarak kabul etmiyorlar. Hepsine birer kulp takıyorlar. "Peki sizin modeliniz nasıl olacak?" diye sorduğunuz zaman da, modellerinin "Kuran'da yazılı olduğunu" ileri sürüyorlar. Sanki yukarıda adını verdiğimiz İslam ülkeleri, başka bir kaynağa dayanıyormuş gibi. ''<br />
<br />
Prof. Dr. Toktamış Ateş , Laiklik</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Günümüz dünyasında halkının çoğunluğu müslüman olan 52 devlet var. Bunların beşi, islam şeriatına göre yönetildikleri iddiasında. Libya, Suudi Arabistan, İran İslam Cumhuriyeti, Pakistan ve Afganistan. Bu beş devletin her biri ayrı bir telden çalıyor. <br />
<br />
Bizdeki şeriatçılar, bunların hiçbirini model olarak kabul etmiyorlar. Hepsine birer kulp takıyorlar. "Peki sizin modeliniz nasıl olacak?" diye sorduğunuz zaman da, modellerinin "Kuran'da yazılı olduğunu" ileri sürüyorlar. Sanki yukarıda adını verdiğimiz İslam ülkeleri, başka bir kaynağa dayanıyormuş gibi. ''<br />
<br />
Prof. Dr. Toktamış Ateş , Laiklik</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bu sayede yurttaş oldu]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-bu-sayede-yurttas-oldu.html</link>
			<pubDate>Mon, 05 Oct 2015 14:29:05 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-bu-sayede-yurttas-oldu.html</guid>
			<description><![CDATA[17 Şubat 1926’da kabul edilip 4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren Hukuk Devrimimizin ve laik hukukumuzun simgesi bu yasa ülkemizin demokratikleşme ve çağdaşlaşmasınd a atılan önemli adımlardan biridir.<br />
1926 Hukuk devrimimizin geri planında özellikle Tanzimat döneminden başlayan laikleşme, Batıdan alınan yasalar ve egemenliğin halkla paylaşılması çabaları vardır. Bu çabalara bir göz gezdirelim. <br />
<br />
CUMHURİYET’E KADAR HUKUK ANLAYIŞI<br />
Tanzimat hareketi Osmanlı Devleti’nin çöküşünü durdurmayı Osmanlı toplumuna mal, can gibi “hukuki emniyet” getirme ve gayrimüslümlere eşitlik sağlama fikrinde arar. Bunun için gerekli yasalar Meclis-i Vala-i Ahkâm-ı Adliye’de hazırlanacak ve padişahın onayıyla yürürlüğe girecekti. 1840 ve 1851 yılında hazırlanan ceza yasaları, 1858 Arazi Kanunnamesi, 1858 Ceza Kanunname-i Hümayunu ve 1869 Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye, 1850 tarihli Kanunname-i Ticaret, 1862 tarihli Usul-i Muhakeme-i Ticaret Nizamnamesi, 1864 tarihli Ticaret-i Bahriye Kanunnamesi, 1880 Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye Kanunu ve 1881 tarihli Usul-i Muhakemat-ı Hukukiye Kanunu bu şekilde hazırlanmıştır.<br />
Tanzimat döneminin devlet adamları ve aydınları yasalaştırmadan yanadırlar. Tartışma yasalaştırmalar ın Batı’dan yasalar almak yoluyla mı yoksa şeriatten beslenmek suretiyle mi olacağına dairdir. Cevdet Paşa’nın başkanlığındaki Mecelle komisyonu 1878 yılına kadar Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’yi hazırlar.<br />
İslamcı, Batıcı, Türkçü fikirlerin hukukun laikleşmesine, kadın-erkek eşitliğine dair bakışlarında farklılıklar vardır. İslamcılara göre yasalar şeriata dayanmalıydı. Çoğunlukla İslâmiyet’in ilerlemeye engel bir din olmadığını, içtihada önem verilmesini, savunuyorlardı.<br />
Abdullah Cevdet kadın haklarını, özgür olmayan kadınların annelerinin çocuk terbiyesindeki rolünün babadan daha fazla olması sebebiyle eksik yönlerini taşıyacaklarını savunur.<br />
Batıcılara göre ise Şeriye mahkemeleri kaldırılmalı ve Nizamiye mahkemeleri ve yasalar değiştirilmeliy di. Mecelle kaldırılmalı veya esaslı şekilde düzeltilmeliydi . Avrupa medeni yasası kabul edilerek evlenme ve boşanma şartları kadına yönelik olarak değiştirilmeli, birden fazla evlenme ve “boş ol” sözüyle kadın boşamak yasaklanmalıydı . Kılıçzade Hakkı, padişahların tek hanım almalarını, kadınların tutumlu olmak şartıyla diledikleri gibi gezip giyinebilmeleri ni, kızlarda tesettürün kaldırılmasını ve kızlara okullar açılmasını ister. [1]<br />
Batıcılardan Celal Nuri’ye göre Tanzimatçılar, milli yapımızı dikkate almaksızın Avrupa yasalarını kopya etmekle yetinmişlerdi. Hem Avrupa’dan iktibas yoluyla alınan yasalar hem de Mecelle ihtiyaçları karşılamaktan uzaktır. 1915’te kadınla erkeğin birbirleriyle iletişimde münasebette bulunmadan yaşamalarını Osmanlının gerileme sebeplerinden biri olarak görür. Hatta daha da ileri giderek kadının erkeklerden fazla haklara sahip olması, kadının kocasına itaat etmesine dair maddelerin yasalardan çıkarılmasını, tam eşitliği, zinanın suç sayılmaması, kadının mallarını dilediğince kullanabilmesi ve vasiyet edebilmesi, kadına seçme ve seçilme hakkının verilmesi gerekliliğini belirtir. [2]<br />
Türkçüler Tanzimatçıları ikili (din hükümlerine dayalı Şeriye mahkemeleri, laik Nizamiye mahkemeleri) hukuk politikaları sebebiyle eleştiriler. Ziya Gökalp’e göre eski hayat ve geleneklerin yerini yeni bir hayat almalıydı. Ziya Gökalp, evlenme, boşanma ve mirasta kadın-erkek eşitliğini savunmuştur. [3]<br />
<br />
OSMANLI’DA HUKUKUN İKİLİ YAPISI<br />
Dini hükümlere dayalı Mecelle’nin yanında Batı’dan alınan ticaret, ceza ve usul yasaları hukukta ikilik yaratmıştır. Bir yanda Allah’ın ve yeryüzündeki halife-padişahın iradesine dayanan Mecelle diğer yanda dünyevi meseleleri çözmeye yönelik, millet iradesinin de kısmen dahil edildiği laik nitelikli yasalar hukuk birliğini önlemiştir. Ziya Gökalp din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını savunarak hukukun laikleşmesi yönünde çabalamıştır.<br />
2. Meşrutiyet döneminde iktidarda olan İttihat ve Terakki Partisi’nin Adliye bakanı Halil Menteşe, Şeriye mahkemelerinin 25 Mart 1917 tarihinde Adliye Bakanlığına bağlanması dolayısıyla hukuktaki laikleşmeyi şöyle belirtir:<br />
“Esas gaye şer’i mahkemeleri lağvetmek ve hukukumuzu da ‘laicisser’ etmekti. Fakat bunda imparatorluk şeraitine göre tedrici yürümek zarureti vardı.” [4]<br />
Mustafa Kemal Paşa, 7-8 Temmuz 1919 gecesi Mazhar Müfit Kansu’ya tesettürün ve fesin kalkacağını söyler. [5] Atatürk, Tanzimatçıların Batıdan yasa almalarını “taklitçilik” olarak niteleyerek bu yolla beklenen faydanın sağlanamayacağı nı savunuyordu. [6] <br />
<br />
HUKUK DEVRİMİNE OLAN İHTİYACIN NEDENLERİ<br />
Bu nedenleri şu şekilde maddeleştirebil iriz:<br />
a) Milli egemenlik: Cumhuriyet millet egemenliği olduğuna göre hukukunda bu yönde değişmesi gerekliydi. Millet egemenliğinin sağlanması için de artık egemenliğin kaynağı ilahi bir güç olmaktan dolayısıyla da o ilahi gücün yeryüzündeki temsilcisinin tek bir kişiye (padişaha) ait olmaktan çıkarılması gerekliydi. Egemenliğin kaynağı ilahi güç (Allah) değil millet iradesi olacaktı. Yasalar gücünü milletten almalıydı. Hukuk devrimin altındaki esas neden budur.<br />
b) Laikleşmek; Millet egemenliğini gerçekleştirmen in yolu da yasarlı ve aklı laikleştirmekte n geçiyordu. Yasalar tanrı değil millet iradesine dayanmalıydı. Dinin insan özgürlüğünü engellemek, makam, mevki elde etmek, kadını cinsel bir nesne olarak kullanılmasına (dincilik, yobazlık) izin verilmeyecek, böylece akıl özgürleşecekti. Toplumun inanç niteliğindekile r dışındaki ihtiyaçlarını karşılayabilece k güç değişmez nitelikteki din hükümler değil bilim olmalıydı.<br />
c) İki tip insan yetişmesinin önüne geçmek: Bir yanda şeriata dayalı hükümler, diğer yanda laik yasalar iki farklı dünyaya sahip insan yetişmesine neden oluyordu. Birinin dünyasında her sorunun yanıtı dinde aranırken diğerinde değişen ihtiyaçlara en iyi yanıt verecek bilim ve teknolojinin peşinde koşuluyordu.<br />
d) Eski hukukun eşitsizlikçi olması: İslam Hukuku'yla Batı Hukuku'nun birlikte yürütülmesi eşitliğin bozularak ayrıcalıklı zümre ve sınıfların oluşmasına neden oluyor, adalete güveni zedeliyordu. Toplumun yarısını oluşturan kadınlar mirasta, aile birliğinde, mahkemede erkekten daha az haklara sahipti.<br />
e) Hukuk birliğini sağlama amacı; Gayrımüslimler, Fatih Sultan Mehmet'ten beri ayrı ayrı kendi cemaatlarının hukukuna tabiydiler. Bu ayrım giderilmeliydi. Ayrıca yasalardaki hükümler birbiriyle çelişebiliyordu .<br />
<br />
CUMHURİYET’İN İLK YILLARINDA ÇABALAR<br />
1923’te başta Mecelle olmak üzere temel bazı yasaları yeniden düzenlemek üzere iki komisyon oluşturulur. Adalet Bakanlığı bünyesindeki komisyonların yasaların şeriat kurallarına uygun olması görüşü ve düzenlemelerde batı hukukundan alınmasına yönelik düşünceler sebebiyle bu komisyonlar dağıtılır. 19 Mayıs 1924’de oluşturulan komisyonların çalışmalarına ilişkin yönetmelikte, gerekirse “batı milletlerinin kanun ve eserlerinden icap eden esasların alınması” ifadesi yer alır. Bu komisyonun çabaları da yetersiz ve çağdaşlıktan uzak bulunarak Medeni Yasa ve Borçlar Yasası üzerine çalışmalar yapması üzere Ahkam-ı Şahsiye ve Vacibat komisyonları kurulur. <br />
<br />
“ÖNÜNE ÇIKACAKLAR, DEMİRLE, ATEŞLE YOK EDİLMEYE MAHKUMDURLAR”<br />
Mahmut Esat Bozkurt, ıslahatın sosyal ve ekonomik sisteme dokunmadığını belirterek Adliye bakanını, büyük kısmı “13 asır evvel Bağdat çöllerinde yazılmış ve bir kısmı da Frenk kokan yasalar” diyerek eleştirir. [7] Daha sonra Adliye bakanı olan Mahmut Esat Bozkurt Şükrü Kaya [8] ile birlikte bir Avrupa’dan medeni yasa alma fikrini Atatürk’e iletirler. [9] Sonuçta İsviçre Medeni Yasasının ve Borçlar yasasının, bazı değişikliklerle , bütün olarak alınıp benimsenmesine karar verilir. Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, bu kararı şu şekilde değerlendirir:<br />
“Türk İhtilali’nin kararı, batı uygarlığını kayıtsız şartsız kendisine mal etmek, benimsemektir. Bu karar, o kadar kesin bir azme dayanmaktadır ki, önüne çıkacaklar, demirle, ateşle yok edilmeye mahkumdurlar.”<br />
<br />
