<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Alevi Forum - Alevilik Tartışmaları ]]></title>
		<link>https://www.aleviforum.net/</link>
		<description><![CDATA[Alevi Forum - https://www.aleviforum.net]]></description>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 15:23:11 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Alevilikte Kurban Duası ve Ritüelleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-alevilikte-kurban-duasi-ve-rituelleri.html</link>
			<pubDate>Thu, 06 Jul 2023 17:28:44 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=1">Admin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-alevilikte-kurban-duasi-ve-rituelleri.html</guid>
			<description><![CDATA[Alevilik, İslam'ın bir mezhebi olarak kabul edilen ancak bazı farklı inanç ve uygulamalara sahip olan bir dindir. Alevilikte, ibadetler ve ritüeller, sünni İslam'dan farklılık gösterir. Kurban bayramı gibi önemli dini etkinliklerde de farklı uygulamalar ve dualar gerçekleştirilir. Bu makalede, alevilikte kurban duası ve ritüelleri hakkında bilgi verilecektir.<br />
<br />
Alevilikte kurban bayramı, sevgi, hoşgörü, paylaşma ve adalet gibi temel değerlere dayanır. Kurban bayramında, inananlar Allah'a yakınlaşmak, toplumsal dayanışmayı artırmak ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmek amacıyla kurban keserler. Bu süreçte, dua ve ritüeller de önemli bir rol oynar.<br />
<br />
Alevilikte kurban duası, bireyin içtenlikle Allah'a dua etmesini ve O'ndan isteklerde bulunmasını içerir. Kurbanın kesilmesi öncesinde ve sonrasında okunan dualar, Allah'a şükranlarını sunmak, günahlarının bağışlanmasını dilemek ve dua edilen kişilerin dileklerinin kabul olmasını istemek gibi amaçlar taşır. Kurban duası genellikle bir cem evinde veya evde aile bireyleriyle birlikte gerçekleştirilir.<br />
<br />
Kurban duası, genellikle cem evlerinde veya alevi ocaklarında görevli olan dedeler tarafından okunur. Dede, topluluğun lideri ve manevi rehberidir ve dua törenlerini yönetir. Kurban duası okunurken, bir dizi sembolik hareket ve ritüel de gerçekleştirilir. Örneğin, el çırpmak, semah dönmek ve dualara eşlik etmek gibi ritüeller yaygın olarak uygulanır.<br />
<br />
Kurban duası ritüelleri arasında en yaygın olanı semah dönmektir. Semah, alevi inancında manevi bir dans olarak kabul edilir. Semah dönmek, bedenin dönerek dengede kalmasını ve ruhani bir deneyim yaşamasını sağlar. Semah sırasında genellikle müzik eşliğinde dönülür ve dualar okunur.<br />
<br />
Kurban duası ve ritüelleri, alevi inancında bir toplumsal birlikteliği ve dayanışmayı pekiştirmeyi hedefler. Alevilikte, kurban kesimi ve dua törenleri topluluğun bir araya gelmesini sağlar. Kurbanın eti, ihtiyaç sahiplerine dağıtılır ve bu şekilde toplumsal yardımlaşma gerçekleştirilir. Ayrıca, kurban eti paylaşılarak kardeşlik ve dayanışmanın sembolüdür.<br />
<br />
Alevilikte kurban duası ve ritüelleri, birçok farklı yörede ve cem evinde farklılıklar gösterebilir. Ancak genel olarak, dua ve ritüellerde ortak temalar bulunmaktadır. Örneğin, dua sırasında Allah'ın isimleri anılır, peygamberlere selam gönderilir ve dua edenlerin dilekleri Allah'a arz edilir. Ayrıca, Allah'ın rahmeti, sevgisi ve adaleti vurgulanır.<br />
<br />
Kurban bayramı boyunca gerçekleştirilen dualar ve ritüeller, inananlar arasında bir bağ oluşturur ve toplumun birlik ve beraberliğini pekiştirir. Kurban kesimiyle birlikte yapılan dua ve ritüeller, manevi bir atmosfer yaratır ve inananların ruhani deneyimlerini derinleştirir.<br />
<br />
Alevilikte kurban duası ve ritüelleri, dini bir ibadetin ötesine geçer. Bu dualar ve ritüeller, toplumsal sorunlara dikkat çekmeyi, adalet ve eşitlik gibi değerleri vurgulamayı amaçlar. Alevilikte, kurban kesimi ve dua etmek sadece dini bir görev değil, aynı zamanda insanların birbirlerine yardım etmeleri, sevgi ve hoşgörü ile dolu bir toplum yaratmaları anlamına gelir.<br />
<br />
Alevilikte kurban duası ve ritüelleri, inananların Allah'a yakınlaşma, toplumsal dayanışmayı pekiştirme ve ihtiyaç sahiplerine yardım etme amacını taşır. Bu dualar ve ritüeller, sembolik hareketler, semah dönme gibi ritüellerle zenginleştirilir ve cem evlerinde veya alevi ocaklarında gerçekleştirilir. Kurban bayramı, alevi toplumunda birlik ve beraberliği kutlamak, sevgi ve hoşgörüyü yaymak için önemli bir dini etkinliktir. Bu dualar ve ritüeller, alevilikteki temel değerleri yansıtır ve inananların manevi deneyimlerini derinleştirmeyi amaçlar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Alevilik, İslam'ın bir mezhebi olarak kabul edilen ancak bazı farklı inanç ve uygulamalara sahip olan bir dindir. Alevilikte, ibadetler ve ritüeller, sünni İslam'dan farklılık gösterir. Kurban bayramı gibi önemli dini etkinliklerde de farklı uygulamalar ve dualar gerçekleştirilir. Bu makalede, alevilikte kurban duası ve ritüelleri hakkında bilgi verilecektir.<br />
<br />
Alevilikte kurban bayramı, sevgi, hoşgörü, paylaşma ve adalet gibi temel değerlere dayanır. Kurban bayramında, inananlar Allah'a yakınlaşmak, toplumsal dayanışmayı artırmak ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmek amacıyla kurban keserler. Bu süreçte, dua ve ritüeller de önemli bir rol oynar.<br />
<br />
Alevilikte kurban duası, bireyin içtenlikle Allah'a dua etmesini ve O'ndan isteklerde bulunmasını içerir. Kurbanın kesilmesi öncesinde ve sonrasında okunan dualar, Allah'a şükranlarını sunmak, günahlarının bağışlanmasını dilemek ve dua edilen kişilerin dileklerinin kabul olmasını istemek gibi amaçlar taşır. Kurban duası genellikle bir cem evinde veya evde aile bireyleriyle birlikte gerçekleştirilir.<br />
<br />
Kurban duası, genellikle cem evlerinde veya alevi ocaklarında görevli olan dedeler tarafından okunur. Dede, topluluğun lideri ve manevi rehberidir ve dua törenlerini yönetir. Kurban duası okunurken, bir dizi sembolik hareket ve ritüel de gerçekleştirilir. Örneğin, el çırpmak, semah dönmek ve dualara eşlik etmek gibi ritüeller yaygın olarak uygulanır.<br />
<br />
Kurban duası ritüelleri arasında en yaygın olanı semah dönmektir. Semah, alevi inancında manevi bir dans olarak kabul edilir. Semah dönmek, bedenin dönerek dengede kalmasını ve ruhani bir deneyim yaşamasını sağlar. Semah sırasında genellikle müzik eşliğinde dönülür ve dualar okunur.<br />
<br />
Kurban duası ve ritüelleri, alevi inancında bir toplumsal birlikteliği ve dayanışmayı pekiştirmeyi hedefler. Alevilikte, kurban kesimi ve dua törenleri topluluğun bir araya gelmesini sağlar. Kurbanın eti, ihtiyaç sahiplerine dağıtılır ve bu şekilde toplumsal yardımlaşma gerçekleştirilir. Ayrıca, kurban eti paylaşılarak kardeşlik ve dayanışmanın sembolüdür.<br />
<br />
Alevilikte kurban duası ve ritüelleri, birçok farklı yörede ve cem evinde farklılıklar gösterebilir. Ancak genel olarak, dua ve ritüellerde ortak temalar bulunmaktadır. Örneğin, dua sırasında Allah'ın isimleri anılır, peygamberlere selam gönderilir ve dua edenlerin dilekleri Allah'a arz edilir. Ayrıca, Allah'ın rahmeti, sevgisi ve adaleti vurgulanır.<br />
<br />
Kurban bayramı boyunca gerçekleştirilen dualar ve ritüeller, inananlar arasında bir bağ oluşturur ve toplumun birlik ve beraberliğini pekiştirir. Kurban kesimiyle birlikte yapılan dua ve ritüeller, manevi bir atmosfer yaratır ve inananların ruhani deneyimlerini derinleştirir.<br />
<br />
Alevilikte kurban duası ve ritüelleri, dini bir ibadetin ötesine geçer. Bu dualar ve ritüeller, toplumsal sorunlara dikkat çekmeyi, adalet ve eşitlik gibi değerleri vurgulamayı amaçlar. Alevilikte, kurban kesimi ve dua etmek sadece dini bir görev değil, aynı zamanda insanların birbirlerine yardım etmeleri, sevgi ve hoşgörü ile dolu bir toplum yaratmaları anlamına gelir.<br />
<br />
Alevilikte kurban duası ve ritüelleri, inananların Allah'a yakınlaşma, toplumsal dayanışmayı pekiştirme ve ihtiyaç sahiplerine yardım etme amacını taşır. Bu dualar ve ritüeller, sembolik hareketler, semah dönme gibi ritüellerle zenginleştirilir ve cem evlerinde veya alevi ocaklarında gerçekleştirilir. Kurban bayramı, alevi toplumunda birlik ve beraberliği kutlamak, sevgi ve hoşgörüyü yaymak için önemli bir dini etkinliktir. Bu dualar ve ritüeller, alevilikteki temel değerleri yansıtır ve inananların manevi deneyimlerini derinleştirmeyi amaçlar.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aleviler ve Atatürk]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-aleviler-ve-ataturk.html</link>
			<pubDate>Wed, 06 Oct 2021 23:51:26 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">Dede-baba</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-aleviler-ve-ataturk.html</guid>
			<description><![CDATA[Kurtuluş savaşı'ında Aleviler? Atatürkün Hacı Bektaş dergahı ve Alevilerle ilişkileri? Alevi dergâhları neden kapatıldı? Tarihi belgelerle?<br />
<br />
Namıdır Mustafa Kemal-i kudret<br />
Sabr-ü sebat ile buldu çok nusret<br />
Dergah-ı Ali' den giyindi kıspet<br />
Oldu bu devranın baş pehlivanı<br />
          SIDKI BABA/Aşık Pervane<br />
<br />
celalabbas.com/kurtulus-savasinda-ataturk-ve-aleviler/]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kurtuluş savaşı'ında Aleviler? Atatürkün Hacı Bektaş dergahı ve Alevilerle ilişkileri? Alevi dergâhları neden kapatıldı? Tarihi belgelerle?<br />
<br />
Namıdır Mustafa Kemal-i kudret<br />
Sabr-ü sebat ile buldu çok nusret<br />
Dergah-ı Ali' den giyindi kıspet<br />
Oldu bu devranın baş pehlivanı<br />
          SIDKI BABA/Aşık Pervane<br />
<br />
celalabbas.com/kurtulus-savasinda-ataturk-ve-aleviler/]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kızılbaş Ne Demek? Kime Denir?]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-kizilbas-ne-demek-kime-denir.html</link>
			<pubDate>Mon, 29 Mar 2021 10:16:03 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=1">Admin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-kizilbas-ne-demek-kime-denir.html</guid>
			<description><![CDATA[Kızılbaş, Türkmen demek. Başlarına kızıl börk taktıkları için. Tebriz’de Safevi devletini kuranlar Alevi Türkmen boyları. Bu kendine ülkücü/Türkçü diyen özde ümmetçi tip, Osmanlı’nın Safevi korkusundan Alevi’ye attığı iftiraları baz alıp bu sözcüğü küfür olarak kullanıyor. Cahil!<br />
<br />
Bugün 16 Türk devleti arasında sayılmayan Safevi devletini Alevi Türkmenler kurdu. Osmanlı’nın vergi aldığı Türkmen topluluklar bu devlete tabi oldu. Osmanlı’nın, bugünkü Züppeli, Fesli, Hatipsıpası gibi Emevi meşrep Sünni uleması, Alevi katliamlarına icazet verdi.<br />
<br />
Yavuz’la birlikte Eşari Sünniliğine (Selefiliğin ) meyledince Aleviler en büyük düşman addedildi. Alçakça bir algı mühendisliği ile bu toplulukların başlarına kızıl börk taktıkları için aldıkları “Kızılbaş” adına, ensest, orgy gibi pejoratif anlamlar yüklendi, öcüleştirildiler.<br />
<br />
“Eline, beline, diline sahip ol” şiarını benimsemiş erdemli bir topluluk olan Alevilere atılan bu alçakça iftiralar, hala etkili. Başlarına kızıl börk giyen Alevi Türkmenler için kullanılan “Kızılbaş” terimini günümüzde bile o iğrenç sıfatlarla eşdeğer görenler hiç de az değil.<br />
<br />
Tarih boyunca Alevilere atfedilen o ithamlara ilişkin tek bir örnek yoktur. * Oysa her gün görüyoruz ki Emevi meşrep Sünni din adamları, tarikat, cemaat ruhbanları, çocuklara tecavüz ediyor, müritlerini badeliyor. * Takdir-i ilahi varsa bu olsa gerek.<br />
<br />
1277’de Konya’ya giren ve “Bundan gerû divanda, dergahta, bargahta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacak” manifestosunu yapan Karamanoğlu Mehmet Bey ve liderlik ettiği Türkmenler de başlarında kızıl börk taşıyorlardı.<br />
<br />
Kaynak: mutlakaoku.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kızılbaş, Türkmen demek. Başlarına kızıl börk taktıkları için. Tebriz’de Safevi devletini kuranlar Alevi Türkmen boyları. Bu kendine ülkücü/Türkçü diyen özde ümmetçi tip, Osmanlı’nın Safevi korkusundan Alevi’ye attığı iftiraları baz alıp bu sözcüğü küfür olarak kullanıyor. Cahil!<br />
<br />
Bugün 16 Türk devleti arasında sayılmayan Safevi devletini Alevi Türkmenler kurdu. Osmanlı’nın vergi aldığı Türkmen topluluklar bu devlete tabi oldu. Osmanlı’nın, bugünkü Züppeli, Fesli, Hatipsıpası gibi Emevi meşrep Sünni uleması, Alevi katliamlarına icazet verdi.<br />
<br />
Yavuz’la birlikte Eşari Sünniliğine (Selefiliğin ) meyledince Aleviler en büyük düşman addedildi. Alçakça bir algı mühendisliği ile bu toplulukların başlarına kızıl börk taktıkları için aldıkları “Kızılbaş” adına, ensest, orgy gibi pejoratif anlamlar yüklendi, öcüleştirildiler.<br />
<br />
“Eline, beline, diline sahip ol” şiarını benimsemiş erdemli bir topluluk olan Alevilere atılan bu alçakça iftiralar, hala etkili. Başlarına kızıl börk giyen Alevi Türkmenler için kullanılan “Kızılbaş” terimini günümüzde bile o iğrenç sıfatlarla eşdeğer görenler hiç de az değil.<br />
<br />
Tarih boyunca Alevilere atfedilen o ithamlara ilişkin tek bir örnek yoktur. * Oysa her gün görüyoruz ki Emevi meşrep Sünni din adamları, tarikat, cemaat ruhbanları, çocuklara tecavüz ediyor, müritlerini badeliyor. * Takdir-i ilahi varsa bu olsa gerek.<br />
<br />
1277’de Konya’ya giren ve “Bundan gerû divanda, dergahta, bargahta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacak” manifestosunu yapan Karamanoğlu Mehmet Bey ve liderlik ettiği Türkmenler de başlarında kızıl börk taşıyorlardı.<br />
<br />
Kaynak: mutlakaoku.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alevilikte Kul Hakkı]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-alevilikte-kul-hakki.html</link>
			<pubDate>Fri, 24 Aug 2018 02:14:58 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-alevilikte-kul-hakki.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kul hakkı, insanların çeşitli nedenlerden dolayı bilerek veya bilmiyerek karşılıklı ilişkilerden birbirine geçen emekleri, alınteri, maddi ve manevi değerlerdir.<br />
Allah, Kul hakkı konusunda; „Ey Kulum! Bana iki hakla gelmeyin ve bağışlamam. Birincisi, bana „şirk“ koşanı ve ikincisi ise, „kul hakkı“yla geleni af etmem“ der.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- Allah’ın üzerimizdeki hakkı,<br />
2- Kul hakkı.<br />
<br />
<br />
Allah’ın üzerimizdeki hakkı</span><br />
1- Allah’ın varlığına/birliğine inanmak,<br />
2- Hiçbir nesneyi, varlığı ona ortak koşmadan, emirlerine, tavsiyelerine uymak.<br />
3- Allah’tan geleni gönül hoşnutluğuyla kabul edip, şükür etmek.<br />
4- Allah’a korku yerine sevgi beslemek,<br />
5- Bağışlayıcı, merhamet sahibi, tek hüküm O’nda olduğuna iman etmek,<br />
6- Allah’ın rızasını-hoşnutluğunu-onayını kazanmak için; O’na gönülden ibadet etmek, kulluk görevini en güzel ahlaki ilkelere bağlı kalıp, edep ve erkan içinde yerine getirmekdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kul hakkı</span><br />
„Kul hakkı ile huzuruma gelmeyin, bağışlamam“ emrini Aleviler yaşarlarken bu hakkı sorguluyorlar. Bu sorgulama ibadet evlerinde Pir huzurunda Hakk Meydanı olan cem meydanında yapılmaktadır. Bu ilke, Aleviliğin önemli temel ahlak ilkesinin mıhenk taşıdır. „Kul hakkı“ aynı zamanda „rızalık“ anlamındadır. Rızalık alınmadan veya olmadan hiç bir işe başlanılmaz. Dolayısiyle „rızalık“ Seyyid Saadet evlad-ı Resül’e talip olanlar için çok önemli ve büyük mana taşımaktadır.<br />
<br />
<br />
Taliplerden sorumlu olan Mürşid, Pir ve Rehber, öncelikle bu kişilerin üzerinde kul hakkı‘nın olmaması. Üzerinde kul hakkı olan Mürşid veya Pir veya Rehber yol talibini irşad edemez, sorgulayamaz.<br />
<br />
<br />
Imam Cafer-i Sadık buyurmuştur ki; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">„Pir ikidir. Pir-i kamil ve pir-i cahil. Pir-i kamil odur ki, Evlad-ı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir. Üzerinde bu vasıflar bulunmayan Pir ise cahil pirdir“</span> der.<br />
<br />
Rızalık üç temel ilkeye bağlıdır; Bireyin kendisi ile rızası, bireyin toplum ile rızası ve bireyin Hakk Muhammed Ali yoluna olan gönül rızasıdır.<br />
