<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Alevi Forum - Atatürk'ün ünlü sözleri ve fikirleri]]></title>
		<link>https://www.aleviforum.net/</link>
		<description><![CDATA[Alevi Forum - https://www.aleviforum.net]]></description>
		<pubDate>Sat, 25 Jul 2026 06:38:18 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Onuncu Yıl Söylevi]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-onuncu-yil-soylevi.html</link>
			<pubDate>Mon, 07 Oct 2019 01:48:33 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-onuncu-yil-soylevi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Onuncu Cumhuriyet Bayram’ı sebebiyle Ankara’da yapılan büyük törende söylenmiştir.<br />
<br />
Türk Milleti!<br />
Kurtuluş savaşına başladığımızın 15’inci yılındayız. Bugün Cumhuriyet’imizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.<br />
Kutlu olsun!<br />
Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.<br />
Yurttaşlarım!<br />
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.<br />
Bundaki başarıyı Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak kararlılıkla yürümesine borçluyuz.<br />
Fakat yaptıklarımızı asla yeterli görmeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunda ve kararlılığındayız. Yurdumuzu dünyanın en bayındır ve en uygar memleketlerin seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş rahatlık, araç ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkaracağız.<br />
Bunun için, bizce zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici anlayışına göre değil, asrımızın hız ve hareket kavramına göre düşünülmelidir. Geçen zamana oranla, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da başarılı olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir, Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü, Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu yükselme ve uygarlık yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, pozitif ilimdir. Şunu da önemle belirtmeliyim ki, yüksek bir insan topluluğu olan Türk milletinin tarihi bir niteliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, yaratılış zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu devamlı olarak ve her türlü araç ve önlemlerle besleyerek geliştirmek millî idealimizdir.<br />
Türk milletine çok yaraşan bu ideal, onu bütün insanlığa gerçek rahatlığın sağlanması yolunda, kendine düşen uygar görevi yapmakta başarılı yapacaktır.<br />
Büyük Türk milleti, on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde başarı vadeden çok sözlerimi duydunuz. Mutluyum ki, bu sözlerimin hiçbirinde milletimin, hakkımdaki güvenini sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.<br />
Bugün, aynı inanç ve kesinlikle söylüyorum ki, millî ideale, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün uygar dünya, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.<br />
Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük uygar niteliği ve büyük uygar kabiliyeti, bundan sonraki gelişimi ile geleceğin yüksek uygarlık ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.<br />
Türk Milleti!<br />
Sonsuza akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, mutluluklarla huzur ve rahatlık içinde kutlamanızı gönülden dilerim. Ne Mutlu Türk'üm diyene!<br />
Mustafa Kemal Atatürk<br />
<br />
Hâkimiyet-i Milliye 30. 10. 1933</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Onuncu Cumhuriyet Bayram’ı sebebiyle Ankara’da yapılan büyük törende söylenmiştir.<br />
<br />
Türk Milleti!<br />
Kurtuluş savaşına başladığımızın 15’inci yılındayız. Bugün Cumhuriyet’imizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.<br />
Kutlu olsun!<br />
Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.<br />
Yurttaşlarım!<br />
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.<br />
Bundaki başarıyı Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak kararlılıkla yürümesine borçluyuz.<br />
Fakat yaptıklarımızı asla yeterli görmeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunda ve kararlılığındayız. Yurdumuzu dünyanın en bayındır ve en uygar memleketlerin seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş rahatlık, araç ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkaracağız.<br />
Bunun için, bizce zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici anlayışına göre değil, asrımızın hız ve hareket kavramına göre düşünülmelidir. Geçen zamana oranla, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da başarılı olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir, Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü, Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu yükselme ve uygarlık yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, pozitif ilimdir. Şunu da önemle belirtmeliyim ki, yüksek bir insan topluluğu olan Türk milletinin tarihi bir niteliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, yaratılış zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu devamlı olarak ve her türlü araç ve önlemlerle besleyerek geliştirmek millî idealimizdir.<br />
Türk milletine çok yaraşan bu ideal, onu bütün insanlığa gerçek rahatlığın sağlanması yolunda, kendine düşen uygar görevi yapmakta başarılı yapacaktır.<br />
Büyük Türk milleti, on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde başarı vadeden çok sözlerimi duydunuz. Mutluyum ki, bu sözlerimin hiçbirinde milletimin, hakkımdaki güvenini sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.<br />
Bugün, aynı inanç ve kesinlikle söylüyorum ki, millî ideale, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün uygar dünya, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.<br />
Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük uygar niteliği ve büyük uygar kabiliyeti, bundan sonraki gelişimi ile geleceğin yüksek uygarlık ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.<br />
Türk Milleti!<br />
Sonsuza akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, mutluluklarla huzur ve rahatlık içinde kutlamanızı gönülden dilerim. Ne Mutlu Türk'üm diyene!<br />
Mustafa Kemal Atatürk<br />
<br />
Hâkimiyet-i Milliye 30. 10. 1933</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ATATÜRK VE NAMIK KEMAL]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-ve-namik-kemal.html</link>
			<pubDate>Wed, 26 Dec 2018 01:21:48 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-ve-namik-kemal.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">ATATÜRK VE NAMIK KEMAL<br />
<br />
50. Ölüm Yıldönümünde Büyük Atatürk’ü minnetle bir kere daha anarken, 100. ölüm yıldönümünde de büyük vatan şairimiz Nâmık Kemal’i şükran duyguları ile anıyoruz.<br />
1888’de Nâmık Kemal öldüğü zaman, Mustafa Kemal henüz yedi yaşındadır. Çökmekte olan devleti kurtarmak için çareler arayan aydınlar, vatan şâiri Nâmık Kemal’in eserlerini okumakta, hatırasını yaşatmaktadırlar. Okullarda öğrencilere Nâmık Kemal sevgisi aşılanmakta, eserleri elden ele dolaşmaktadır.<br />
Türk cemiyetinde rastlanılan Mustafa Âsim, Mustafa Edib, Mustafa Enis, Mustafa Fâzıl, Mustafa Fevzi, Mustafa Fikri, Mustafa Galip, Mustafa Hakkı, Mustafa Hikmet, Mustafa Hilmi, Mustafa İsmet, Mustafa izzet, Mustafa Kâmil vb. gibi yüzlerce binlerce Mustafa’lı adın hiçbirini örnek almayan matematik öğretmeninin, çok sevdiği öğrencisi Mustafa’ya ikinci ad olarak bilhassa “Kemâl” i seçip, hiç rastlanmamış ilk örneği verişinde ve sihirli "Mustafa Kemâl” terkibini yapışında, Türk kaynaklarının ruhlarında sembolleşmiş "Kemâl"in düşünüldüğü muhakkaktır. Millî kahramanların destanlaştıkları yıllarda dünyaya gelen Türk çocuklarına onlara benzesinler dileğiyle, o kahramanların adlarının verilmesi, sık rastlanılan milli gelenektir.<br />
Büyük Kurtarıcı’nın; eserleriyle Nâmık Kemal’i ilk tanıması, Manastır İdâdi (lise)’sinde öğrenci iken, yakın arkadaşı Ömer Naci Bey sayesinde olur. O sıralarda, Ömer Naci; edebiyata meraklı, heyecanlı şiirler yazan, söyleyen ve onun için de Nâmık Kemal’e hayran birisidir. Birgün Mustafa Kemal’den, okumak maksadiyle kitaplar ister. Fakat kendisine hep fen kitapları uzatması üzerine:<br />
"Bunlar, ders kitabı... O hâlde, ben sana vereyim" diyerek, çeşitli şiirler ve tiyatro eserleri getirir. Mustafa Kemal, bunları karıştırırken, sayfaları arasına serpiştirilmiş kâğıtlar gözüne ilişir. Kâğıtlarda, el yazısı ile yazılmış ve Nâmık Kemal İmzalı şu mısralar dikkatini çeker:<br />
<br />
Vücûdun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır;<br />
Ne gam râh-ı vatanda hâk olursa cevr ü mihnetten.<br />
Hakir olduysa millet şânına noksan gelir sanma;<br />
Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten.<br />
Muini zâlimin dünyâda erbâb-ı denâ’ettir.<br />
*****tir zevk alan sayyâd-ı bi-insâfa hizmetten,<br />
<br />
Bilhassa şu beyitlerin kendisini çok etkilediğini, daha sonra zaman zaman dile getirecektir;<br />
<br />
Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin;<br />
Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten<br />
<br />
Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini,<br />
Yoğ-imiş kurtaracak bahtı kara mâderini.<br />
<br />
Merkez-i hâke atsalar da bizi;<br />
Kürre-i arzı patlatır çıkarız..<br />
<br />