MAHMUT ESAT’IN MEDENİ YASAYA YAZDIĞI GEREKÇE <br />
Medeni Yasaya yazdığı gerekçede Mahmut Esat Bozkurt, yeni yasaya ihtiyacın dinin değişmez doğasının bütün ihtiyaçları karşılaşmaktan uzak olduğundan dolayı ihtiyaç olduğunu şu cümleleriyle ifade eder:<br />
“Mecelle'nin temeli ve ana çizgileri dindir. Oysa, insanlık yaşamı, her gün, hatta her an köklü değişimlerle karşı karşıyadır. Bunun değişimleri, yürüyüşü, hiçbir zaman bir nokta çevresinde saptanamaz ve durdurulamaz. Yasaları dine dayalı devletler kısa bir zaman sonra yurdun ve ulusun isterlerini karşılayamazlar . Çünkü dinler, değişmez kurallar kapsarlar. Yaşam yürür; gereksinimler hızla değişir; din yasaları, her ne olursa olsun ilerleyen yaşamın karşısında, biçimden ve ölü sözcüklerden ileri bir değer, bir anlam taşıyamazlar. Değişmemek, dinler için bir zorunluluktur. Bu nedenle dinlerin yalnız bir vicdan işi olarak kalması, çağdaş uygarlığın temellerinden ve eski uygarlıkla yeni uygarlığın en önemli ayırıcı niteliklerinden biridir. Köklerini dinlerden alan yasalar, uygulandıkları toplumları, gökten indikleri ilkel çağlara bağlarlar ve ilerlemeleri engelleyici belli başlı neden ve etkenler arasında bulunurlar. Türk ulusunun alın yazısının, bugünkü çağda bile ortaçağ düzen ve kurallarına bağlı kalmasında, dinin değişmez kurallarından esinlenen ve Tanrı katiyle sürekli olarak ilişkili durumda bulunan yasalarımızın en güçlü etken olduklarından kuşku duyulmamalıdır. ”<br />
Bozkurt ayrıca dinin vicdan meselesi olmaktan çıkarılarak istismarın, geriliğin kaynağı olarak nasıl kullanıldığını da ortaya koyar:<br />
“Yenileşme tarihimizin akışında kamu yararı düşüncesiyle meydana getirilen yeniliklere karşı, yalnız kendi çıkarları aksayan takımlar savaşmışlar ve halkı din adına, bozuk ve çürük inançlar adına doğru yoldan sapmağa ve bozgunculuğa itelemişlerdir. Çağdaş uygarlığın Türk toplumu ile bağdaşamayan noktalan görülüyorsa, bu, Türk Ulusunun yetenek ve becerikliliğind eki eksiklikten değil, onun çevresini gereksiz yere saran ortaçağ örgütlerinden ve dinsel hukuk kural ve kurumlarındandı r. Hiçbir uygar ulus böyle bir inanış yöresinde kalmamış ve yaşamın gereklerine ayak uydurarak zaman zaman kendini bağlayan gelenekleri yıkmakta duraksamamıştır . Gerçekler karşısında atadan ve deden kalma inanışlara ille de bağlı kalmak, akıl ve zeka gereklerinden değildir.”<br />
İsviçre Medeni Yasası, millet egemenliğini, laikliği, kadın-erkek eşitliğine dayalı bir aile birliği içermesi, hakime takdir yetkisi tanıması, dilinin basitliği gibi nedenlerle 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilir.<br />
<br />
MEDENİ YASANIN GETİRDİĞİ ÖNEMLİ HAKLAR<br />
1- Resmi nikah zorunlu hale getirildi.<br />
2- Tek eşli evlilik zorunlu hale getirildi.<br />
3- Mirasta kız ve erkek çocukların eşit pay almaları sağlandı.<br />
4- Tek taraflı olarak erkeklerin olan boşanma hakkı eşit koşullarla kadınlara da tanındı.<br />
5- Kadınlara istedikleri işte çalışabilme hakkı tanındı.<br />
6- Patrikhane ve konsoloslukları n yargı yetkileri sona erdi.<br />
7- Laik hukuk anlayışı toplumun her kesiminde uygulanır duruma geldi.<br />
8- Türkiye’de hukuk birliği sağlandı.<br />
<br />
MEDENİ YASANIN AVRUPA’DAKİ YANKISI<br />
Lozan Andlaşması çerçevesinde Türkiye’de danışman olarak bulunan hukukçu Sauser Hall, “bir toplum üzerinde yapılmış bundan daha cesur bir deneyim yoktur” diyerek şunu da belirtir:<br />
“İslam devletlerinin en güçlüsü, bin yıllık geçmişe varan töreleri, altı aylık bir sürede yürürlükten kaldırıyor. Tarih, hiçbir ülkede bu kadar köklü ve ani değişikliği örnek gösteremez.” [10]<br />
Tarihçi Toynbee, Türk hukuk devrimini Rönesans, Reform, Fransız Devrimi ve Endüstri Devrimine benzeterek şu farkı vurgular:<br />
"Bu devrim, bir insanın yaşamı süresinde gerçekleştirilm iştir." [11]<br />
Kont Cstrorog ise şöyle değerlendirir:<br />
"Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa hukukunun kabulü, Orta Doğu tarihinde 14 yüzyıldan, yani İslam dininin kabulünden bu yana görülen en önemli olaylardan biridir".[12]<br />
Hukuk devrimi özünde millet egemenliğini ortaya koymak, kadın-erkek eşitliğini sağlamak, bilimi esas almak, çağdaş olmaktır. Din ve toplumu geriliğe ötüren gelenekler bir referans kaynağı olmaktan çıkarılarak akla dayalı hükümlerle toplum yönetilmeliydi. Bunun yolu da hukuku laikleştirmekti .<br />
Medeni yasa bu yönleriyle Türk aydınlanmasının önemli belgelerden biridir.<br />
<br />
Mustafa Solak<br />
Odatv.com<br />
<br />
Dipnotlar<br />
[1] M. Şükrü Hanioğlu, Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, İstanbul, (tarihsiz), s. 375-383.<br />
[2] Celal Nuri, Kadınlarımız, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1993, s. 101-102.<br />
[3] Ziya Gökalp, Yeni Hayat–Doğru Yol, (haz: Müjgan Cumhur), Kültür Bakanlığı, Ankara, 1976, s. 32.<br />
[4] İsmail Arar, Halil Menteşe’nin Anıları, Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul, 1986, s. 228.<br />
[5] Mazhar Müfid Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, C.I, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1986, s. 131-132.<br />
[6] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C.I, 3. Baskı, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara, s. 223-224.<br />
[7] TBMM Zabıt Ceridesi, 2. Dönem, C.X, s. 175-177.<br />
[8] Şükrü Kaya’nın hukukun laikleştirilmes ine yönelik çabaları için bakınız. Mustafa Solak, Atatük’ün Bakanı Şükrü Kaya, Kaynak Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2013.<br />
[9] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul, 1969, s. 370.<br />
[10] La Réception des Droits Européens en Turquie, Genève, 1938, s.51’den aktaran Çağdaş Evrim Ergün, Mevzuat, “Türk Aydınlanma Hareketinde Hukuk Anlayışı Türkiye'de Hukukun Laikleşmesi”, S. 20, İstanbul, 1999<br />
[11] Atatürk’ün Hukuk Devrimi, Mukayeseli Hukuk Araştırma ve Uygulama Merkezi, İstanbul, 1983, s. 9 <br />
[12] Ostorog, The Angora Reform, London, 1927, s. 14’ten aktaran Çağdaş Evrim Ergün, age]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[17 Şubat 1926’da kabul edilip 4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren Hukuk Devrimimizin ve laik hukukumuzun simgesi bu yasa ülkemizin demokratikleşme ve çağdaşlaşmasınd a atılan önemli adımlardan biridir.<br />
1926 Hukuk devrimimizin geri planında özellikle Tanzimat döneminden başlayan laikleşme, Batıdan alınan yasalar ve egemenliğin halkla paylaşılması çabaları vardır. Bu çabalara bir göz gezdirelim. <br />
<br />
CUMHURİYET’E KADAR HUKUK ANLAYIŞI<br />
Tanzimat hareketi Osmanlı Devleti’nin çöküşünü durdurmayı Osmanlı toplumuna mal, can gibi “hukuki emniyet” getirme ve gayrimüslümlere eşitlik sağlama fikrinde arar. Bunun için gerekli yasalar Meclis-i Vala-i Ahkâm-ı Adliye’de hazırlanacak ve padişahın onayıyla yürürlüğe girecekti. 1840 ve 1851 yılında hazırlanan ceza yasaları, 1858 Arazi Kanunnamesi, 1858 Ceza Kanunname-i Hümayunu ve 1869 Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye, 1850 tarihli Kanunname-i Ticaret, 1862 tarihli Usul-i Muhakeme-i Ticaret Nizamnamesi, 1864 tarihli Ticaret-i Bahriye Kanunnamesi, 1880 Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye Kanunu ve 1881 tarihli Usul-i Muhakemat-ı Hukukiye Kanunu bu şekilde hazırlanmıştır.<br />
Tanzimat döneminin devlet adamları ve aydınları yasalaştırmadan yanadırlar. Tartışma yasalaştırmalar ın Batı’dan yasalar almak yoluyla mı yoksa şeriatten beslenmek suretiyle mi olacağına dairdir. Cevdet Paşa’nın başkanlığındaki Mecelle komisyonu 1878 yılına kadar Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’yi hazırlar.<br />
İslamcı, Batıcı, Türkçü fikirlerin hukukun laikleşmesine, kadın-erkek eşitliğine dair bakışlarında farklılıklar vardır. İslamcılara göre yasalar şeriata dayanmalıydı. Çoğunlukla İslâmiyet’in ilerlemeye engel bir din olmadığını, içtihada önem verilmesini, savunuyorlardı.<br />
Abdullah Cevdet kadın haklarını, özgür olmayan kadınların annelerinin çocuk terbiyesindeki rolünün babadan daha fazla olması sebebiyle eksik yönlerini taşıyacaklarını savunur.<br />
Batıcılara göre ise Şeriye mahkemeleri kaldırılmalı ve Nizamiye mahkemeleri ve yasalar değiştirilmeliy di. Mecelle kaldırılmalı veya esaslı şekilde düzeltilmeliydi . Avrupa medeni yasası kabul edilerek evlenme ve boşanma şartları kadına yönelik olarak değiştirilmeli, birden fazla evlenme ve “boş ol” sözüyle kadın boşamak yasaklanmalıydı . Kılıçzade Hakkı, padişahların tek hanım almalarını, kadınların tutumlu olmak şartıyla diledikleri gibi gezip giyinebilmeleri ni, kızlarda tesettürün kaldırılmasını ve kızlara okullar açılmasını ister. [1]<br />
Batıcılardan Celal Nuri’ye göre Tanzimatçılar, milli yapımızı dikkate almaksızın Avrupa yasalarını kopya etmekle yetinmişlerdi. Hem Avrupa’dan iktibas yoluyla alınan yasalar hem de Mecelle ihtiyaçları karşılamaktan uzaktır. 1915’te kadınla erkeğin birbirleriyle iletişimde münasebette bulunmadan yaşamalarını Osmanlının gerileme sebeplerinden biri olarak görür. Hatta daha da ileri giderek kadının erkeklerden fazla haklara sahip olması, kadının kocasına itaat etmesine dair maddelerin yasalardan çıkarılmasını, tam eşitliği, zinanın suç sayılmaması, kadının mallarını dilediğince kullanabilmesi ve vasiyet edebilmesi, kadına seçme ve seçilme hakkının verilmesi gerekliliğini belirtir. [2]<br />
Türkçüler Tanzimatçıları ikili (din hükümlerine dayalı Şeriye mahkemeleri, laik Nizamiye mahkemeleri) hukuk politikaları sebebiyle eleştiriler. Ziya Gökalp’e göre eski hayat ve geleneklerin yerini yeni bir hayat almalıydı. Ziya Gökalp, evlenme, boşanma ve mirasta kadın-erkek eşitliğini savunmuştur. [3]<br />