Ibadet ayinlerine başlamadan önce taliplerin hak ve hukuk sorgulamaları pir ve cemaat huzurunda yapılıp, rızalıkları alınır. Rızalık alındıktan sonra ibadet ayinlerine geçilir. Bireyler cemaatın huzurunda önce Allah’a teslimiyetini belirterek ve cemaatı da kendine şahit tutarak, kendini sorgulamaya tabii tutar. Rızalıkları alınmayan kişiler ise ceme, cem ibadetlerine giremez ve alınmazlar. Çünkü cemde ikrar önemlidir. Ikrar; söz/ahd vermedir. Kişinin Allah’ı kendisine şahit tutarak her türlü kötülükten uzak kalacağına ve iyiliklere hizmet edeceğine dair ikrar vermesidir.<br />
<br />
Alevi cem ibadetlerinde; Hiçbir zaman rızasız lokma girmediği gibi; Kendi aile fertlerinin, kapı komşuların ve cemaatın rızalığı alınmadan hiç bir yol evladı cem erkanına alınmaz. Hakkında davacı olan yol evlatları da Hakk Muhammed Ali meydanında yargılanarak rızalıkları alınır. Nadir yanlışlıklar hariç. O yanlışlıklarda düşküne sayılır.<br />
<br />
Allah‘ın da buyurduğu gibi kul hakkı, en kutsal değerdir. Hakk Muhammed Ali divanı olarak kabul edilen cem erkanında, Pir; “Burası Hakk meydanıdır. Özümüzü ve cümle benliğimizi ortaya koyduğumuz, dara çektiğimiz meydandır. Bu meydan yanlış ve doğruların bir birinden ayrıldığı ve haksızlığın, yanlışlığın, kırgınlığın giderildiği meydandır. Içinizde bir birinden razı ve hoşnut olmayan, dargın ve küskün varsa, beri gelsin, dile gelsin” der. Ve Hak hukuk neyse yerine getirilerek, kul kuldan razı edilir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özetlersek;</span><br />
1- Ölmeden önce ölmek(dünyevi nefislerden uzaklaşmak),<br />
2- Hesaba çekilmeden önce bireyin vijdanıyla hesaplaşması, hesabını pir huzurunda görmesi,<br />
3- Allah’ın huzuruna kul hakkı ile gitmemek.<br />
4-Toplum ve bireylerle alıp vereceklerin hal edilmesi, alım ve verileceklerin kalmaması,<br />
5- Anlı açık, yüzü ak, dürüst, mert, iyi huylu olmak.<br />
6- Gerçek erenler safına katılmış “Insan-ı Kamil”lerden olmak.<br />
7- Dökülen varsa doldurulmalı, ağlatılan varsa gönlü alınıp güldürülmeli.<br />
Dolayısiyle kul kuldan razı olursa, Allah’ta kuldan razı olur.<br />
<br />
alevimedya.com</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kul hakkı, insanların çeşitli nedenlerden dolayı bilerek veya bilmiyerek karşılıklı ilişkilerden birbirine geçen emekleri, alınteri, maddi ve manevi değerlerdir.<br />
Allah, Kul hakkı konusunda; „Ey Kulum! Bana iki hakla gelmeyin ve bağışlamam. Birincisi, bana „şirk“ koşanı ve ikincisi ise, „kul hakkı“yla geleni af etmem“ der.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- Allah’ın üzerimizdeki hakkı,<br />
2- Kul hakkı.<br />
<br />
<br />
Allah’ın üzerimizdeki hakkı</span><br />
1- Allah’ın varlığına/birliğine inanmak,<br />
2- Hiçbir nesneyi, varlığı ona ortak koşmadan, emirlerine, tavsiyelerine uymak.<br />
3- Allah’tan geleni gönül hoşnutluğuyla kabul edip, şükür etmek.<br />
4- Allah’a korku yerine sevgi beslemek,<br />
5- Bağışlayıcı, merhamet sahibi, tek hüküm O’nda olduğuna iman etmek,<br />
6- Allah’ın rızasını-hoşnutluğunu-onayını kazanmak için; O’na gönülden ibadet etmek, kulluk görevini en güzel ahlaki ilkelere bağlı kalıp, edep ve erkan içinde yerine getirmekdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kul hakkı</span><br />
„Kul hakkı ile huzuruma gelmeyin, bağışlamam“ emrini Aleviler yaşarlarken bu hakkı sorguluyorlar. Bu sorgulama ibadet evlerinde Pir huzurunda Hakk Meydanı olan cem meydanında yapılmaktadır. Bu ilke, Aleviliğin önemli temel ahlak ilkesinin mıhenk taşıdır. „Kul hakkı“ aynı zamanda „rızalık“ anlamındadır. Rızalık alınmadan veya olmadan hiç bir işe başlanılmaz. Dolayısiyle „rızalık“ Seyyid Saadet evlad-ı Resül’e talip olanlar için çok önemli ve büyük mana taşımaktadır.<br />
<br />
<br />
Taliplerden sorumlu olan Mürşid, Pir ve Rehber, öncelikle bu kişilerin üzerinde kul hakkı‘nın olmaması. Üzerinde kul hakkı olan Mürşid veya Pir veya Rehber yol talibini irşad edemez, sorgulayamaz.<br />
<br />
<br />
Imam Cafer-i Sadık buyurmuştur ki; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">„Pir ikidir. Pir-i kamil ve pir-i cahil. Pir-i kamil odur ki, Evlad-ı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir. Üzerinde bu vasıflar bulunmayan Pir ise cahil pirdir“</span> der.<br />
<br />
Rızalık üç temel ilkeye bağlıdır; Bireyin kendisi ile rızası, bireyin toplum ile rızası ve bireyin Hakk Muhammed Ali yoluna olan gönül rızasıdır.<br />
Ibadet ayinlerine başlamadan önce taliplerin hak ve hukuk sorgulamaları pir ve cemaat huzurunda yapılıp, rızalıkları alınır. Rızalık alındıktan sonra ibadet ayinlerine geçilir. Bireyler cemaatın huzurunda önce Allah’a teslimiyetini belirterek ve cemaatı da kendine şahit tutarak, kendini sorgulamaya tabii tutar. Rızalıkları alınmayan kişiler ise ceme, cem ibadetlerine giremez ve alınmazlar. Çünkü cemde ikrar önemlidir. Ikrar; söz/ahd vermedir. Kişinin Allah’ı kendisine şahit tutarak her türlü kötülükten uzak kalacağına ve iyiliklere hizmet edeceğine dair ikrar vermesidir.<br />
<br />
Alevi cem ibadetlerinde; Hiçbir zaman rızasız lokma girmediği gibi; Kendi aile fertlerinin, kapı komşuların ve cemaatın rızalığı alınmadan hiç bir yol evladı cem erkanına alınmaz. Hakkında davacı olan yol evlatları da Hakk Muhammed Ali meydanında yargılanarak rızalıkları alınır. Nadir yanlışlıklar hariç. O yanlışlıklarda düşküne sayılır.<br />
<br />
Allah‘ın da buyurduğu gibi kul hakkı, en kutsal değerdir. Hakk Muhammed Ali divanı olarak kabul edilen cem erkanında, Pir; “Burası Hakk meydanıdır. Özümüzü ve cümle benliğimizi ortaya koyduğumuz, dara çektiğimiz meydandır. Bu meydan yanlış ve doğruların bir birinden ayrıldığı ve haksızlığın, yanlışlığın, kırgınlığın giderildiği meydandır. Içinizde bir birinden razı ve hoşnut olmayan, dargın ve küskün varsa, beri gelsin, dile gelsin” der. Ve Hak hukuk neyse yerine getirilerek, kul kuldan razı edilir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özetlersek;</span><br />
1- Ölmeden önce ölmek(dünyevi nefislerden uzaklaşmak),<br />
2- Hesaba çekilmeden önce bireyin vijdanıyla hesaplaşması, hesabını pir huzurunda görmesi,<br />
3- Allah’ın huzuruna kul hakkı ile gitmemek.<br />
4-Toplum ve bireylerle alıp vereceklerin hal edilmesi, alım ve verileceklerin kalmaması,<br />
5- Anlı açık, yüzü ak, dürüst, mert, iyi huylu olmak.<br />
6- Gerçek erenler safına katılmış “Insan-ı Kamil”lerden olmak.<br />
7- Dökülen varsa doldurulmalı, ağlatılan varsa gönlü alınıp güldürülmeli.<br />
Dolayısiyle kul kuldan razı olursa, Allah’ta kuldan razı olur.<br />
<br />
alevimedya.com</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aleviler Müslüman mı?]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-aleviler-musluman-mi.html</link>
			<pubDate>Thu, 07 Jun 2018 01:48:08 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=1">Admin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-aleviler-musluman-mi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aleviler Müslüman mı</span></span> sorusunu her yerde duyar olduk ! Aleviler ve Sünniler bu konuda farklı görüşlere sahipler. Alevilerin müslüman olup olmadığı konusunda kararı kim verecek peki? Tabi ki Aleviler... Aleviler adına her zaman karar verip nasıl inanmaları ve ibadet etmeleri gerektiğini söyleyen Sünniler, Alevilerin Müslümanlığına karışma hakkına sahip değillerdir. Aynı durum Aleviler için de geçerli. <br />
<br />
Bu konuda benim şahsi görüşüm şudur:<br />
Aleviliğin temeli Hak Muhammed Ali'dir. Muhammed Ali; Ehlibeyt ve 12 İmam soyunu getirmiş ve tüm insanlığa inanç,ibadet ve insanlık temelinde bir yol açmıştır. Geçmişte Kerbela gibi yaşanmış çok acı olaylar insanlığı bir karar verme noktasına itmiştir. Bu karar ya Ehlibeyt'ten yana olma ya da Yezid'e biat edip Batıl yoluna gitme şeklindeydi.<br />
Ehlibeyte yapılan o zulümler gösteriyor ki insanların büyük çoğunluğu Hak yolunu değil Batıl yolları seçmişlerdir. Ehlibeyti yok olmanın eşiğine getiren Yezid ve anlayışı geride gerçek İslam'ı savunacak hiç kimseyi bırakmamıştır. Emevi anlayışı; peygamberimizin ve Ehlibeyt'inin artık olmadığı bir ortamda kendi rezil düzenlerini devam ettirecek kanunlar getirmişlerdir. <br />
<br />
Bugün dünyada yaşanan islam ve Alevilik geçmişin Emevi anlayışının meydana getirdiği Arap kültürünün bir yansımasıdır. Gerçek islam ve gerçek Müslümanlık Ehlibeyt'in Anadolu'ya göç etmesinden dolayı ne yazık ki doğduğu topraklarda başladığı gibi bitmiştir.<br />
<br />
Alevilerin birçoğu kendilerini "Müslüman" olarak görmemelerindeki neden işte bu tarihsel gerçeklerdir. <br />
<br />
Pir Zöhre Ana'nın izinden giden Aleviler olarak, bizler Aleviliğin gerçek İslam'ın  sahipleri olduğumuza gönülden inanıyoruz. Katliamların, asimilasyonların neticesinde tamamen değişen bir din ve inancın gerçek İslam olmadığını biliyoruz. Bundan dolayı da Aleviler Müslüman mı diye düşünen Alevilerin gerçek Müslüman olduklarına inanmalarını istiyoruz.  Ali'siz Alevilik anlayışı, Aleviliğin Pagan bir inanış olduğu fikri, Aleviliğin salt bir kültür  olduğu düşüncesi her zaman reddettiğimiz fikirlerdir. Aleviler Müslüman'dır ve Ehlibeyt 12 İmam'ın yolundan gitmektedirler. Hz.Muhammed, İslam dininin temelini getirmiş ve Ehlibeyt'i de bu inancı sürmüştür. Hz.Muhammed ve  Hz.Ali'den önce Alevilik gibi bir inanç yoktur. <br />
<br />
Son olarak şunları söyleme isterim; biz Alevilerin terminolojisinde  İslam ve müslümanlık anlayışı farklı, katı şeriat kuralları ile yetişen bir insanın anlayışı farklıdır. Biz Alevilerin gerçek Müslüman olduklarını düşünüyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aleviler Müslüman mı</span></span> sorusunu her yerde duyar olduk ! Aleviler ve Sünniler bu konuda farklı görüşlere sahipler. Alevilerin müslüman olup olmadığı konusunda kararı kim verecek peki? Tabi ki Aleviler... Aleviler adına her zaman karar verip nasıl inanmaları ve ibadet etmeleri gerektiğini söyleyen Sünniler, Alevilerin Müslümanlığına karışma hakkına sahip değillerdir. Aynı durum Aleviler için de geçerli. <br />
<br />
Bu konuda benim şahsi görüşüm şudur:<br />
Aleviliğin temeli Hak Muhammed Ali'dir. Muhammed Ali; Ehlibeyt ve 12 İmam soyunu getirmiş ve tüm insanlığa inanç,ibadet ve insanlık temelinde bir yol açmıştır. Geçmişte Kerbela gibi yaşanmış çok acı olaylar insanlığı bir karar verme noktasına itmiştir. Bu karar ya Ehlibeyt'ten yana olma ya da Yezid'e biat edip Batıl yoluna gitme şeklindeydi.<br />
Ehlibeyte yapılan o zulümler gösteriyor ki insanların büyük çoğunluğu Hak yolunu değil Batıl yolları seçmişlerdir. Ehlibeyti yok olmanın eşiğine getiren Yezid ve anlayışı geride gerçek İslam'ı savunacak hiç kimseyi bırakmamıştır. Emevi anlayışı; peygamberimizin ve Ehlibeyt'inin artık olmadığı bir ortamda kendi rezil düzenlerini devam ettirecek kanunlar getirmişlerdir. <br />
<br />
Bugün dünyada yaşanan islam ve Alevilik geçmişin Emevi anlayışının meydana getirdiği Arap kültürünün bir yansımasıdır. Gerçek islam ve gerçek Müslümanlık Ehlibeyt'in Anadolu'ya göç etmesinden dolayı ne yazık ki doğduğu topraklarda başladığı gibi bitmiştir.<br />
<br />
Alevilerin birçoğu kendilerini "Müslüman" olarak görmemelerindeki neden işte bu tarihsel gerçeklerdir. <br />
<br />
Pir Zöhre Ana'nın izinden giden Aleviler olarak, bizler Aleviliğin gerçek İslam'ın  sahipleri olduğumuza gönülden inanıyoruz. Katliamların, asimilasyonların neticesinde tamamen değişen bir din ve inancın gerçek İslam olmadığını biliyoruz. Bundan dolayı da Aleviler Müslüman mı diye düşünen Alevilerin gerçek Müslüman olduklarına inanmalarını istiyoruz.  Ali'siz Alevilik anlayışı, Aleviliğin Pagan bir inanış olduğu fikri, Aleviliğin salt bir kültür  olduğu düşüncesi her zaman reddettiğimiz fikirlerdir. Aleviler Müslüman'dır ve Ehlibeyt 12 İmam'ın yolundan gitmektedirler. Hz.Muhammed, İslam dininin temelini getirmiş ve Ehlibeyt'i de bu inancı sürmüştür. Hz.Muhammed ve  Hz.Ali'den önce Alevilik gibi bir inanç yoktur. <br />
<br />
Son olarak şunları söyleme isterim; biz Alevilerin terminolojisinde  İslam ve müslümanlık anlayışı farklı, katı şeriat kuralları ile yetişen bir insanın anlayışı farklıdır. Biz Alevilerin gerçek Müslüman olduklarını düşünüyorum.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[''Alevilik İslâm'ın ta kendisidir'']]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-alevilik-isl%C3%A2m-in-ta-kendisidir.html</link>
			<pubDate>Sat, 14 Oct 2017 23:05:17 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-alevilik-isl%C3%A2m-in-ta-kendisidir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bütün yaşamı Sünni dinsel eğitimle geçmiş bir ilahiyatçı olarak belirteyim ki, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevilik İslâm'ın ta kendisidir.</span> Bir başka açıdan Alevilik; Horasanlı, Türkistanlı Türkmen erenlerinin İslâm yorumudur. Aleviliği İslâm dışı saymak hiçbir biçimde kabul edilemez. Aynı şekilde onu, Sünni teolojik paradigma ile boğup Alevileri Sünnileştirmeye çalışmak da kabulü imkan dahilinde bulunmayan beyhude bir çabadır.Tüm tartışmaların üstünde şurası bir gerçek ki; Alevilik; Kırklar meclisidir, cemdir, cemevidir, dededir, babadır, deyiştir, nefestir, Telli Kur'ân'dır, Muharrem matemidir, Kerbelâdır, zulme direniştir, mazlumdan yana olmaktır...Alevilik; ulusal kültürümüzün İslamlaşma adı altında Emevi/Arap kültürüne kurban edilmesine karşı koymaktır.Alevilik; barıştır, sevgidir, kardeşliktir, insan haklarıdır...Alevilik; Cumhuriyettir, Mustafa Kemal'dir, bayraktır, halktır...O halde Aleviliğin yükselişi, halkın ve hakkın yükselişidir. Hak-Muhammed-Ali yolunun yükselişidir. Emevi kültürüne karşı ulusal kültürümüzün, İslam anlayışımızın ve insan sevgisine dayalı evrensel barış öğretimizin yükselişidir. İşte bu nedenle Aleviliğe yapılacak çağrı; barışa, sevgiye ve kardeşliğe yapılmış bir çağrı olacaktır. Bu kutlu çağrının yanıt bulmasını dileyerek sözlerimizi Seyyid Nesimi ile bağlayalım." Gelgel hey dost, kamu müddeinin körlüğünü, Sana asan kılayım, bunca bu düşvar nedir ?Türk evine gelesin, hem çü nesimi olasın, Birgün ola diyesin, cübbe vü destar nedir ?<br />
<br />
<br />
İlahiyatçı Yazar<br />
Mustafa Cemil KILIÇ</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bütün yaşamı Sünni dinsel eğitimle geçmiş bir ilahiyatçı olarak belirteyim ki, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevilik İslâm'ın ta kendisidir.</span> Bir başka açıdan Alevilik; Horasanlı, Türkistanlı Türkmen erenlerinin İslâm yorumudur. Aleviliği İslâm dışı saymak hiçbir biçimde kabul edilemez. Aynı şekilde onu, Sünni teolojik paradigma ile boğup Alevileri Sünnileştirmeye çalışmak da kabulü imkan dahilinde bulunmayan beyhude bir çabadır.Tüm tartışmaların üstünde şurası bir gerçek ki; Alevilik; Kırklar meclisidir, cemdir, cemevidir, dededir, babadır, deyiştir, nefestir, Telli Kur'ân'dır, Muharrem matemidir, Kerbelâdır, zulme direniştir, mazlumdan yana olmaktır...Alevilik; ulusal kültürümüzün İslamlaşma adı altında Emevi/Arap kültürüne kurban edilmesine karşı koymaktır.Alevilik; barıştır, sevgidir, kardeşliktir, insan haklarıdır...Alevilik; Cumhuriyettir, Mustafa Kemal'dir, bayraktır, halktır...O halde Aleviliğin yükselişi, halkın ve hakkın yükselişidir. Hak-Muhammed-Ali yolunun yükselişidir. Emevi kültürüne karşı ulusal kültürümüzün, İslam anlayışımızın ve insan sevgisine dayalı evrensel barış öğretimizin yükselişidir. İşte bu nedenle Aleviliğe yapılacak çağrı; barışa, sevgiye ve kardeşliğe yapılmış bir çağrı olacaktır. Bu kutlu çağrının yanıt bulmasını dileyerek sözlerimizi Seyyid Nesimi ile bağlayalım." Gelgel hey dost, kamu müddeinin körlüğünü, Sana asan kılayım, bunca bu düşvar nedir ?Türk evine gelesin, hem çü nesimi olasın, Birgün ola diyesin, cübbe vü destar nedir ?<br />
<br />
<br />
İlahiyatçı Yazar<br />
Mustafa Cemil KILIÇ</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alevilikte evlilik adetleri,alevilikte evlilik kuralları]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-alevilikte-evlilik-adetleri-alevilikte-evlilik-kurallari.html</link>
			<pubDate>Tue, 11 Oct 2016 15:40:29 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-alevilikte-evlilik-adetleri-alevilikte-evlilik-kurallari.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu yazıda " Alevilikte evlilik, Alevilikte evlilik adetleri, Alevilikte evlilik kuralları, Alevilikte evlilik duası" konusuna değineceğim.<br />
<br />
<br />
Alevilikte evlilik</span><br />
<br />