O yıllarda, Nâmık Kemal’in yasaklanmış eserlerini bulmak, onun vatanseverlik telkin eden şiir ve yazılarının heyecanını tatmak aydınların ortak tutkusu gibidir. Mustafa Kemal'in, Nâmık Kemal’i tanıyıp sevmesini, onun görüşlerinin oluşumunda önemli bir hadise olarak kabul etmek gerekir. Mustafa Kemal’in okul arkadaşlarından Ali Fuat Cebesoy hatıralarında bu konuda şunları der:<br />
"Mustafa Kemal’in bir gece vakti yanıma gelerek, Kemal'in Vatan Kasidesi'nin teksir edilmiş bir nüshasını "Fuad kardeşim bunu ezberleyelim” diye bana verirken, yavaş bir sesle fakat büyük bir heyecanla okuduğu:<br />
<br />
‘‘Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin<br />
Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten”<br />
<br />
mısralarını nasıl unutabilirim."<br />
Anlaşılmaktadır ki Mustafa Kemal, daha lise öğrenciliği günlerinden itibaren Nâmık Kemal'e hayran yani vatansever, hürriyetperver birisi olmaya başlamıştır. Liseden sonra gittiği Harb Okulu'nda da bütün disiplin tedbirlerine rağmen, öğrenciler Nâmık Kemal'in eserlerini okumaktadırlar.<br />
Mustafa Kemal bu konuda "harbiye senelerinde siyaset fikirleri başgösterdi, vaziyet hakkında henüz nafiz bir nazar hâsıl edemiyorduk, Sultan Hamit devri idi... bu gibi vatanperverane eserleri okuyanlara karşı takibat yapılması, işlerin içinde bir berbatlık olduğunu ihsas ediyordu" demektedir<br />
Cebesoy’un; Nâmık Kemal konusunda, Atatürk'le beraber bir diğer hatırası da, Manastır'da seyrettikleri "Vatan Yahut Silistre" piyesi ile ilgili olanıdır ki, onu da şu satırlarında nakleder:<br />
"Manastır'a döndük. Şehrin methaline girişine geldiğimiz zaman, orada bulunan bir mesirede vakit geç olmasına rağmen, Harp Okulu telebelerinin açık havada büyük vatan şâiri Nâmık Kemal'in Vatan Yahut Silistre adlı eserini oynadıklarını gördük. Atlarımızdan inerek, oyunu büyük heyecanla seyrettik. Talebe efendilerden birinin temsilin son sahnesinde:<br />
<br />
Yâre nişandır tenine erlerin!<br />
Mevt ise son rütbesidir askerin!<br />
Altıda bir üstü de birdir yerin.<br />
Arş yiğitler vatan imdâdına.<br />
<br />
mısralarını okurken, yanımdaki subaylar, gözyaşlarını tutamamışlardı. Benim de gözlerim yaşarmıştı. Harp Okulu’ndaki talebelik hayatımız gözümün önünde canlanmıştı. Sınıf arkadaşım Mustafa Kemal ile beraber bu şiirleri o zaman okumuş ezberlemiştik. Fakat böyle heyecanla haykıramamıştık."<br />
Atatürk, özel sohbetlerinde yaptığı heyecanlı konuşmalarda veya bunaldığı sıkıldığı zamanlar genellikle Nâmık Kemal'den mısralar, beyitler okumuştur. Öğrencilik yıllarından sonra subay olarak bulunduğu yerlerde de, Nâmık Kemal’in şiirleri onun ruhî dayanakları olmuştur.<br />
Mesela Ş. Tezer tarafından yayıma hazırlanan "Atatürk’ün Hatıra Defteri"nde, Birinci Dünya Harbi sırasında Doğu Anadolu (Bitlis, Silvan gibi) bölgesinde iken 10 Ağustos 1916 Pazar günü defterine şöyle bir kayıt düşmüştür;<br />
"Kemal Bey’in Makalat-ı Siyasiye ve Edebiyyesini okudum, ikinci kitabın sonunda idim, hitam buldum; Kemal Bey’in Tarih-i Osmani’sini takibe başladım"<br />
Nâmık Kemal'in, Atatürk’ün özel kütüphanesinde bulunan eserleri de, Gazi'nin ona gösterdiği ilgi hakkında bir fikir verecek niteliktedir.<br />
<br />
Bu eserler:<br />
1 - İmtizac-ı Akvam Ve Vefa-i Ahd.<br />
2 - Eş’ar-ı Kemal 2. Devr-i Edebiyye.<br />
<br />
Bu kitap, "Ali Ekrem (Bolayır)'ın 21 Temmuz 1339 (1923) tarihli takdim yazısıyla Gazi Mustafa Kemal’e hediye edilmiştir. İçinde Ali Ekrem’in yazısıyla yedi ilave yaprak, Atatürk’e yazılmış bir mektup ve bir de Ziya Gökalp'ın Atatürk’e yazdığı 4 Ağustos 1339 tarihli bir mektup vardır.<br />
3 - Vaveylâ<br />
4 - Makalat-ı Siyasiyye ve Edebiyye<br />
5 - Renan Müdafaanamesi<br />
6 - Edib-i Azam Merhum Nâmık Kemal Bey’in Rüyası<br />
7 - Sergüzeşt<br />
8 - Osmanlı Tarihi (2. cilt)’dir.<br />
9 - Şark Meselesi, Hürriyet-i Efkâr<br />
10-U sul-i Meşveret Hakkında Mektuplar.<br />
<br />
Atatürk'ün Özel Kütüphanesi'nde. Nâmık Kemal hakkında başkaları tarafından yazılmış kitaplar da bulunmaktadır. Bu kitaplar da:<br />
<br />
1 — Kemalettin Şükrü. Nâmık Kemal Hayatı Ve Eserleri, İstanbul 1931, 160 s.<br />
2 — Saadettin Nüzhet (Ergun), Nâmık Kemal, Hayatı ve Şiirleri, İstanbul 1933, 251 s.<br />
3 — Ali Ekrem (Bolayır), Ruh-ı Kemal, İstanbul 1938, 108 s.'dır.<br />
<br />
Millî Mücadele yıllarıdır. Atatürk, 18 Aralık 1919’da Ankara'ya gelmek üzere Sivas’tan yola çıkar. Heyet-i Temsiliye, merkezini Ankara'ya taşımak kararını vermiştir. Şarkışla ve Kayseri'den geçerek 21 aralıkda öğle vakti Kırşehir’e gelir. Halkın coşkun sevgi gösterileriyle karşılaşır; şehrin ileri gelenleriyle görüşür. Halkla temaslarda bulunur. Kırşehir Gençler Derneği’nde yaptığı konuşmada “kuvayı milliyenin âmil, iradei milliyenin hâkim olması" gerektiğini söyler. Geceleyin şerefine fener alayı tertip eden halka hitaben yaptığı konuşmada da:<br />
<br />
”Bu milletin içinden çıkan bir Kemal,<br />
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini<br />
Yok imiş kurtaracak bahtı kara maderini"<br />
<br />
demiş; gene bu milletin bağrından çıkan bir Kemal de diyor, ki;<br />
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini<br />
Elbet bulunur kurtaracak bahtı kara maderini”<br />
<br />
demiştir.<br />
Atatürk'ün bu beyiti kendi cevabıyla birlikte ilk defa okuduğu yerin neresi olduğu hakkında değişik görüşler vardır:<br />
<br />
M. Şakir Ülkütaşır, Türk Kültürü dergisinde (Kasım 1968. s. 73, s. 59) değişik iki görüşü daha verdikten sonra, Atatürk’ün cevabi beytini ilk defa "Birinci İnönü Zaferi’nden sonra Meclisteki beyanatında" okuduğunu, 17 Ocak 1921 tarihli Ulus Gazetesini kaynak göstererek yazmaktadar. Lord Kınross Atatürk adlı eserinde (1972 s.311) ilk defa Kırşehir'de okuduğunu söylemekte; İslâm Ansiklopedisi'nin "Atatürk" maddesinde de ilk defa Kırşehir’de söylediği yazılmaktadır ki, doğrusu bu olsa gerektir.<br />
Büyük Millet Meclisi Zabıtları (cilt: 7, s.347) na göre Atatürk söz konusu beyitleri Mecliste olmuştur. Fakat ilk okuyuşu değildir. İlk okuyuşu 21 Aralık 1919'da Kırşehir'de olmuştur. Mecliste ise, Birinci İnönü Zaferi'nin kazanılmasından sonra 13 Ocak 1921 (1337) Perşembe günü saat 15.30'da gerçekleşmiştir.<br />
Birçok meb’uslar kürsüye gelerek orduya, onun kahraman kumandanına ve aziz şehitlerine hürmetlerini ifade ediyorlar. Bir ara Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa kürsüye çıkıyor, şunları söylüyor:<br />
<br />
— Arkadaşlar, Muhuddin Bey'in (Baha Pars) gayet kıymetli sözlerinin hâsıl etdiği hissiyâta tercüman olmak üzere bir iki kelime arzedeceğim. Milletimiz bugün bütün mâzisinde olduğundan daha çok ve ecdâdından daha çok ümidvârdır. Bunu ifâde için şunu arzediyorum. Kendilerinin tâbiri veçhile Cennet’den vatanımıza nigehban olan merhum Kemal demişdir ki:<br />
<br />
Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini<br />
Yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini<br />
<br />
İşte ben, bu kürsüden, bu Meclis-i Âli’nin reisi sıfatıyla Hey’et-i âliyyenizi teşkil eden bütün âzânın her biri nâmına ve bütün millet nâmına diyorum ki:<br />
Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini<br />
Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini.<br />
<br />
Atatürk’ün, Nâmık Kemal hakkındaki düşüncelerini yukarıda verdiğimiz örneklerden daha net bir şekilde ortaya koyan bir de telgraf vardır. Nâmık Kemal’in oğlu Ali Ekrem Bolayır, İkinci İnönü Zaferi'nin kazanılmasından sonra Atatürk'e bir tebrik telgrafı gönderir. Atatürk de Ali Ekrem'e yazdığı 10 Nisan 1921 tarihli cevabî telgrafında, Nâmık Kemal hakkında şunları söylemektedir:<br />
<br />
“Anadolu’nun ruhu bütün feyz-i mukavemetini âbâ-i tarihinden almıştır. Bize bu mukaddes feyzi nefheden ervah-ı ecdat arasında mükerrem babanızın pek büyük mevkii vardır. Mecruh vatanın halâs-ü istiklâli için, ölmek yolunda nesle tâlim-i fedakarı' eden büyük Kemal hakkında tekrir-i tâzimata vesile olan telgrafnamenize, arz-ı şükran-ı mahsuz eylerim efendim” .<br />
<br />
Görüldüğü gibi bu telgrafta, vatanın kurtuluşunu sağlayan nesillerin yetişmesinde, Nâmık Kemal'in nasıl önemli etkileri olduğu Atatürk tarafından da söylenmekte ve ayrıca, Atatürk’ün Nâmık Kemal’e nasıl büyük bir saygı duyduğu kendisinin sözleriyle ortaya konmaktadır.<br />
Atatürk de bizden birisi olarak (ailesi, okulu, öğretmenleri ve arkadaşları), okuduğu kitaplar, imparatorluğun çöküşü ve Fransız İhtilali, meşrutiyet kuşaklarını etkileyen fikirler, medeniyet ve ırk sorunu, dünya tarihi ve şark meselesi gibi konulardan etkilenmiştir.<br />
Hiç şüphesiz Atatürk'ün Nâmık Kemal'e olan hayranlığı; sadece sübjektif değerlendirmelere bağlı, hissi bir yaklaşımdan ibaret değildir. Aslında, Vatan Şairi'nin, Büyük Kurtarıcı’ya herşeyden evvel fikirleriyle tesir ettiği muhakkaktır.<br />
<br />
Şairimizin; fikirlerini, duygu planında heyecan unsuru ile bütünleştirerek vermiş olmasının, Gâzi üzerindeki direkt etkisi ise, şüphe küfürlü içerikürmez bir gerçek hükmündedir. Millî kültür anlayışı çerçevesinde ve Batı medeniyeti doğrultusunda, çağdaş düşünceyi hedef kabul eden Atatürk’ün ilke ve inkılâplarının temelinde, Ziya Gökalp’ın ve Tevfik Fikret’in fikirleri önemli derecede yer tutmakla birlikte; bunlardan önce, -yukarıda işaret ettiğimiz gibi daha lise sıralarından itibaren- Nâmık Kemal'in görüşlerinin de büyük payı vardır. Çünki; Gökalp’ın ve Fikret’in üzerinde hassasiyetle durdukları, Atatürk’ün de çok değer verdiği “ Hürriyet” “ Medeniyet” ve “ Terakki” kavramları etrafında ilk ciddî çalışmaları, Nâmık Kemal yapmıştır.<br />