<br />
OSMANLI’DA HUKUKUN İKİLİ YAPISI<br />
Dini hükümlere dayalı Mecelle’nin yanında Batı’dan alınan ticaret, ceza ve usul yasaları hukukta ikilik yaratmıştır. Bir yanda Allah’ın ve yeryüzündeki halife-padişahın iradesine dayanan Mecelle diğer yanda dünyevi meseleleri çözmeye yönelik, millet iradesinin de kısmen dahil edildiği laik nitelikli yasalar hukuk birliğini önlemiştir. Ziya Gökalp din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını savunarak hukukun laikleşmesi yönünde çabalamıştır.<br />
2. Meşrutiyet döneminde iktidarda olan İttihat ve Terakki Partisi’nin Adliye bakanı Halil Menteşe, Şeriye mahkemelerinin 25 Mart 1917 tarihinde Adliye Bakanlığına bağlanması dolayısıyla hukuktaki laikleşmeyi şöyle belirtir:<br />
“Esas gaye şer’i mahkemeleri lağvetmek ve hukukumuzu da ‘laicisser’ etmekti. Fakat bunda imparatorluk şeraitine göre tedrici yürümek zarureti vardı.” [4]<br />
Mustafa Kemal Paşa, 7-8 Temmuz 1919 gecesi Mazhar Müfit Kansu’ya tesettürün ve fesin kalkacağını söyler. [5] Atatürk, Tanzimatçıların Batıdan yasa almalarını “taklitçilik” olarak niteleyerek bu yolla beklenen faydanın sağlanamayacağı nı savunuyordu. [6] <br />
<br />
HUKUK DEVRİMİNE OLAN İHTİYACIN NEDENLERİ<br />
Bu nedenleri şu şekilde maddeleştirebil iriz:<br />
a) Milli egemenlik: Cumhuriyet millet egemenliği olduğuna göre hukukunda bu yönde değişmesi gerekliydi. Millet egemenliğinin sağlanması için de artık egemenliğin kaynağı ilahi bir güç olmaktan dolayısıyla da o ilahi gücün yeryüzündeki temsilcisinin tek bir kişiye (padişaha) ait olmaktan çıkarılması gerekliydi. Egemenliğin kaynağı ilahi güç (Allah) değil millet iradesi olacaktı. Yasalar gücünü milletten almalıydı. Hukuk devrimin altındaki esas neden budur.<br />
b) Laikleşmek; Millet egemenliğini gerçekleştirmen in yolu da yasarlı ve aklı laikleştirmekte n geçiyordu. Yasalar tanrı değil millet iradesine dayanmalıydı. Dinin insan özgürlüğünü engellemek, makam, mevki elde etmek, kadını cinsel bir nesne olarak kullanılmasına (dincilik, yobazlık) izin verilmeyecek, böylece akıl özgürleşecekti. Toplumun inanç niteliğindekile r dışındaki ihtiyaçlarını karşılayabilece k güç değişmez nitelikteki din hükümler değil bilim olmalıydı.<br />
c) İki tip insan yetişmesinin önüne geçmek: Bir yanda şeriata dayalı hükümler, diğer yanda laik yasalar iki farklı dünyaya sahip insan yetişmesine neden oluyordu. Birinin dünyasında her sorunun yanıtı dinde aranırken diğerinde değişen ihtiyaçlara en iyi yanıt verecek bilim ve teknolojinin peşinde koşuluyordu.<br />
d) Eski hukukun eşitsizlikçi olması: İslam Hukuku'yla Batı Hukuku'nun birlikte yürütülmesi eşitliğin bozularak ayrıcalıklı zümre ve sınıfların oluşmasına neden oluyor, adalete güveni zedeliyordu. Toplumun yarısını oluşturan kadınlar mirasta, aile birliğinde, mahkemede erkekten daha az haklara sahipti.<br />
e) Hukuk birliğini sağlama amacı; Gayrımüslimler, Fatih Sultan Mehmet'ten beri ayrı ayrı kendi cemaatlarının hukukuna tabiydiler. Bu ayrım giderilmeliydi. Ayrıca yasalardaki hükümler birbiriyle çelişebiliyordu .<br />
<br />
CUMHURİYET’İN İLK YILLARINDA ÇABALAR<br />
1923’te başta Mecelle olmak üzere temel bazı yasaları yeniden düzenlemek üzere iki komisyon oluşturulur. Adalet Bakanlığı bünyesindeki komisyonların yasaların şeriat kurallarına uygun olması görüşü ve düzenlemelerde batı hukukundan alınmasına yönelik düşünceler sebebiyle bu komisyonlar dağıtılır. 19 Mayıs 1924’de oluşturulan komisyonların çalışmalarına ilişkin yönetmelikte, gerekirse “batı milletlerinin kanun ve eserlerinden icap eden esasların alınması” ifadesi yer alır. Bu komisyonun çabaları da yetersiz ve çağdaşlıktan uzak bulunarak Medeni Yasa ve Borçlar Yasası üzerine çalışmalar yapması üzere Ahkam-ı Şahsiye ve Vacibat komisyonları kurulur. <br />
<br />
“ÖNÜNE ÇIKACAKLAR, DEMİRLE, ATEŞLE YOK EDİLMEYE MAHKUMDURLAR”<br />
Mahmut Esat Bozkurt, ıslahatın sosyal ve ekonomik sisteme dokunmadığını belirterek Adliye bakanını, büyük kısmı “13 asır evvel Bağdat çöllerinde yazılmış ve bir kısmı da Frenk kokan yasalar” diyerek eleştirir. [7] Daha sonra Adliye bakanı olan Mahmut Esat Bozkurt Şükrü Kaya [8] ile birlikte bir Avrupa’dan medeni yasa alma fikrini Atatürk’e iletirler. [9] Sonuçta İsviçre Medeni Yasasının ve Borçlar yasasının, bazı değişikliklerle , bütün olarak alınıp benimsenmesine karar verilir. Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, bu kararı şu şekilde değerlendirir:<br />
“Türk İhtilali’nin kararı, batı uygarlığını kayıtsız şartsız kendisine mal etmek, benimsemektir. Bu karar, o kadar kesin bir azme dayanmaktadır ki, önüne çıkacaklar, demirle, ateşle yok edilmeye mahkumdurlar.”<br />
<br />
MAHMUT ESAT’IN MEDENİ YASAYA YAZDIĞI GEREKÇE <br />
Medeni Yasaya yazdığı gerekçede Mahmut Esat Bozkurt, yeni yasaya ihtiyacın dinin değişmez doğasının bütün ihtiyaçları karşılaşmaktan uzak olduğundan dolayı ihtiyaç olduğunu şu cümleleriyle ifade eder:<br />
“Mecelle'nin temeli ve ana çizgileri dindir. Oysa, insanlık yaşamı, her gün, hatta her an köklü değişimlerle karşı karşıyadır. Bunun değişimleri, yürüyüşü, hiçbir zaman bir nokta çevresinde saptanamaz ve durdurulamaz. Yasaları dine dayalı devletler kısa bir zaman sonra yurdun ve ulusun isterlerini karşılayamazlar . Çünkü dinler, değişmez kurallar kapsarlar. Yaşam yürür; gereksinimler hızla değişir; din yasaları, her ne olursa olsun ilerleyen yaşamın karşısında, biçimden ve ölü sözcüklerden ileri bir değer, bir anlam taşıyamazlar. Değişmemek, dinler için bir zorunluluktur. Bu nedenle dinlerin yalnız bir vicdan işi olarak kalması, çağdaş uygarlığın temellerinden ve eski uygarlıkla yeni uygarlığın en önemli ayırıcı niteliklerinden biridir. Köklerini dinlerden alan yasalar, uygulandıkları toplumları, gökten indikleri ilkel çağlara bağlarlar ve ilerlemeleri engelleyici belli başlı neden ve etkenler arasında bulunurlar. Türk ulusunun alın yazısının, bugünkü çağda bile ortaçağ düzen ve kurallarına bağlı kalmasında, dinin değişmez kurallarından esinlenen ve Tanrı katiyle sürekli olarak ilişkili durumda bulunan yasalarımızın en güçlü etken olduklarından kuşku duyulmamalıdır. ”<br />
Bozkurt ayrıca dinin vicdan meselesi olmaktan çıkarılarak istismarın, geriliğin kaynağı olarak nasıl kullanıldığını da ortaya koyar:<br />
“Yenileşme tarihimizin akışında kamu yararı düşüncesiyle meydana getirilen yeniliklere karşı, yalnız kendi çıkarları aksayan takımlar savaşmışlar ve halkı din adına, bozuk ve çürük inançlar adına doğru yoldan sapmağa ve bozgunculuğa itelemişlerdir. Çağdaş uygarlığın Türk toplumu ile bağdaşamayan noktalan görülüyorsa, bu, Türk Ulusunun yetenek ve becerikliliğind eki eksiklikten değil, onun çevresini gereksiz yere saran ortaçağ örgütlerinden ve dinsel hukuk kural ve kurumlarındandı r. Hiçbir uygar ulus böyle bir inanış yöresinde kalmamış ve yaşamın gereklerine ayak uydurarak zaman zaman kendini bağlayan gelenekleri yıkmakta duraksamamıştır . Gerçekler karşısında atadan ve deden kalma inanışlara ille de bağlı kalmak, akıl ve zeka gereklerinden değildir.”<br />
İsviçre Medeni Yasası, millet egemenliğini, laikliği, kadın-erkek eşitliğine dayalı bir aile birliği içermesi, hakime takdir yetkisi tanıması, dilinin basitliği gibi nedenlerle 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilir.<br />
<br />
MEDENİ YASANIN GETİRDİĞİ ÖNEMLİ HAKLAR<br />
1- Resmi nikah zorunlu hale getirildi.<br />
2- Tek eşli evlilik zorunlu hale getirildi.<br />
3- Mirasta kız ve erkek çocukların eşit pay almaları sağlandı.<br />
4- Tek taraflı olarak erkeklerin olan boşanma hakkı eşit koşullarla kadınlara da tanındı.<br />
5- Kadınlara istedikleri işte çalışabilme hakkı tanındı.<br />
6- Patrikhane ve konsoloslukları n yargı yetkileri sona erdi.<br />
7- Laik hukuk anlayışı toplumun her kesiminde uygulanır duruma geldi.<br />
8- Türkiye’de hukuk birliği sağlandı.<br />
<br />
MEDENİ YASANIN AVRUPA’DAKİ YANKISI<br />
Lozan Andlaşması çerçevesinde Türkiye’de danışman olarak bulunan hukukçu Sauser Hall, “bir toplum üzerinde yapılmış bundan daha cesur bir deneyim yoktur” diyerek şunu da belirtir:<br />
“İslam devletlerinin en güçlüsü, bin yıllık geçmişe varan töreleri, altı aylık bir sürede yürürlükten kaldırıyor. Tarih, hiçbir ülkede bu kadar köklü ve ani değişikliği örnek gösteremez.” [10]<br />
Tarihçi Toynbee, Türk hukuk devrimini Rönesans, Reform, Fransız Devrimi ve Endüstri Devrimine benzeterek şu farkı vurgular:<br />
"Bu devrim, bir insanın yaşamı süresinde gerçekleştirilm iştir." [11]<br />
Kont Cstrorog ise şöyle değerlendirir:<br />
"Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa hukukunun kabulü, Orta Doğu tarihinde 14 yüzyıldan, yani İslam dininin kabulünden bu yana görülen en önemli olaylardan biridir".[12]<br />
Hukuk devrimi özünde millet egemenliğini ortaya koymak, kadın-erkek eşitliğini sağlamak, bilimi esas almak, çağdaş olmaktır. Din ve toplumu geriliğe ötüren gelenekler bir referans kaynağı olmaktan çıkarılarak akla dayalı hükümlerle toplum yönetilmeliydi. Bunun yolu da hukuku laikleştirmekti .<br />
Medeni yasa bu yönleriyle Türk aydınlanmasının önemli belgelerden biridir.<br />
<br />
Mustafa Solak<br />
Odatv.com<br />
<br />
Dipnotlar<br />
[1] M. Şükrü Hanioğlu, Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, İstanbul, (tarihsiz), s. 375-383.<br />
[2] Celal Nuri, Kadınlarımız, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1993, s. 101-102.<br />
[3] Ziya Gökalp, Yeni Hayat–Doğru Yol, (haz: Müjgan Cumhur), Kültür Bakanlığı, Ankara, 1976, s. 32.<br />