Alevilikte evlilik diğer inanç ve ibadetlerimiz gibi hayati öneme sahip bir konudur. Alevilikte tek eşlilik vardır ve bu eşin Alevi olması yolumuzun kuralıdır. Alevi Sünni evlilikleri yolumuzun reddettiği ve bunu Yol Düşkünlüğü ile cezalandırdığı bir durumdur. Yolumuzun bu kuralı hangi çağda olursak olalım kesinlikle değişmez veya insanların fikirleri doğrultusunda yumuşatılamaz. Bu çağda böyle bir şey mi kaldı gibi söylemler it nefislerine tapan yol düşkünlerinin kendilerini savunmak için öne sürdüğü mazaretlerdir. Bu yol için Hz.Muhammed'in torunu Hz.Üseyin ve nice Ehlibeyt piri can cömertliği yapmıştır. Ayrıca, evladı bir Sünni ile evlenen anne ve baba da yol düşkünü olur. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevilikte evlilik adetleri</span><br />
<br />
Alevilikte evlilik adetleri yöresel farklılıklar gösterse de temelde okunan dualar aynıdır. "Allah'ın emri, Peygamberin kavli" ile başlayan süreçte kız ve erkeğin bu evliliklerdeki rızası sorulur. Zora ve baskıya dayanan bir evlilik Alevi evliliklerinde söz konusu değildir. İki aileninde rızası alındıktan sonra iki tarafında aile ve akrabaları toplanarak kız isteme gerçekleşir. Kız isteme ile söz kesme işlemi yapılır. Akabinde nişan ve düğün hazırlıkları yapılır. Alevi adetleri gereğince nişan kız ailesi tarafında organize edilirken düğün için erkek tarafı hazırlıklarını yapar. İki aile anlaşırsa tüm masraflar için bölü aileler ikiye bölüp masrafları karşılayabilir. Burada ailelerin görgü,kültürleri de çok önemlidir. Alevilikte evlilik adetleri özet olarak bu şekilde olur.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevilikte evlilik kuralları</span><br />
<br />
Alevilikte evlilik kurallarının özünü yolumuzun hükmünde olduğu gibi "Eline,diline ve beline" sahip olmak oluşturur. Kadın ve Erkeğin, evlilik kurumunu ayakta tutacak sevgi, saygı, merhamet, hoşgörü, anlayış, büyüklere karşı saygı, sorumluluk vb. davranışlar evlilik kurallarının temelidir. Bu evlilik kurallarına uyan çiftler ömür boyu huzur içinde yaşarlar. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevilikte evlilik duası</span><br />
<br />
Alevilikte evlilik duası şu şekilde okunur: <br />
<br />
“Saygıdeğer Canlar! Birbirlerini eş olarak seçmiş bu canlarımızın mutluluğu için, öz gönül birliği ile dua edelim.<br />
<br />
Hak-Muhammed-Ali, Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli, erenler meydanında, Hak Yolunda, siz değerli canlarımızın huzurunda kıydığımız bu nikahı kutlu eylesin. Nikahı kıyılan bu canlarımızın ömürlerine bereket, vücutlarına sağlık, rızklarına genişlik versin. Dünya ve ahirette mutlu olsunlar. Varlıkta, yoklukta; hastalıkta, sağlıkta; tasada ve kıvançta birbirlerini en içten sevgiyle destekleme gücü versin. Yuvaları mutlu, ağızları tatlı olsun. İmam Hüseyin katarından, didarından, yolundan ayırmasın. Aralarındaki sevgi, artsın eksilmesin, Hz. Ali ile Hz. Fatıma anamız arasındaki sevgi olsun. Soylarından gelecek çocukları kendilerine, yolumuza ve bütün insanlığa hizmet etsin, hayırlı-uğurlu olsunlar. <br />
<br />
Üçler, Beşler, Yediler, 40’lar, gerçek erenler her zaman yardımcıları olsun. Bozatlı Hızır yoldaşları olsun. Görünür, görünmez kazalardan, belalardan saklasın, beklesin. Hak dilde dileklerini gönülde muratlarını. Eşimizin, dostumuzun, [152] içinde de bu canlarımızın ağız tadlarını bozmasın. Burada, bu mutlu günde bulunan siz canlarımızı da her iki cihanda mutlu eylesin. Hazreti Pir, Ulu divanda[153] utandırmasın. Dualarımızı da kabul eylesin."<br />
<br />
Nur-u Nebi, Kerem-i Ali, Pirimiz Hünkar Bektaş Veli, Kerem-i Evliya, gerçekler demine hü mümine Ya Ali...”<br />
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/inanc-ve-ibadetlerimiz/59866-alevilikte-evlilik-adetleri-alevilikte-evlilik-kurallari.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/inanc-ve-ib...llari.html</a></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu yazıda " Alevilikte evlilik, Alevilikte evlilik adetleri, Alevilikte evlilik kuralları, Alevilikte evlilik duası" konusuna değineceğim.<br />
<br />
<br />
Alevilikte evlilik</span><br />
<br />
Alevilikte evlilik diğer inanç ve ibadetlerimiz gibi hayati öneme sahip bir konudur. Alevilikte tek eşlilik vardır ve bu eşin Alevi olması yolumuzun kuralıdır. Alevi Sünni evlilikleri yolumuzun reddettiği ve bunu Yol Düşkünlüğü ile cezalandırdığı bir durumdur. Yolumuzun bu kuralı hangi çağda olursak olalım kesinlikle değişmez veya insanların fikirleri doğrultusunda yumuşatılamaz. Bu çağda böyle bir şey mi kaldı gibi söylemler it nefislerine tapan yol düşkünlerinin kendilerini savunmak için öne sürdüğü mazaretlerdir. Bu yol için Hz.Muhammed'in torunu Hz.Üseyin ve nice Ehlibeyt piri can cömertliği yapmıştır. Ayrıca, evladı bir Sünni ile evlenen anne ve baba da yol düşkünü olur. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevilikte evlilik adetleri</span><br />
<br />
Alevilikte evlilik adetleri yöresel farklılıklar gösterse de temelde okunan dualar aynıdır. "Allah'ın emri, Peygamberin kavli" ile başlayan süreçte kız ve erkeğin bu evliliklerdeki rızası sorulur. Zora ve baskıya dayanan bir evlilik Alevi evliliklerinde söz konusu değildir. İki aileninde rızası alındıktan sonra iki tarafında aile ve akrabaları toplanarak kız isteme gerçekleşir. Kız isteme ile söz kesme işlemi yapılır. Akabinde nişan ve düğün hazırlıkları yapılır. Alevi adetleri gereğince nişan kız ailesi tarafında organize edilirken düğün için erkek tarafı hazırlıklarını yapar. İki aile anlaşırsa tüm masraflar için bölü aileler ikiye bölüp masrafları karşılayabilir. Burada ailelerin görgü,kültürleri de çok önemlidir. Alevilikte evlilik adetleri özet olarak bu şekilde olur.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevilikte evlilik kuralları</span><br />
<br />
Alevilikte evlilik kurallarının özünü yolumuzun hükmünde olduğu gibi "Eline,diline ve beline" sahip olmak oluşturur. Kadın ve Erkeğin, evlilik kurumunu ayakta tutacak sevgi, saygı, merhamet, hoşgörü, anlayış, büyüklere karşı saygı, sorumluluk vb. davranışlar evlilik kurallarının temelidir. Bu evlilik kurallarına uyan çiftler ömür boyu huzur içinde yaşarlar. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alevilikte evlilik duası</span><br />
<br />
Alevilikte evlilik duası şu şekilde okunur: <br />
<br />
“Saygıdeğer Canlar! Birbirlerini eş olarak seçmiş bu canlarımızın mutluluğu için, öz gönül birliği ile dua edelim.<br />
<br />
Hak-Muhammed-Ali, Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli, erenler meydanında, Hak Yolunda, siz değerli canlarımızın huzurunda kıydığımız bu nikahı kutlu eylesin. Nikahı kıyılan bu canlarımızın ömürlerine bereket, vücutlarına sağlık, rızklarına genişlik versin. Dünya ve ahirette mutlu olsunlar. Varlıkta, yoklukta; hastalıkta, sağlıkta; tasada ve kıvançta birbirlerini en içten sevgiyle destekleme gücü versin. Yuvaları mutlu, ağızları tatlı olsun. İmam Hüseyin katarından, didarından, yolundan ayırmasın. Aralarındaki sevgi, artsın eksilmesin, Hz. Ali ile Hz. Fatıma anamız arasındaki sevgi olsun. Soylarından gelecek çocukları kendilerine, yolumuza ve bütün insanlığa hizmet etsin, hayırlı-uğurlu olsunlar. <br />
<br />
Üçler, Beşler, Yediler, 40’lar, gerçek erenler her zaman yardımcıları olsun. Bozatlı Hızır yoldaşları olsun. Görünür, görünmez kazalardan, belalardan saklasın, beklesin. Hak dilde dileklerini gönülde muratlarını. Eşimizin, dostumuzun, [152] içinde de bu canlarımızın ağız tadlarını bozmasın. Burada, bu mutlu günde bulunan siz canlarımızı da her iki cihanda mutlu eylesin. Hazreti Pir, Ulu divanda[153] utandırmasın. Dualarımızı da kabul eylesin."<br />
<br />
Nur-u Nebi, Kerem-i Ali, Pirimiz Hünkar Bektaş Veli, Kerem-i Evliya, gerçekler demine hü mümine Ya Ali...”<br />
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/inanc-ve-ibadetlerimiz/59866-alevilikte-evlilik-adetleri-alevilikte-evlilik-kurallari.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/inanc-ve-ib...llari.html</a></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[HAK-MUHAMMED ALİ YOLUNDA VARLIK]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-hak-muhammed-ali-yolunda-varlik.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Jun 2016 01:36:44 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-hak-muhammed-ali-yolunda-varlik.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bilindiği üzere “Hak- Muhammed Ali” Alevilerin inanç yoluna verdikleri isimdir. Alevilik kendisine özgü  ibadet şekilleri olan çok özel bir inançtır.İnancı her hangi bir din veya mezhep içinde tarif etmek olanaksızdır. Alevi inancını ve tarihini incelediğinizde hep kan, gözyaşı, baskı, zulüm ve katliamlarla karşılaşırsınız. Bu baskı ve zulümden toplumu koruyabilmek için inanç önderleri dediğimiz pir ve mürşitler çareler aramışlardır. İşte bu arayışlar neticesinde İslam öncesi Batıni inanışların üzerine egemen gücün baskı, zulüm ve katliamlarından korunabilmek için İslami bir kılıf örülmesine karar verilmiş ve dergahlarda egemen gücün inancını eski inançlarının üzerine bir motif gibi işlemişlerdir. İşe öncelikle isimlerden başlamışlardır. Eski ata yadigarı isimleri terk ederek toplumu İslami isimlerle donatmışlardır. Eski inançlarını da Alevi sırları olarak yeni inançlarının  içerisine saklamışlardır. İşte bundan dolayı diyoruz ki asıl Alevilik görünen ( zahiri)değil, Görünenin içerisine saklanandır. Batınilikdir.<br />
<br />
Alevi inancını anlamak ve öğrenmek isteyenlere naçizane bir tavsiyem vardır. Mutlaka ama mutlaka yedi ulu ozanın (Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Fuzuli, Nesimi, Virani ve Yemini) deyiş ve şiirleri (nefes) ile Şeyh Bedrettin’in Varidat’ını mutlaka anlayarak okumaları ve üzerinde düşünmeleri gerekmektedir.<br />
<br />
Alevi inancının özü Ruhun yeniden bedenleşmesi ( İslami reenkarnasyon ile ilgisi yoktur.), Tecelli, Varlığın birliği (Teklik ilkesi) diğer bir deyişle Vahdet-i vücut anlayışıdır. Varlığın birliği anlayışı Alevi inancının, Doğaya, insana ve tüm canlılara saygı ilkesini doğurmuştur. Hak’ka duyulan sevginin yolu varlığın birliğine inanmaktır. Varlığın birliği tek varlık ilkesine (Mutlak Varlık) dayanır. Var olan tekdir, birdir, o da Tanrıdır. Varlığın birliği ilkesine göre yalnız Tanrı vardır. Bütün varlık türleri ondandır, onun birer görünüşüdür.<br />
<br />
Varidatta şöyle diyor; Gerçekte bütün varlıklar öz bakımından birlik içindedir, her nesne her nesnede vardır. Ayrılık yalnız görünüştedir. Bütün ağaç tohumdadır, tohumdan var olur, tohumdan ağaç, ağaçtan tohum oluşmaktadır. Bunun gibi bütün evrenler bir özde gerçekleşir, öte yandan bu öz de bir bütünlük içinde gene evrenlerle gerçekleşir. Bütün evrenler bir tozanda (atomda) vardır. Varlık kavramı altında toplanan “bütün” her insanda bulunur. Ben gizli bir gömüydüm, bilinmeyi sevdim, beni bilsinler diye insanları yarattım,  diyen Tanrı sözlerinin anlamı da budur. Burada bilen de, anlayan da Tanrıdır.<br />
Tanrının bütün eylemlerde, işlerde, nesnelerde bulunması varlık birliği görüşünün temelidir. Varlığın birliği kavramı içerisinde var olan Mutlak Varlık, varlık kavramı altında toplanan her şeydir. Mutlak varlık yalnız kendisiyle, kendi özü ile var olan, başka bir nesnenin varlığını gerektirmeyen varlıktır, Tanrıdır. Bütün nesnelerin varlığı onunla bağlantılıdır, gene bütün nesneler onun görünüş alanına çıkmış suretleridir. Diyor varidat.<br />
<br />
Tanrının görünüş alanına çıkışı evreni oluşturur. Evren kendi başına bir varlık değildir. Onun varoluşu görünür aleme çıkmasıdır. Evren Tanrısal bir varlık olduğundan gelip geçici değildir. Gelip geçicilik sığ bir görünüştür. Varlık olması nedeniyle “evren soyu, türü, özü bakımından kesin olarak önsüzdür (Kadimdir, ezelidir) Evren hangi anlamda alınırsa alınsın yalnız Tanrı ile vardır. Tanrı dışında, Tanrıdan ayrı bir evrenin varlığı söz konusu olamaz. Evrende görünen, bulunan ne varsa Tanrıdır. Öyleyse onlardan birisi ben Tanrıyım derse (Hallac-ı Mansur gibi, En-el Hak, derse) doğrudur. Çünkü her varlık Tanrıdan gelmektedir. Her nesnede Mutlak Varlık özü vardır. Hiçbir koşula bağlanmaksızın her varlığa Tanrı denmesi bundandır. ( Tahtacılar’ın ağaç keserken ağaçtan helallik istemesi, Alevilikte Yas ve matem orucu süresince canlıya zarar vermemesi, et, balık ve yumurta yememesi işte bundandır) Gerçekte her şey birdir. Tanrı ile evren arasında bulunan bağlantı, varlık bakımından, insan ile Tanrı arasındakinin özdeşidir burada. Bu özdeşlik de İnsan-Tanrı-Evren üçlüsünün oluşturduğu birlik’ten geliyor. Ancak “özde birlik’i” sağlayan da gene tek varlık olan Tanrı oluyor. Varoluşun özünde önsüz, sonsuz olarak Tanrı duruyor. Tanrı bütün niteliklerden, nesnelerle açıklanan özelliklerden arınmıştır.<br />
<br />
Bütün varlıklar Tanrının görünür alemdeki suretleri olduğundan dolayı “Hak- Muhammed Ali” yolunun inanları olan aleviler doğaya, insana ve canlılara saygılıdırlar. Bir canlıya kıymak hak’ka kıymak demektir Alevi inancında. Cinayet işlemek Alevi inancında “Dışarı düşkünlüğü” ile cezalandırılır ve asla bir daha geri dönemez.<br />
<br />
İbrahim Kızıler<br />
<br />
oncekorfez.com</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bilindiği üzere “Hak- Muhammed Ali” Alevilerin inanç yoluna verdikleri isimdir. Alevilik kendisine özgü  ibadet şekilleri olan çok özel bir inançtır.İnancı her hangi bir din veya mezhep içinde tarif etmek olanaksızdır. Alevi inancını ve tarihini incelediğinizde hep kan, gözyaşı, baskı, zulüm ve katliamlarla karşılaşırsınız. Bu baskı ve zulümden toplumu koruyabilmek için inanç önderleri dediğimiz pir ve mürşitler çareler aramışlardır. İşte bu arayışlar neticesinde İslam öncesi Batıni inanışların üzerine egemen gücün baskı, zulüm ve katliamlarından korunabilmek için İslami bir kılıf örülmesine karar verilmiş ve dergahlarda egemen gücün inancını eski inançlarının üzerine bir motif gibi işlemişlerdir. İşe öncelikle isimlerden başlamışlardır. Eski ata yadigarı isimleri terk ederek toplumu İslami isimlerle donatmışlardır. Eski inançlarını da Alevi sırları olarak yeni inançlarının  içerisine saklamışlardır. İşte bundan dolayı diyoruz ki asıl Alevilik görünen ( zahiri)değil, Görünenin içerisine saklanandır. Batınilikdir.<br />
<br />
Alevi inancını anlamak ve öğrenmek isteyenlere naçizane bir tavsiyem vardır. Mutlaka ama mutlaka yedi ulu ozanın (Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Fuzuli, Nesimi, Virani ve Yemini) deyiş ve şiirleri (nefes) ile Şeyh Bedrettin’in Varidat’ını mutlaka anlayarak okumaları ve üzerinde düşünmeleri gerekmektedir.<br />
<br />
Alevi inancının özü Ruhun yeniden bedenleşmesi ( İslami reenkarnasyon ile ilgisi yoktur.), Tecelli, Varlığın birliği (Teklik ilkesi) diğer bir deyişle Vahdet-i vücut anlayışıdır. Varlığın birliği anlayışı Alevi inancının, Doğaya, insana ve tüm canlılara saygı ilkesini doğurmuştur. Hak’ka duyulan sevginin yolu varlığın birliğine inanmaktır. Varlığın birliği tek varlık ilkesine (Mutlak Varlık) dayanır. Var olan tekdir, birdir, o da Tanrıdır. Varlığın birliği ilkesine göre yalnız Tanrı vardır. Bütün varlık türleri ondandır, onun birer görünüşüdür.<br />
<br />
Varidatta şöyle diyor; Gerçekte bütün varlıklar öz bakımından birlik içindedir, her nesne her nesnede vardır. Ayrılık yalnız görünüştedir. Bütün ağaç tohumdadır, tohumdan var olur, tohumdan ağaç, ağaçtan tohum oluşmaktadır. Bunun gibi bütün evrenler bir özde gerçekleşir, öte yandan bu öz de bir bütünlük içinde gene evrenlerle gerçekleşir. Bütün evrenler bir tozanda (atomda) vardır. Varlık kavramı altında toplanan “bütün” her insanda bulunur. Ben gizli bir gömüydüm, bilinmeyi sevdim, beni bilsinler diye insanları yarattım,  diyen Tanrı sözlerinin anlamı da budur. Burada bilen de, anlayan da Tanrıdır.<br />
Tanrının bütün eylemlerde, işlerde, nesnelerde bulunması varlık birliği görüşünün temelidir. Varlığın birliği kavramı içerisinde var olan Mutlak Varlık, varlık kavramı altında toplanan her şeydir. Mutlak varlık yalnız kendisiyle, kendi özü ile var olan, başka bir nesnenin varlığını gerektirmeyen varlıktır, Tanrıdır. Bütün nesnelerin varlığı onunla bağlantılıdır, gene bütün nesneler onun görünüş alanına çıkmış suretleridir. Diyor varidat.<br />
<br />