<br />
Nitekim, şâirimiz, “ Medeniyet” makalesinde:<br />
"İnsanın hakkı ve amacı sâdece yaşamak değil; hürriyetle yaşamaktır. Bu kadar medenî milletlere karşı mümkün müdür ki, medenî olmayan milletler hürriyetlerini koruyabilsinler? “Bize şu gerekli; onunla yetinmeliyiz. Ve babalarımızdan bunu gördük, onun dışında ne varsa kötüdür. Dersler, yeni bilgiler kazanma, kitaplar, makineler, ilerlemeler, yeni buluşlar ne işe yarar?" diye diye Hindliler, Cezâyirliler gibi yabancıların kahredici üstünlüğü, eziyeti altında hürriyetini kaybetmek, insanlığın şanına şerefine hiçbir şekilde yakışır şeylerden değildir.<br />
<br />
Medeniyetin her sıkıntısı, bir rahatı doğurur; vahşetin, yabaniliğin her rahatı bin eziyeti, sıkıntıyı getirir.<br />
İnsanın ihtiyaçlarının, yalnız dünyanın topraktan yetişen ürünleriyle giderilmesi ihtimâli yoktur; onu olsa olsa medeniyetin toplu hazîneleri, eserleri karşıyabillr. Kısacası; "Medeniyetsiz yaşamak, ecelsiz ölmek gibidir” ,<br />
şeklinde, bu konular etrafındaki görüşlerini anahatları ile ortaya koyarken; büyük kurtarıcının da, aynı çizgideki şu sözlerine şâhit oluyoruz:<br />
"Gözlerimizi kapayıp, mücerred (her tarafla ilişkilerimizi keserek) yaşadığımızı farzedemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp, cihan ile alâkasız yaşayamayız. Bilâkis müterakkî (gelişmiş), mütemeddin (medenî) bir millet olarak, medeniyet sahasının üzerinde yaşayacağız. Bu hayat, ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise, oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.<br />
Hiçbir mantikî delile dayanmayan birtakım an'anelerin, akidilerin muhafazasında ısrar eden milletlerin terakkisi (ilerleyip, yükselmesi) çok güç olur; belki de hiç olmaz.<br />
Memleket muhakkak asri, medenî ve müreffeh olacaktır. Bizim için bu, hayat davasıdır.<br />
Medenî cihan çok ileridedir. Buna yetişmek, o medeniyet dairesine dâhil olmak mecburiyetindeyiz. Bütün safsataları bertaraf etmelidir.<br />
Efendiler! "Medenî olmayan insanlar, medenî olanların ayakları altında kalmaya maruzdurlar"<br />
Ayrıca, Atatürk’ün üzerinde tam bir dikkat ve titizlikle durduğu "Vatan sevgisi” , "Milliyetçilik" ve "Halkçılık" hareketinin, ilk heyecanlı hamlesi de Nâmık Kemal'dir.<br />
<br />
Nitekim, "Vatan" mâkalesinde:<br />
"İnsanlık tarihinin hangi sayfasına bakılsa; her zamanda ve her millette ortaya çıkan yüksek fikirler ve faziletli ahlâk sahiplerinin hepsi, vatan sevgisini dünya işlerinin hepsinden üstün tutmuş ve pekçoğu vatan yolunda canlarını seve seve vermiş görülür.<br />
Bundan dolayıdır ki; her dinde, her millette, her terbiyede, her medeniyette vatan sevgisi; en büyük faziletlerden, en mukaddes vazifelerdendir.<br />
Kanaatimizce, vatanseverliğin en büyük hareket unsurlarından, güç kaynaklarından olan vatan fikrini gönüllerden kaldırmak, hakları korumanın en etkili sebeplerinden, araçlarından olan ateşli silâhı ellerden almaya benzer. Bir millet vatan sevgisinden nefsini ayırırsa, vatanını sevmezse; çok zaman geçmez, elbette vatanını o sevgiyle dolu olanların istilâ bayrakları altında görür.<br />
<br />
Biz oturduğumuz yerlerin her taşı için, cevher kıymetinde bir can verdik. Her avuç toprağı gözümüzde, o yola kendini fedâ etmiş bir kahramanın varlığının hâtırasıdır.<br />
Vatan bize kılıcımızın ekmeğidir. Dâima kendimize ait, yalnız bize ayrılmış biliriz. Dâima kendimizden çok sever, canımızı uğruna feda ederiz” .<br />
Diyen Şâirimiz'in; Atatürk'e, bu konuda da ışık tuttuğu, heyecan verdiği muhakkaktır. Nitekim; Gâzi'nin şu sözleri, kendisindeki Nâmık Kemal tesirinin açık izlerini taşır;<br />
"Bu bedbaht memlekete karşı mühim vazifelerimiz vardır. Onu kurtarmak yegâne hedefimizdir. Hürriyet olmayan bir memlekette, ölüm ve izmihlâl (yok olup bitme) vardır. Her terakkinin ve kurtuluşun anası, hürriyettir. Milleti vatana hâkim kılmak, hülâsa vatanı kurtarmak için, sizi vazifeye davet ediyorum.”<br />
"Vatan mutlaka selâmet bulacak, millet mutlaka mesut olacaktır. Çünki kendi selâmetini, kendi saadetini memleketin, milletin saadeti ve selâmeti için fedâ edebilen vatan evlâtları çoktur."<br />
<br />
"Biz, millî hudutlarımız dâhilinde hür ve müstakil yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz."<br />
<br />
"Millî hudut dâhilinde vatan bir bütündür.”<br />
"Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir”<br />
<br />
<br />
diyen Atatürk, Nâmık Kemal'i "Türk milletinin yüzyıllardan beri beklediği sesi” olarak görmektedir.<br />
Atatürk; vatan ve özgürlük kavgalarını yeni kuşaklara aşılayan Nâmık Kemal; Osmanlılık yerine Türklüğü ve Türklük duygusunu dile getiren millî şair Mehmet Emin Yurdakul’u ve her türlü zorluğa karşı direnip, insanlığı yükseltmeye yönelen Tevfik Fikret’i, Ziya Gökalp’i çok okumuştur. Yahya Kemal’den Türk tarihi ve özellikle Fransızca eserler için kitap listesi alıp, Çankaya'daki kütüphanesine maletmiştir. Abdülhak Hamid'i dinlemiş, okumuştur.<br />
Atatürk, bu kitaplarda geçen görüş ve düşüncelerin izleyicisi değil, yorumcusu olmuş, kendine göre bir sonuca varmaya çalışmıştır. Onun düşünce hayatımıza getirdiği yeniliklerden biri, reform ve yenilik alanında “şikâyet” ve "inleyiş” yerine, “olumlu meselelerin özüne ehemmiyet veren” bir anlayışı yerleştirebilmek olmuştur.<br />
Nâmık Kemal, hayatı, sanatı ve fikirleriyle, hem sağlığında hem de ölümünden sonra Türk toplumu ve aydınları üzerinde etkili olmuş bir şâir-yazardır. Zamanının yeni fikirlerini Türk toplumuna, anlayıp sevecekleri bir üslûpla sunmuş, Batılılaşma yolundaki Türkiye'de inkılâpçı bir kuşağın yetişmesinde etkili olmuştur. Onun etkileriyle yetişen Türk aydınları, gerek Osmanlı Devleti dağılırken, gerekse Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulurken, ölüm pahasına Türk milletine hizmet etmişlerdir.Nâmık Kemal, inanılan değerler uğruna kendini feda edişin çok güzel bir örneğidir.<br />
<br />
Sonuç olarak; nazım ve nesir türündeki eserlerinde vatan, millet, bayrak, din, dil, hürriyet, eşitlik, kültür, medeniyet, hak, hukuk, gibi yüce kavramları; uğrunda seve seve canımızı bile feda edebileceğimiz yüksek idealler olarak gören ve gösteren Nâmık Kemâl'in; bu idealler doğrultusunda hareket ederek, onların gerçekleşmesi için olağanüstü gayretlerle, maddi ve manevî her türlü fedâkârlığı göze alan Büyük Kurtarıcı, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Atatürk; vatan ve milletin istiklâli, birliği, bütünlüğü, ilerleyip yükselmesi ve medenî dünyadaki haklı yerini alması yolunda heyecan yüklü fikirleriyle yakın tarihimizin bütün inkılâpçı aydınları gibi etkileriyle yetişmiştir.<br />
<br />
Atatürk; çağdaş kavramları ilk defa Nâmık Kemal’den öğrenmiş, çağdaş bir toplum olabilmenin heyecanını onun yazılarında tatmıştır. Nâmık Kemal tarafından bayraklaştırılan ilke ve kavramlar, aralarında farklılıklar olsa bile, Atatürk tarafından da ömür boyu savunulmuştur. Atatürk, Nâmık Kemal'den etkilenmekle birlikte, onu olduğu gibi alan birisi de değildir. Ondan aldığı etkileri, yeni görüşler, zamanın gerçekleri ve kendi tecrübelerinin ışığında değerlendirip, daha yeni, daha geçerli sentezlere ulaşmıştır.<br />
<br />
<br />
HASAN DUMAN<br />
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü<br />
Taha Toros Arşivi, 580853<br />
<br />
siirparki.com</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">ATATÜRK VE NAMIK KEMAL<br />
<br />
50. Ölüm Yıldönümünde Büyük Atatürk’ü minnetle bir kere daha anarken, 100. ölüm yıldönümünde de büyük vatan şairimiz Nâmık Kemal’i şükran duyguları ile anıyoruz.<br />
1888’de Nâmık Kemal öldüğü zaman, Mustafa Kemal henüz yedi yaşındadır. Çökmekte olan devleti kurtarmak için çareler arayan aydınlar, vatan şâiri Nâmık Kemal’in eserlerini okumakta, hatırasını yaşatmaktadırlar. Okullarda öğrencilere Nâmık Kemal sevgisi aşılanmakta, eserleri elden ele dolaşmaktadır.<br />
Türk cemiyetinde rastlanılan Mustafa Âsim, Mustafa Edib, Mustafa Enis, Mustafa Fâzıl, Mustafa Fevzi, Mustafa Fikri, Mustafa Galip, Mustafa Hakkı, Mustafa Hikmet, Mustafa Hilmi, Mustafa İsmet, Mustafa izzet, Mustafa Kâmil vb. gibi yüzlerce binlerce Mustafa’lı adın hiçbirini örnek almayan matematik öğretmeninin, çok sevdiği öğrencisi Mustafa’ya ikinci ad olarak bilhassa “Kemâl” i seçip, hiç rastlanmamış ilk örneği verişinde ve sihirli "Mustafa Kemâl” terkibini yapışında, Türk kaynaklarının ruhlarında sembolleşmiş "Kemâl"in düşünüldüğü muhakkaktır. Millî kahramanların destanlaştıkları yıllarda dünyaya gelen Türk çocuklarına onlara benzesinler dileğiyle, o kahramanların adlarının verilmesi, sık rastlanılan milli gelenektir.<br />
Büyük Kurtarıcı’nın; eserleriyle Nâmık Kemal’i ilk tanıması, Manastır İdâdi (lise)’sinde öğrenci iken, yakın arkadaşı Ömer Naci Bey sayesinde olur. O sıralarda, Ömer Naci; edebiyata meraklı, heyecanlı şiirler yazan, söyleyen ve onun için de Nâmık Kemal’e hayran birisidir. Birgün Mustafa Kemal’den, okumak maksadiyle kitaplar ister. Fakat kendisine hep fen kitapları uzatması üzerine:<br />