[4] İsmail Arar, Halil Menteşe’nin Anıları, Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul, 1986, s. 228.<br />
[5] Mazhar Müfid Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, C.I, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1986, s. 131-132.<br />
[6] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C.I, 3. Baskı, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara, s. 223-224.<br />
[7] TBMM Zabıt Ceridesi, 2. Dönem, C.X, s. 175-177.<br />
[8] Şükrü Kaya’nın hukukun laikleştirilmes ine yönelik çabaları için bakınız. Mustafa Solak, Atatük’ün Bakanı Şükrü Kaya, Kaynak Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2013.<br />
[9] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul, 1969, s. 370.<br />
[10] La Réception des Droits Européens en Turquie, Genève, 1938, s.51’den aktaran Çağdaş Evrim Ergün, Mevzuat, “Türk Aydınlanma Hareketinde Hukuk Anlayışı Türkiye'de Hukukun Laikleşmesi”, S. 20, İstanbul, 1999<br />
[11] Atatürk’ün Hukuk Devrimi, Mukayeseli Hukuk Araştırma ve Uygulama Merkezi, İstanbul, 1983, s. 9 <br />
[12] Ostorog, The Angora Reform, London, 1927, s. 14’ten aktaran Çağdaş Evrim Ergün, age]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yeni Şafak eski yazarı Levent Gültekin:Atatür k Haklıymış]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-yeni-safak-eski-yazari-levent-gultekin-atatur-k-hakliymis.html</link>
			<pubDate>Mon, 28 Sep 2015 02:10:33 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-yeni-safak-eski-yazari-levent-gultekin-atatur-k-hakliymis.html</guid>
			<description><![CDATA[<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/0urP5bAV9xw" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
atatürk videoları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/0urP5bAV9xw" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
atatürk videoları]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk Milliyetçiliğinin Özellikleri!!.. .]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-milliyetciliginin-ozellikleri.html</link>
			<pubDate>Mon, 17 Aug 2015 20:50:10 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-milliyetciliginin-ozellikleri.html</guid>
			<description><![CDATA[Atatürk’ün milliyetçilik anlayışında millet esastır. Atatürk milliyetçiliğin de özellikle Türk Milleti’nin geçmişine olan sevgi ile birlik ve beraberliğine yer ve değer verilmektedir. Atatürk’ün;<br />
<br />
“Bize milliyetçi derler, fakat biz öyle bir milliyetçiyiz ki, bizimle işbirliği yapan bütün milletlere hürmet ederiz. Bizim milliyetçiliğim iz bencil bir milliyetçilik değildir."<br />
<br />
sözleriyle de ifade ettiği gibi, Atatürk milliyetçiliği herhangi bir millet düşmanlığına dayanmamaktadır . Yurtta ve dünyada barışı öngörür. Bu sebeple her türlü emperyalizme ve sömürgeciliğe karşıdır. Bağımsızlığı savunur. Başka devletlerin de bağımsızlığına saygılıdır ve yayılmacı değildir.<br />
<br />
<br />
Atatürk milliyetçiliği hürriyete ve insan şahsiyetine değer verir ve eşitlik fikrine dayanır. Bölücülüğü ve ayrımcılığı reddederek, birleştirici, bütünleştirici bir nitelik taşır. Ayrıca milliyetçiliği reddeden akımlara ve sınıf mücadelesine karşı olup, laik, insancıl, barışçı olmak gibi özelliklere sahiptir.<br />
<br />
<br />
Atatürk milliyetçiliği ilericidir. Çağın gerçeklerine uygun olarak, akıl ve bilimin doğrularına dayanır. Bu çerçevede Türk Milleti’nin dünya medeniyetine bilimsel açıdan hizmetini öngörür.<br />
<br />
<br />
Bütün bunların yanında Atatürk milliyetçiliği; akılcı, yapıcı, yaratıcı ve idealist bir yapı içerisinde, insan hak ve hürriyetlerine dayalı bir biçimde, kültürel değerlere sahip çıkan bir sistem olarak Türk Milletini sevmeyi ve onun menfaatleri için çalışmayı öngörür...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Atatürk’ün milliyetçilik anlayışında millet esastır. Atatürk milliyetçiliğin de özellikle Türk Milleti’nin geçmişine olan sevgi ile birlik ve beraberliğine yer ve değer verilmektedir. Atatürk’ün;<br />
<br />
“Bize milliyetçi derler, fakat biz öyle bir milliyetçiyiz ki, bizimle işbirliği yapan bütün milletlere hürmet ederiz. Bizim milliyetçiliğim iz bencil bir milliyetçilik değildir."<br />
<br />
sözleriyle de ifade ettiği gibi, Atatürk milliyetçiliği herhangi bir millet düşmanlığına dayanmamaktadır . Yurtta ve dünyada barışı öngörür. Bu sebeple her türlü emperyalizme ve sömürgeciliğe karşıdır. Bağımsızlığı savunur. Başka devletlerin de bağımsızlığına saygılıdır ve yayılmacı değildir.<br />
<br />
<br />
Atatürk milliyetçiliği hürriyete ve insan şahsiyetine değer verir ve eşitlik fikrine dayanır. Bölücülüğü ve ayrımcılığı reddederek, birleştirici, bütünleştirici bir nitelik taşır. Ayrıca milliyetçiliği reddeden akımlara ve sınıf mücadelesine karşı olup, laik, insancıl, barışçı olmak gibi özelliklere sahiptir.<br />
<br />
<br />
Atatürk milliyetçiliği ilericidir. Çağın gerçeklerine uygun olarak, akıl ve bilimin doğrularına dayanır. Bu çerçevede Türk Milleti’nin dünya medeniyetine bilimsel açıdan hizmetini öngörür.<br />
<br />
<br />
Bütün bunların yanında Atatürk milliyetçiliği; akılcı, yapıcı, yaratıcı ve idealist bir yapı içerisinde, insan hak ve hürriyetlerine dayalı bir biçimde, kültürel değerlere sahip çıkan bir sistem olarak Türk Milletini sevmeyi ve onun menfaatleri için çalışmayı öngörür...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün soyu nereye dayanmaktadır?]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-soyu-nereye-dayanmaktadir.html</link>
			<pubDate>Wed, 15 Jul 2015 03:17:38 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-soyu-nereye-dayanmaktadir.html</guid>
			<description><![CDATA[<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/bs7y3Bcg3dY" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/bs7y3Bcg3dY" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[The Young Atatürk ( Genç Atatürk )]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-the-young-ataturk-genc-ataturk.html</link>
			<pubDate>Fri, 10 Jul 2015 18:07:50 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-the-young-ataturk-genc-ataturk.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Genç Atatürk</span><br />
George W. Gawrych<br />
Çeviren: Gül Çağalı Güven<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kitap Hakkında:</span><br />
Mustafa Kemal’i devlet adamlığına hazırlayan askerlik sürecinin detaylı bir analizi...<br />
<br />
Bu analizde yazara yol gösteren de, arşiv belgeleriyle Mustafa Kemal’in notları, emirleri ve yazışmaları… <br />
<br />
Genç Atatürk bugüne kadar yazılmış Atatürk biyografilerinden farklı olarak, asker Atatürk’ü konu ediyor. George W. Gawrych 20. yüzyılın en olağanüstü devlet adamlarından birinin hakkıyla anlaşılabilmesi için, Mustafa Kemal’in askerlik kariyerinin derinlemesine incelenmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Askerliğin, Mustafa Kemal’in eleştirel muhakemesini, kişisel değerleri ile duygusal zekâsını geliştirmesine, bir subay ve komutan olarak karşılaştığı sorunları çözerken teoriyi pratiğe dönüştürmesine nasıl yardım ettiğinin izini sürüyor. <br />
<br />
Genç Atatürk, Mustafa Kemal’i devlet adamlığına hazırlayan askerlik sürecinin detaylı bir analizi. Bu analizde yazara yol gösteren de, arşiv belgeleriyle Mustafa Kemal’in notları, emirleri ve yazışmaları… <br />
<br />
ABD’deki The Society of Military History’nin (Askeri Tarih Derneği) <br />
her yıl verdiği en iyi askeri biyografi ödülünü alan Genç Atatürk titiz bir araştırmanın ürünü.<br />
<br />
“İyi işlenmiş, kuramsal olarak zengin, iddiaları sağlam, titizlikle kaleme alınmış bir eser… Konu hakkındaki en iyi çalışma.”<br />
M. Şükrü Hanioğlu, Princeton Üniversitesi<br />
<br />
“Net bir dille yazılmış, kusursuz bir araştırma.”<br />
Dennis Showalter, Colorado Üniversitesi<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yazar Hakkında</span><br />
George W. Gawrych, Baylor Üniversitesi tarih profesörüdür; ABD Askeri Akademisi’nde konuk öğretim üyesi olarak bulunduğu bir buçuk yıl dahil, ABD Ordu Kumandanlığı ve Fort Leavenorth (Kansas) Genelkurmay Akademisi’nde 19 yıl ders verdi. The Crescent and the Eagle: Ottoman Rule, Islam and the Albanians (1874-1913), The Albatross of Decisive Victory: War and Policy between Egypt and <br />
Israel in the 1967 and 1973 Arab-Israeli Wars’un yazarı; Armed Peacekeepers in Bosnia’nın da yazarlarından biridir.<br />
<br />
<img src="http://img1.dr.com.tr/pimages/Content/Uploads/ProductImages/506608/cf7e4741-9242-4629-be8f-2930d67128cf-1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: cf7e4741-9242-4629-be8f-2930d67128cf-1.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
dogankitap.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Genç Atatürk</span><br />
George W. Gawrych<br />
Çeviren: Gül Çağalı Güven<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kitap Hakkında:</span><br />
Mustafa Kemal’i devlet adamlığına hazırlayan askerlik sürecinin detaylı bir analizi...<br />
<br />
Bu analizde yazara yol gösteren de, arşiv belgeleriyle Mustafa Kemal’in notları, emirleri ve yazışmaları… <br />
<br />
Genç Atatürk bugüne kadar yazılmış Atatürk biyografilerinden farklı olarak, asker Atatürk’ü konu ediyor. George W. Gawrych 20. yüzyılın en olağanüstü devlet adamlarından birinin hakkıyla anlaşılabilmesi için, Mustafa Kemal’in askerlik kariyerinin derinlemesine incelenmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Askerliğin, Mustafa Kemal’in eleştirel muhakemesini, kişisel değerleri ile duygusal zekâsını geliştirmesine, bir subay ve komutan olarak karşılaştığı sorunları çözerken teoriyi pratiğe dönüştürmesine nasıl yardım ettiğinin izini sürüyor. <br />