Tanrının görünüş alanına çıkışı evreni oluşturur. Evren kendi başına bir varlık değildir. Onun varoluşu görünür aleme çıkmasıdır. Evren Tanrısal bir varlık olduğundan gelip geçici değildir. Gelip geçicilik sığ bir görünüştür. Varlık olması nedeniyle “evren soyu, türü, özü bakımından kesin olarak önsüzdür (Kadimdir, ezelidir) Evren hangi anlamda alınırsa alınsın yalnız Tanrı ile vardır. Tanrı dışında, Tanrıdan ayrı bir evrenin varlığı söz konusu olamaz. Evrende görünen, bulunan ne varsa Tanrıdır. Öyleyse onlardan birisi ben Tanrıyım derse (Hallac-ı Mansur gibi, En-el Hak, derse) doğrudur. Çünkü her varlık Tanrıdan gelmektedir. Her nesnede Mutlak Varlık özü vardır. Hiçbir koşula bağlanmaksızın her varlığa Tanrı denmesi bundandır. ( Tahtacılar’ın ağaç keserken ağaçtan helallik istemesi, Alevilikte Yas ve matem orucu süresince canlıya zarar vermemesi, et, balık ve yumurta yememesi işte bundandır) Gerçekte her şey birdir. Tanrı ile evren arasında bulunan bağlantı, varlık bakımından, insan ile Tanrı arasındakinin özdeşidir burada. Bu özdeşlik de İnsan-Tanrı-Evren üçlüsünün oluşturduğu birlik’ten geliyor. Ancak “özde birlik’i” sağlayan da gene tek varlık olan Tanrı oluyor. Varoluşun özünde önsüz, sonsuz olarak Tanrı duruyor. Tanrı bütün niteliklerden, nesnelerle açıklanan özelliklerden arınmıştır.<br />
<br />
Bütün varlıklar Tanrının görünür alemdeki suretleri olduğundan dolayı “Hak- Muhammed Ali” yolunun inanları olan aleviler doğaya, insana ve canlılara saygılıdırlar. Bir canlıya kıymak hak’ka kıymak demektir Alevi inancında. Cinayet işlemek Alevi inancında “Dışarı düşkünlüğü” ile cezalandırılır ve asla bir daha geri dönemez.<br />
<br />
İbrahim Kızıler<br />
<br />
oncekorfez.com</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Takiyyeci alevilerin ali’si?]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-takiyyeci-alevilerin-ali%E2%80%99si.html</link>
			<pubDate>Thu, 12 May 2016 20:06:58 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-takiyyeci-alevilerin-ali%E2%80%99si.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen; o aptaldır, ondan uzak dur… <br />
Bilmeyen ve bilmediğini bilen; o basit bir insandır, ona öğret… <br />
Bilen ve bildiğini bilmeyen; o uykudadır, onu uyandır… <br />
Bilen ve bildiğini bilen; o akil insanıdır, onu takip et”…<br />
<br />
Alevilik akıl ve insan eksenli bir inançtır. İnsanı anlamak ve açıklamak için sadece akla başvurmasını ister. Akılla izah edilmeyen hiç bir şey Alevilikte yer edinemez. İnsanın günlük yaşamında kendisine yabancı olan her şey Aleviliğe de yabancıdır. Alevilikte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“La Mekân”</span> yoktur. Buna rağmen ısrarla birileri Aleviliği hurafelerle dizayn etmek istiyor. Bazı alevi aydınlarımız da her ne kadar Alevilik insan eksenli bir inançtır deseler de takiyye yapmakta sınır tanımaz oldular. Aleviliği tarif ederken akıl ile izah edilemeyecek söylemlerde bulunuyorlar.<br />
<br />
Aydın olmanın sorumlulukları ağırdır. Aydın insan inanmadığı bir şeyi söylemez. Aydın insan güce göre şekillenmez. Aydın insan dürüst insandır. Dürüst insan bir ömür <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Doğruya doğru, eğriye eğri”</span> diyebilmektir. Kendinden sonraki nesillere iyi bir miras bırakmak istiyorsa, birinci koşulu, inandıklarını söylerken, yani saf tutarken koşullar ne olursa olsun asla takiyye yapmaz. Bu aydın insanın doğasında vardır. Takiyye yapanlar her şeyden önce kendisine saygısızlık yapmış olur. Bilmelidir ki; her yaptığı takkiyenin de zamanı geldiğinde bir bedeli olacaktır.<br />
<br />
Aleviler bugün tarihi bir dönemeçten geçiyorlar. Aydınlarımıza büyük sorumluluklar düşmektedir. Yavuz Selim katliamından sonra yaklaşık beş asırdır Alevileri Müslümanlaştırmak için uyguladıkları asimilasyon politikası bugün hâlâ da devam ediyor. Devletin gerici çağdışı zihniyetine karşı, Aleviler inançlarına sahip çıkarak devletin bu kirli oyununu boşa çıkarmaya çalışırken, inançlarıyla da yüzleşmeye başladılar. Bugüne kadar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“esas Müslüman biziz” </span>söylemi takiyyeden başka bir şey olmadığının farkına vardılar. Aleviler bugüne kadar zamanı değildir bekle gör politikası güden gerçekleri yazmayan Takiyye yapan aydınları sorgulamaya başladılar.<br />
Bundan 5 yıl önce<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ‘Aleviler Müslüman olabilir mi?’</span> diye yazmış olduğum makaleyi yayınladıktan sonra gençler tarafında olumlu karşılanırken, Aleviliği geçim kaynağı olarak gören kendilerine “esas Müslüman biziz” diyen Alevilerin saldırılarına maruz kaldım. Sanal âlemde aleyhimde karalama kampanyaları başlattılar. Kolay değildi, yaklaşık beş asırdır <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“esas Müslüman biziz”</span> diyen Alevilere biz Müslüman değiliz demenin elbette ki bir bedeli olacaktı. Açıkçası saldıracaklarını, hakaret edeceklerini tahmin ediyordum. Yapılan hakaretlerden üzülmedim mi, elbette ki üzüldüm. Pirimiz Pir Sultan diyor ya ‘Dostun gülü yaralar beni’.<br />
<br />
Bugün ise gelinen aşamada Alevi gençliği inancıyla yüzleşiyor. Okuyan araştıran inancı ile yüzleşen, tarihini sorgulayabilen hurafeci anlayışlarla hesaplaşan gerici İslami anlayıştan arınan İslami değil 4 kapı 40 Makam öğretisini ile donanan bir Alevi gençliği yetişmektedir. Alevi gençliği Aleviliğin İslam’la bir alakası olmadığını görüyor ve bu anlayışı sorgular hale geldi. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“esas Müslüman biziz”</span> söylemi Alevileri asimile etmek için Osmanlılar tarafında tezgâhlanmış bir yalan olduğunun farkına vardılar. Aydınlarımız ve alevi kurumları ise bu gerçeği bilmelerine rağmen, bedel ödemeyi göze alamadılar. Yeni yeni yazmaya başladılar. Alevi kurumları ise hala takiyye yapmaya devam ediyorlar. Gençlik ise bu durumdan hoşnutsuz. Müslüman olmadıklarını yüksek sesle dile getirmeye başladılar. Alevi Kurumları ise tartışmaların dışında kalmaya çalışsalar da gittikleri alanlarda kendilerini tartışmaların içinde buluyorlar. İnancı ve tarihi ile yüzleşen donanımlı gençlik karşısında Müslüman olmadıklarını söylemek zorunda kalıyorlar.<br />
<br />
Bu olumlu gelişmeler takiyye yapan aydınlarımızı da cesaretlendirdi. Daha düne kadar zamanı değildir bekle gör politikası izleyen aydınlarımız bugün bizim çağırdığımız Ali; Arap Ali değildir demeye başladılar. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Hakk- Muhammed- Ali” algısını Ay ve Güneş anlamına geldiğini söylüyorlar.</span> Bu arkadaşlarımız yine de samimi davranmıyorlar. İki yanlış bir doğru etmiyor. Bu anlayışın kendisi Alevilerle Müslümanları karşı karşıya getiriyor. En önemlisi Bu anlayışın kendisi hem Alevilere hem de Müslümanlara hakarettir. Takiyye yapmaktan vazgeçin. Samimi olun ve kim olduğunuzu doğru dürüst tarif edin. Güce göre değil doğrulara ve Alevi inancına göre şekillenin. Aksi takdirde tarih sizleri de yargılayacaktır.<br />
<br />
Alevi kurumlarımız ise yeniden yapılanmalıdırlar. Bugüne kadar yapılan yanlışlarla mutlaka yüzleşmelidirler. Her ağaç kendi kökü üzerinde yükselir. 4 Kapı 40 Makam öğretisine göre şekillenmek zorundasınız. Artık İslami söylemlerden vazgeçmelisiniz. Aleviler biz aleviyiz Müslüman değiliz demedikten sonra kimse ciddiye almaz ve hiç bir hakta alamazlar. İnancımız ve tarihimizle yüzleşmek zorundayız. Bu süreç biraz sancılı olabilir. Bu süreci hep birlikte göğüslemek zorundayız. Kazanan aleviler olacaktır. Aleviler gerçek anlamda inançlarıyla yüzleşecekler. Bunu başarmak zorundayız. Başaramadığımız takdirde Aleviler bölünmeye devam edecekler. Alevilere yönelik baskılar daha da artacaktır. Buda sistemin işine gelecektir. Dün olduğu gibi Alevileri birbirine düşürecektir.<br />
<br />
Tarih tanıktır. Pir Hallac-ı Mansur ve Nesimi’nin derisini yüzenler, Pir Kalender Çelebi güçlerini bölenler, Pir Sultan Abdal’ı taşlayanlar, Pir Ali Şer’i katledenler, Pir Seyit Rıza’ya ihanet edenler kendi aslını inkâr eden “esas Müslüman biziz” diyen işbirlikçi Alevilerdir. Tarihimizde ders çıkarmak zorundayız. Alevilik korkakların, namertlerin, kendi aslını inkâr edenlerin, takiyye yapanların inancı asla değildir. Aleviyiz Müslüman değiliz.<br />
<br />
Barış Aydın<br />
<br />
alevilik tartışmaları</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen; o aptaldır, ondan uzak dur… <br />
Bilmeyen ve bilmediğini bilen; o basit bir insandır, ona öğret… <br />
Bilen ve bildiğini bilmeyen; o uykudadır, onu uyandır… <br />
Bilen ve bildiğini bilen; o akil insanıdır, onu takip et”…<br />
<br />
Alevilik akıl ve insan eksenli bir inançtır. İnsanı anlamak ve açıklamak için sadece akla başvurmasını ister. Akılla izah edilmeyen hiç bir şey Alevilikte yer edinemez. İnsanın günlük yaşamında kendisine yabancı olan her şey Aleviliğe de yabancıdır. Alevilikte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“La Mekân”</span> yoktur. Buna rağmen ısrarla birileri Aleviliği hurafelerle dizayn etmek istiyor. Bazı alevi aydınlarımız da her ne kadar Alevilik insan eksenli bir inançtır deseler de takiyye yapmakta sınır tanımaz oldular. Aleviliği tarif ederken akıl ile izah edilemeyecek söylemlerde bulunuyorlar.<br />
<br />
Aydın olmanın sorumlulukları ağırdır. Aydın insan inanmadığı bir şeyi söylemez. Aydın insan güce göre şekillenmez. Aydın insan dürüst insandır. Dürüst insan bir ömür <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Doğruya doğru, eğriye eğri”</span> diyebilmektir. Kendinden sonraki nesillere iyi bir miras bırakmak istiyorsa, birinci koşulu, inandıklarını söylerken, yani saf tutarken koşullar ne olursa olsun asla takiyye yapmaz. Bu aydın insanın doğasında vardır. Takiyye yapanlar her şeyden önce kendisine saygısızlık yapmış olur. Bilmelidir ki; her yaptığı takkiyenin de zamanı geldiğinde bir bedeli olacaktır.<br />
<br />
Aleviler bugün tarihi bir dönemeçten geçiyorlar. Aydınlarımıza büyük sorumluluklar düşmektedir. Yavuz Selim katliamından sonra yaklaşık beş asırdır Alevileri Müslümanlaştırmak için uyguladıkları asimilasyon politikası bugün hâlâ da devam ediyor. Devletin gerici çağdışı zihniyetine karşı, Aleviler inançlarına sahip çıkarak devletin bu kirli oyununu boşa çıkarmaya çalışırken, inançlarıyla da yüzleşmeye başladılar. Bugüne kadar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“esas Müslüman biziz” </span>söylemi takiyyeden başka bir şey olmadığının farkına vardılar. Aleviler bugüne kadar zamanı değildir bekle gör politikası güden gerçekleri yazmayan Takiyye yapan aydınları sorgulamaya başladılar.<br />
Bundan 5 yıl önce<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> ‘Aleviler Müslüman olabilir mi?’</span> diye yazmış olduğum makaleyi yayınladıktan sonra gençler tarafında olumlu karşılanırken, Aleviliği geçim kaynağı olarak gören kendilerine “esas Müslüman biziz” diyen Alevilerin saldırılarına maruz kaldım. Sanal âlemde aleyhimde karalama kampanyaları başlattılar. Kolay değildi, yaklaşık beş asırdır <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“esas Müslüman biziz”</span> diyen Alevilere biz Müslüman değiliz demenin elbette ki bir bedeli olacaktı. Açıkçası saldıracaklarını, hakaret edeceklerini tahmin ediyordum. Yapılan hakaretlerden üzülmedim mi, elbette ki üzüldüm. Pirimiz Pir Sultan diyor ya ‘Dostun gülü yaralar beni’.<br />
<br />
Bugün ise gelinen aşamada Alevi gençliği inancıyla yüzleşiyor. Okuyan araştıran inancı ile yüzleşen, tarihini sorgulayabilen hurafeci anlayışlarla hesaplaşan gerici İslami anlayıştan arınan İslami değil 4 kapı 40 Makam öğretisini ile donanan bir Alevi gençliği yetişmektedir. Alevi gençliği Aleviliğin İslam’la bir alakası olmadığını görüyor ve bu anlayışı sorgular hale geldi. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“esas Müslüman biziz”</span> söylemi Alevileri asimile etmek için Osmanlılar tarafında tezgâhlanmış bir yalan olduğunun farkına vardılar. Aydınlarımız ve alevi kurumları ise bu gerçeği bilmelerine rağmen, bedel ödemeyi göze alamadılar. Yeni yeni yazmaya başladılar. Alevi kurumları ise hala takiyye yapmaya devam ediyorlar. Gençlik ise bu durumdan hoşnutsuz. Müslüman olmadıklarını yüksek sesle dile getirmeye başladılar. Alevi Kurumları ise tartışmaların dışında kalmaya çalışsalar da gittikleri alanlarda kendilerini tartışmaların içinde buluyorlar. İnancı ve tarihi ile yüzleşen donanımlı gençlik karşısında Müslüman olmadıklarını söylemek zorunda kalıyorlar.<br />
<br />
Bu olumlu gelişmeler takiyye yapan aydınlarımızı da cesaretlendirdi. Daha düne kadar zamanı değildir bekle gör politikası izleyen aydınlarımız bugün bizim çağırdığımız Ali; Arap Ali değildir demeye başladılar. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Hakk- Muhammed- Ali” algısını Ay ve Güneş anlamına geldiğini söylüyorlar.</span> Bu arkadaşlarımız yine de samimi davranmıyorlar. İki yanlış bir doğru etmiyor. Bu anlayışın kendisi Alevilerle Müslümanları karşı karşıya getiriyor. En önemlisi Bu anlayışın kendisi hem Alevilere hem de Müslümanlara hakarettir. Takiyye yapmaktan vazgeçin. Samimi olun ve kim olduğunuzu doğru dürüst tarif edin. Güce göre değil doğrulara ve Alevi inancına göre şekillenin. Aksi takdirde tarih sizleri de yargılayacaktır.<br />
<br />
Alevi kurumlarımız ise yeniden yapılanmalıdırlar. Bugüne kadar yapılan yanlışlarla mutlaka yüzleşmelidirler. Her ağaç kendi kökü üzerinde yükselir. 4 Kapı 40 Makam öğretisine göre şekillenmek zorundasınız. Artık İslami söylemlerden vazgeçmelisiniz. Aleviler biz aleviyiz Müslüman değiliz demedikten sonra kimse ciddiye almaz ve hiç bir hakta alamazlar. İnancımız ve tarihimizle yüzleşmek zorundayız. Bu süreç biraz sancılı olabilir. Bu süreci hep birlikte göğüslemek zorundayız. Kazanan aleviler olacaktır. Aleviler gerçek anlamda inançlarıyla yüzleşecekler. Bunu başarmak zorundayız. Başaramadığımız takdirde Aleviler bölünmeye devam edecekler. Alevilere yönelik baskılar daha da artacaktır. Buda sistemin işine gelecektir. Dün olduğu gibi Alevileri birbirine düşürecektir.<br />
<br />
Tarih tanıktır. Pir Hallac-ı Mansur ve Nesimi’nin derisini yüzenler, Pir Kalender Çelebi güçlerini bölenler, Pir Sultan Abdal’ı taşlayanlar, Pir Ali Şer’i katledenler, Pir Seyit Rıza’ya ihanet edenler kendi aslını inkâr eden “esas Müslüman biziz” diyen işbirlikçi Alevilerdir. Tarihimizde ders çıkarmak zorundayız. Alevilik korkakların, namertlerin, kendi aslını inkâr edenlerin, takiyye yapanların inancı asla değildir. Aleviyiz Müslüman değiliz.<br />
<br />
Barış Aydın<br />
<br />
alevilik tartışmaları</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dedelik nedir?]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-dedelik-nedir.html</link>
			<pubDate>Wed, 20 Apr 2016 22:44:18 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-dedelik-nedir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dede, Alevi toplumunun inançsal önderidir. Dedelik ise kendine has bir iç yapısı/hiyerarşisi bulunan bir kurumdur. Her Alevinin bir dedesi vardır. Her dedenin de bir dedesi (mürşidi) vardır. Talibin davranışlarından (inanç anlamında) dede sorumludur.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dede talipleri eğiten, yol gösterendir.</span><br />
<br />
<br />
Dede taliplerin bütün düşünsel, manevi sorunlarına çözüm, sorularına cevap getiren kişidir. Dedelik kurumunun kendisine özgü bir yapılanması var. Bu yapılanma (mürşit-rehber bağlamında) gereği, her dede ayni zamanda başka bir dedenin talibidir. Nasıl ki talip bir yanlışa düştüğünde yada hata yaptığında dedesine sığınıyorsa, ayni şekilde dede de talibi olduğu dedesine (mürşidine) sığınıyor. Böylece mükemmel bir denetim mekanizması kurulmuş oluyor. Bu mekanizma halkalar misali bir birine bağlı. Yani bir dedenin görevini layıkıyla yapıp yapmadığını mürşidi tarafından denetlenir.<br />
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/alevilik-bektasilik-arastirmalari/59300-dedelik-nedir.html#post165866" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/alevilik-be...post165866</a></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dede, Alevi toplumunun inançsal önderidir. Dedelik ise kendine has bir iç yapısı/hiyerarşisi bulunan bir kurumdur. Her Alevinin bir dedesi vardır. Her dedenin de bir dedesi (mürşidi) vardır. Talibin davranışlarından (inanç anlamında) dede sorumludur.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dede talipleri eğiten, yol gösterendir.</span><br />