"Bunlar, ders kitabı... O hâlde, ben sana vereyim" diyerek, çeşitli şiirler ve tiyatro eserleri getirir. Mustafa Kemal, bunları karıştırırken, sayfaları arasına serpiştirilmiş kâğıtlar gözüne ilişir. Kâğıtlarda, el yazısı ile yazılmış ve Nâmık Kemal İmzalı şu mısralar dikkatini çeker:<br />
<br />
Vücûdun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır;<br />
Ne gam râh-ı vatanda hâk olursa cevr ü mihnetten.<br />
Hakir olduysa millet şânına noksan gelir sanma;<br />
Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten.<br />
Muini zâlimin dünyâda erbâb-ı denâ’ettir.<br />
*****tir zevk alan sayyâd-ı bi-insâfa hizmetten,<br />
<br />
Bilhassa şu beyitlerin kendisini çok etkilediğini, daha sonra zaman zaman dile getirecektir;<br />
<br />
Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin;<br />
Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten<br />
<br />
Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini,<br />
Yoğ-imiş kurtaracak bahtı kara mâderini.<br />
<br />
Merkez-i hâke atsalar da bizi;<br />
Kürre-i arzı patlatır çıkarız..<br />
<br />
O yıllarda, Nâmık Kemal’in yasaklanmış eserlerini bulmak, onun vatanseverlik telkin eden şiir ve yazılarının heyecanını tatmak aydınların ortak tutkusu gibidir. Mustafa Kemal'in, Nâmık Kemal’i tanıyıp sevmesini, onun görüşlerinin oluşumunda önemli bir hadise olarak kabul etmek gerekir. Mustafa Kemal’in okul arkadaşlarından Ali Fuat Cebesoy hatıralarında bu konuda şunları der:<br />
"Mustafa Kemal’in bir gece vakti yanıma gelerek, Kemal'in Vatan Kasidesi'nin teksir edilmiş bir nüshasını "Fuad kardeşim bunu ezberleyelim” diye bana verirken, yavaş bir sesle fakat büyük bir heyecanla okuduğu:<br />
<br />
‘‘Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin<br />
Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten”<br />
<br />
mısralarını nasıl unutabilirim."<br />
Anlaşılmaktadır ki Mustafa Kemal, daha lise öğrenciliği günlerinden itibaren Nâmık Kemal'e hayran yani vatansever, hürriyetperver birisi olmaya başlamıştır. Liseden sonra gittiği Harb Okulu'nda da bütün disiplin tedbirlerine rağmen, öğrenciler Nâmık Kemal'in eserlerini okumaktadırlar.<br />
Mustafa Kemal bu konuda "harbiye senelerinde siyaset fikirleri başgösterdi, vaziyet hakkında henüz nafiz bir nazar hâsıl edemiyorduk, Sultan Hamit devri idi... bu gibi vatanperverane eserleri okuyanlara karşı takibat yapılması, işlerin içinde bir berbatlık olduğunu ihsas ediyordu" demektedir<br />
Cebesoy’un; Nâmık Kemal konusunda, Atatürk'le beraber bir diğer hatırası da, Manastır'da seyrettikleri "Vatan Yahut Silistre" piyesi ile ilgili olanıdır ki, onu da şu satırlarında nakleder:<br />
"Manastır'a döndük. Şehrin methaline girişine geldiğimiz zaman, orada bulunan bir mesirede vakit geç olmasına rağmen, Harp Okulu telebelerinin açık havada büyük vatan şâiri Nâmık Kemal'in Vatan Yahut Silistre adlı eserini oynadıklarını gördük. Atlarımızdan inerek, oyunu büyük heyecanla seyrettik. Talebe efendilerden birinin temsilin son sahnesinde:<br />
<br />
Yâre nişandır tenine erlerin!<br />
Mevt ise son rütbesidir askerin!<br />
Altıda bir üstü de birdir yerin.<br />
Arş yiğitler vatan imdâdına.<br />
<br />
mısralarını okurken, yanımdaki subaylar, gözyaşlarını tutamamışlardı. Benim de gözlerim yaşarmıştı. Harp Okulu’ndaki talebelik hayatımız gözümün önünde canlanmıştı. Sınıf arkadaşım Mustafa Kemal ile beraber bu şiirleri o zaman okumuş ezberlemiştik. Fakat böyle heyecanla haykıramamıştık."<br />
Atatürk, özel sohbetlerinde yaptığı heyecanlı konuşmalarda veya bunaldığı sıkıldığı zamanlar genellikle Nâmık Kemal'den mısralar, beyitler okumuştur. Öğrencilik yıllarından sonra subay olarak bulunduğu yerlerde de, Nâmık Kemal’in şiirleri onun ruhî dayanakları olmuştur.<br />
Mesela Ş. Tezer tarafından yayıma hazırlanan "Atatürk’ün Hatıra Defteri"nde, Birinci Dünya Harbi sırasında Doğu Anadolu (Bitlis, Silvan gibi) bölgesinde iken 10 Ağustos 1916 Pazar günü defterine şöyle bir kayıt düşmüştür;<br />
"Kemal Bey’in Makalat-ı Siyasiye ve Edebiyyesini okudum, ikinci kitabın sonunda idim, hitam buldum; Kemal Bey’in Tarih-i Osmani’sini takibe başladım"<br />
Nâmık Kemal'in, Atatürk’ün özel kütüphanesinde bulunan eserleri de, Gazi'nin ona gösterdiği ilgi hakkında bir fikir verecek niteliktedir.<br />
<br />
Bu eserler:<br />
1 - İmtizac-ı Akvam Ve Vefa-i Ahd.<br />
2 - Eş’ar-ı Kemal 2. Devr-i Edebiyye.<br />
<br />
Bu kitap, "Ali Ekrem (Bolayır)'ın 21 Temmuz 1339 (1923) tarihli takdim yazısıyla Gazi Mustafa Kemal’e hediye edilmiştir. İçinde Ali Ekrem’in yazısıyla yedi ilave yaprak, Atatürk’e yazılmış bir mektup ve bir de Ziya Gökalp'ın Atatürk’e yazdığı 4 Ağustos 1339 tarihli bir mektup vardır.<br />
3 - Vaveylâ<br />
4 - Makalat-ı Siyasiyye ve Edebiyye<br />
5 - Renan Müdafaanamesi<br />
6 - Edib-i Azam Merhum Nâmık Kemal Bey’in Rüyası<br />
7 - Sergüzeşt<br />
8 - Osmanlı Tarihi (2. cilt)’dir.<br />
9 - Şark Meselesi, Hürriyet-i Efkâr<br />
10-U sul-i Meşveret Hakkında Mektuplar.<br />
<br />
Atatürk'ün Özel Kütüphanesi'nde. Nâmık Kemal hakkında başkaları tarafından yazılmış kitaplar da bulunmaktadır. Bu kitaplar da:<br />
<br />
1 — Kemalettin Şükrü. Nâmık Kemal Hayatı Ve Eserleri, İstanbul 1931, 160 s.<br />
2 — Saadettin Nüzhet (Ergun), Nâmık Kemal, Hayatı ve Şiirleri, İstanbul 1933, 251 s.<br />
3 — Ali Ekrem (Bolayır), Ruh-ı Kemal, İstanbul 1938, 108 s.'dır.<br />
<br />
Millî Mücadele yıllarıdır. Atatürk, 18 Aralık 1919’da Ankara'ya gelmek üzere Sivas’tan yola çıkar. Heyet-i Temsiliye, merkezini Ankara'ya taşımak kararını vermiştir. Şarkışla ve Kayseri'den geçerek 21 aralıkda öğle vakti Kırşehir’e gelir. Halkın coşkun sevgi gösterileriyle karşılaşır; şehrin ileri gelenleriyle görüşür. Halkla temaslarda bulunur. Kırşehir Gençler Derneği’nde yaptığı konuşmada “kuvayı milliyenin âmil, iradei milliyenin hâkim olması" gerektiğini söyler. Geceleyin şerefine fener alayı tertip eden halka hitaben yaptığı konuşmada da:<br />
<br />
”Bu milletin içinden çıkan bir Kemal,<br />
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini<br />
Yok imiş kurtaracak bahtı kara maderini"<br />
<br />
demiş; gene bu milletin bağrından çıkan bir Kemal de diyor, ki;<br />
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini<br />
Elbet bulunur kurtaracak bahtı kara maderini”<br />
<br />
demiştir.<br />
Atatürk'ün bu beyiti kendi cevabıyla birlikte ilk defa okuduğu yerin neresi olduğu hakkında değişik görüşler vardır:<br />
<br />
M. Şakir Ülkütaşır, Türk Kültürü dergisinde (Kasım 1968. s. 73, s. 59) değişik iki görüşü daha verdikten sonra, Atatürk’ün cevabi beytini ilk defa "Birinci İnönü Zaferi’nden sonra Meclisteki beyanatında" okuduğunu, 17 Ocak 1921 tarihli Ulus Gazetesini kaynak göstererek yazmaktadar. Lord Kınross Atatürk adlı eserinde (1972 s.311) ilk defa Kırşehir'de okuduğunu söylemekte; İslâm Ansiklopedisi'nin "Atatürk" maddesinde de ilk defa Kırşehir’de söylediği yazılmaktadır ki, doğrusu bu olsa gerektir.<br />
Büyük Millet Meclisi Zabıtları (cilt: 7, s.347) na göre Atatürk söz konusu beyitleri Mecliste olmuştur. Fakat ilk okuyuşu değildir. İlk okuyuşu 21 Aralık 1919'da Kırşehir'de olmuştur. Mecliste ise, Birinci İnönü Zaferi'nin kazanılmasından sonra 13 Ocak 1921 (1337) Perşembe günü saat 15.30'da gerçekleşmiştir.<br />
Birçok meb’uslar kürsüye gelerek orduya, onun kahraman kumandanına ve aziz şehitlerine hürmetlerini ifade ediyorlar. Bir ara Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa kürsüye çıkıyor, şunları söylüyor:<br />
<br />
— Arkadaşlar, Muhuddin Bey'in (Baha Pars) gayet kıymetli sözlerinin hâsıl etdiği hissiyâta tercüman olmak üzere bir iki kelime arzedeceğim. Milletimiz bugün bütün mâzisinde olduğundan daha çok ve ecdâdından daha çok ümidvârdır. Bunu ifâde için şunu arzediyorum. Kendilerinin tâbiri veçhile Cennet’den vatanımıza nigehban olan merhum Kemal demişdir ki:<br />
<br />
Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini<br />
Yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini<br />
<br />
İşte ben, bu kürsüden, bu Meclis-i Âli’nin reisi sıfatıyla Hey’et-i âliyyenizi teşkil eden bütün âzânın her biri nâmına ve bütün millet nâmına diyorum ki:<br />
Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini<br />
Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini.<br />
<br />
Atatürk’ün, Nâmık Kemal hakkındaki düşüncelerini yukarıda verdiğimiz örneklerden daha net bir şekilde ortaya koyan bir de telgraf vardır. Nâmık Kemal’in oğlu Ali Ekrem Bolayır, İkinci İnönü Zaferi'nin kazanılmasından sonra Atatürk'e bir tebrik telgrafı gönderir. Atatürk de Ali Ekrem'e yazdığı 10 Nisan 1921 tarihli cevabî telgrafında, Nâmık Kemal hakkında şunları söylemektedir:<br />
<br />
“Anadolu’nun ruhu bütün feyz-i mukavemetini âbâ-i tarihinden almıştır. Bize bu mukaddes feyzi nefheden ervah-ı ecdat arasında mükerrem babanızın pek büyük mevkii vardır. Mecruh vatanın halâs-ü istiklâli için, ölmek yolunda nesle tâlim-i fedakarı' eden büyük Kemal hakkında tekrir-i tâzimata vesile olan telgrafnamenize, arz-ı şükran-ı mahsuz eylerim efendim” .<br />
<br />
Görüldüğü gibi bu telgrafta, vatanın kurtuluşunu sağlayan nesillerin yetişmesinde, Nâmık Kemal'in nasıl önemli etkileri olduğu Atatürk tarafından da söylenmekte ve ayrıca, Atatürk’ün Nâmık Kemal’e nasıl büyük bir saygı duyduğu kendisinin sözleriyle ortaya konmaktadır.<br />