<br />
Genç Atatürk, Mustafa Kemal’i devlet adamlığına hazırlayan askerlik sürecinin detaylı bir analizi. Bu analizde yazara yol gösteren de, arşiv belgeleriyle Mustafa Kemal’in notları, emirleri ve yazışmaları… <br />
<br />
ABD’deki The Society of Military History’nin (Askeri Tarih Derneği) <br />
her yıl verdiği en iyi askeri biyografi ödülünü alan Genç Atatürk titiz bir araştırmanın ürünü.<br />
<br />
“İyi işlenmiş, kuramsal olarak zengin, iddiaları sağlam, titizlikle kaleme alınmış bir eser… Konu hakkındaki en iyi çalışma.”<br />
M. Şükrü Hanioğlu, Princeton Üniversitesi<br />
<br />
“Net bir dille yazılmış, kusursuz bir araştırma.”<br />
Dennis Showalter, Colorado Üniversitesi<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yazar Hakkında</span><br />
George W. Gawrych, Baylor Üniversitesi tarih profesörüdür; ABD Askeri Akademisi’nde konuk öğretim üyesi olarak bulunduğu bir buçuk yıl dahil, ABD Ordu Kumandanlığı ve Fort Leavenorth (Kansas) Genelkurmay Akademisi’nde 19 yıl ders verdi. The Crescent and the Eagle: Ottoman Rule, Islam and the Albanians (1874-1913), The Albatross of Decisive Victory: War and Policy between Egypt and <br />
Israel in the 1967 and 1973 Arab-Israeli Wars’un yazarı; Armed Peacekeepers in Bosnia’nın da yazarlarından biridir.<br />
<br />
<img src="http://img1.dr.com.tr/pimages/Content/Uploads/ProductImages/506608/cf7e4741-9242-4629-be8f-2930d67128cf-1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: cf7e4741-9242-4629-be8f-2930d67128cf-1.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
dogankitap.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk Evliyadır - Mustafa Cemil Kılıç]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-evliyadir-mustafa-cemil-kilic.html</link>
			<pubDate>Tue, 26 May 2015 15:03:04 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-evliyadir-mustafa-cemil-kilic.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ali’siz Aleviliğin Çakal Postu: Atatürk'süz Alevilik... </span></span><br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk’ü bir dine, mezhebe, coğrafyaya ve bir zaman dilimine sığdırabilmek mümkün değildir. O, öyle şeyler yapmıştır ki yaptıklarıyla evrensel ve zaman üstü bir kişilik olarak insanlığın ve tarihin idrakine nakşolmuştur.<br />
<br />
Mustafa Kemal, herkesin kendisinde bir şeyler bulduğu sonsuz bir kaynak gibidir. Akılcı, devrimci, yurtsever, ilerici, milliyetçi ve insaniyetçi kimliğiyle rehberliği muhkem bir kişiliktir. <br />
<br />
Mustafa Kemal, “Benim akıl ve bilimden başka hiçbir manevi mirasım yoktur” diyerek tıpkı “ Aklım dinimdir” diyen Hazreti Ali gibi insanlığa daima bilimi ve aklı işaret etmiştir. Akıl ve bilim, medeniyet yolunu ışıtan sonsuz bir ışık kaynağı gibidir. İnsanlığa aklı ve bilimi telkin etmekten daha büyük bir hizmet düşünülemez.<br />
<br />
Türk ulusuna istiklal mücadelesinde önderlik eden Mustafa Kemal, gerçekleştirdiğ i anti emperyalist savaşla mazlum halklar dünyasına da umut ve güç kaynağı olmuştur. Bilindiği üzere Türk istiklal savaşı, doğulu halkların batı sömürgeciliğine karşı özgürlük bayrağını yükseltmelerine cesaret vermiş ve emperyalizme diz çöktüren ilk hareket olarak Mustafa Kemal marifetiyle dünya tarihine geçmiştir.<br />
<br />
O büyük ve emsalsiz bir dahidir. Onun yaptıklarını başkaları hayal bile edememiştir. Bir halkın yazısından kıyafetine, dilinden dinine kadar neredeyse her şeyini yeni baştan düzenleyen ve yeni bir biçim veren yeryüzünde başka kim vardır?<br />
<br />
Yaptıkları ve yapmak istedikleriyle ilgi odağı olmuş, büyük hayranlıklar kazanmış, çok sevilmiş ve çok yüceltilen kutlu bir önder olmuştur. <br />
<br />
Elbette ki onun da düşmanları vardı. Günümüzde de var ve daima var olacaktır.<br />
<br />
Bilinmelidir ki ona düşman olmak, hurafelere dost olmaktır.<br />
<br />
Ona düşman olmak, geriliğe, yobazlığa, karanlığa ve yoksulluğa dost olmaktır.<br />
<br />
Ona düşman olmak, emperyalizme, esarete, köleliğe, faşizme, bölücülüğe ve ırkçılığa dost olmaktır.<br />
<br />
Ve ona düşman olmak, şeytana dost olmaktır.<br />
<br />
Mustafa Kemal, bütün insanlık dünyasının emsalsiz bir değeridir.<br />
<br />
Kuşku yok ki o, başta Anadolu Türklerinin ve bütün Türk dünyasının ulusal kahramanıdır. Sünnisi, Şiisi, Alevisiyle hatta inananı, inanmayanıyla Türk ulusunun tümünün önderi ve öncüsü olan Mustafa Kemal Paşa, bazı bakımlardan ise Aleviler için daha da önemli ve değerli addedilmiştir.<br />
<br />
Alevilerin ona duyduğu sevgi ve bağlılık gerçekten dikkate şayan ve hayranlık uyandıran bir mahiyete sahiptir.<br />
<br />
Aleviler için Atatürk neden bu denli öneme sahiptir. Alevilerin Atatürk sevgisinin kaynağı nedir?<br />
<br />
Bu sorulura nesnellikle yanıt aramak gerçeği görmemizin ilk koşuludur.<br />
<br />
Aleviler, 6 asırlık Osmanlı idaresinde uzun yıllar hatta yüzyıllar boyunca şeriat yasaları nedeniyle baskı ve zulme maruz kalmışlardır. Osmanlı şeyhülislamları tarafından haklarında sürgün ve idam fetvaları yayınlanan Aleviler, varlıklarını sürdürebilmek için sürekli göçmek, dağ başlarına yerleşmek, zaman zaman da kimliklerini gizleyerek yaşamak zorunda kalmışlardır.<br />
<br />
Özellikle Yavuz Selim devrinden itibaren büyük ölçüde Sünni Hanefi şeriatına dayanan, itikadi açıdan ise daha ziyade Eş’ari inancını temel alan Osmanlı idaresi heterodoks, mistik / ezoterik İslam inancını temsil eden Alevilik ve Bektaşilik üzerinde ortodoksinin ağır zulmünü acımasızca icra etmiştir. On binlerce Alevi katledilmiş, binlerce Alevi / Bektaşi önderi idam edilmiştir.<br />
<br />
Aleviler ve tüm batıni gruplar Anadolu topraklarında Babailerden beri egemen din ve siyaset anlayışına karşı sürekli başkaldırmışlar dır. Bu başkaldırı Osmanlı döneminde de devam etmiştir. Şeyh Bedrettin’ler, Bozoklu Celal’ler, Pir Sultan’lar Alevi Türkmen isyan geleneğinin destansı halkalarıdır. 16. yüzyılda Safevi rüzgarıyla yeni bir sürece giren zulme isyan dalgası 17. yüzyıldan itibaren 2- 3 asır süren Celali başkaldırılarıy la devam etmiş ve son Celali Mustafa Kemal Paşa ile anti emperyalist ulusal kurtuluş mücadelesi sonucu Cumhuriyete taşınmıştır. Yüzyıllardır süren Alevi Türkmen ayaklanmacıları Safevi Devleti’nin kuruluşunu saymazsak ilk kez Mustafa Kemal ile birlikte zafer kazanmıştır. Cumhuriyet; Alevisi, Sünnisi, Caferisiyle bütün Türk ulusunun zaferidir. Dolayısıyla Cumhuriyet aynı zamanda bir Alevi Türkmen zaferidir.Zira; Cumhuriyet ile birlikte artık Aleviler, şeyhülislam fetvasıyla katledilmekten kurtulmuşlardır . <br />
<br />
Halifeliğin kaldırılışı ile de Hz. Ali ve evlatlarına yapılan zulmün süreği olarak devam eden Alevilere yönelik hilafet baskısı da son ermiştir.<br />
<br />
Osmanlı döneminde hiçbir zaman devlet yöneticisi / memuru olamayan Aleviler, Cumhuriyet devrinde TBMM Başkan vekilliği, mebusluk, bakanlık vb. olabilme imkanına kavuşmuşlardır. <br />
<br />
Aleviler, Atatürk Cumhuriyeti ile birlikte şehre inebilmişler, yüzyıllardır maruz kaldıkları izolasyondan kurtulup toplumun diğer kesimleriyle entegrasyon sürecine girmişlerdir.<br />
<br />
O halde Aleviler, Atatürk’e çok şey borçludurlar. Atatürk’ün yaptıkları öyle bir heyecan yaratmıştır ki, bazı Aleviler, hayranlık ve hayret içerisinde; “ Yoksa Hz. Ali, Mustafa Kemal donunda yeniden mi zuhur etti ? “ diye düşünmüşler ve pek çoğu bunun böyle olduğuna inanmışlardır.<br />
<br />
İşte tüm bunlardan dolayı Alevilerdeki Atatürk sevgisi, hemen hemen her Alevinin evinde Atatürk resminin asılı bulunmasıyla tezahür ettiği gibi aynı zamanda Alevi ibadethanelerin de de Atatürk resimleri dini ve manevi bir Alevi önderinin gibi baş köşeye konulmuştur.<br />
<br />
Cem evlerinde Atatürk’ün resimleri Hz. Ali ve Hacı Bektaş Veli’nin resimleriyle birlikte müminlerin temaşa ettikleri mukaddes figürler arasına girmiştir.<br />
<br />
Evet; Atatürk sadece siyasi bir önder değildir. O, siyasi önder olmasının yanı sıra aynı zamanda manevi ve dini bir önderdir. Tıpkı yüce peygamberimizin hem siyasi hem de dini önder oluşu gibi. Tıpkı Hz. Ali’mizin hem siyasi hem de dini bir önder oluşu gibi…<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yüce Atatürk’ün dine, İslam’a ve bilime, akla ve insanlık değerlerine, Türk tarihine, ahlak ve erdeme ilişkin sözleri ve eylemleri incelendiğinde görülecektir ki o gerçekten, şeksiz ve şüphesiz bir dini önderdir. Hakk’ın tecelli ettiği evliyaullahtand ır. Erendir, ermiştir.</span></span><br />
<br />
Bu inancımızın bir göstergesidir ki yüce Atatürk’ün yaşamı hiç kimse için söz konusu olamayacak düzeyde olağan üstülüklerle doludur. 57 yıl gibi kısa bir ömürde yaptıkları, gerçekleştirilm esi için yüzyıllar gereken işlerdir. Öngörüsü, becerisi, azmi ve iradesiyle aşılmaz denilen engelleri aşmış, yıkılmaz denilen kaleleri yıkmış, kurulmaz denilen binaları kurmuş, yürünmez denilen yolları yürümüş, başka toplumların 300 yılda geçtiği tünelden Türk ulusunu 15 – 20 yılda geçirmiş şanlı devrimciyi manevi bir önder olarak görmemek kesinlikle körlüktür.<br />
<br />
Hal böyleyken Atatürk karşıtlığının Alevilerin arasına kadar sızmış olması, cem evlerinden Atatürk’ün resimlerinin çıkarılmaya yeltenilmesi, ulu önderin Dersim olayları üzerinden neredeyse katliamcılıkla suçlanmaya çalışılması son derece hazindir.<br />
<br />
<br />
Oysa bilinmelidir ki bu ülkede Atatürk’ün alternatifi gericilik, hurafe, yobazlık, yoksulluk, teokratik baskı ve zulümdür. Zira; ümmetten ulusal devlete, gericilikten bilime geçişin adıdır Mustafa Kemal Atatürk !<br />