<br />
<br />
Dede taliplerin bütün düşünsel, manevi sorunlarına çözüm, sorularına cevap getiren kişidir. Dedelik kurumunun kendisine özgü bir yapılanması var. Bu yapılanma (mürşit-rehber bağlamında) gereği, her dede ayni zamanda başka bir dedenin talibidir. Nasıl ki talip bir yanlışa düştüğünde yada hata yaptığında dedesine sığınıyorsa, ayni şekilde dede de talibi olduğu dedesine (mürşidine) sığınıyor. Böylece mükemmel bir denetim mekanizması kurulmuş oluyor. Bu mekanizma halkalar misali bir birine bağlı. Yani bir dedenin görevini layıkıyla yapıp yapmadığını mürşidi tarafından denetlenir.<br />
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/alevilik-bektasilik-arastirmalari/59300-dedelik-nedir.html#post165866" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/alevilik-be...post165866</a></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Özüm İle Dardayım]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ozum-ile-dardayim.html</link>
			<pubDate>Thu, 28 Jan 2016 22:31:42 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ozum-ile-dardayim.html</guid>
			<description><![CDATA[Tarihin birinde iki kardeş yaşamaktaydı. Bir gün karar verdiler, kendi özlerinde birbirleriyle yar oldular ve erenlere gönül verip yola girmek dilediler. Böylece terk ve rızalık kapısında hizmete durdular. Kardeşlerden büyük olanı, hem “terk-i kelam” (söz’de kötü olandan arınma) etmek hem de “terk-i taam” (yiyeceklerde kötü ve yaramaz olandan arınma) etmek için kendini dağlara vurdu. Kendisince tümüyle bu dünyanın küfründen, kötü sözünden uzaklaşmış, tümüyle doğaya, doğal olana yolculuk etmişti. Dünyanın kendisine sunduğu nimetlerden uzaklaşacak, doğanın kendisine sunduklarıyla yetinecekti. Böylece nefsini öldürecek, “ben”liği yıkacaktı.<br />
<br />
Küçük kardeş ise şehirde yaşamaya karar vermişti. O köşkerlik yapmaktaydı. Bir mahallede, küçük bir köşker dükkânı açmış eski ayakkabıları tamir ediyor, onunla kazanıyor ve evini geçindiriyordu.<br />
<br />
Büyük kardeş, her hafta çarşamba günü dağdan iniyor, küçük kardeşinin dükkânına geliyor ve bir süre onunla görüşüyordu. Her geldiğinde, yayladan ona, taze koyun yağı alıp getiriyor, gönlünü hoş etmeye çalışıyordu. Akşam olduğunda da helalleşip ayrılıyor ve tekrar dağa dönüyordu.<br />
<br />
Böylece kaç zaman geçti bilinmez, günlerden bir gün büyük kardeş, yine dağdan şehre indi. Doğruca kardeşinin dükkânına gitti, küçük ve alçak kapıdan her zaman olduğu gibi eli göğsünde eğilerek içeri girdi. “Aşk ile imanım” dedi. “Aşk ile” diye cevap verdi küçük kardeş.<br />
<br />
Selamlaştılar.<br />
Küçük kardeş meşguldü. Tezgâha oturmuş bir hanımın ayakkabılarını boyuyordu. Bu nedenle, erkâna uygun kucaklaşıp niyazlaşamadılar. Büyük kardeş elindeki yağ çıkınını, her zaman olduğu gibi direkteki çiviye astı ve direğe sırtını verip oturdu. Küçük kardeşiyle hal hatır sormaya durdu. Derken birden gözleri, ayakkabılarını boyatan hanımın bacaklarına ilişti. Hanım eteklerini diz kapaklarının altına tutuşturmuş, ayağını boyacı sandığındaki yerine koymuştu ve küçük kardeş sadece işiyle ilgili, önüne uzatılmış ayakkabıyı boyamakla meşguldü.<br />
<br />
Birden büyük kardeşin bütün gövdesinde bir ısınma oldu. Şakaklarındaki damarlar zonklamaya başladı. Yüreğinde bir şeyler kıpırdandı. Derken yukardan şıp, şıp diye bir şeyler damladı kafasına! Sıçradı ayağa kalktı. Kulaklarına dek kızardığını fark etti. Baktı ki direğe astığı yağ çıkınından yağ damlıyor. Hayretini gizlemeye çalıştı. Utandı. Yer yarılsa da o içine girse, bundan daha iyiydi herhal!.. “Kaç zamandır bu yağ çıkınını buraya getirip bu direğe asıyorum. Altına da oturuyorum ama bugüne dek böyle bir durumla karşılaşmadım! Bu ne haldir?” dedi ve kendi kendine acayiplendi.<br />
<br />
Küçük kardeş hiçbir şeyin farkına varmamış gibiydi. Ya da Öyle görünüyordu. Bir an önce hanımın ayakkabılarını boyayıp bitirmeye çalışıyordu. Büyük kardeş müthiş bir iç çöküntüsü içine girmiş olarak, mahcup bir şekilde tekrar yerine oturdu.<br />
<br />
Hanım ayakkabısını boyatıp dükkânı terk edince, hemen küçük kardeşine konuyu açmadan edemedi.<br />
<br />
“Yahu erenler bu ne haldir benim başıma geldi” dedi.<br />
<br />
Hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi renk vermeyen küçük kardeş:<br />
<br />
“Hayrola erenler bir şey mi oldu?” diye sordu.<br />
<br />
Büyük kardeş:<br />
<br />
“Vallahi erenler, bunca zamandır ben bu dükkâna hep gelip gidiyorum, başıma böyle bir şey gelmedi. Şu yağ çıkını var ya ben bu çıkını her zaman bu direğe asarım ve altına da oturum. Ben kalkıp gidinceye kadar bu yağdan zerre çözülme olmaz. Ben gittikten sonra da ne olur bilmem ama bu gün bu yağ çözüldü ve benim başıma damladı” dedi.<br />
<br />
Küçük kardeş, başını kaldırdı. Gözlerini büyük kardeşinin gözlerine dikti. Öylece bir süre bakışıp kaldılar. Büyük kardeş, biraz daha ezildiğini hissetti bu bakışların altında. Özüyle dar olmadığını düşündü ve sonra kardeşinin bunu fark ettiğini gördü. Ama yine de kendini tuttu ve açılmadı. Gerçek sebebi gizledi. Onu söylemenin bir küçük düşme olacağına yorumladı. Onun yerine sorusunu yineledi.<br />
<br />
“Bu ne iştir erenler, bu neydi benim başıma geldi?”<br />
<br />
Küçük kardeş bir şey bekliyormuş gibi bir süre daha öylece bakakaldı. Sonra ağır ağır başını kapıdan yana çevirerek yönünü dağlara döndü.<br />
<br />
“Erenler!” dedi, “sen özgürlüğü o dağlarda aradın. Özünle orada dar olacağına inandın. Oysa, gerçeklerin dili farklı söylüyor. Aslında o oturduğun yerde eriyip kafana damlayan, sırtını verdiğin direğe astığın o yağ değildi. Aslında senin özünün yağı erimeye başladı. Çözülen, o yağ değil senin nefsindi. Hanımın bacaklarını görünce nefsin özüne egemen oldu. Sen bedenin açlığını gidermedin bastırdın. Kötülük ise, tokluk kapısından değil, açlık kapısından girer. Cümleyi doğuran Serçeşme, doğurduğu her şeyi, her zerreyi ihtiyacına göre nasiplendirmiş. ihtiyaç olanı karşılamalısın. Diğer yandan, bakmak kötülük değil ama senin bakışına kötülük anlamını yükleyen senin açlığındı. Nefsin açlığına, açlığın da nefsine köledir. Bak, ben o hanım gibi yüzlercesiyle karşılaşıyorum bu küçük dükkanda. Ben de bakıyorum. Ben de görüyorum ama o bakış, sende uyanan anlamı uyandırmıyor bende. Zahitler bizi tan eylemişler. Hakk’ın doğum kapısını haram kılmışlar, ‘namahrem görmek günahtır’ demişler. Neden ki dersen; ‘nefs uyanır’ buyurmuşlar! Beni bağışla erenler. Hakk erenler de bu söze karşı buyurmuşlar ki ‘nefsin ölümü açlık ile olmaz. Nefsin ölümü görmemekle olmaz. Nefs gözün gördüğüyle, kulağın işittiğiyle, dilin tattığı, elin dokunduğuyla’ mümkün olur. Olgun olmak böylece mümkündür. Ne dersin? Sen seni öldürmedin. Sen sana doğru ayna tutmadın. Sen özün ile yüzleşmedin. Aynaya baktın ama yüzünü kapatıp baktın. Nefsinle ölmedin sen, nefsini bastırdın!..”<br />
<br />
Küçük kardeş konuştukça büyük kardeş daldı. Suskunlaştı. Kapanış öylece ne kadar sürdü bilinmez, sonra ayağa kalktı:<br />
<br />
“Özüm ile dardayım. Müşkülüm var erenler zordayım. Himmet eyle, görelim nasibimiz hangi kapıdadır” dedi.<br />
<br />
Görüştüler ve ayrıldılar!..<br />
<br />
Haşim Kutlu, Yol Erkân Meydan, Yurt Yayınları (ss. 98-101)<br />
<br />
Kavli karar ettim bu erkâna girmeye<br />
Onun için özüm ile dardayım erenler<br />
Ahd ettim kendi özümü bilmeye<br />
Yar yar ile muhabbetteyim erenler<br />
<br />
Rehbere beli dedim erkâna girdim<br />
Mürebbiden her sualimi sordum<br />
Ol zakirden gül avazın derdim<br />
Müşkülüm Piredir zordayım erenler<br />
<br />
Demde açıldı gözümde perdeler<br />
Aydınlıktır delil, cehaleti mühürler<br />
Saki sebildir, tende kiri temizler<br />
Abdest öz özümde ardayım erenler<br />
<br />
Pir Anadır hak meydanın baş tacı<br />
İbrikçi, meydancı, süpürgeci bacı<br />
Gözcü, kapıcı, meydan Güruh-u Naci<br />
Naciye’den SIR geldim nurdayım erenler<br />
<br />
On dört Masumu pak ile mestim<br />
On yedi Kemerbest ile dostum<br />
Cemal Cemal´e dar olmaktır kastım<br />
Hal can icinde kârdayim erenler<br />
<br />
Daylemi’yem aşık olmaz ise meşk olmaz<br />
Aşıka aşk gerek ona Bağdat sorulmaz<br />
Mürşidsiz muhabbet bal petek salmaz<br />
Arı petek bal oldum şerbetteyim erenler<br />
Daylemi Nizar<br />
<br />
kizilbasalevilik.wordpress.com/2014/10/04/ozum-ile-dardayim/]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tarihin birinde iki kardeş yaşamaktaydı. Bir gün karar verdiler, kendi özlerinde birbirleriyle yar oldular ve erenlere gönül verip yola girmek dilediler. Böylece terk ve rızalık kapısında hizmete durdular. Kardeşlerden büyük olanı, hem “terk-i kelam” (söz’de kötü olandan arınma) etmek hem de “terk-i taam” (yiyeceklerde kötü ve yaramaz olandan arınma) etmek için kendini dağlara vurdu. Kendisince tümüyle bu dünyanın küfründen, kötü sözünden uzaklaşmış, tümüyle doğaya, doğal olana yolculuk etmişti. Dünyanın kendisine sunduğu nimetlerden uzaklaşacak, doğanın kendisine sunduklarıyla yetinecekti. Böylece nefsini öldürecek, “ben”liği yıkacaktı.<br />
<br />
Küçük kardeş ise şehirde yaşamaya karar vermişti. O köşkerlik yapmaktaydı. Bir mahallede, küçük bir köşker dükkânı açmış eski ayakkabıları tamir ediyor, onunla kazanıyor ve evini geçindiriyordu.<br />
<br />
Büyük kardeş, her hafta çarşamba günü dağdan iniyor, küçük kardeşinin dükkânına geliyor ve bir süre onunla görüşüyordu. Her geldiğinde, yayladan ona, taze koyun yağı alıp getiriyor, gönlünü hoş etmeye çalışıyordu. Akşam olduğunda da helalleşip ayrılıyor ve tekrar dağa dönüyordu.<br />
<br />
Böylece kaç zaman geçti bilinmez, günlerden bir gün büyük kardeş, yine dağdan şehre indi. Doğruca kardeşinin dükkânına gitti, küçük ve alçak kapıdan her zaman olduğu gibi eli göğsünde eğilerek içeri girdi. “Aşk ile imanım” dedi. “Aşk ile” diye cevap verdi küçük kardeş.<br />
<br />
Selamlaştılar.<br />
Küçük kardeş meşguldü. Tezgâha oturmuş bir hanımın ayakkabılarını boyuyordu. Bu nedenle, erkâna uygun kucaklaşıp niyazlaşamadılar. Büyük kardeş elindeki yağ çıkınını, her zaman olduğu gibi direkteki çiviye astı ve direğe sırtını verip oturdu. Küçük kardeşiyle hal hatır sormaya durdu. Derken birden gözleri, ayakkabılarını boyatan hanımın bacaklarına ilişti. Hanım eteklerini diz kapaklarının altına tutuşturmuş, ayağını boyacı sandığındaki yerine koymuştu ve küçük kardeş sadece işiyle ilgili, önüne uzatılmış ayakkabıyı boyamakla meşguldü.<br />
<br />
Birden büyük kardeşin bütün gövdesinde bir ısınma oldu. Şakaklarındaki damarlar zonklamaya başladı. Yüreğinde bir şeyler kıpırdandı. Derken yukardan şıp, şıp diye bir şeyler damladı kafasına! Sıçradı ayağa kalktı. Kulaklarına dek kızardığını fark etti. Baktı ki direğe astığı yağ çıkınından yağ damlıyor. Hayretini gizlemeye çalıştı. Utandı. Yer yarılsa da o içine girse, bundan daha iyiydi herhal!.. “Kaç zamandır bu yağ çıkınını buraya getirip bu direğe asıyorum. Altına da oturuyorum ama bugüne dek böyle bir durumla karşılaşmadım! Bu ne haldir?” dedi ve kendi kendine acayiplendi.<br />
<br />
Küçük kardeş hiçbir şeyin farkına varmamış gibiydi. Ya da Öyle görünüyordu. Bir an önce hanımın ayakkabılarını boyayıp bitirmeye çalışıyordu. Büyük kardeş müthiş bir iç çöküntüsü içine girmiş olarak, mahcup bir şekilde tekrar yerine oturdu.<br />
<br />
Hanım ayakkabısını boyatıp dükkânı terk edince, hemen küçük kardeşine konuyu açmadan edemedi.<br />
<br />
“Yahu erenler bu ne haldir benim başıma geldi” dedi.<br />
<br />
Hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi renk vermeyen küçük kardeş:<br />
<br />
“Hayrola erenler bir şey mi oldu?” diye sordu.<br />
<br />
Büyük kardeş:<br />
<br />
“Vallahi erenler, bunca zamandır ben bu dükkâna hep gelip gidiyorum, başıma böyle bir şey gelmedi. Şu yağ çıkını var ya ben bu çıkını her zaman bu direğe asarım ve altına da oturum. Ben kalkıp gidinceye kadar bu yağdan zerre çözülme olmaz. Ben gittikten sonra da ne olur bilmem ama bu gün bu yağ çözüldü ve benim başıma damladı” dedi.<br />
<br />
Küçük kardeş, başını kaldırdı. Gözlerini büyük kardeşinin gözlerine dikti. Öylece bir süre bakışıp kaldılar. Büyük kardeş, biraz daha ezildiğini hissetti bu bakışların altında. Özüyle dar olmadığını düşündü ve sonra kardeşinin bunu fark ettiğini gördü. Ama yine de kendini tuttu ve açılmadı. Gerçek sebebi gizledi. Onu söylemenin bir küçük düşme olacağına yorumladı. Onun yerine sorusunu yineledi.<br />
<br />
“Bu ne iştir erenler, bu neydi benim başıma geldi?”<br />
<br />
Küçük kardeş bir şey bekliyormuş gibi bir süre daha öylece bakakaldı. Sonra ağır ağır başını kapıdan yana çevirerek yönünü dağlara döndü.<br />
<br />
“Erenler!” dedi, “sen özgürlüğü o dağlarda aradın. Özünle orada dar olacağına inandın. Oysa, gerçeklerin dili farklı söylüyor. Aslında o oturduğun yerde eriyip kafana damlayan, sırtını verdiğin direğe astığın o yağ değildi. Aslında senin özünün yağı erimeye başladı. Çözülen, o yağ değil senin nefsindi. Hanımın bacaklarını görünce nefsin özüne egemen oldu. Sen bedenin açlığını gidermedin bastırdın. Kötülük ise, tokluk kapısından değil, açlık kapısından girer. Cümleyi doğuran Serçeşme, doğurduğu her şeyi, her zerreyi ihtiyacına göre nasiplendirmiş. ihtiyaç olanı karşılamalısın. Diğer yandan, bakmak kötülük değil ama senin bakışına kötülük anlamını yükleyen senin açlığındı. Nefsin açlığına, açlığın da nefsine köledir. Bak, ben o hanım gibi yüzlercesiyle karşılaşıyorum bu küçük dükkanda. Ben de bakıyorum. Ben de görüyorum ama o bakış, sende uyanan anlamı uyandırmıyor bende. Zahitler bizi tan eylemişler. Hakk’ın doğum kapısını haram kılmışlar, ‘namahrem görmek günahtır’ demişler. Neden ki dersen; ‘nefs uyanır’ buyurmuşlar! Beni bağışla erenler. Hakk erenler de bu söze karşı buyurmuşlar ki ‘nefsin ölümü açlık ile olmaz. Nefsin ölümü görmemekle olmaz. Nefs gözün gördüğüyle, kulağın işittiğiyle, dilin tattığı, elin dokunduğuyla’ mümkün olur. Olgun olmak böylece mümkündür. Ne dersin? Sen seni öldürmedin. Sen sana doğru ayna tutmadın. Sen özün ile yüzleşmedin. Aynaya baktın ama yüzünü kapatıp baktın. Nefsinle ölmedin sen, nefsini bastırdın!..”<br />
<br />
Küçük kardeş konuştukça büyük kardeş daldı. Suskunlaştı. Kapanış öylece ne kadar sürdü bilinmez, sonra ayağa kalktı:<br />
<br />
“Özüm ile dardayım. Müşkülüm var erenler zordayım. Himmet eyle, görelim nasibimiz hangi kapıdadır” dedi.<br />
<br />
Görüştüler ve ayrıldılar!..<br />
<br />
Haşim Kutlu, Yol Erkân Meydan, Yurt Yayınları (ss. 98-101)<br />
<br />
Kavli karar ettim bu erkâna girmeye<br />
Onun için özüm ile dardayım erenler<br />
Ahd ettim kendi özümü bilmeye<br />
Yar yar ile muhabbetteyim erenler<br />
<br />
Rehbere beli dedim erkâna girdim<br />
Mürebbiden her sualimi sordum<br />
Ol zakirden gül avazın derdim<br />
Müşkülüm Piredir zordayım erenler<br />
<br />
Demde açıldı gözümde perdeler<br />
Aydınlıktır delil, cehaleti mühürler<br />
Saki sebildir, tende kiri temizler<br />
Abdest öz özümde ardayım erenler<br />
<br />
Pir Anadır hak meydanın baş tacı<br />
İbrikçi, meydancı, süpürgeci bacı<br />
Gözcü, kapıcı, meydan Güruh-u Naci<br />
Naciye’den SIR geldim nurdayım erenler<br />
<br />
On dört Masumu pak ile mestim<br />
On yedi Kemerbest ile dostum<br />
Cemal Cemal´e dar olmaktır kastım<br />
Hal can icinde kârdayim erenler<br />
<br />
Daylemi’yem aşık olmaz ise meşk olmaz<br />
Aşıka aşk gerek ona Bağdat sorulmaz<br />
Mürşidsiz muhabbet bal petek salmaz<br />
Arı petek bal oldum şerbetteyim erenler<br />
Daylemi Nizar<br />
<br />
kizilbasalevilik.wordpress.com/2014/10/04/ozum-ile-dardayim/]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hızır Orucu ve Cemi]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-hizir-orucu-ve-cemi.html</link>
			<pubDate>Thu, 17 Dec 2015 23:47:49 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-hizir-orucu-ve-cemi.html</guid>
			<description><![CDATA[Anadolu’daki Alevilerde anlatilan rivayetlerde, Hizir Aleyhisselam ve Ilyas Aleyhisselam peygamber mertebesinde iki kardestirler.<br />
<br />
Kutsal kitaplarda anlatildigi üzere; Nuh Aleyhisselam Tanri’ya seslenerek “Yarabbi kullarinin bana ne yaptigini görüyor musun bunlara hidayet ver, dogru yolu göster. Hidayetten nasipleri yoksa bana sabir ver. Bunlarin içinde imana gelecek kimse var ise bana bildir.’’ diye yalvardi.<br />