Atatürk de bizden birisi olarak (ailesi, okulu, öğretmenleri ve arkadaşları), okuduğu kitaplar, imparatorluğun çöküşü ve Fransız İhtilali, meşrutiyet kuşaklarını etkileyen fikirler, medeniyet ve ırk sorunu, dünya tarihi ve şark meselesi gibi konulardan etkilenmiştir.<br />
Hiç şüphesiz Atatürk'ün Nâmık Kemal'e olan hayranlığı; sadece sübjektif değerlendirmelere bağlı, hissi bir yaklaşımdan ibaret değildir. Aslında, Vatan Şairi'nin, Büyük Kurtarıcı’ya herşeyden evvel fikirleriyle tesir ettiği muhakkaktır.<br />
<br />
Şairimizin; fikirlerini, duygu planında heyecan unsuru ile bütünleştirerek vermiş olmasının, Gâzi üzerindeki direkt etkisi ise, şüphe küfürlü içerikürmez bir gerçek hükmündedir. Millî kültür anlayışı çerçevesinde ve Batı medeniyeti doğrultusunda, çağdaş düşünceyi hedef kabul eden Atatürk’ün ilke ve inkılâplarının temelinde, Ziya Gökalp’ın ve Tevfik Fikret’in fikirleri önemli derecede yer tutmakla birlikte; bunlardan önce, -yukarıda işaret ettiğimiz gibi daha lise sıralarından itibaren- Nâmık Kemal'in görüşlerinin de büyük payı vardır. Çünki; Gökalp’ın ve Fikret’in üzerinde hassasiyetle durdukları, Atatürk’ün de çok değer verdiği “ Hürriyet” “ Medeniyet” ve “ Terakki” kavramları etrafında ilk ciddî çalışmaları, Nâmık Kemal yapmıştır.<br />
<br />
Nitekim, şâirimiz, “ Medeniyet” makalesinde:<br />
"İnsanın hakkı ve amacı sâdece yaşamak değil; hürriyetle yaşamaktır. Bu kadar medenî milletlere karşı mümkün müdür ki, medenî olmayan milletler hürriyetlerini koruyabilsinler? “Bize şu gerekli; onunla yetinmeliyiz. Ve babalarımızdan bunu gördük, onun dışında ne varsa kötüdür. Dersler, yeni bilgiler kazanma, kitaplar, makineler, ilerlemeler, yeni buluşlar ne işe yarar?" diye diye Hindliler, Cezâyirliler gibi yabancıların kahredici üstünlüğü, eziyeti altında hürriyetini kaybetmek, insanlığın şanına şerefine hiçbir şekilde yakışır şeylerden değildir.<br />
<br />
Medeniyetin her sıkıntısı, bir rahatı doğurur; vahşetin, yabaniliğin her rahatı bin eziyeti, sıkıntıyı getirir.<br />
İnsanın ihtiyaçlarının, yalnız dünyanın topraktan yetişen ürünleriyle giderilmesi ihtimâli yoktur; onu olsa olsa medeniyetin toplu hazîneleri, eserleri karşıyabillr. Kısacası; "Medeniyetsiz yaşamak, ecelsiz ölmek gibidir” ,<br />
şeklinde, bu konular etrafındaki görüşlerini anahatları ile ortaya koyarken; büyük kurtarıcının da, aynı çizgideki şu sözlerine şâhit oluyoruz:<br />
"Gözlerimizi kapayıp, mücerred (her tarafla ilişkilerimizi keserek) yaşadığımızı farzedemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp, cihan ile alâkasız yaşayamayız. Bilâkis müterakkî (gelişmiş), mütemeddin (medenî) bir millet olarak, medeniyet sahasının üzerinde yaşayacağız. Bu hayat, ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise, oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.<br />
Hiçbir mantikî delile dayanmayan birtakım an'anelerin, akidilerin muhafazasında ısrar eden milletlerin terakkisi (ilerleyip, yükselmesi) çok güç olur; belki de hiç olmaz.<br />
Memleket muhakkak asri, medenî ve müreffeh olacaktır. Bizim için bu, hayat davasıdır.<br />
Medenî cihan çok ileridedir. Buna yetişmek, o medeniyet dairesine dâhil olmak mecburiyetindeyiz. Bütün safsataları bertaraf etmelidir.<br />
Efendiler! "Medenî olmayan insanlar, medenî olanların ayakları altında kalmaya maruzdurlar"<br />
Ayrıca, Atatürk’ün üzerinde tam bir dikkat ve titizlikle durduğu "Vatan sevgisi” , "Milliyetçilik" ve "Halkçılık" hareketinin, ilk heyecanlı hamlesi de Nâmık Kemal'dir.<br />
<br />
Nitekim, "Vatan" mâkalesinde:<br />
"İnsanlık tarihinin hangi sayfasına bakılsa; her zamanda ve her millette ortaya çıkan yüksek fikirler ve faziletli ahlâk sahiplerinin hepsi, vatan sevgisini dünya işlerinin hepsinden üstün tutmuş ve pekçoğu vatan yolunda canlarını seve seve vermiş görülür.<br />
Bundan dolayıdır ki; her dinde, her millette, her terbiyede, her medeniyette vatan sevgisi; en büyük faziletlerden, en mukaddes vazifelerdendir.<br />
Kanaatimizce, vatanseverliğin en büyük hareket unsurlarından, güç kaynaklarından olan vatan fikrini gönüllerden kaldırmak, hakları korumanın en etkili sebeplerinden, araçlarından olan ateşli silâhı ellerden almaya benzer. Bir millet vatan sevgisinden nefsini ayırırsa, vatanını sevmezse; çok zaman geçmez, elbette vatanını o sevgiyle dolu olanların istilâ bayrakları altında görür.<br />
<br />
Biz oturduğumuz yerlerin her taşı için, cevher kıymetinde bir can verdik. Her avuç toprağı gözümüzde, o yola kendini fedâ etmiş bir kahramanın varlığının hâtırasıdır.<br />
Vatan bize kılıcımızın ekmeğidir. Dâima kendimize ait, yalnız bize ayrılmış biliriz. Dâima kendimizden çok sever, canımızı uğruna feda ederiz” .<br />
Diyen Şâirimiz'in; Atatürk'e, bu konuda da ışık tuttuğu, heyecan verdiği muhakkaktır. Nitekim; Gâzi'nin şu sözleri, kendisindeki Nâmık Kemal tesirinin açık izlerini taşır;<br />
"Bu bedbaht memlekete karşı mühim vazifelerimiz vardır. Onu kurtarmak yegâne hedefimizdir. Hürriyet olmayan bir memlekette, ölüm ve izmihlâl (yok olup bitme) vardır. Her terakkinin ve kurtuluşun anası, hürriyettir. Milleti vatana hâkim kılmak, hülâsa vatanı kurtarmak için, sizi vazifeye davet ediyorum.”<br />
"Vatan mutlaka selâmet bulacak, millet mutlaka mesut olacaktır. Çünki kendi selâmetini, kendi saadetini memleketin, milletin saadeti ve selâmeti için fedâ edebilen vatan evlâtları çoktur."<br />
<br />
"Biz, millî hudutlarımız dâhilinde hür ve müstakil yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz."<br />
<br />
"Millî hudut dâhilinde vatan bir bütündür.”<br />
"Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir”<br />
<br />
<br />
diyen Atatürk, Nâmık Kemal'i "Türk milletinin yüzyıllardan beri beklediği sesi” olarak görmektedir.<br />
Atatürk; vatan ve özgürlük kavgalarını yeni kuşaklara aşılayan Nâmık Kemal; Osmanlılık yerine Türklüğü ve Türklük duygusunu dile getiren millî şair Mehmet Emin Yurdakul’u ve her türlü zorluğa karşı direnip, insanlığı yükseltmeye yönelen Tevfik Fikret’i, Ziya Gökalp’i çok okumuştur. Yahya Kemal’den Türk tarihi ve özellikle Fransızca eserler için kitap listesi alıp, Çankaya'daki kütüphanesine maletmiştir. Abdülhak Hamid'i dinlemiş, okumuştur.<br />
Atatürk, bu kitaplarda geçen görüş ve düşüncelerin izleyicisi değil, yorumcusu olmuş, kendine göre bir sonuca varmaya çalışmıştır. Onun düşünce hayatımıza getirdiği yeniliklerden biri, reform ve yenilik alanında “şikâyet” ve "inleyiş” yerine, “olumlu meselelerin özüne ehemmiyet veren” bir anlayışı yerleştirebilmek olmuştur.<br />
Nâmık Kemal, hayatı, sanatı ve fikirleriyle, hem sağlığında hem de ölümünden sonra Türk toplumu ve aydınları üzerinde etkili olmuş bir şâir-yazardır. Zamanının yeni fikirlerini Türk toplumuna, anlayıp sevecekleri bir üslûpla sunmuş, Batılılaşma yolundaki Türkiye'de inkılâpçı bir kuşağın yetişmesinde etkili olmuştur. Onun etkileriyle yetişen Türk aydınları, gerek Osmanlı Devleti dağılırken, gerekse Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulurken, ölüm pahasına Türk milletine hizmet etmişlerdir.Nâmık Kemal, inanılan değerler uğruna kendini feda edişin çok güzel bir örneğidir.<br />
<br />
Sonuç olarak; nazım ve nesir türündeki eserlerinde vatan, millet, bayrak, din, dil, hürriyet, eşitlik, kültür, medeniyet, hak, hukuk, gibi yüce kavramları; uğrunda seve seve canımızı bile feda edebileceğimiz yüksek idealler olarak gören ve gösteren Nâmık Kemâl'in; bu idealler doğrultusunda hareket ederek, onların gerçekleşmesi için olağanüstü gayretlerle, maddi ve manevî her türlü fedâkârlığı göze alan Büyük Kurtarıcı, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Atatürk; vatan ve milletin istiklâli, birliği, bütünlüğü, ilerleyip yükselmesi ve medenî dünyadaki haklı yerini alması yolunda heyecan yüklü fikirleriyle yakın tarihimizin bütün inkılâpçı aydınları gibi etkileriyle yetişmiştir.<br />
<br />
Atatürk; çağdaş kavramları ilk defa Nâmık Kemal’den öğrenmiş, çağdaş bir toplum olabilmenin heyecanını onun yazılarında tatmıştır. Nâmık Kemal tarafından bayraklaştırılan ilke ve kavramlar, aralarında farklılıklar olsa bile, Atatürk tarafından da ömür boyu savunulmuştur. Atatürk, Nâmık Kemal'den etkilenmekle birlikte, onu olduğu gibi alan birisi de değildir. Ondan aldığı etkileri, yeni görüşler, zamanın gerçekleri ve kendi tecrübelerinin ışığında değerlendirip, daha yeni, daha geçerli sentezlere ulaşmıştır.<br />
<br />
<br />
HASAN DUMAN<br />
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü<br />
Taha Toros Arşivi, 580853<br />
<br />
siirparki.com</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[27 EKİM 1922 - Gazi Mustafa Kemal, Bursa'da öğretmenlere yönelik bir konuşma yaptı.]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-27-ekim-1922-gazi-mustafa-kemal-bursa-da-ogretmenlere-yonelik-bir-konusma-yapti.html</link>
			<pubDate>Sat, 27 Oct 2018 22:20:40 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-27-ekim-1922-gazi-mustafa-kemal-bursa-da-ogretmenlere-yonelik-bir-konusma-yapti.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Atatürk'ün, Bursa Şark sinemasında akşam yapılan toplantıda, İstanbul ve Bursa öğretmenlerine hitabı:<br />