<br />
Atatürk, Türk ulusunun kimliği, şerefi, varlığı ve dirliğidir. Nasıl ki Türk ulusu Atatürk’süz düşünülemezse Alevilik de onsuz düşünülemez. Atatürk’süz Alevilik, Ali’siz Alevilik çalışmalarının büründüğü çakal postudur. Unutmayalım ki, laik Atatürk cumhuriyetinin son bulmasında en büyük acıyı Aleviler yaşayacaktır. Mustafa Kemal aşkıyla yanıp tutuşan biz Aleviler, dünyaya eşi benzeri gelmemiş, kurtuluş ve kuruluş mücadelesinin baş mimarı olan bu büyük insanı savaş suçlusu ve Alevi düşmanı ilan etmelerine izin vermemeli, dik durup ileriye bakmalıyız.<br />
<br />
<br />
Bilinsin ki, Aleviler ve Atatürk ayrı düşünülemez. Biz halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü göze alanlardanız. Zira, dünyanın öbür ucunda tanımadığımız insanın gözyaşı bile yakar bizim yüreğimizi…<br />
<br />
<br />
Bir kutsal sudur Mustafa Kemal Paşam !<br />
Akar gürül gürül; sığmaz zamana…<br />
<br />
Ulu Atam,<br />
Açtığın yolda, gösterdiğin ülküde, hiç durmadan yürüyeceğimize ant içeriz…<br />
<br />
72 milyonluk Türkiye halkının, 260 milyonluk Türk halkları dünyasının ve bütün insanlık aleminin emsalsiz şahsiyeti…<br />
<br />
<br />
Manevi hatıran önünde derin bir saygı ve ürpermeyle eğiliyorum.<br />
<br />
Işıklar içinde uyu… / <br />
<br />
<br />
MUSTAFA CEMİL KILIÇ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ali’siz Aleviliğin Çakal Postu: Atatürk'süz Alevilik... </span></span><br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk’ü bir dine, mezhebe, coğrafyaya ve bir zaman dilimine sığdırabilmek mümkün değildir. O, öyle şeyler yapmıştır ki yaptıklarıyla evrensel ve zaman üstü bir kişilik olarak insanlığın ve tarihin idrakine nakşolmuştur.<br />
<br />
Mustafa Kemal, herkesin kendisinde bir şeyler bulduğu sonsuz bir kaynak gibidir. Akılcı, devrimci, yurtsever, ilerici, milliyetçi ve insaniyetçi kimliğiyle rehberliği muhkem bir kişiliktir. <br />
<br />
Mustafa Kemal, “Benim akıl ve bilimden başka hiçbir manevi mirasım yoktur” diyerek tıpkı “ Aklım dinimdir” diyen Hazreti Ali gibi insanlığa daima bilimi ve aklı işaret etmiştir. Akıl ve bilim, medeniyet yolunu ışıtan sonsuz bir ışık kaynağı gibidir. İnsanlığa aklı ve bilimi telkin etmekten daha büyük bir hizmet düşünülemez.<br />
<br />
Türk ulusuna istiklal mücadelesinde önderlik eden Mustafa Kemal, gerçekleştirdiğ i anti emperyalist savaşla mazlum halklar dünyasına da umut ve güç kaynağı olmuştur. Bilindiği üzere Türk istiklal savaşı, doğulu halkların batı sömürgeciliğine karşı özgürlük bayrağını yükseltmelerine cesaret vermiş ve emperyalizme diz çöktüren ilk hareket olarak Mustafa Kemal marifetiyle dünya tarihine geçmiştir.<br />
<br />
O büyük ve emsalsiz bir dahidir. Onun yaptıklarını başkaları hayal bile edememiştir. Bir halkın yazısından kıyafetine, dilinden dinine kadar neredeyse her şeyini yeni baştan düzenleyen ve yeni bir biçim veren yeryüzünde başka kim vardır?<br />
<br />
Yaptıkları ve yapmak istedikleriyle ilgi odağı olmuş, büyük hayranlıklar kazanmış, çok sevilmiş ve çok yüceltilen kutlu bir önder olmuştur. <br />
<br />
Elbette ki onun da düşmanları vardı. Günümüzde de var ve daima var olacaktır.<br />
<br />
Bilinmelidir ki ona düşman olmak, hurafelere dost olmaktır.<br />
<br />
Ona düşman olmak, geriliğe, yobazlığa, karanlığa ve yoksulluğa dost olmaktır.<br />
<br />
Ona düşman olmak, emperyalizme, esarete, köleliğe, faşizme, bölücülüğe ve ırkçılığa dost olmaktır.<br />
<br />
Ve ona düşman olmak, şeytana dost olmaktır.<br />
<br />
Mustafa Kemal, bütün insanlık dünyasının emsalsiz bir değeridir.<br />
<br />
Kuşku yok ki o, başta Anadolu Türklerinin ve bütün Türk dünyasının ulusal kahramanıdır. Sünnisi, Şiisi, Alevisiyle hatta inananı, inanmayanıyla Türk ulusunun tümünün önderi ve öncüsü olan Mustafa Kemal Paşa, bazı bakımlardan ise Aleviler için daha da önemli ve değerli addedilmiştir.<br />
<br />
Alevilerin ona duyduğu sevgi ve bağlılık gerçekten dikkate şayan ve hayranlık uyandıran bir mahiyete sahiptir.<br />
<br />
Aleviler için Atatürk neden bu denli öneme sahiptir. Alevilerin Atatürk sevgisinin kaynağı nedir?<br />
<br />
Bu sorulura nesnellikle yanıt aramak gerçeği görmemizin ilk koşuludur.<br />
<br />
Aleviler, 6 asırlık Osmanlı idaresinde uzun yıllar hatta yüzyıllar boyunca şeriat yasaları nedeniyle baskı ve zulme maruz kalmışlardır. Osmanlı şeyhülislamları tarafından haklarında sürgün ve idam fetvaları yayınlanan Aleviler, varlıklarını sürdürebilmek için sürekli göçmek, dağ başlarına yerleşmek, zaman zaman da kimliklerini gizleyerek yaşamak zorunda kalmışlardır.<br />
<br />
Özellikle Yavuz Selim devrinden itibaren büyük ölçüde Sünni Hanefi şeriatına dayanan, itikadi açıdan ise daha ziyade Eş’ari inancını temel alan Osmanlı idaresi heterodoks, mistik / ezoterik İslam inancını temsil eden Alevilik ve Bektaşilik üzerinde ortodoksinin ağır zulmünü acımasızca icra etmiştir. On binlerce Alevi katledilmiş, binlerce Alevi / Bektaşi önderi idam edilmiştir.<br />
<br />
Aleviler ve tüm batıni gruplar Anadolu topraklarında Babailerden beri egemen din ve siyaset anlayışına karşı sürekli başkaldırmışlar dır. Bu başkaldırı Osmanlı döneminde de devam etmiştir. Şeyh Bedrettin’ler, Bozoklu Celal’ler, Pir Sultan’lar Alevi Türkmen isyan geleneğinin destansı halkalarıdır. 16. yüzyılda Safevi rüzgarıyla yeni bir sürece giren zulme isyan dalgası 17. yüzyıldan itibaren 2- 3 asır süren Celali başkaldırılarıy la devam etmiş ve son Celali Mustafa Kemal Paşa ile anti emperyalist ulusal kurtuluş mücadelesi sonucu Cumhuriyete taşınmıştır. Yüzyıllardır süren Alevi Türkmen ayaklanmacıları Safevi Devleti’nin kuruluşunu saymazsak ilk kez Mustafa Kemal ile birlikte zafer kazanmıştır. Cumhuriyet; Alevisi, Sünnisi, Caferisiyle bütün Türk ulusunun zaferidir. Dolayısıyla Cumhuriyet aynı zamanda bir Alevi Türkmen zaferidir.Zira; Cumhuriyet ile birlikte artık Aleviler, şeyhülislam fetvasıyla katledilmekten kurtulmuşlardır . <br />
<br />
Halifeliğin kaldırılışı ile de Hz. Ali ve evlatlarına yapılan zulmün süreği olarak devam eden Alevilere yönelik hilafet baskısı da son ermiştir.<br />
<br />
Osmanlı döneminde hiçbir zaman devlet yöneticisi / memuru olamayan Aleviler, Cumhuriyet devrinde TBMM Başkan vekilliği, mebusluk, bakanlık vb. olabilme imkanına kavuşmuşlardır. <br />
<br />
Aleviler, Atatürk Cumhuriyeti ile birlikte şehre inebilmişler, yüzyıllardır maruz kaldıkları izolasyondan kurtulup toplumun diğer kesimleriyle entegrasyon sürecine girmişlerdir.<br />
<br />
O halde Aleviler, Atatürk’e çok şey borçludurlar. Atatürk’ün yaptıkları öyle bir heyecan yaratmıştır ki, bazı Aleviler, hayranlık ve hayret içerisinde; “ Yoksa Hz. Ali, Mustafa Kemal donunda yeniden mi zuhur etti ? “ diye düşünmüşler ve pek çoğu bunun böyle olduğuna inanmışlardır.<br />
<br />
İşte tüm bunlardan dolayı Alevilerdeki Atatürk sevgisi, hemen hemen her Alevinin evinde Atatürk resminin asılı bulunmasıyla tezahür ettiği gibi aynı zamanda Alevi ibadethanelerin de de Atatürk resimleri dini ve manevi bir Alevi önderinin gibi baş köşeye konulmuştur.<br />
<br />
Cem evlerinde Atatürk’ün resimleri Hz. Ali ve Hacı Bektaş Veli’nin resimleriyle birlikte müminlerin temaşa ettikleri mukaddes figürler arasına girmiştir.<br />
<br />
Evet; Atatürk sadece siyasi bir önder değildir. O, siyasi önder olmasının yanı sıra aynı zamanda manevi ve dini bir önderdir. Tıpkı yüce peygamberimizin hem siyasi hem de dini önder oluşu gibi. Tıpkı Hz. Ali’mizin hem siyasi hem de dini bir önder oluşu gibi…<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yüce Atatürk’ün dine, İslam’a ve bilime, akla ve insanlık değerlerine, Türk tarihine, ahlak ve erdeme ilişkin sözleri ve eylemleri incelendiğinde görülecektir ki o gerçekten, şeksiz ve şüphesiz bir dini önderdir. Hakk’ın tecelli ettiği evliyaullahtand ır. Erendir, ermiştir.</span></span><br />
<br />
Bu inancımızın bir göstergesidir ki yüce Atatürk’ün yaşamı hiç kimse için söz konusu olamayacak düzeyde olağan üstülüklerle doludur. 57 yıl gibi kısa bir ömürde yaptıkları, gerçekleştirilm esi için yüzyıllar gereken işlerdir. Öngörüsü, becerisi, azmi ve iradesiyle aşılmaz denilen engelleri aşmış, yıkılmaz denilen kaleleri yıkmış, kurulmaz denilen binaları kurmuş, yürünmez denilen yolları yürümüş, başka toplumların 300 yılda geçtiği tünelden Türk ulusunu 15 – 20 yılda geçirmiş şanlı devrimciyi manevi bir önder olarak görmemek kesinlikle körlüktür.<br />
<br />
Hal böyleyken Atatürk karşıtlığının Alevilerin arasına kadar sızmış olması, cem evlerinden Atatürk’ün resimlerinin çıkarılmaya yeltenilmesi, ulu önderin Dersim olayları üzerinden neredeyse katliamcılıkla suçlanmaya çalışılması son derece hazindir.<br />
<br />
<br />
Oysa bilinmelidir ki bu ülkede Atatürk’ün alternatifi gericilik, hurafe, yobazlık, yoksulluk, teokratik baskı ve zulümdür. Zira; ümmetten ulusal devlete, gericilikten bilime geçişin adıdır Mustafa Kemal Atatürk !<br />
<br />
Atatürk, Türk ulusunun kimliği, şerefi, varlığı ve dirliğidir. Nasıl ki Türk ulusu Atatürk’süz düşünülemezse Alevilik de onsuz düşünülemez. Atatürk’süz Alevilik, Ali’siz Alevilik çalışmalarının büründüğü çakal postudur. Unutmayalım ki, laik Atatürk cumhuriyetinin son bulmasında en büyük acıyı Aleviler yaşayacaktır. Mustafa Kemal aşkıyla yanıp tutuşan biz Aleviler, dünyaya eşi benzeri gelmemiş, kurtuluş ve kuruluş mücadelesinin baş mimarı olan bu büyük insanı savaş suçlusu ve Alevi düşmanı ilan etmelerine izin vermemeli, dik durup ileriye bakmalıyız.<br />
<br />
<br />