<br />
Allah’tan bir vahiy geldi ve : “Bir gemi yap! Imana gelenleri o gemiye al. Tufan kopacak, sana inanmayanlar ve Allaha iman etmeyenler helak olacaklar.’’ dendi. Bir rivayete göre de kendisine inanmayan Kenan adindaki oglu ve annesi bu gemiye binmediler ve tufanda boguldular. Tufan zamani gemi su üzerinde bir süre dolasdikdan sonra bir afat basladi. Firtinaya ve dalgalara tutulan gemideki halk feryat ve figan ederek ’’ Ya Hizir, sen bizi kurtar!’’ diye dua ettiler. Üç gün üç gece firtina devam etti. Gemi her taraftan su almaya basladi ve batti batacak derken, bu sirada bir yesil el gelip gemiyi batmaktan kurtardi. Bu olaydan sonra sular sakinlesti, firtina durdu. Iste o zamandan beri insanlar, Dergahi Hakk’a üç gün oruç nazir etmisler. Böylece her yil üç gün oruç tutarak Hizir Aleyhisselam’in yardimini dilerler.<br />
<br />
Anadolu’daki Alevilerde anlatilan rivayetlerde, Hizir Aleyhisselam ve Ilyas Aleyhisselam peygamber mertebesinde iki kardestirler. Bunlardan Hizir karada IIyas deryada zorda ve darda kalanlarin imdadina kosarlar ve ikisi de ölümsüzdürler.<br />
<br />
Abi hayat çesmesinden su içtiklerine, abi hayat ölümsüzlük çesmesinden su içenlerin yanliz bu iki kutsal kisinin olduguna, hep yasadiklarina, her yerde hazir ve nazir olduklarina inanilir. Onlar yürekten ask ile çagiran herkesin imdadina erisirler.<br />
<br />
Hizir Aleyhisselam bizim inancimizda ak sakalli, nur yüzlü, boz bir ata binip dagda ve deryada dolasir. Onun için halk dilinde(Bozatli Hizir) diye çagrilir ve hakkinda binlerce hikaye vardir.<br />
<br />
Aleviler, Hizir ayinda üç gün oruç tutup, Hizir Cemi yapar ve kurban keserler. Bu dönemde aile ziyaretleri yapilir, oruca niyetlenilir, aksam yemeginden sonra sahura kalkmadan ertesi günün aksamina kadar oruç tutulur. Genellikle mevsim itibariyla kisin Hizir orucu tutuldugundan, insanlar Anadoludaki küçük yerlesim birimlerinde(köylerde ve mezralarda ) yan yanadirlar. Sazlar çalinir, deyisler söylenir ve Hizir Aleyhiselam ile ilgili menkibeler anlatilir.<br />
<br />
Orucun üçüncü günü bugday taneleri sacda kavrularak tastan yapilmis el degirmenlerinde(distar) ögütülür. Dersim - Tunceli yöresinde bu gelenek halen sürmektedir. El degirmeninde ögütülen bugday unu, irmik gibi olur. Elenerek, tepsi veya temiz bir bez üzerine toplanir, hiç dokunmadan o gece bekletilir. Genç kizlar ve oglanlar, hane halki niyet tutar ve uyurlar.<br />
<br />
Ertesi sabah irmigin üzerinde iz olup olmadigina bakilir. Sayet iz varsa Hizir in ugradigina inanilir ve dua edilir. Alevilerin yasadigi çogu bölgede bu kavrulmus ve ögütülmüs bugday irmigine gavut denilir. Bu irmik oruç sonunda pisirilip içine tereyagi dökülerek tüm komsularla birlikte dua edilerek yenir. Sira ile her evden birkaç lokma yenilerek köydeki tüm evler dolasilir. Hizir ayinda cem yapan aileler pirini veya rehberini çagirir, kurbanini keser. Mali durumu iyi olmayanlar kurban kesmeden de cem yapabilir. Alevi köylerinde Hizir Cemi oldukça yaygindir. Asagi yukari her hane Cem yapar.(1980’e kadar kadar böyleydi. )<br />
<br />
Ceme herkes banyosunu yaparak, temiz elbiselerini giyerek katilir. Uzun zaman oturamayacak ve anlatilanlari dinleyemeyecek yastaki küçük çocuklar ve hastalar ceme gitmez veya küfürlü içerikürülmez. Kadinlar, ceme giderken süs ve ziynet esyalari takmazlar. Hakkin huzuruna oldukça sade ve temiz gidilir.<br />
<br />
Anadolu Alevilerinde Bozatli Hizir sözü oldukça yaygindir. ‹nsanlar çogu yeminlerini ve adaklarini onun adiyla yaparlar. Hizir askina istenen ve Hizir askina verilen seyler makbul ve muteberdir. Isimlerin çogu Hizir adiyla anilir (Hizir dagi, Hizir ocagi, Hizir çesmesi, Hizir gölü, Hizir yolu).<br />
<br />
Bozalti Hizir darda kalan tüm insanlarin yardimcisi ve bekçisi olsun.<br />
<br />
Yazar: Hasan Kilavuz Dede<br />
<br />
Kaynak: alevi.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Anadolu’daki Alevilerde anlatilan rivayetlerde, Hizir Aleyhisselam ve Ilyas Aleyhisselam peygamber mertebesinde iki kardestirler.<br />
<br />
Kutsal kitaplarda anlatildigi üzere; Nuh Aleyhisselam Tanri’ya seslenerek “Yarabbi kullarinin bana ne yaptigini görüyor musun bunlara hidayet ver, dogru yolu göster. Hidayetten nasipleri yoksa bana sabir ver. Bunlarin içinde imana gelecek kimse var ise bana bildir.’’ diye yalvardi.<br />
<br />
Allah’tan bir vahiy geldi ve : “Bir gemi yap! Imana gelenleri o gemiye al. Tufan kopacak, sana inanmayanlar ve Allaha iman etmeyenler helak olacaklar.’’ dendi. Bir rivayete göre de kendisine inanmayan Kenan adindaki oglu ve annesi bu gemiye binmediler ve tufanda boguldular. Tufan zamani gemi su üzerinde bir süre dolasdikdan sonra bir afat basladi. Firtinaya ve dalgalara tutulan gemideki halk feryat ve figan ederek ’’ Ya Hizir, sen bizi kurtar!’’ diye dua ettiler. Üç gün üç gece firtina devam etti. Gemi her taraftan su almaya basladi ve batti batacak derken, bu sirada bir yesil el gelip gemiyi batmaktan kurtardi. Bu olaydan sonra sular sakinlesti, firtina durdu. Iste o zamandan beri insanlar, Dergahi Hakk’a üç gün oruç nazir etmisler. Böylece her yil üç gün oruç tutarak Hizir Aleyhisselam’in yardimini dilerler.<br />
<br />
Anadolu’daki Alevilerde anlatilan rivayetlerde, Hizir Aleyhisselam ve Ilyas Aleyhisselam peygamber mertebesinde iki kardestirler. Bunlardan Hizir karada IIyas deryada zorda ve darda kalanlarin imdadina kosarlar ve ikisi de ölümsüzdürler.<br />
<br />
Abi hayat çesmesinden su içtiklerine, abi hayat ölümsüzlük çesmesinden su içenlerin yanliz bu iki kutsal kisinin olduguna, hep yasadiklarina, her yerde hazir ve nazir olduklarina inanilir. Onlar yürekten ask ile çagiran herkesin imdadina erisirler.<br />
<br />
Hizir Aleyhisselam bizim inancimizda ak sakalli, nur yüzlü, boz bir ata binip dagda ve deryada dolasir. Onun için halk dilinde(Bozatli Hizir) diye çagrilir ve hakkinda binlerce hikaye vardir.<br />
<br />
Aleviler, Hizir ayinda üç gün oruç tutup, Hizir Cemi yapar ve kurban keserler. Bu dönemde aile ziyaretleri yapilir, oruca niyetlenilir, aksam yemeginden sonra sahura kalkmadan ertesi günün aksamina kadar oruç tutulur. Genellikle mevsim itibariyla kisin Hizir orucu tutuldugundan, insanlar Anadoludaki küçük yerlesim birimlerinde(köylerde ve mezralarda ) yan yanadirlar. Sazlar çalinir, deyisler söylenir ve Hizir Aleyhiselam ile ilgili menkibeler anlatilir.<br />
<br />
Orucun üçüncü günü bugday taneleri sacda kavrularak tastan yapilmis el degirmenlerinde(distar) ögütülür. Dersim - Tunceli yöresinde bu gelenek halen sürmektedir. El degirmeninde ögütülen bugday unu, irmik gibi olur. Elenerek, tepsi veya temiz bir bez üzerine toplanir, hiç dokunmadan o gece bekletilir. Genç kizlar ve oglanlar, hane halki niyet tutar ve uyurlar.<br />
<br />
Ertesi sabah irmigin üzerinde iz olup olmadigina bakilir. Sayet iz varsa Hizir in ugradigina inanilir ve dua edilir. Alevilerin yasadigi çogu bölgede bu kavrulmus ve ögütülmüs bugday irmigine gavut denilir. Bu irmik oruç sonunda pisirilip içine tereyagi dökülerek tüm komsularla birlikte dua edilerek yenir. Sira ile her evden birkaç lokma yenilerek köydeki tüm evler dolasilir. Hizir ayinda cem yapan aileler pirini veya rehberini çagirir, kurbanini keser. Mali durumu iyi olmayanlar kurban kesmeden de cem yapabilir. Alevi köylerinde Hizir Cemi oldukça yaygindir. Asagi yukari her hane Cem yapar.(1980’e kadar kadar böyleydi. )<br />
<br />
Ceme herkes banyosunu yaparak, temiz elbiselerini giyerek katilir. Uzun zaman oturamayacak ve anlatilanlari dinleyemeyecek yastaki küçük çocuklar ve hastalar ceme gitmez veya küfürlü içerikürülmez. Kadinlar, ceme giderken süs ve ziynet esyalari takmazlar. Hakkin huzuruna oldukça sade ve temiz gidilir.<br />
<br />
Anadolu Alevilerinde Bozatli Hizir sözü oldukça yaygindir. ‹nsanlar çogu yeminlerini ve adaklarini onun adiyla yaparlar. Hizir askina istenen ve Hizir askina verilen seyler makbul ve muteberdir. Isimlerin çogu Hizir adiyla anilir (Hizir dagi, Hizir ocagi, Hizir çesmesi, Hizir gölü, Hizir yolu).<br />
<br />
Bozalti Hizir darda kalan tüm insanlarin yardimcisi ve bekçisi olsun.<br />
<br />
Yazar: Hasan Kilavuz Dede<br />
<br />
Kaynak: alevi.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kırklar Cemi Masalı]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-kirklar-cemi-masali.html</link>
			<pubDate>Thu, 05 Nov 2015 23:01:15 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-kirklar-cemi-masali.html</guid>
			<description><![CDATA[Cem eski şaman Türklerinin ve Zerdüşt kürtlerinin yaptıkları toplumsal, kültürel bir toplantıdır. Özellikle şamanların hayatı incelendiğinde hasat dönemlerinde geniş meydanlarda kadınlı erkekli toplanarak şölen yaptıkları, kurban kestikleri şaman dede ve babalarını dinleyip ozanlarının çaldığı kopuz yada sazlarla değişik figürlerde semah denilen halk oyunlarını sergilediklerini görüyoruz. Sonradan bu MEYDAN dedikleri yer, yerleşik düzene geçildikten sonra MEYDAN EVİ’ne dönüşmüş ve islam sonrası da bu meydan evine Cemevi denilmiştir. <br />
<br />
Bu kitleler İslamiyet ile tanıştıktan sonra da bu eski kültürlerinden vazgeçmemişler ve bu kültürlerinin içine İslami unsurlarda katarak yaşatmaya çalışmışlardır. Eskilerde Meydanlarda toplanarak hasadı yada belli günleri kutlayan, dede ve babalarının anlattıkları öyküleri dinleyip, kımız, şarap içip ve halk ozanlarının kopuzları eşliğinde semah denilen değişik figürleri sergileyen bu insanlar zamanla islamiyetin de etkisiyle içerisinde İslama ait öykülerinde yer aldığı söylenceleri dinlemişler ve yine saz eşliğinde semah dönmüşlerdir. İslam fıkhını yeterince öğrenemeyen bu kitleler şaman töresine göre ibadet ölçüsünde yaptıkları bu kültürel olguları İslami ibadet diyede kabul etmişler ve günümüze kadar da taşımışlardır. Yaptıkları olayın İslami dayanağı olmadığını bilen uyanıklarda bu olayı islamileştirmek! için de Kırklar Cemi adı altında uydurulan masalımsı ve mantık dışı olayı uydurarak bilgi diye, cem ve semah’ın kökeni diye kitlelere sunmuşlar ve Alevi kitleyi yüzyıllarca uyutmuşlar, kandırmışlardır. Yani Cem, Semah ve içki olayını kitlelere mal etmek isteyen sözüm ona uyanıklar! Bu konularda Kur’an dan yada Oniki İmamlardan kanıt bulamayınca Kırklar Cem’i masalını uydurdular ve yüzyıllarca yıldır da anlatıyorlar. Ne yazık ki günümüzde dahi Cem’i ve semahı alevi ibadeti sanan cahiller bulunmaktadır. Şimdi biz bu kırklar cemi diye anlatılan olayı kısaca anlatım bunun neden gerçek dışı olduğunu kanıtlayacağız. Değişik varyantlarda anlatılan kırklar masalı şöyle gelişiyor:<br />
‘Hz.Peygamber, Miraç öncesi veya dönüşünde ilahi katmanlardan bir yere gelir ve bir kapıyı çalar. İçeriden kim o ? diye sorulur. Peygamberde Ben Resulüm, içeri girmek istiyorum der. İçerdeki ses: Aramızda Resule yer yok sen git ümmetine peygamber ol der ve O’nu içeri almaz. Bu olay üç kez tekrarlandıktan sonra Peygamberimiz Kim o diye sorulunca Ben Yoksulum der ve kapı açılıverir! Peygamber içeri girdiğinde 39 kişi görür. Peygambere bir üzüm tanesini sıkıp şerbet yapıp sunarlar ve hepside bu şerbetten içerek kendilerinden geçip mest olurlar. Peygamber siz kimlersiniz? diye sorunca Biz kırklarız derler. Peygamber 39 kişi saydım deyince Selman da var birazdan gelecek derler ve o da gelir. Bu şerbeti içenler az sonra Başta Hz. Ali olmak üzere semaha başlarlar ve Peygamber miraç yolunda bir aslanda gördüğü yüzüğü Ali’de de görünce Ali’nin yüceliğini görür ve o da semaha katılır.’<br />
<br />
İşte yüzyıllarca bu masalla Alevi halkını Alevilik yolu budur diye cem yaptırıp, semah döndürdüler ve içirdiler. Oysa bu olay tamamen uydurmadır. Çünkü :<br />
<br />
1- Eğer bu kırklar bu kadar yüce insanlarsa neden kimse onların hepsinin ismini sayamıyor? Ya da hiçbir kaynak onların ismini yazamıyor? Sayamıyor ve yazamıyor çünkü uydurmadır…<br />
<br />
2- İslam ile ya da On iki imam ile ilgili bir çok yazılı kaynak varken, neden anadolu dışında yaşayan müslümanlar yada Aleviler bu öyküyü bilmiyor? Neden bu uydurma öykü sahte buyruk ve Bektaşi eserlerinde yer alıyorda İslamın temel kaynaklarında yer almıyor? Çünkü öykü anadoluda uydurulmuştur.<br />
<br />
3- Hz. Ali hayatının tümünü kainatın efendisi en şerefli canlısı Hz. Muhammed’in yolunda harcamışken ve O’nun damadı, akrabası ve vasisi iken nasıl olurda O’nu içeri almaz? Bu Alevilik düşmanı hainler bu masalla Hz. Ali’yi Peygamber tanımaz! biri olarak tanıttıklarının farkında değiller mi? Yoksa Hz. Peygamberi dışlayan bir anlayışı özellikle mi sergilemek istiyorlar.<br />
<br />
4- Bazıları Kırkların içerisinde İmma Hasan ve Hüseyinin de olduğunu söylüyorlar, oysa Miraç olayı Mekke döneminde olmuştu ve Hz. Ali ile Hz. Fatıma ise Medine döneminde evlenmişler ve İmam Hasan ve İmam Hüseyin medine de dünyaya gelmişlerdi. Onlar daha dünyada yokken olan bir olayın! içinde nasıl olabiliyorlardı?<br />
<br />
5- Yine Hz. Ali’nin sadık dostlarından olan Selman Fariside medine döneminde müsliman olmuştu ve mekke döneminde müslüman değildi. Nasıl oluyor da Selman’da anlatılan bu olayda yer alabiliyor?<br />
<br />
6- Bu olay doğruysa! ve bu kadar da önemliyse ! neden Peygamber ve Oniki İmamlar hayatlarında bir kez bile olsa Cem yapmıyor ve semah dönmüyorlar?<br />
<br />
7- Siz hiç Peygamber ya da Oniki İmamları saz çalarken anlatan veya saz dinleyip semah dönerken anlatan ayet yada hadis biliyor yada duydunuz mu?<br />
<br />
8- Peygambere “Sen git ümmetine peygamber ol” diyen ses müslüman olabilir mi? Peygamberin Alemlere rahmet olsun diye gönderildiğini bilmeyecek kadar cahil bir kutsal kişi düşünülebilir mi?<br />
<br />
9- Dahası bu olayı anlatan herkes diğer müslümanların nezdinde gülünç duruma düşürüldüklerini alay konusu yapıldıklarını görmüyor mu? Yoksa bunu anlatanların bir amacı da bumu?<br />
Hani bir deli bir kuyuya bir taş atarmışta, kırk akıllı çıkaramazmış ya, işte Kırklar Cemi olayı da böylesine bir deli saçmasıdır. Ama üzücü olan şu ki bu masalla Alevi halkımız yüzyıllarca uyutuldu, uyuşturuldu ve 12 imamların gerçek yolundan saptırıldı. Alevi olan şunu iyi bilsin ki kim onlara Cem eviyle, saz ile, içki ile, dede ile ve semah ile yanaşıyor ve Alevilik budur diyorsa bu kişi ya cahildir yada zalimdir.<br />
<br />
Osmanlı da böyle yapmıştı, böyle uyutmuştu kitleleri. Siz bazılarının Osmanlı cemi, semahı yasaklamıştı sözlerine kanmayın 1826 yılına kadar Bektaşilerin hiçbir tekkesi yasaklı değildi ve tam tersi osmanlı tarafından korunuyor ve destekleniyordu. 1826’daki Yeniçeri ordusu katliamlarından sonra bir müddet yasak getirildi ama sonra Abdülaziz döneminde yasak kalktı. Dikkatle bakarsanız İstanbulun işgal döneminde Bektaşi tekkelerinin de anadoluya silah kaçırılma işlerine karıştıklarını görürsünüz yani o tekkeler o dönemlerde dahi açıktı. Sonradan tekke ve zaviyeler kanunu çerçevesinde Cumhuriyet döneminde tekrar yasaklanmıştı ve bunun da Osmanlıyla ilgisi yoktu.<br />
<br />
Bu konuda önemli olan cem, semah, saz, içki, dede vs gibi olgular Hz. Ali yolunda yoktur ve alevilerin uyanışını engellemek isteyen güçler bunları Anadolu aleviliği adı altında ve Kırklar cemi masalı etrafında palazlandırarak Alevi uyanışının önüne geçmek istemektedirler. Şimdi anladınız mı Diyanetçilerin, İlahiyatçıların, siyasilerin Alevilere cemevi yapmak için neden bu kadar hevesli olduklarını? Hangi ilde cemevi varsa araştırın, bakın o cemevinin arka planında bu tip insanlar vardır. O zalimlerin bu oyununu bozmanın tek yolu insanlara hakkı her zaman her yerde cesurca anlatmaktır. Fesadın böylesine her yeri kapladığı bir ortamda hak konusunda susmak günahtır.<br />
<br />
EĞER SUSARSANIZ ;<br />
UNUTMAYIN VE İYİ BİLİN Kİ; SİZİN BU SUSMANIZ YÜZÜNDEN SİZLERDEN GELECEK OLAN NESİLLERDE HELAK OLACAKTIR.<br />
<br />
alevisesi.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Cem eski şaman Türklerinin ve Zerdüşt kürtlerinin yaptıkları toplumsal, kültürel bir toplantıdır. Özellikle şamanların hayatı incelendiğinde hasat dönemlerinde geniş meydanlarda kadınlı erkekli toplanarak şölen yaptıkları, kurban kestikleri şaman dede ve babalarını dinleyip ozanlarının çaldığı kopuz yada sazlarla değişik figürlerde semah denilen halk oyunlarını sergilediklerini görüyoruz. Sonradan bu MEYDAN dedikleri yer, yerleşik düzene geçildikten sonra MEYDAN EVİ’ne dönüşmüş ve islam sonrası da bu meydan evine Cemevi denilmiştir. <br />