"...Milletimizin siyasî, sosyal hayatında, milletimizin fikrî eğitiminde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır."<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öğretmenlere / 27 Ekim 1922</span><br />
Mustafa Kemal’in büyük zaferini kutlamak üzere İstanbul’dan Bursa’ya giden kalabalık bir öğretmenler grubu ile Bursa öğretmenlerine Şark Tiyatrosu'ndaki gece toplantısında söylenmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımlar, Beyler!</span><br />
İstanbul’dan geliyorsunuz. Hoş geldiniz. İstanbul’un ışık ocaklarını temsil eden yüce heyetiniz karşısında duyduğum zevk sonsuzdur. Kalplerinizdeki duyguları, beyinlerinizdeki fikirleri doğrudan doğruya gözlerinizde ve alınlarınızda okumak benim için olağanüstü mutluluk sebebidir. Bu dakika önünüzde duyduğum en içten duyguyu izninizle söyleyeyim: İsterdim ki çocuk olayım ve sizin ışık saçan öğretim çevrenizde bulunayım. Sizden bilgileneyim, siz beni yetiştiresiniz. O zaman milletim için daha yararlı olurdum; fakat ne yazık ki gerçekleşmesi mümkün olmayan bir arzu karşısında bulunuyoruz. Yerine başka bir istekte bulunacağım; bugünün çocuklarını yetiştiriniz. Onları memlekete, millete yararlı fertler yapınız... Bunu sizden istiyor ve rica ediyorum.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öğretmen Hanımlar, Öğretmen Beyler!</span><br />
Belki muallime demediğim için benim yanlışımı çıkarıyorsunuz. Ben dilimizde “tâi te’nis”* kullanmak mecburiyetinde olmadığımızı sanıyorum. Evet, öğretmen hanımlar ve öğretmen beyler, bilirsiniz ki, milletimiz büyük bir felâket geçirdi. Devletimiz bir yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı, varlığımıza karşı birçok cinayetler yapıldı. Çok çalıştık, bugüne ait başarıyı elde ettik.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımlar, Beyler!</span><br />
Bir milleti, düşmüş olduğu herhangi bir felâketten kurtarmakta, bir milleti aydınlatmakta devlet adamlarının sahip olduğu büyük önem inkâr edilemez. Hatta diyebiliriz ki, bugünü görmek; milletin temizliği ve namusu, vatansever millî çabası ve özellikle hor görülen faydalı duyguları sayesinde etkili olmuştur. Fakat bugün ulaştığımız nokta gerçek kurtuluş noktası değildir. Bu düşüncemi açıklayayım: Bir milletin felâkete uğraması demek, o milletin hastalıklı olması demektir... Bundan dolayı kurtuluş sosyal yapımızdaki hastalığı açmak ve tedavi etmekle elde edilir. Hastalığın tedavisi ilmî ve fennî bir şekilde olursa iyileştirici olur. Yoksa tam tersine hastalık sürekli ve tedavi edilemez bir hale gelir. Bir sosyal yapının hastalığı ne olabilir? Milleti millet yapan, ilerleten ve yükselten güçler vardır: Düşünce güçleri ve sosyal güçler...<br />
Düşünceler, anlamsız, mantıksız safsatalarla dolu olursa, o düşünceler hastadır. Kezâ sosyal hayat akıl ve mantıktan mahrum, yararsız ve zararlı birtakım inançlar ve geleneklerle dolu olursa felç olur.<br />
Öncelikle düşünce ve sosyal güçlerin kaynaklarını temizlemekten başlamak gerekir. Memleketi, milleti kurtarmak isteyenler için, millî onur sahibi olmak, güzel niyet, fedakârlık gerekli olan özelliklerdendir... Fakat bir sosyal yapıdaki hastalığı görmek, onu tedavi etmek, sosyal kurumu çağın gereklerine göre ilerletebilmek için, bu özellikler yeterli gelmez; bu özelliklerin yanında ilim ve fen gereklidir. İlim ve fen girişimlerinin çalışma merkezi ise okuldur. Bundan dolayı okul gereklidir. Okul adını hep birlikte saygıyla söyleyelim. Okul genç beyinlere, insanlığa saygıyı, millet ve memlekete sevgiyi, onuru, bağımsızlığı öğretir... Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için takibi uygun olan en sağlam yolu belletir... Memleket ve milleti kurtarmaya çalışanların aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer bilgin olmaları gerekir. Bunu sağlayan okuldur. Ancak bu şekilde her türlü girişimlerin mantıklı sonuçlara ulaşması mümkün olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımlar, Beyler!</span><br />
Memleketimizin en bayındır, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklariyle çiğneyen düşmanı yenilgiye uğratan zaferin sırrı nerededir. Bilir misiniz? Orduların yönetiminde ilim ve fen ilkelerini rehber kabul etmektedir. Milletimizi yetiştirmek için asıl olan okullarımızın, üniversitelerimizin kurulmasında aynı mesleği takip edeceğiz. Evet, milletimizin siyasî, sosyal hayatında, milletimizin düşünce eğitiminde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır. Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki Türk milleti, Türk sanatı, ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı, bütün güzelliğiyle meydana çıkar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımlar, Beyler!</span><br />
Memleketimiz içinde çağdaş düşüncelerin çağdaş ilerlemelerin güzelliği kaybedilmeden yayılması, ortaya çıkması gerekir. Bunun için bütün ilim ve fen adamlarının bu konuda çalışmayı bir namus gereği bilmesi gerekir.<br />
Öğretmen hanımlarımız, öğretmen beylerimiz, şairlerimiz, edebiyatçılarımız, yazarlarımız sürekli millete bu felâket günlerini ve onun gerçek nedenlerini açık ve kesin olarak söyleyecekler, bildirecekler, bu kara günlerin dönmemesi için dünya yüzünde medeni ve çağdaş bir Türkiye’nin varlığını tanımak istemeyenlere, onu tanıtmak zorunda olduğumuzu hatırlatacaklardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımlar, Beyler!</span><br />
Görülüyor ki, en önemli ve verimli görevlerimiz eğitim işleridir. Eğitim işlerinde mutlaka başarılı olmak gerekir. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu şekilde olur. Bu zaferin sağlanması için hepimizin tek can ve tek fikir olarak ilkeli bir program üzerinde çalışması gereklidir. Bence bu programın ilkeleri ikidir:<br />
1. Sosyal hayatımızın ihtiyaca uygun olması.<br />
2. Çağdaş gereklere uygun olmasıdır.<br />
Gözlerimizi kapayıp soyut yaşadığımızı kabul edemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile ilgisiz yaşayamayız... Tam tersine ilerleyen ve medenileşen bir millet olarak uygarlık sahasının üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve milletin her bireyinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.<br />
Hiçbir mantıklı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede kayıt ve şartları aşamayan milletler hayatı akıllıca ve fiilen göremez. Hayat felsefesini geniş gören milletlerin hakimiyeti ve köleliği altına girmeğe mahkûmdur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öğretmen Hanımlar, Öğretmen Beyler!</span><br />
Bütün bu gerçeklerin milletçe iyi gelişme ve iyi bir şekilde sindirilebilmesi için her şeyden önce cahilliği yok etmek gereklidir. Bundan dolayı eğitim programımızın, eğitim siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir.<br />
Bu yok edilmedikçe, yerimizdeyiz... Yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor, demektir. Bir taraftan genel olan cahilliği yok etmeye çalışmakla beraber, diğer taraftan sosyal hayatta kişi olarak pratik etkili ve verimli fertler yetiştirmek gerekir. Bu da ilk ve orta öğretimin uygulamalı bir şekilde gerçekleşmesiyle mümkündür. Ancak bu sayede sosyal kurumlar iş adamlarına, sanatçılarına sahip olur. Doğal olarak millî dehamızı ortaya çıkartacak duygularımızı layık olduğu dereceye ulaştırmak için yüce meslek adamlarını da yetiştireceğiz. Çocuklarımızı da aynı tahsil derecelerinden geçirerek yetiştireceğiz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımlar, Beyler!</span><br />
Kesinlikle bilmeliyiz ki, iki parça halinde yaşayan milletler zayıftır, hastadır. Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz eğitimin sınırları ne olursa olsun, onlara esaslı olarak şunları öğreteceğiz.<br />
1.Milletine,<br />
2. Türkiye devletine,<br />
3. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne,<br />
düşman olanlarla mücadele sebepleri ve araçlarıyla donatılmış olmayan milletler için yaşama hakkı yoktur. Mücadele gereklidir. Hanımlar, Beyler! İtiraf edelim ki, biz üç buçuk yıl öncesine kadar topluluk halinde yaşıyorduk. Bizi istedikleri gibi yönetiyorlardı. Dünya bizi, temsil edenlere göre tanıyordu. Üç buçuk yıldır, tamamen millet olarak yaşıyoruz. Bunun maddî ve belirgin tanığı hükûmet şeklimiz ve hükûmetimizin içeriğidir ki, onu kanun Büyük Millet Meclisi diye adlandırdı.<br />
Bütün dünya bir an kararsız olmasın ki, Türkiye devletinin tek ve gerçek temsilcisi yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Değersiz çıkarları için ve kendilerini saklamak endişesiyle milletin ve memleketin bağımsızlığını düşmanlara vermede zarar görmeyen, bağımsızlığımızın imha edilmesi Sévres antlaşmasını kabul eden hâkimlerin, sultanların, padişahların hikâyelerini, bu idareyi gasp etmelerini Türk milleti artık, ancak yalnız tarihte okur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımlar, Beyler!</span><br />
Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için yalnız zemin hazırladı... Gerçek zaferi siz kazanacak ve devam edeceksiniz ve mutlaka başarılı olacaksınız. Ben ve sarsılmaz inançla bütün arkadaşlarım, sizi takip edeceğiz ve sizin rastlayacağınız engelleri kıracağız. Son bir söz: Sizin değerli bir heyet halinde Bursa’ya gelmeniz, yalnız Bursa’yı değil; bütün Anadolu’daki kardeşlerinizi mutlu etti. Ve İstanbul’dan getirdiğiniz selâmları bütün millete bildireceğiz. Ben de sizden rica edeceğim ki, oradaki kardeşlerimize selâmlarımızı bildiriniz. İstanbul’un talihi, İstanbul’da yaşayan katıksız Türklerin kalp ve vicdanlarındaki istek gibi görünecektir.<br />