Bilinsin ki, Aleviler ve Atatürk ayrı düşünülemez. Biz halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü göze alanlardanız. Zira, dünyanın öbür ucunda tanımadığımız insanın gözyaşı bile yakar bizim yüreğimizi…<br />
<br />
<br />
Bir kutsal sudur Mustafa Kemal Paşam !<br />
Akar gürül gürül; sığmaz zamana…<br />
<br />
Ulu Atam,<br />
Açtığın yolda, gösterdiğin ülküde, hiç durmadan yürüyeceğimize ant içeriz…<br />
<br />
72 milyonluk Türkiye halkının, 260 milyonluk Türk halkları dünyasının ve bütün insanlık aleminin emsalsiz şahsiyeti…<br />
<br />
<br />
Manevi hatıran önünde derin bir saygı ve ürpermeyle eğiliyorum.<br />
<br />
Işıklar içinde uyu… / <br />
<br />
<br />
MUSTAFA CEMİL KILIÇ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zimmetine para geçirmeyen tek önder-Mustafa Kemal Atatürk]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-zimmetine-para-gecirmeyen-tek-onder-mustafa-kemal-ataturk.html</link>
			<pubDate>Sat, 23 May 2015 15:14:53 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=1">Admin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-zimmetine-para-gecirmeyen-tek-onder-mustafa-kemal-ataturk.html</guid>
			<description><![CDATA[Prof.Dr. Salahi R. Sonyel’in 2010 yılında Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayınlanan “Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı” adlı kitabında Atatürk ve Enver Paşa’nın İngiliz gizli istihbarat raporlarında ne şekilde yer aldığını ortaya koyuyor.<br />
<br />
İngiliz gizli istihbarat raporlarında Atatürk ve Enver Paşa, televizyon ekranlarında tanıtılmaya çalışılandan daha farklı yer alıyor. Resmi raporlarda Atatürk’ün zimmetine para geçirmemiş tek İttihatçı önder olduğu belirtiliyor. İngiliz ajanların hükümetlerine 1910’ların sonlarında geçtikleri kriptolarda Enver "Mustafa Kemal, Padişahla daha iyi ilişkiler kurulmasından yana olan Envercilerin ve İttihatçıların muhalefetiyle karşı karşıyadır. Bu muhalefetin ipleri Berlin ve İsviçre’deki Türklerin ve Selanik’li sahte Yahudilerin elindedir. Onlar, Mustafa Kemal’in durumunu sarsabilirlerse ve bu davranışları sonunda Padişah daha yetkili bir duruma gelirse, bu, Türkiye’nin lehine olacaktır” ifadesi dikkati çekiyor. Gizli kriptoda bu durumu İngiltere’nin de lehine olacağı kaydediliyor.<br />
<br />
<br />
Türkiye’de zaman zaman alevlenen Enver Paşa-Atatürk tartışması, Dr. Mustafa Çalık’ın Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil’in üzerine yürüdüğü televizyon programıyla bir kez daha gündeme geldi. Tartışma özellikle “Bir Atatürk 80 Enver etmez” iddiasıyla alevlendi.<br />
<br />
<br />
Atatürk ve Enver Paşa ile ilgili belgeye dayanan gerçekçi saptamalardan bir bölümü İngiliz resmi görevlilerinin hükümetlerine gönderdikleri resmi gizli istihbarat raporlarında yer alıyor. Raporlar üzerindeki gizlilik kalkınca araştırmacıları n ilgisine açıldı ve Prof. Dr. Salahi R. Sonyel titiz bir çalışma sonucu birçok belgeyi, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi tarafından 2010 yılında kitaplaştırdı.<br />
<br />
<br />
Prof. Dr. Salahi R. Sonyel’in “Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı” adlı kitabı Atatürk-Enver tartışmasına ışık tutabilecek bazı belgeleri içermesi açısından da kamuoyu tarafından ilgiyle karşılandı.<br />
<br />
<br />
VAHDETTİN ENVER PAŞA’YA KARŞI ATATÜRK’Ü DEVREYE SOKTU<br />
Örneğin kitapta, Mustafa Çalık’ın “Atatürk Yarbay iken Enver ordunun en üzerindeki makamdaydı” diyerek Mustafa Kemal’in mevkiini küçümsemesi ve Enver Paşa’nın ona göre ulaşılamaz bir konumda bulunduğu iddiasına karşılık birçok uluslararası ve Türk tarihçinin şu ifadeleri yer alıyor:<br />
<br />
<br />
Sahife 8: "...On yıl kadar önce Abdülhamit’i tahtından indirmiş olan Ordu’dan çok kaygılanan Vahdettin, etkili bir General ve Enver Paşa’nın muhalifi olan Mustafa Kemal’den yararlanarak, onun, Ordu’yu taht’a bağlı olarak tutabileceği umuduyla Kemal’le birkaç kez görüşmüştü. 29 Ekim’de yaptıkları görüşmede Vahdettin, Ordu’nun Padişaha sadık olup olmadığını öğrenmek istemiş; Kemal, ona, Ordu’nun sadakati konusunda hiç kuşkusu olmadığını belirtmişti. 15 Kasım’da yaptıkları görüşmede ise, Vahdettin, Kemal’den yararlanmaya çalışmıştı; ama onu erke getirmek niyetinde değildi." (Andrew Mango, Ati Gazetesi, Sina Akşin, Tevfik Bıyıklıoğlu, Gotthard Jaeschke’nin kitap ve makaleleri.)<br />
<br />
<br />
İNGİLİZ UNSURU MALLET: ENVER VE TALAT’IN MAHVETTİĞİ VE YIKILAN TÜRK İMPARATORLUĞU.. .<br />
Sahife 19: "...(İngili z unsuru) Sir Louis Mallet, Türkiye’nin geleceğinin barış konferansınca karara bağlanacağını; bu konuda çeşitli Güçlerle ayrı ayrı görüşmeler yapılamayacağın ı; o sırada, Enver ve Talat tarafından kesinlikle mahvedilmiş olan ve yıkılan Türk İmparatorluğu’n dan söz etmenin geç olduğunu; bununla ilgili suçun İngiltere’ye ait olmadığını bildirmişti. (İDA, FO 371/4156/3802: Mallet - Halil görüşmesi, Mallet andacı, 6.3.1919.)"<br />
<br />
<br />
ENVER PAŞA’NIN ÖZEL DOKTORU?<br />
Sahife 19: .".. Selanik’teki İngiliz Askeri Gücü İstihbarat Bürosunca hazırlanmış olan bir raporu Dışişleri Bakanı Balfour’a göndermişti. Bu ilginç raporda özetle şöyle deniyordu:<br />
<br />
<br />
‘Sami Bey’in bildirdiğine göre, Sultan Vahdettin zekidir; ülke sorununun barışçı yollardan çözümlenmesinde n yanadır. İttihat ve Terakki’den kurtulmak ister, ama bu örgütten korkar. Prens Yusuf İzzettin’in kuşkulu biçimde ölümünden sonra Vahdettin’in İttihat ve Terakki’ye karşı nefret ve korkusu artmıştır. İzzettin’in ölüm belgesini imzalayanlar arasında Enver Paşa’nın özel doktoru da vardı.' "<br />
<br />
<br />
PARAYI KİM ÇALDI?<br />
Sahife 119: İstanbul’daki İngiliz Genel Karargâhı’nın, 29 Ocak 1921’de Mustafa Kemal’le ilgili olarak İngiltere Savaş Bakanlığı’na gönderdiği gizli yazı... "(Atatürk) Gelibolu’da Liman von Sanders’in buyruklarına kasten itaat etmemişti. Bunun sonucu olarak Enver Paşa’yla arası açılmış ve görevinden istifa etmişti… Onun, Enver ve Alman komutanla çekişmeleri, şimdiki Padişahı (o sırada Prens Vahdettin), Avusturya-Macaristan İmparatoru Karl’ın taç giyme törenine katılmak üzere Viyana’ya seyahat ederken Mustafa Kemal’i de yaveri olarak yanına almaya inandırmıştı. Vahdettin’in amacı, Kemal’i, Enver’le İttihat ve Terakki Cemiyeti arasında denge kurmada kullanmaktı… Mustafa Kemal bugün belki de varlıklı (zengin) olmakla birlikte; onun dürüst olmayan davranışlarda bulunmuş olduğunu sanmaya neden yoktur. İttihatçı önderler arasında hiçbir zaman kendi adına para geçirmemiş tek kişidir. Akıcı bir konuşma üslubuna sahip, becerikli bir politikacıdır.. . Dolayısıyla, bir yandan Kızıllar (Ruslar) tarafından ona kur yapılırken; öteki yandan Avrupa’ya meydan okuyan kendi ülkesinin ümitsiz yazgısının önderliğini yapabilecek yetenektedir’."<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ENVER’İN İPLERİ SAHTE YAHUDİLERİN ELİNDE Mİ?-<br />
Sahife 166: "...İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold, 24 Ocak’ta İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği yazıda, Mustafa Kemal’le Hüseyin Rauf’un arasının açılmış olduğunu bildirmiş; 19 Ocak günlü Vakit gazetesinde, Rauf’la birlikte Malta’da sürgün bulunmuş olan Ahmet Emin’in, Rauf Ankara’da Bakan iken onunla yapmış olduğu bir söyleşiyi dokuz sütun üzerinden yayımladığını; bu yazıda, Rauf’un, Halifelikle Padişahlığın eski yetkilerine yine kavuşması için mücadeleyi sürdüreceğini söylemiş olduğunu kaydetmiş; özetle şöyle demişti:<br />
<br />
<br />
‘Bana öyle görünüyor ki, Mustafa Kemal ve onu hâlâ sadakatla destekleyenler yine Bolşeviklere yönelmişlerdir… Mustafa Kemal, Padişahla daha iyi ilişkiler kurulmasından yana olan Envercilerin ve İttihatçıların muhalefetiyle karşı karşıyadır. Bu muhalefetin ipleri Berlin ve İsviçre’deki Türklerin ve Selanik’li sahte Yahudilerin elindedir. Onlar, Mustafa Kemal’in durumunu sarsabilirlerse ve bu davranışları sonunda Padişah daha yetkili bir duruma gelirse, bu, Türkiye’nin lehine olacak ve Bağlaşıklar’ın görüşünce, Doğu’da barışçı bir uzlaşmaya varılmasını kolaylaştıracak tır’."<br />
<br />
<br />
Prof. Dr. Salahi R. Sonyel kitabında, Atatürk ve Enver Paşa hakkında olanlar dâhil bir dönem dünya politikalarını belirleyen birçok gizli belgeyle Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Padişah Vahdettin hakkındaki gerçekleri gözler önüne seriyor. <br />
<br />
Yurt Gazetesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Prof.Dr. Salahi R. Sonyel’in 2010 yılında Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayınlanan “Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı” adlı kitabında Atatürk ve Enver Paşa’nın İngiliz gizli istihbarat raporlarında ne şekilde yer aldığını ortaya koyuyor.<br />
<br />
İngiliz gizli istihbarat raporlarında Atatürk ve Enver Paşa, televizyon ekranlarında tanıtılmaya çalışılandan daha farklı yer alıyor. Resmi raporlarda Atatürk’ün zimmetine para geçirmemiş tek İttihatçı önder olduğu belirtiliyor. İngiliz ajanların hükümetlerine 1910’ların sonlarında geçtikleri kriptolarda Enver "Mustafa Kemal, Padişahla daha iyi ilişkiler kurulmasından yana olan Envercilerin ve İttihatçıların muhalefetiyle karşı karşıyadır. Bu muhalefetin ipleri Berlin ve İsviçre’deki Türklerin ve Selanik’li sahte Yahudilerin elindedir. Onlar, Mustafa Kemal’in durumunu sarsabilirlerse ve bu davranışları sonunda Padişah daha yetkili bir duruma gelirse, bu, Türkiye’nin lehine olacaktır” ifadesi dikkati çekiyor. Gizli kriptoda bu durumu İngiltere’nin de lehine olacağı kaydediliyor.<br />
<br />
<br />
Türkiye’de zaman zaman alevlenen Enver Paşa-Atatürk tartışması, Dr. Mustafa Çalık’ın Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil’in üzerine yürüdüğü televizyon programıyla bir kez daha gündeme geldi. Tartışma özellikle “Bir Atatürk 80 Enver etmez” iddiasıyla alevlendi.<br />