<br />
Bu kitleler İslamiyet ile tanıştıktan sonra da bu eski kültürlerinden vazgeçmemişler ve bu kültürlerinin içine İslami unsurlarda katarak yaşatmaya çalışmışlardır. Eskilerde Meydanlarda toplanarak hasadı yada belli günleri kutlayan, dede ve babalarının anlattıkları öyküleri dinleyip, kımız, şarap içip ve halk ozanlarının kopuzları eşliğinde semah denilen değişik figürleri sergileyen bu insanlar zamanla islamiyetin de etkisiyle içerisinde İslama ait öykülerinde yer aldığı söylenceleri dinlemişler ve yine saz eşliğinde semah dönmüşlerdir. İslam fıkhını yeterince öğrenemeyen bu kitleler şaman töresine göre ibadet ölçüsünde yaptıkları bu kültürel olguları İslami ibadet diyede kabul etmişler ve günümüze kadar da taşımışlardır. Yaptıkları olayın İslami dayanağı olmadığını bilen uyanıklarda bu olayı islamileştirmek! için de Kırklar Cemi adı altında uydurulan masalımsı ve mantık dışı olayı uydurarak bilgi diye, cem ve semah’ın kökeni diye kitlelere sunmuşlar ve Alevi kitleyi yüzyıllarca uyutmuşlar, kandırmışlardır. Yani Cem, Semah ve içki olayını kitlelere mal etmek isteyen sözüm ona uyanıklar! Bu konularda Kur’an dan yada Oniki İmamlardan kanıt bulamayınca Kırklar Cem’i masalını uydurdular ve yüzyıllarca yıldır da anlatıyorlar. Ne yazık ki günümüzde dahi Cem’i ve semahı alevi ibadeti sanan cahiller bulunmaktadır. Şimdi biz bu kırklar cemi diye anlatılan olayı kısaca anlatım bunun neden gerçek dışı olduğunu kanıtlayacağız. Değişik varyantlarda anlatılan kırklar masalı şöyle gelişiyor:<br />
‘Hz.Peygamber, Miraç öncesi veya dönüşünde ilahi katmanlardan bir yere gelir ve bir kapıyı çalar. İçeriden kim o ? diye sorulur. Peygamberde Ben Resulüm, içeri girmek istiyorum der. İçerdeki ses: Aramızda Resule yer yok sen git ümmetine peygamber ol der ve O’nu içeri almaz. Bu olay üç kez tekrarlandıktan sonra Peygamberimiz Kim o diye sorulunca Ben Yoksulum der ve kapı açılıverir! Peygamber içeri girdiğinde 39 kişi görür. Peygambere bir üzüm tanesini sıkıp şerbet yapıp sunarlar ve hepside bu şerbetten içerek kendilerinden geçip mest olurlar. Peygamber siz kimlersiniz? diye sorunca Biz kırklarız derler. Peygamber 39 kişi saydım deyince Selman da var birazdan gelecek derler ve o da gelir. Bu şerbeti içenler az sonra Başta Hz. Ali olmak üzere semaha başlarlar ve Peygamber miraç yolunda bir aslanda gördüğü yüzüğü Ali’de de görünce Ali’nin yüceliğini görür ve o da semaha katılır.’<br />
<br />
İşte yüzyıllarca bu masalla Alevi halkını Alevilik yolu budur diye cem yaptırıp, semah döndürdüler ve içirdiler. Oysa bu olay tamamen uydurmadır. Çünkü :<br />
<br />
1- Eğer bu kırklar bu kadar yüce insanlarsa neden kimse onların hepsinin ismini sayamıyor? Ya da hiçbir kaynak onların ismini yazamıyor? Sayamıyor ve yazamıyor çünkü uydurmadır…<br />
<br />
2- İslam ile ya da On iki imam ile ilgili bir çok yazılı kaynak varken, neden anadolu dışında yaşayan müslümanlar yada Aleviler bu öyküyü bilmiyor? Neden bu uydurma öykü sahte buyruk ve Bektaşi eserlerinde yer alıyorda İslamın temel kaynaklarında yer almıyor? Çünkü öykü anadoluda uydurulmuştur.<br />
<br />
3- Hz. Ali hayatının tümünü kainatın efendisi en şerefli canlısı Hz. Muhammed’in yolunda harcamışken ve O’nun damadı, akrabası ve vasisi iken nasıl olurda O’nu içeri almaz? Bu Alevilik düşmanı hainler bu masalla Hz. Ali’yi Peygamber tanımaz! biri olarak tanıttıklarının farkında değiller mi? Yoksa Hz. Peygamberi dışlayan bir anlayışı özellikle mi sergilemek istiyorlar.<br />
<br />
4- Bazıları Kırkların içerisinde İmma Hasan ve Hüseyinin de olduğunu söylüyorlar, oysa Miraç olayı Mekke döneminde olmuştu ve Hz. Ali ile Hz. Fatıma ise Medine döneminde evlenmişler ve İmam Hasan ve İmam Hüseyin medine de dünyaya gelmişlerdi. Onlar daha dünyada yokken olan bir olayın! içinde nasıl olabiliyorlardı?<br />
<br />
5- Yine Hz. Ali’nin sadık dostlarından olan Selman Fariside medine döneminde müsliman olmuştu ve mekke döneminde müslüman değildi. Nasıl oluyor da Selman’da anlatılan bu olayda yer alabiliyor?<br />
<br />
6- Bu olay doğruysa! ve bu kadar da önemliyse ! neden Peygamber ve Oniki İmamlar hayatlarında bir kez bile olsa Cem yapmıyor ve semah dönmüyorlar?<br />
<br />
7- Siz hiç Peygamber ya da Oniki İmamları saz çalarken anlatan veya saz dinleyip semah dönerken anlatan ayet yada hadis biliyor yada duydunuz mu?<br />
<br />
8- Peygambere “Sen git ümmetine peygamber ol” diyen ses müslüman olabilir mi? Peygamberin Alemlere rahmet olsun diye gönderildiğini bilmeyecek kadar cahil bir kutsal kişi düşünülebilir mi?<br />
<br />
9- Dahası bu olayı anlatan herkes diğer müslümanların nezdinde gülünç duruma düşürüldüklerini alay konusu yapıldıklarını görmüyor mu? Yoksa bunu anlatanların bir amacı da bumu?<br />
Hani bir deli bir kuyuya bir taş atarmışta, kırk akıllı çıkaramazmış ya, işte Kırklar Cemi olayı da böylesine bir deli saçmasıdır. Ama üzücü olan şu ki bu masalla Alevi halkımız yüzyıllarca uyutuldu, uyuşturuldu ve 12 imamların gerçek yolundan saptırıldı. Alevi olan şunu iyi bilsin ki kim onlara Cem eviyle, saz ile, içki ile, dede ile ve semah ile yanaşıyor ve Alevilik budur diyorsa bu kişi ya cahildir yada zalimdir.<br />
<br />
Osmanlı da böyle yapmıştı, böyle uyutmuştu kitleleri. Siz bazılarının Osmanlı cemi, semahı yasaklamıştı sözlerine kanmayın 1826 yılına kadar Bektaşilerin hiçbir tekkesi yasaklı değildi ve tam tersi osmanlı tarafından korunuyor ve destekleniyordu. 1826’daki Yeniçeri ordusu katliamlarından sonra bir müddet yasak getirildi ama sonra Abdülaziz döneminde yasak kalktı. Dikkatle bakarsanız İstanbulun işgal döneminde Bektaşi tekkelerinin de anadoluya silah kaçırılma işlerine karıştıklarını görürsünüz yani o tekkeler o dönemlerde dahi açıktı. Sonradan tekke ve zaviyeler kanunu çerçevesinde Cumhuriyet döneminde tekrar yasaklanmıştı ve bunun da Osmanlıyla ilgisi yoktu.<br />
<br />
Bu konuda önemli olan cem, semah, saz, içki, dede vs gibi olgular Hz. Ali yolunda yoktur ve alevilerin uyanışını engellemek isteyen güçler bunları Anadolu aleviliği adı altında ve Kırklar cemi masalı etrafında palazlandırarak Alevi uyanışının önüne geçmek istemektedirler. Şimdi anladınız mı Diyanetçilerin, İlahiyatçıların, siyasilerin Alevilere cemevi yapmak için neden bu kadar hevesli olduklarını? Hangi ilde cemevi varsa araştırın, bakın o cemevinin arka planında bu tip insanlar vardır. O zalimlerin bu oyununu bozmanın tek yolu insanlara hakkı her zaman her yerde cesurca anlatmaktır. Fesadın böylesine her yeri kapladığı bir ortamda hak konusunda susmak günahtır.<br />
<br />
EĞER SUSARSANIZ ;<br />
UNUTMAYIN VE İYİ BİLİN Kİ; SİZİN BU SUSMANIZ YÜZÜNDEN SİZLERDEN GELECEK OLAN NESİLLERDE HELAK OLACAKTIR.<br />
<br />
alevisesi.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Muharrem Yası Matemi]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-muharrem-yasi-matemi--1466.html</link>
			<pubDate>Wed, 07 Oct 2015 23:16:13 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-muharrem-yasi-matemi--1466.html</guid>
			<description><![CDATA[Tags: muharrem ayı, muharrem ayı 2015, muharrem ayı ne zaman, muharrem ayı 2015, muharrem orucu, muharrem orucu nedir, muharrem orucu ne zaman, muharrem orucu 2015<br />
<br />
Muharrem Yası Matemi<br />
<br />
Ehlibeyt'e gönül veren bir kişinin onun çektiği çileden de bihaber olması düşünülemez. Ehlibeyt'in atası Muhammed Ali de dahil olmak üzere gelen bütün evliyalar yaşadığı dönemde hep çile çekmiş ve akıl almaz işkencelere, hakaretlere, kötülüklere maruz kalmışlardır. Ehlibeyt'in içinde istisnasız bütün ermişler çile çektikleri halde Hz.Üseyin 'in yerinin farklı olduğu yine Ehlibeyt'in kendi dilinden, nefesinden anlaşılmaktadır . Hz.Üseyin, Hak divanının sahibi ve Allah yolunun şehididir. Onun Muhammet Ali yoluna can cömertliği yapması Hakkın emridir. Hz.Üseyin, Yezid'e biat etmemiş, dedesi Muhammet Mustafa'nın Hakikat Kur'anını bu soysuzlara vermemiş ve en sonunda bu uğurda serini vermiştir. Hz.Üseyin şehit edildikten sonra öncelikle Ehlibeyt ve tüm sevenleri karalar bağlamıştır. Yüzyıllardır O'nun için yası matem tutulur ve göz yaşı dökülür. Onun için ağıtlar, mersiyeler yakılır, söylenir. <br />
<br />
<br />
Gelen her evliya nefesine Hz.Üseyin ile başlar, O'nun sesini duyurur ve onun çektiği çileleri bu dünyada yaşar. Pir Zöhre Ana'nın " Benim testim Kerbela suyudur" nefesi buna örnek olarak verilebilir. Çünkü Zöhre Ana'nın 30 yılı aşkın süredir verdiği mücadele Ehlibeyt, Hasan Üseyin mücadelesidir. Bu mücadele verilirken bir takım yetkililer de Mürşit Zöhre Ana'ya Nesimi'yi hatırlatmaktan geri durmamışlardır !<br />
<br />
<br />
Kerbela'da öyle bir zulüm yaşanmıştır ki yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ yüreklerdeki acısı dinmemiştir ve dünya durdukça da dinmeyecektir. Dökülen kan, İmam Üseyin'in mübarek kanıdır, peygamber torununun kanıdır. Bu zulüm Hz.Üseyin' e yapılmakla beraber Muhammed Ali nesline yani Ehlibeytine de yapılmıştır. <br />
<br />
<br />
Hz.Üseyin ile Yezid'in mücadelesi Hak ile Batıl'ın, iyi ile kötünün mücadelesidir. Lanet Muaviye'nin Ehlibeyt'in büyüklüğünü kabul etmemesi, Hz.Muhammet Mustafa'nın Kur'anını ele geçirmek istemesi ve Ehlibeyt'in çektiği İnsanlık sancağının çıkarlarına ters düşmesi nedeniyle başlattığı kirli bir oyundur. Tarihin sayfalarında yazıldığı gibi bu bir "iktidar" kavgası değildir. Bütün dünyayı değil bütün evreni yaratan Allah'tır. Allah yolunun sahibi olan Ehlibeyt'in dünya saltanatı peşinde olması düşünülebilir mi? İzan sahibi herkesi düşünmeye ve sorgulamaya davet ediyorum.<br />
<br />
<br />
Ehlibeyt; Hak sancağını çekmek, toplumu inanç, ibadet, sevgi ve insani bütün ulvi değerlerle yoğurmak için vardır. Taht, saltanat, benlik şeytanın işidir ki bunların hepsi Ehlibeyt düşmanlarının ortak özelliğidir.<br />
<br />
<br />
Mürşit Zöhre Ana, tarihte anlatılan ve bir çok Alevinin de inanmadığı "Resmi İslam Tarihinin" bilinçli olarak tahrif edildiğini bildirmektedir. Her gelen Evliyanın bir görevi, misyonu vardır. Pir Zöhre Ana, din üzerine gelen bir Evliyadır. İnancımıza göre Mustafa Kemal Atatürk te bir Evliyadır ve O'nun görevi tükenmiş ve toprakları parçalanmış olan Osmanlı Devleti'nin yerine Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmaktır.<br />
<br />
<br />
Resmi tarih öyle tahrif edilmiş, yüzyıllardır insanlar öyle kandırılmıştır ki her insanın doğum ve ölüm tarihleri belli ve sabit bir gün iken Hz.Üseyin için yası matem tutanlar her yıl farklı tarihlerde muharrem yası matemini tutar hale gelmişlerdir ! Muharrem yası matemi, en ufak bir alakası olmadığı halde Ramazanın peşine takılmış ve her sene on gün geri gelerek "davalaşan, bize de kısmet olsun" diye aylar cana gelerek konuşturulmuştu r !.. <br />
<br />
<br />
Muhammed-Ali'nin ailesini ve Ehlibeytini asıp kesenler bu mübarekler gayba girdikten sonra karşılarında doğruyu haykıracak ve karşı duracak kimse kalmadıktan sonra "İslam" adı altında zulüm devleti kurmuşlar ve medreseler kurarak bugün yaşanan "İslam'ın" temellerini kurmuşlardır. Peygamberimizin gaybından en az 200 yıl sonra ortaya çıkan sözüm ona din alimleri aradan geçen seneleri unutup peygamberin yanındaymış gibi "Hadis" , "Sünnet" adı altında Emevi,Abbasi geleneklerini, adetlerini peygamber sözü , davranışı diye yutturmuşlardır . Durum öyle hal almıştır ki bugün bu hadislere baktığınızda her mezhebin kendine has hadis kitapları vardır ve birinin A dediğine öteki B demektedir. Hakikatın yerini yalan almamış olsaydı zavallı kadınları göğüslerine kadar toprağa gömüp sonra taşlatan (recm) bir "İslam" olmazdı.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2013/08/10.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 10.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Esas konuya dönecek olursak bu ahir zamanda Alevi olsun Sünni olsun kimse Hz.İmam Üseyin'e yapılan o zulümlere , mübarek bedenine yapılan işkencelere sessiz kalamaz kalmamalıdır !!!<br />
<br />
<br />
Aşağı yukarı 8 milyarlık dünya'da Hz.Üseyin için yası matem tutan tek inanç insanı Alevilerdir. Bu durumu nazarı dikkatinizden kaçırmamanızı istiyorum.<br />
<br />
<br />
SORU: Ey Aleviler siz Muharrem Yası Matemini niçin tutuyorsunuz? <br />
CEVAP: Hz.Üseyin'in susuz bırakılması, türlü işkencelere maruz kalması ve 12'inci günün sonunda mübarek başının gövdesinden ayrılması nedeniyle onun yasını tutuyoruz. 12 günün sebebi budur ve "oruç" değil yası matem dememizin sebebi de mübareğin çile çekmesidir.<br />
<br />
<br />
SORU: Siz yası matemden sonra Kurban lokması yapıp ve Aşure pişiriyor musunuz ?<br />
CEVAP: Evet. Yası matemimizi tutar akabinde "Ya İmam Üseyin sen mübarek başını Hak yoluna, Atalarının kurdukları Hak Muhammet Ali yoluna feda ettin, can cömertliği yaptın, biz boş mahlukatlar olarak senin gibi kendimizi, başımızı Hak yoluna feda edemiyoruz ama kestiğimiz bu Hak kurbanını yerimize kabul eyle. Bizleri bağışla." deriz ve Kurban kestikten sonra Hz.Üseyin'in can aşı olarak Aşure lokması pişirilir ve Ehlibeyt'in yasını çeken tüm eş ,dost ve akrabalar bu lokmaya davet edilir. <br />
<br />
<br />
Yası Matem tutmadan, Ehlibeyt'in çektikleri çileler için gözyaşı dökmeden, eline diline beline sahip olmayarak düzensiz bir yaşam süren bir insanın Aşure yapması veya Kurban lokması kesmesi söz konusu değildir. <br />
<br />
<br />
Pişirilen lokma Ehlibeyt'in olması ve Yası Matem lokması olması nedeniyle kimsenin ayağına küfürlü içerikürülmez herkes zahmet eder lokma pişirilen eve gider. Pişirilen lokma kapı kapı dağıtılmaz asla.<br />
<br />
<br />
Peki lokmalar neden kapı kapı dağıtılmaz?<br />
<br />
<br />
Çünkü , sizler bizler cenazelerimiz olduğunda onların ruhu için lokma yaparız ve dikkat edin cenazemiz için EVİMİZE GELEN tüm dostlarımıza, akrabalarımıza bu lokmadan ikram ederiz. <br />
<br />
<br />
Sıradan mahlukatlar için böyle mantıklı bir uygulama yapan bizler neden Hz.Üseyin gibi Allah şehidi olan bir yüce Şahın lokmasını kapı kapı , sokak ortalarında düzensiz ortamlarda dağıtız. <br />
Madem bu size mantıklı geliyor o zaman babanızın, annenizin cenazesinde lokmalarınızı Sıhhiye meydanında, Kadıköy meydanında dağıtın !..<br />
<br />
<br />
Allah haklarından gelsin siyasi parti liderlerini, milletvekilleri ni geçiriyorlar Aşure kazanının başına güle oynaya sözüm ona Aşure dağıtıyorlar. <br />
<br />
<br />
Hz.Üseyin baş verdi , onun acısını çektin 12 gün ,sevincini değil. Azıcık ta mı hayanız kalmadı , senin Yezid' ten ne farkın kaldı söyler misin?<br />
<br />
<br />
Hz.Üseyin'i bilmeyene, tanımayana, onun için çile çekmeyene, Muaviye'ye hazret diyene Aşure vermek doğru mudur? Siz bu davranışınızla sevaba girdiğinizi mi düşünüyorsunuz?<br />
<br />
<br />
Ey Aleviler; Aşure haşa bir tatlı türü değildir. İmam Üseyin'in can aşıdır, can lokmasıdır. Hayal edemeyeceğiniz kadar da kutsaldır.<br />
<br />
<br />
Düzenli düzenli abdest alınarak, Ehlibeyt aşkıyla , dilek murat şifa şefaat temennileri ile o lokma yenir ve Hakka bir daha kısmet olması için dua edilir. Güzelce lokmalar bittikten sonra ev halkına "Hak Muhammet Ali , 12 İmam , Ehlibeyt ve İmam Üseyin" lokmalarınızı kabul etsin denir ve Sofra duası okunur.<br />
<br />
<br />
İşte bizim Ehlibeyt ocağında, Hz.Ali'nin nefesini döken, Ehlibeyt'in, Kırklar ceminin nuru Mürşit Zöhre Ana'dan öğrendiğimiz yası matem budur, İmam Üseyin saygısı budur !!!<br />
<br />
<br />
Aşk ile...<br />
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/tartismalar/47766-muharrem-yasi-matemi.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/tartismalar...atemi.html</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tags: muharrem ayı, muharrem ayı 2015, muharrem ayı ne zaman, muharrem ayı 2015, muharrem orucu, muharrem orucu nedir, muharrem orucu ne zaman, muharrem orucu 2015<br />
<br />
Muharrem Yası Matemi<br />
<br />
Ehlibeyt'e gönül veren bir kişinin onun çektiği çileden de bihaber olması düşünülemez. Ehlibeyt'in atası Muhammed Ali de dahil olmak üzere gelen bütün evliyalar yaşadığı dönemde hep çile çekmiş ve akıl almaz işkencelere, hakaretlere, kötülüklere maruz kalmışlardır. Ehlibeyt'in içinde istisnasız bütün ermişler çile çektikleri halde Hz.Üseyin 'in yerinin farklı olduğu yine Ehlibeyt'in kendi dilinden, nefesinden anlaşılmaktadır . Hz.Üseyin, Hak divanının sahibi ve Allah yolunun şehididir. Onun Muhammet Ali yoluna can cömertliği yapması Hakkın emridir. Hz.Üseyin, Yezid'e biat etmemiş, dedesi Muhammet Mustafa'nın Hakikat Kur'anını bu soysuzlara vermemiş ve en sonunda bu uğurda serini vermiştir. Hz.Üseyin şehit edildikten sonra öncelikle Ehlibeyt ve tüm sevenleri karalar bağlamıştır. Yüzyıllardır O'nun için yası matem tutulur ve göz yaşı dökülür. Onun için ağıtlar, mersiyeler yakılır, söylenir. <br />
<br />
<br />
Gelen her evliya nefesine Hz.Üseyin ile başlar, O'nun sesini duyurur ve onun çektiği çileleri bu dünyada yaşar. Pir Zöhre Ana'nın " Benim testim Kerbela suyudur" nefesi buna örnek olarak verilebilir. Çünkü Zöhre Ana'nın 30 yılı aşkın süredir verdiği mücadele Ehlibeyt, Hasan Üseyin mücadelesidir. Bu mücadele verilirken bir takım yetkililer de Mürşit Zöhre Ana'ya Nesimi'yi hatırlatmaktan geri durmamışlardır !<br />
<br />
<br />
Kerbela'da öyle bir zulüm yaşanmıştır ki yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ yüreklerdeki acısı dinmemiştir ve dünya durdukça da dinmeyecektir. Dökülen kan, İmam Üseyin'in mübarek kanıdır, peygamber torununun kanıdır. Bu zulüm Hz.Üseyin' e yapılmakla beraber Muhammed Ali nesline yani Ehlibeytine de yapılmıştır. <br />
<br />
<br />
Hz.Üseyin ile Yezid'in mücadelesi Hak ile Batıl'ın, iyi ile kötünün mücadelesidir. Lanet Muaviye'nin Ehlibeyt'in büyüklüğünü kabul etmemesi, Hz.Muhammet Mustafa'nın Kur'anını ele geçirmek istemesi ve Ehlibeyt'in çektiği İnsanlık sancağının çıkarlarına ters düşmesi nedeniyle başlattığı kirli bir oyundur. Tarihin sayfalarında yazıldığı gibi bu bir "iktidar" kavgası değildir. Bütün dünyayı değil bütün evreni yaratan Allah'tır. Allah yolunun sahibi olan Ehlibeyt'in dünya saltanatı peşinde olması düşünülebilir mi? İzan sahibi herkesi düşünmeye ve sorgulamaya davet ediyorum.<br />
<br />
<br />
Ehlibeyt; Hak sancağını çekmek, toplumu inanç, ibadet, sevgi ve insani bütün ulvi değerlerle yoğurmak için vardır. Taht, saltanat, benlik şeytanın işidir ki bunların hepsi Ehlibeyt düşmanlarının ortak özelliğidir.<br />
<br />
<br />
Mürşit Zöhre Ana, tarihte anlatılan ve bir çok Alevinin de inanmadığı "Resmi İslam Tarihinin" bilinçli olarak tahrif edildiğini bildirmektedir. Her gelen Evliyanın bir görevi, misyonu vardır. Pir Zöhre Ana, din üzerine gelen bir Evliyadır. İnancımıza göre Mustafa Kemal Atatürk te bir Evliyadır ve O'nun görevi tükenmiş ve toprakları parçalanmış olan Osmanlı Devleti'nin yerine Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmaktır.<br />
<br />
<br />
Resmi tarih öyle tahrif edilmiş, yüzyıllardır insanlar öyle kandırılmıştır ki her insanın doğum ve ölüm tarihleri belli ve sabit bir gün iken Hz.Üseyin için yası matem tutanlar her yıl farklı tarihlerde muharrem yası matemini tutar hale gelmişlerdir ! Muharrem yası matemi, en ufak bir alakası olmadığı halde Ramazanın peşine takılmış ve her sene on gün geri gelerek "davalaşan, bize de kısmet olsun" diye aylar cana gelerek konuşturulmuştu r !.. <br />
<br />
<br />
Muhammed-Ali'nin ailesini ve Ehlibeytini asıp kesenler bu mübarekler gayba girdikten sonra karşılarında doğruyu haykıracak ve karşı duracak kimse kalmadıktan sonra "İslam" adı altında zulüm devleti kurmuşlar ve medreseler kurarak bugün yaşanan "İslam'ın" temellerini kurmuşlardır. Peygamberimizin gaybından en az 200 yıl sonra ortaya çıkan sözüm ona din alimleri aradan geçen seneleri unutup peygamberin yanındaymış gibi "Hadis" , "Sünnet" adı altında Emevi,Abbasi geleneklerini, adetlerini peygamber sözü , davranışı diye yutturmuşlardır . Durum öyle hal almıştır ki bugün bu hadislere baktığınızda her mezhebin kendine has hadis kitapları vardır ve birinin A dediğine öteki B demektedir. Hakikatın yerini yalan almamış olsaydı zavallı kadınları göğüslerine kadar toprağa gömüp sonra taşlatan (recm) bir "İslam" olmazdı.<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/images/imported/2013/08/10.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 10.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Esas konuya dönecek olursak bu ahir zamanda Alevi olsun Sünni olsun kimse Hz.İmam Üseyin'e yapılan o zulümlere , mübarek bedenine yapılan işkencelere sessiz kalamaz kalmamalıdır !!!<br />
<br />
<br />
Aşağı yukarı 8 milyarlık dünya'da Hz.Üseyin için yası matem tutan tek inanç insanı Alevilerdir. Bu durumu nazarı dikkatinizden kaçırmamanızı istiyorum.<br />
<br />
<br />
SORU: Ey Aleviler siz Muharrem Yası Matemini niçin tutuyorsunuz? <br />
CEVAP: Hz.Üseyin'in susuz bırakılması, türlü işkencelere maruz kalması ve 12'inci günün sonunda mübarek başının gövdesinden ayrılması nedeniyle onun yasını tutuyoruz. 12 günün sebebi budur ve "oruç" değil yası matem dememizin sebebi de mübareğin çile çekmesidir.<br />
<br />
<br />
SORU: Siz yası matemden sonra Kurban lokması yapıp ve Aşure pişiriyor musunuz ?<br />
CEVAP: Evet. Yası matemimizi tutar akabinde "Ya İmam Üseyin sen mübarek başını Hak yoluna, Atalarının kurdukları Hak Muhammet Ali yoluna feda ettin, can cömertliği yaptın, biz boş mahlukatlar olarak senin gibi kendimizi, başımızı Hak yoluna feda edemiyoruz ama kestiğimiz bu Hak kurbanını yerimize kabul eyle. Bizleri bağışla." deriz ve Kurban kestikten sonra Hz.Üseyin'in can aşı olarak Aşure lokması pişirilir ve Ehlibeyt'in yasını çeken tüm eş ,dost ve akrabalar bu lokmaya davet edilir. <br />
<br />
<br />
Yası Matem tutmadan, Ehlibeyt'in çektikleri çileler için gözyaşı dökmeden, eline diline beline sahip olmayarak düzensiz bir yaşam süren bir insanın Aşure yapması veya Kurban lokması kesmesi söz konusu değildir. <br />
<br />
<br />
Pişirilen lokma Ehlibeyt'in olması ve Yası Matem lokması olması nedeniyle kimsenin ayağına küfürlü içerikürülmez herkes zahmet eder lokma pişirilen eve gider. Pişirilen lokma kapı kapı dağıtılmaz asla.<br />
<br />
<br />
Peki lokmalar neden kapı kapı dağıtılmaz?<br />
<br />
<br />
Çünkü , sizler bizler cenazelerimiz olduğunda onların ruhu için lokma yaparız ve dikkat edin cenazemiz için EVİMİZE GELEN tüm dostlarımıza, akrabalarımıza bu lokmadan ikram ederiz. <br />
<br />
<br />
Sıradan mahlukatlar için böyle mantıklı bir uygulama yapan bizler neden Hz.Üseyin gibi Allah şehidi olan bir yüce Şahın lokmasını kapı kapı , sokak ortalarında düzensiz ortamlarda dağıtız. <br />
Madem bu size mantıklı geliyor o zaman babanızın, annenizin cenazesinde lokmalarınızı Sıhhiye meydanında, Kadıköy meydanında dağıtın !..<br />
<br />
<br />
Allah haklarından gelsin siyasi parti liderlerini, milletvekilleri ni geçiriyorlar Aşure kazanının başına güle oynaya sözüm ona Aşure dağıtıyorlar. <br />
<br />
<br />
Hz.Üseyin baş verdi , onun acısını çektin 12 gün ,sevincini değil. Azıcık ta mı hayanız kalmadı , senin Yezid' ten ne farkın kaldı söyler misin?<br />
<br />
<br />
Hz.Üseyin'i bilmeyene, tanımayana, onun için çile çekmeyene, Muaviye'ye hazret diyene Aşure vermek doğru mudur? Siz bu davranışınızla sevaba girdiğinizi mi düşünüyorsunuz?<br />
<br />
<br />
Ey Aleviler; Aşure haşa bir tatlı türü değildir. İmam Üseyin'in can aşıdır, can lokmasıdır. Hayal edemeyeceğiniz kadar da kutsaldır.<br />
<br />
<br />
Düzenli düzenli abdest alınarak, Ehlibeyt aşkıyla , dilek murat şifa şefaat temennileri ile o lokma yenir ve Hakka bir daha kısmet olması için dua edilir. Güzelce lokmalar bittikten sonra ev halkına "Hak Muhammet Ali , 12 İmam , Ehlibeyt ve İmam Üseyin" lokmalarınızı kabul etsin denir ve Sofra duası okunur.<br />
<br />
<br />
İşte bizim Ehlibeyt ocağında, Hz.Ali'nin nefesini döken, Ehlibeyt'in, Kırklar ceminin nuru Mürşit Zöhre Ana'dan öğrendiğimiz yası matem budur, İmam Üseyin saygısı budur !!!<br />
<br />
<br />
Aşk ile...<br />
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/tartismalar/47766-muharrem-yasi-matemi.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/tartismalar...atemi.html</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[2.Mahmut'un Yaptığı Alevi soykırımı]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-2-mahmut-un-yaptigi-alevi-soykirimi.html</link>
			<pubDate>Thu, 09 Jul 2015 03:51:25 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-2-mahmut-un-yaptigi-alevi-soykirimi.html</guid>
			<description><![CDATA[YENİÇERİ KATLİAMI VE BEKTAŞİ SOYKIRIMI<br />
<br />
1826 II. Mahmut Yaptığı Soykırım; Yeniçeri Ocağı 15 Haziran1826 yılında II. Mahmut’un bir fermanı ile kapatılır. Kapatma kanlı ve insanlık tarihinin gördüğü ender vahşilikte yapılır. Sabah şafakla birlikte uyumakta oldukları kıtalarının etrafı kuşatılan yeniçeriler, Teslim olmaları istendiği halde Yeniçeri kışlalarına ateş edilir. Kışlalar top ateşine tutulur. İçeride bulunan yeniçeriler paramparça olur, cesetleri havada uçuşur.<br />
<br />
Katliamdan kurtulmayı başaran yeniçeriler Belgrat ormanlarına kaçar ve saklanır. II. Mahmut ormanı kuşattırır ve ateşe vererek burada saklananları diri diri yakar. Yerine, Asakir-i Mansure-i Muhammediye adlı askeri ocak kurulur. II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı’nın ayaklanmasını destekleyen Bektaşilere çok hiddetlenir. Derhal Şeyhülislamdan onların cezalandırılmal arı için fetva çıkartır. İstanbul’da kurulan 100 kadar Bektaşi tekkesi ateşe verilerek yakılır. İçlerinde bulunan tüm el yazması eserler de yanıp kül olur. 3000 Bektaşi katledilir 6000 kişi tehcir edilerek sürgüne gönderilir.<br />
<br />
Bektaşi babalarının çoğu sürgün edilir. Darphane, tekkelerden, türbelerden toplanıp hapsedilen Bektaşilerle dolar.İleri gelen Bektaşilerden Kıncı Baba, kadılardan İstanbul Ağasızade Ahmet Efendi ve Haceğandan Salih Efendi yakalanarak Tophane’ye hücreye atılırlar. Sünni tarikat şeyhleri ve ulema Bektaşiler hakkında karar vermek için Babussaade Camisi’nde toplanır. şeyhülislamın, görüşlerini sorması üzerine hep birlikte şöyle derler:<br />
<br />
“...İslamın şartlarına riayet etmedikleri, namaz ve oruç tutmadıkları, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Osman’a ağır sözler söyledikleri için katledilmeleri vaciptir.’’<br />
<br />
Bunun üstüne, tekkelerin yakılıp yıkılmasına karar verildi. Ayrıca, Kıncı baba’nın Üsküdar’da, İstanbul Ağasızade Ahmet Efendi’nin Tophane’de, Salih Efendi’nin ise Bab-ı Hümayun’un önünde idam edilmelerine karar verilir ve uygulanır.<br />
<br />
Diğer Bektaşi dedeleri de ya Anadolu ve Trakya’ya sürgün edilir, ya da hapisle cezalandırılır. İstanbul Bektaşi dergahları yıkıldıktan sonra Rumeli dergahlarını yıkmak için Hacı Ali Bey ve Pirtepeli Ahmet Efendi görevlendirilir . Anadolu tekkelerini yıkmak için de Cebecibaşı Ali Ağa ve Müderris Çerkesli Mehmet Efendi Padişah buyruğu ile Anadolu’ya gönderilir. Tüm dergahların mal varlığına el konulur. Bektaşi tarihçi Şamzade Ataullah Efendi ise Tire’ye sürülür.<br />
<br />
Bektaşiler, böylece bütün yurtta sindirilir. Bir müddet sonra Rumeli’de Esat Baba ayaklanır, fakat yakalanarak Aksaray’da idam edilir. Bunu diğer ayaklanmalar ve idamlar takip eder. II. Mahmud, bu katliamlarla da yetinmez.<br />
<br />
Hacı Bektaş’taki Pir Evini de ıslah edip yola getirmek için Hacı Bektaş postuna, postnişin olarak Nakşibendi tarikatı şeyhlerinden Mehmet Sait Efendi’yi tayin eder. Pir Evi’ne cami yaptırır. Nakşi şeyhlerinin bu yolla Bektaşileri ehli sünnet yoluna getireceklerine inanılmaktadır. Fakat bütün bu çabalar boşa çıkar. II. Mahmud’un ölümünden sonra, Halil Revnaki Baba, Merdivenköy Bektaşi Dergahını açar. bunu, Rumelihisarı’nd a Nail Baba ve Çamlıca dergahlarının açılışları izler.<br />
<br />
Bektaşilerin katli hakkında fetva şöyledir:<br />
<br />
“Müslim namına olan Zeydi Meşihat iddiasında olup eldad ve zindika itikadında olduğunu izhar ve bu veçhile dai-ül fesat olduğu şeran sabit olsa Zeydi’in Emrül-ulelemir ile siyasetten katli meşru mudur?-Elcevap:Allahı alem vaciptir.Bu suretle zeyd veche muharrer üzre elhad ve zindika ile ahz olunduktan sonra tövbesi makbul olur mu?-Elcevap:Allahı alem olmaz, belki katl olunur.Sahir ve Sai bifesad olan zeyd Kablet tövbe ahz olunca Zeyd’e ne lazım olur?-Elcevap: Allah alem katl olunur.<br />
<br />
frmtr.com/alevi-kulturu/5156063-2-mahmutun-yaptigi-soykirim.html]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[YENİÇERİ KATLİAMI VE BEKTAŞİ SOYKIRIMI<br />
<br />
1826 II. Mahmut Yaptığı Soykırım; Yeniçeri Ocağı 15 Haziran1826 yılında II. Mahmut’un bir fermanı ile kapatılır. Kapatma kanlı ve insanlık tarihinin gördüğü ender vahşilikte yapılır. Sabah şafakla birlikte uyumakta oldukları kıtalarının etrafı kuşatılan yeniçeriler, Teslim olmaları istendiği halde Yeniçeri kışlalarına ateş edilir. Kışlalar top ateşine tutulur. İçeride bulunan yeniçeriler paramparça olur, cesetleri havada uçuşur.<br />
<br />
Katliamdan kurtulmayı başaran yeniçeriler Belgrat ormanlarına kaçar ve saklanır. II. Mahmut ormanı kuşattırır ve ateşe vererek burada saklananları diri diri yakar. Yerine, Asakir-i Mansure-i Muhammediye adlı askeri ocak kurulur. II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı’nın ayaklanmasını destekleyen Bektaşilere çok hiddetlenir. Derhal Şeyhülislamdan onların cezalandırılmal arı için fetva çıkartır. İstanbul’da kurulan 100 kadar Bektaşi tekkesi ateşe verilerek yakılır. İçlerinde bulunan tüm el yazması eserler de yanıp kül olur. 3000 Bektaşi katledilir 6000 kişi tehcir edilerek sürgüne gönderilir.<br />
<br />
Bektaşi babalarının çoğu sürgün edilir. Darphane, tekkelerden, türbelerden toplanıp hapsedilen Bektaşilerle dolar.İleri gelen Bektaşilerden Kıncı Baba, kadılardan İstanbul Ağasızade Ahmet Efendi ve Haceğandan Salih Efendi yakalanarak Tophane’ye hücreye atılırlar. Sünni tarikat şeyhleri ve ulema Bektaşiler hakkında karar vermek için Babussaade Camisi’nde toplanır. şeyhülislamın, görüşlerini sorması üzerine hep birlikte şöyle derler:<br />
<br />
“...İslamın şartlarına riayet etmedikleri, namaz ve oruç tutmadıkları, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Osman’a ağır sözler söyledikleri için katledilmeleri vaciptir.’’<br />
<br />
Bunun üstüne, tekkelerin yakılıp yıkılmasına karar verildi. Ayrıca, Kıncı baba’nın Üsküdar’da, İstanbul Ağasızade Ahmet Efendi’nin Tophane’de, Salih Efendi’nin ise Bab-ı Hümayun’un önünde idam edilmelerine karar verilir ve uygulanır.<br />
<br />
Diğer Bektaşi dedeleri de ya Anadolu ve Trakya’ya sürgün edilir, ya da hapisle cezalandırılır. İstanbul Bektaşi dergahları yıkıldıktan sonra Rumeli dergahlarını yıkmak için Hacı Ali Bey ve Pirtepeli Ahmet Efendi görevlendirilir . Anadolu tekkelerini yıkmak için de Cebecibaşı Ali Ağa ve Müderris Çerkesli Mehmet Efendi Padişah buyruğu ile Anadolu’ya gönderilir. Tüm dergahların mal varlığına el konulur. Bektaşi tarihçi Şamzade Ataullah Efendi ise Tire’ye sürülür.<br />
<br />
Bektaşiler, böylece bütün yurtta sindirilir. Bir müddet sonra Rumeli’de Esat Baba ayaklanır, fakat yakalanarak Aksaray’da idam edilir. Bunu diğer ayaklanmalar ve idamlar takip eder. II. Mahmud, bu katliamlarla da yetinmez.<br />
<br />
Hacı Bektaş’taki Pir Evini de ıslah edip yola getirmek için Hacı Bektaş postuna, postnişin olarak Nakşibendi tarikatı şeyhlerinden Mehmet Sait Efendi’yi tayin eder. Pir Evi’ne cami yaptırır. Nakşi şeyhlerinin bu yolla Bektaşileri ehli sünnet yoluna getireceklerine inanılmaktadır. Fakat bütün bu çabalar boşa çıkar. II. Mahmud’un ölümünden sonra, Halil Revnaki Baba, Merdivenköy Bektaşi Dergahını açar. bunu, Rumelihisarı’nd a Nail Baba ve Çamlıca dergahlarının açılışları izler.<br />
<br />
Bektaşilerin katli hakkında fetva şöyledir:<br />
<br />
“Müslim namına olan Zeydi Meşihat iddiasında olup eldad ve zindika itikadında olduğunu izhar ve bu veçhile dai-ül fesat olduğu şeran sabit olsa Zeydi’in Emrül-ulelemir ile siyasetten katli meşru mudur?-Elcevap:Allahı alem vaciptir.Bu suretle zeyd veche muharrer üzre elhad ve zindika ile ahz olunduktan sonra tövbesi makbul olur mu?-Elcevap:Allahı alem olmaz, belki katl olunur.Sahir ve Sai bifesad olan zeyd Kablet tövbe ahz olunca Zeyd’e ne lazım olur?-Elcevap: Allah alem katl olunur.<br />
<br />
frmtr.com/alevi-kulturu/5156063-2-mahmutun-yaptigi-soykirim.html]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>