<br />
<br />
Atatürk ve Enver Paşa ile ilgili belgeye dayanan gerçekçi saptamalardan bir bölümü İngiliz resmi görevlilerinin hükümetlerine gönderdikleri resmi gizli istihbarat raporlarında yer alıyor. Raporlar üzerindeki gizlilik kalkınca araştırmacıları n ilgisine açıldı ve Prof. Dr. Salahi R. Sonyel titiz bir çalışma sonucu birçok belgeyi, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi tarafından 2010 yılında kitaplaştırdı.<br />
<br />
<br />
Prof. Dr. Salahi R. Sonyel’in “Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı” adlı kitabı Atatürk-Enver tartışmasına ışık tutabilecek bazı belgeleri içermesi açısından da kamuoyu tarafından ilgiyle karşılandı.<br />
<br />
<br />
VAHDETTİN ENVER PAŞA’YA KARŞI ATATÜRK’Ü DEVREYE SOKTU<br />
Örneğin kitapta, Mustafa Çalık’ın “Atatürk Yarbay iken Enver ordunun en üzerindeki makamdaydı” diyerek Mustafa Kemal’in mevkiini küçümsemesi ve Enver Paşa’nın ona göre ulaşılamaz bir konumda bulunduğu iddiasına karşılık birçok uluslararası ve Türk tarihçinin şu ifadeleri yer alıyor:<br />
<br />
<br />
Sahife 8: "...On yıl kadar önce Abdülhamit’i tahtından indirmiş olan Ordu’dan çok kaygılanan Vahdettin, etkili bir General ve Enver Paşa’nın muhalifi olan Mustafa Kemal’den yararlanarak, onun, Ordu’yu taht’a bağlı olarak tutabileceği umuduyla Kemal’le birkaç kez görüşmüştü. 29 Ekim’de yaptıkları görüşmede Vahdettin, Ordu’nun Padişaha sadık olup olmadığını öğrenmek istemiş; Kemal, ona, Ordu’nun sadakati konusunda hiç kuşkusu olmadığını belirtmişti. 15 Kasım’da yaptıkları görüşmede ise, Vahdettin, Kemal’den yararlanmaya çalışmıştı; ama onu erke getirmek niyetinde değildi." (Andrew Mango, Ati Gazetesi, Sina Akşin, Tevfik Bıyıklıoğlu, Gotthard Jaeschke’nin kitap ve makaleleri.)<br />
<br />
<br />
İNGİLİZ UNSURU MALLET: ENVER VE TALAT’IN MAHVETTİĞİ VE YIKILAN TÜRK İMPARATORLUĞU.. .<br />
Sahife 19: "...(İngili z unsuru) Sir Louis Mallet, Türkiye’nin geleceğinin barış konferansınca karara bağlanacağını; bu konuda çeşitli Güçlerle ayrı ayrı görüşmeler yapılamayacağın ı; o sırada, Enver ve Talat tarafından kesinlikle mahvedilmiş olan ve yıkılan Türk İmparatorluğu’n dan söz etmenin geç olduğunu; bununla ilgili suçun İngiltere’ye ait olmadığını bildirmişti. (İDA, FO 371/4156/3802: Mallet - Halil görüşmesi, Mallet andacı, 6.3.1919.)"<br />
<br />
<br />
ENVER PAŞA’NIN ÖZEL DOKTORU?<br />
Sahife 19: .".. Selanik’teki İngiliz Askeri Gücü İstihbarat Bürosunca hazırlanmış olan bir raporu Dışişleri Bakanı Balfour’a göndermişti. Bu ilginç raporda özetle şöyle deniyordu:<br />
<br />
<br />
‘Sami Bey’in bildirdiğine göre, Sultan Vahdettin zekidir; ülke sorununun barışçı yollardan çözümlenmesinde n yanadır. İttihat ve Terakki’den kurtulmak ister, ama bu örgütten korkar. Prens Yusuf İzzettin’in kuşkulu biçimde ölümünden sonra Vahdettin’in İttihat ve Terakki’ye karşı nefret ve korkusu artmıştır. İzzettin’in ölüm belgesini imzalayanlar arasında Enver Paşa’nın özel doktoru da vardı.' "<br />
<br />
<br />
PARAYI KİM ÇALDI?<br />
Sahife 119: İstanbul’daki İngiliz Genel Karargâhı’nın, 29 Ocak 1921’de Mustafa Kemal’le ilgili olarak İngiltere Savaş Bakanlığı’na gönderdiği gizli yazı... "(Atatürk) Gelibolu’da Liman von Sanders’in buyruklarına kasten itaat etmemişti. Bunun sonucu olarak Enver Paşa’yla arası açılmış ve görevinden istifa etmişti… Onun, Enver ve Alman komutanla çekişmeleri, şimdiki Padişahı (o sırada Prens Vahdettin), Avusturya-Macaristan İmparatoru Karl’ın taç giyme törenine katılmak üzere Viyana’ya seyahat ederken Mustafa Kemal’i de yaveri olarak yanına almaya inandırmıştı. Vahdettin’in amacı, Kemal’i, Enver’le İttihat ve Terakki Cemiyeti arasında denge kurmada kullanmaktı… Mustafa Kemal bugün belki de varlıklı (zengin) olmakla birlikte; onun dürüst olmayan davranışlarda bulunmuş olduğunu sanmaya neden yoktur. İttihatçı önderler arasında hiçbir zaman kendi adına para geçirmemiş tek kişidir. Akıcı bir konuşma üslubuna sahip, becerikli bir politikacıdır.. . Dolayısıyla, bir yandan Kızıllar (Ruslar) tarafından ona kur yapılırken; öteki yandan Avrupa’ya meydan okuyan kendi ülkesinin ümitsiz yazgısının önderliğini yapabilecek yetenektedir’."<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ENVER’İN İPLERİ SAHTE YAHUDİLERİN ELİNDE Mİ?-<br />
Sahife 166: "...İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold, 24 Ocak’ta İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği yazıda, Mustafa Kemal’le Hüseyin Rauf’un arasının açılmış olduğunu bildirmiş; 19 Ocak günlü Vakit gazetesinde, Rauf’la birlikte Malta’da sürgün bulunmuş olan Ahmet Emin’in, Rauf Ankara’da Bakan iken onunla yapmış olduğu bir söyleşiyi dokuz sütun üzerinden yayımladığını; bu yazıda, Rauf’un, Halifelikle Padişahlığın eski yetkilerine yine kavuşması için mücadeleyi sürdüreceğini söylemiş olduğunu kaydetmiş; özetle şöyle demişti:<br />
<br />
<br />
‘Bana öyle görünüyor ki, Mustafa Kemal ve onu hâlâ sadakatla destekleyenler yine Bolşeviklere yönelmişlerdir… Mustafa Kemal, Padişahla daha iyi ilişkiler kurulmasından yana olan Envercilerin ve İttihatçıların muhalefetiyle karşı karşıyadır. Bu muhalefetin ipleri Berlin ve İsviçre’deki Türklerin ve Selanik’li sahte Yahudilerin elindedir. Onlar, Mustafa Kemal’in durumunu sarsabilirlerse ve bu davranışları sonunda Padişah daha yetkili bir duruma gelirse, bu, Türkiye’nin lehine olacak ve Bağlaşıklar’ın görüşünce, Doğu’da barışçı bir uzlaşmaya varılmasını kolaylaştıracak tır’."<br />
<br />
<br />
Prof. Dr. Salahi R. Sonyel kitabında, Atatürk ve Enver Paşa hakkında olanlar dâhil bir dönem dünya politikalarını belirleyen birçok gizli belgeyle Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Padişah Vahdettin hakkındaki gerçekleri gözler önüne seriyor. <br />
<br />
Yurt Gazetesi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["Enver 80 tane Atatürk eder"]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-enver-80-tane-ataturk-eder.html</link>
			<pubDate>Thu, 21 May 2015 15:26:34 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-enver-80-tane-ataturk-eder.html</guid>
			<description><![CDATA[TRT’de ekrana gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Pelin Çift ile Gündem Ötesi” </span>programına konuk olan ülkücü kökenli Mustafa Çalık’ın Enver Paşa'yı överken Mustafa Kemal’i küçümseyici ifadeleri arbedeye neden oldu.<br />
<br />
Çalık, ekrana yansıtılan Enver Paşa’nın fotoğrafına dönerek, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Yakın tarih böyle bir delikanlı, böyle bir yiğit, bu adam gibi idealist bir kahraman gördü mü”</span> diye sordu. Pelin Çift’in <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Gördü, Mustafa Kemal Atatürk” </span>diye yanıt vermesi üzerine Çalık, “Enver, 80 Atatürk’e bedeldir” dedi. Diğer konuk Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’in tepkisine sinirlenen Çalık’ın ayağa kalkarak bağırmaya başlaması üzerine programa reklam arası verildi. <br />
<br />
Mustafa Çalık, 1980 öncesinden beri ülkücü hareketin içinde yer alan ve sağ siyasette öncülerden olan bir isim. 12 Eylül 2010'da yapılan referandumda MHP'nin aksine "evet" oyu çağrısıyla dikkat çekmişti.<br />
<br />
İşte TRT'de ekranlara gelen o görüntüler:<br />
<br />
<a href="http://odatv.com/vid_video.php?id=8D882" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">İzlemek için tıklayınız...</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[TRT’de ekrana gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Pelin Çift ile Gündem Ötesi” </span>programına konuk olan ülkücü kökenli Mustafa Çalık’ın Enver Paşa'yı överken Mustafa Kemal’i küçümseyici ifadeleri arbedeye neden oldu.<br />
<br />
Çalık, ekrana yansıtılan Enver Paşa’nın fotoğrafına dönerek, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Yakın tarih böyle bir delikanlı, böyle bir yiğit, bu adam gibi idealist bir kahraman gördü mü”</span> diye sordu. Pelin Çift’in <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Gördü, Mustafa Kemal Atatürk” </span>diye yanıt vermesi üzerine Çalık, “Enver, 80 Atatürk’e bedeldir” dedi. Diğer konuk Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’in tepkisine sinirlenen Çalık’ın ayağa kalkarak bağırmaya başlaması üzerine programa reklam arası verildi. <br />
<br />
Mustafa Çalık, 1980 öncesinden beri ülkücü hareketin içinde yer alan ve sağ siyasette öncülerden olan bir isim. 12 Eylül 2010'da yapılan referandumda MHP'nin aksine "evet" oyu çağrısıyla dikkat çekmişti.<br />
<br />
İşte TRT'de ekranlara gelen o görüntüler:<br />
<br />
<a href="http://odatv.com/vid_video.php?id=8D882" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">İzlemek için tıklayınız...</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ü bitiremezsiniz-Yaşar Nuri Öztürk]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-u-bitiremezsiniz-yasar-nuri-ozturk.html</link>
			<pubDate>Sun, 02 Feb 2014 04:16:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=1">Admin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-u-bitiremezsiniz-yasar-nuri-ozturk.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk'ü bitiremezsiniz-Yaşar Nuri Öztürk</span></span></span><br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/F783N7YWeoU" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk'ü bitiremezsiniz-Yaşar Nuri Öztürk</span></span></span><br />
<br />
<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/F783N7YWeoU" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>