Mustafa Kemal ATATÜRK<br />
<br />
alıntıdır...</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Atatürk'ün, Bursa Şark sinemasında akşam yapılan toplantıda, İstanbul ve Bursa öğretmenlerine hitabı:<br />
"...Milletimizin siyasî, sosyal hayatında, milletimizin fikrî eğitiminde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır."<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öğretmenlere / 27 Ekim 1922</span><br />
Mustafa Kemal’in büyük zaferini kutlamak üzere İstanbul’dan Bursa’ya giden kalabalık bir öğretmenler grubu ile Bursa öğretmenlerine Şark Tiyatrosu'ndaki gece toplantısında söylenmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımlar, Beyler!</span><br />
İstanbul’dan geliyorsunuz. Hoş geldiniz. İstanbul’un ışık ocaklarını temsil eden yüce heyetiniz karşısında duyduğum zevk sonsuzdur. Kalplerinizdeki duyguları, beyinlerinizdeki fikirleri doğrudan doğruya gözlerinizde ve alınlarınızda okumak benim için olağanüstü mutluluk sebebidir. Bu dakika önünüzde duyduğum en içten duyguyu izninizle söyleyeyim: İsterdim ki çocuk olayım ve sizin ışık saçan öğretim çevrenizde bulunayım. Sizden bilgileneyim, siz beni yetiştiresiniz. O zaman milletim için daha yararlı olurdum; fakat ne yazık ki gerçekleşmesi mümkün olmayan bir arzu karşısında bulunuyoruz. Yerine başka bir istekte bulunacağım; bugünün çocuklarını yetiştiriniz. Onları memlekete, millete yararlı fertler yapınız... Bunu sizden istiyor ve rica ediyorum.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öğretmen Hanımlar, Öğretmen Beyler!</span><br />
Belki muallime demediğim için benim yanlışımı çıkarıyorsunuz. Ben dilimizde “tâi te’nis”* kullanmak mecburiyetinde olmadığımızı sanıyorum. Evet, öğretmen hanımlar ve öğretmen beyler, bilirsiniz ki, milletimiz büyük bir felâket geçirdi. Devletimiz bir yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı, varlığımıza karşı birçok cinayetler yapıldı. Çok çalıştık, bugüne ait başarıyı elde ettik.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımlar, Beyler!</span><br />
Bir milleti, düşmüş olduğu herhangi bir felâketten kurtarmakta, bir milleti aydınlatmakta devlet adamlarının sahip olduğu büyük önem inkâr edilemez. Hatta diyebiliriz ki, bugünü görmek; milletin temizliği ve namusu, vatansever millî çabası ve özellikle hor görülen faydalı duyguları sayesinde etkili olmuştur. Fakat bugün ulaştığımız nokta gerçek kurtuluş noktası değildir. Bu düşüncemi açıklayayım: Bir milletin felâkete uğraması demek, o milletin hastalıklı olması demektir... Bundan dolayı kurtuluş sosyal yapımızdaki hastalığı açmak ve tedavi etmekle elde edilir. Hastalığın tedavisi ilmî ve fennî bir şekilde olursa iyileştirici olur. Yoksa tam tersine hastalık sürekli ve tedavi edilemez bir hale gelir. Bir sosyal yapının hastalığı ne olabilir? Milleti millet yapan, ilerleten ve yükselten güçler vardır: Düşünce güçleri ve sosyal güçler...<br />
Düşünceler, anlamsız, mantıksız safsatalarla dolu olursa, o düşünceler hastadır. Kezâ sosyal hayat akıl ve mantıktan mahrum, yararsız ve zararlı birtakım inançlar ve geleneklerle dolu olursa felç olur.<br />
Öncelikle düşünce ve sosyal güçlerin kaynaklarını temizlemekten başlamak gerekir. Memleketi, milleti kurtarmak isteyenler için, millî onur sahibi olmak, güzel niyet, fedakârlık gerekli olan özelliklerdendir... Fakat bir sosyal yapıdaki hastalığı görmek, onu tedavi etmek, sosyal kurumu çağın gereklerine göre ilerletebilmek için, bu özellikler yeterli gelmez; bu özelliklerin yanında ilim ve fen gereklidir. İlim ve fen girişimlerinin çalışma merkezi ise okuldur. Bundan dolayı okul gereklidir. Okul adını hep birlikte saygıyla söyleyelim. Okul genç beyinlere, insanlığa saygıyı, millet ve memlekete sevgiyi, onuru, bağımsızlığı öğretir... Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için takibi uygun olan en sağlam yolu belletir... Memleket ve milleti kurtarmaya çalışanların aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer bilgin olmaları gerekir. Bunu sağlayan okuldur. Ancak bu şekilde her türlü girişimlerin mantıklı sonuçlara ulaşması mümkün olur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımlar, Beyler!</span><br />
Memleketimizin en bayındır, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklariyle çiğneyen düşmanı yenilgiye uğratan zaferin sırrı nerededir. Bilir misiniz? Orduların yönetiminde ilim ve fen ilkelerini rehber kabul etmektedir. Milletimizi yetiştirmek için asıl olan okullarımızın, üniversitelerimizin kurulmasında aynı mesleği takip edeceğiz. Evet, milletimizin siyasî, sosyal hayatında, milletimizin düşünce eğitiminde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır. Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki Türk milleti, Türk sanatı, ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı, bütün güzelliğiyle meydana çıkar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımlar, Beyler!</span><br />
Memleketimiz içinde çağdaş düşüncelerin çağdaş ilerlemelerin güzelliği kaybedilmeden yayılması, ortaya çıkması gerekir. Bunun için bütün ilim ve fen adamlarının bu konuda çalışmayı bir namus gereği bilmesi gerekir.<br />
Öğretmen hanımlarımız, öğretmen beylerimiz, şairlerimiz, edebiyatçılarımız, yazarlarımız sürekli millete bu felâket günlerini ve onun gerçek nedenlerini açık ve kesin olarak söyleyecekler, bildirecekler, bu kara günlerin dönmemesi için dünya yüzünde medeni ve çağdaş bir Türkiye’nin varlığını tanımak istemeyenlere, onu tanıtmak zorunda olduğumuzu hatırlatacaklardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımlar, Beyler!</span><br />
Görülüyor ki, en önemli ve verimli görevlerimiz eğitim işleridir. Eğitim işlerinde mutlaka başarılı olmak gerekir. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu şekilde olur. Bu zaferin sağlanması için hepimizin tek can ve tek fikir olarak ilkeli bir program üzerinde çalışması gereklidir. Bence bu programın ilkeleri ikidir:<br />
1. Sosyal hayatımızın ihtiyaca uygun olması.<br />
2. Çağdaş gereklere uygun olmasıdır.<br />
Gözlerimizi kapayıp soyut yaşadığımızı kabul edemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile ilgisiz yaşayamayız... Tam tersine ilerleyen ve medenileşen bir millet olarak uygarlık sahasının üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve milletin her bireyinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.<br />
Hiçbir mantıklı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede kayıt ve şartları aşamayan milletler hayatı akıllıca ve fiilen göremez. Hayat felsefesini geniş gören milletlerin hakimiyeti ve köleliği altına girmeğe mahkûmdur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öğretmen Hanımlar, Öğretmen Beyler!</span><br />
Bütün bu gerçeklerin milletçe iyi gelişme ve iyi bir şekilde sindirilebilmesi için her şeyden önce cahilliği yok etmek gereklidir. Bundan dolayı eğitim programımızın, eğitim siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir.<br />
Bu yok edilmedikçe, yerimizdeyiz... Yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor, demektir. Bir taraftan genel olan cahilliği yok etmeye çalışmakla beraber, diğer taraftan sosyal hayatta kişi olarak pratik etkili ve verimli fertler yetiştirmek gerekir. Bu da ilk ve orta öğretimin uygulamalı bir şekilde gerçekleşmesiyle mümkündür. Ancak bu sayede sosyal kurumlar iş adamlarına, sanatçılarına sahip olur. Doğal olarak millî dehamızı ortaya çıkartacak duygularımızı layık olduğu dereceye ulaştırmak için yüce meslek adamlarını da yetiştireceğiz. Çocuklarımızı da aynı tahsil derecelerinden geçirerek yetiştireceğiz.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımlar, Beyler!</span><br />
Kesinlikle bilmeliyiz ki, iki parça halinde yaşayan milletler zayıftır, hastadır. Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz eğitimin sınırları ne olursa olsun, onlara esaslı olarak şunları öğreteceğiz.<br />
1.Milletine,<br />
2. Türkiye devletine,<br />
3. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne,<br />
düşman olanlarla mücadele sebepleri ve araçlarıyla donatılmış olmayan milletler için yaşama hakkı yoktur. Mücadele gereklidir. Hanımlar, Beyler! İtiraf edelim ki, biz üç buçuk yıl öncesine kadar topluluk halinde yaşıyorduk. Bizi istedikleri gibi yönetiyorlardı. Dünya bizi, temsil edenlere göre tanıyordu. Üç buçuk yıldır, tamamen millet olarak yaşıyoruz. Bunun maddî ve belirgin tanığı hükûmet şeklimiz ve hükûmetimizin içeriğidir ki, onu kanun Büyük Millet Meclisi diye adlandırdı.<br />
Bütün dünya bir an kararsız olmasın ki, Türkiye devletinin tek ve gerçek temsilcisi yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Değersiz çıkarları için ve kendilerini saklamak endişesiyle milletin ve memleketin bağımsızlığını düşmanlara vermede zarar görmeyen, bağımsızlığımızın imha edilmesi Sévres antlaşmasını kabul eden hâkimlerin, sultanların, padişahların hikâyelerini, bu idareyi gasp etmelerini Türk milleti artık, ancak yalnız tarihte okur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hanımlar, Beyler!</span><br />
Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için yalnız zemin hazırladı... Gerçek zaferi siz kazanacak ve devam edeceksiniz ve mutlaka başarılı olacaksınız. Ben ve sarsılmaz inançla bütün arkadaşlarım, sizi takip edeceğiz ve sizin rastlayacağınız engelleri kıracağız. Son bir söz: Sizin değerli bir heyet halinde Bursa’ya gelmeniz, yalnız Bursa’yı değil; bütün Anadolu’daki kardeşlerinizi mutlu etti. Ve İstanbul’dan getirdiğiniz selâmları bütün millete bildireceğiz. Ben de sizden rica edeceğim ki, oradaki kardeşlerimize selâmlarımızı bildiriniz. İstanbul’un talihi, İstanbul’da yaşayan katıksız Türklerin kalp ve vicdanlarındaki istek gibi görünecektir.<br />
Mustafa Kemal ATATÜRK<br />
<br />
alıntıdır...</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Doğa Sevgisi]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-doga-sevgisi.html</link>
			<pubDate>Tue, 21 Aug 2018 23:44:18 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-doga-sevgisi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk'ün Doğa Sevgisi</span><br />
<br />
 <br />
Atatürk'ün sınıf arkadaşlarından Ali Fuat Cebesoy, O'nun doğa sevgisini belirtirken bir anısını şöyle anlatır:<br />
<br />
Harp Akademisi'nin üçüncü sınıfına geçtiğimiz zaman Mustafa Kemal, Selanik'e sılaya gitmeden önce bizde misafir kaldı. O günlerin birinde Satılmış Çavuş'u da alarak Alemdağı'na uzandık. Arkadaşım samimi bir doğa aşığı idi. Ormanlık yerlerden çok hoşlanırdı. Öğleye doğru pınar başında mola verdik...Uzaklarda bir kasır vardı ve manzarası harikulade güzeldi. Adeta Mustafa Kemal'i büyüledi...Oradan ayrılırken Mustafa Kemal: 'Fuat' dedi, 'İnsan yaşlandıktan sonra şehirlerin gürültülü hayatından uzaklaşmalı, böyle sakin ve ağaçlık bir yere çekilmelidir. Bak, şu karşıdaki köşk insanın ruhuna nasıl bir ferahlık veriyor."<br />
<br />
Afet İnan, Atatürk ve Çankaya'nın ilk Cumhurbaşkanlığı Köşkü için seçilmesini anlatırken şöyle diyor: "Atatürk'ün Çankaya'yı seçmesinde etken, birkaç büyük karakavak ve söğüt ağaçlarının bulunması idi. Onların rüzgarlı günlerdeki hışırtısından daima zevk duyardı."<br />
<br />
alıntıdır...</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk'ün Doğa Sevgisi</span><br />
<br />
 <br />
Atatürk'ün sınıf arkadaşlarından Ali Fuat Cebesoy, O'nun doğa sevgisini belirtirken bir anısını şöyle anlatır:<br />
<br />
Harp Akademisi'nin üçüncü sınıfına geçtiğimiz zaman Mustafa Kemal, Selanik'e sılaya gitmeden önce bizde misafir kaldı. O günlerin birinde Satılmış Çavuş'u da alarak Alemdağı'na uzandık. Arkadaşım samimi bir doğa aşığı idi. Ormanlık yerlerden çok hoşlanırdı. Öğleye doğru pınar başında mola verdik...Uzaklarda bir kasır vardı ve manzarası harikulade güzeldi. Adeta Mustafa Kemal'i büyüledi...Oradan ayrılırken Mustafa Kemal: 'Fuat' dedi, 'İnsan yaşlandıktan sonra şehirlerin gürültülü hayatından uzaklaşmalı, böyle sakin ve ağaçlık bir yere çekilmelidir. Bak, şu karşıdaki köşk insanın ruhuna nasıl bir ferahlık veriyor."<br />
<br />
Afet İnan, Atatürk ve Çankaya'nın ilk Cumhurbaşkanlığı Köşkü için seçilmesini anlatırken şöyle diyor: "Atatürk'ün Çankaya'yı seçmesinde etken, birkaç büyük karakavak ve söğüt ağaçlarının bulunması idi. Onların rüzgarlı günlerdeki hışırtısından daima zevk duyardı."<br />
<br />
alıntıdır...</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün çocuklara verdiği önem]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-cocuklara-verdigi-onem.html</link>
			<pubDate>Sun, 25 Feb 2018 01:23:20 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-cocuklara-verdigi-onem.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Atatürk'ün hayatı incelendiğinde, savaş yıllarının en kötü koşullarında dahi çocuklarla yakından ilgilendiği ve bir çok çocuğu koruması altına aldığı görülür. Ülkenin içerisinde bulunduğu durumu yansıtması açısından Atatürk'ün Hatıra Defterinde yer alan bir bölüm gerçekten ilginçtir. 9 Kasım 1916 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Yollarda bir çok muhacirin gördük, Bitlis'e avdet ediyorlar. Cümlesi aç, sefil, ölüme mahkum bir halde 4-5 yaşlarında bir çocuğu ebeveyni yol üzerinde terk etmişler, bu da bir karı kocanın peşine takılmış. Onları ağlayarak 100 metreden takip ediyor. Kendilerini niçin çocuğu almadıkları için tekdir ettim. "Bizim evladımız değildir"</span> dediğini belirtmektedir. Anılardan da anlaşılacağı üzere savaş yıllarında kimsesiz çocuklar sorunu, ülkenin en önemli sorunları arasında yer almaktadır.<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı ve sonrasında yetim çocuklara gösterdiği ilgi, Çocuk Esirgeme Kurumunun gerek kuruluşu gerekse daha sonraki çalışmalarında karşımıza çıkmaktadır.<br />
<br />
Atatürk'ün yurt gezileri sırasında korunmaya muhtaç çocukların barındırıldıkları yurtları ziyaret ettiğini görürüz. Atatürk'ün 2 Nisan 1922 tarihinde Konya İline yaptığı gezide, Darüleytam ziyareti gerçekleşmiştir. Atatürk, misafirleri ile birlikte Dar'ül Eytam (Yetimler Yurdu)a gitmiş, erkek ve kız yetimlerin bulunduğu bölümler ayrı ayrı ziyaret edilerek çocuklara hediyeler verilmiştir.<br />
<br />
Bu örnekleri çoğaltmamız mümkündür. Gazi 15 Mart 1923 tarihinde Adana Darüleytamını ziyaret etmiştir. Mustafa Kemal Paşa akşam üstü İstasyon semtindeki Darüleytamı gezdi. Oradaki yetim çocukları sevdi, onlar hakkındaki ilgililere sorular sorarak bilgi aldı.<br />
<br />
Atatürk gezileri ve incelemeleri sırasında tanıştığı bir çok çocuk ve gence armağanlar vermenin yanı sıra vasiyetnamesinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Makbule, Afet, Sabiha Gökçen, Ülkü, Rukiye, Nebile'</span>ye yaşadıkları sürece aylık bağlanmasını, İsmet İnönü'nün çocuklarının yüksek tahsili için yardım yapılmasını istemiştir. Vasiyetnamede yer almayan Abdürrahim, Afife ve Zehra'nın eğitimlerine yardımcı olmuştur. Atatürk Birinci Dünya Savaşı sırasında Van'dan kimsesiz Abdurrahim'i, Bitlis'ten yetim kız Afife ve İstanbul- Kağıthane'deki Darüleytamı (Yetimler Yurdu) gezerken tanıdığı Zehra'yı manevi evlat olarak almıştır. Özetlemek gerekirse, M. Kemal Atatürk çocuk davasının önemini her ortamda vurgulayarak çocuklara yönelik hizmetlerde rehberlik yapmayı sürdürmüştür.17 Ekim 1922 yılında Bursa'da kendini karşılayan çocuklara aşağıdaki şekilde seslenerek nasıl bir gençlik istediğini belirtmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Küçük hanımlar, küçük beyler!<br />
Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız.<br />
Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz.<br />
Kendinizin Ne Kadar Önemli, Değerli Olduğunuzu Düşünerek Ona Göre Çalışınız. Sizlerden Çok Şey Bekliyoruz.</span><br />
<br />
Atatürk'ün Himaye-i Etfal'e verdiği önemi belirtmek açısından, Bolu ilinde yapılan sünnet töreni daveti ve kendisinin buna cevap olarak yazdığı telgraf metni aşağıda aynen aktarılmıştır.<br />
<br />
B.M.M Reisi Başkumandanlık Cânib-i Âlisine, Bugün Bolu Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) tarafından vatan ve memleket yolunda hayatlarını fedâ eden şehitlerin bıraktıkları evlatlarımızla cephede bulunan sevgili askerlerimizin yavrularından 186 çocuğun Memleket Hastahanesinde sünnetleri yapılmıştır. Bu münâsebetle memleket donatılmış, mızıka ve davullarla, çocuklar arabalarla gezdirilmiş ve hepsine de bir kat elbise ve ayakkabıları ve muhtelif hediyeler verilerek, gerekli bakımları ve dinlenmeleri sağlanmıştır. Arz ederim. <br />
Bolu Mutasarrıfı Fahri (Fahreddin)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">M. Kemal Paşa, B.M.M. Reisi ve Başkumandan imzası ile şu karşılığı vermiştir;</span><br />
"Bolu Mutasarrıflığına, <br />
10 Eylül 1921 tarihli telgrafa cevap. <br />
Bolu Himâye-i Etfal Cemiyeti tarafından şehitler ve mücahitler çocuklarından 186 kişinin sünnetlerinin yapılması ve kendilerine elbise ve hediyeler verilmesi, övünülecek şeylerdir. Teşekkür ederim. Bu gibi şeylerin devamı gereklidir. İlgililere bildirilmesini rica ederim."<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk'ün Kuruma ve çocuklara verdiği önemin bir göstergesi olan yukarıdaki telgrafın yanı sıra, çocuk bayramları ve Çocuk Esirgeme Kurumunun düzenlediği müsamerelere katılması, eşi Latife Hanımın Kurumun çalışmalarına destek vermesi bir çok kaynakta karşımıza çıkmaktadır.<br />
<br />
alıntıdır...</span><br />
<br />
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/ataturk-sozleri-ve-fikirleri/60952-ataturkun-cocuklara-verdigi-onem.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/ataturk-soz...-onem.html</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Atatürk'ün hayatı incelendiğinde, savaş yıllarının en kötü koşullarında dahi çocuklarla yakından ilgilendiği ve bir çok çocuğu koruması altına aldığı görülür. Ülkenin içerisinde bulunduğu durumu yansıtması açısından Atatürk'ün Hatıra Defterinde yer alan bir bölüm gerçekten ilginçtir. 9 Kasım 1916 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Yollarda bir çok muhacirin gördük, Bitlis'e avdet ediyorlar. Cümlesi aç, sefil, ölüme mahkum bir halde 4-5 yaşlarında bir çocuğu ebeveyni yol üzerinde terk etmişler, bu da bir karı kocanın peşine takılmış. Onları ağlayarak 100 metreden takip ediyor. Kendilerini niçin çocuğu almadıkları için tekdir ettim. "Bizim evladımız değildir"</span> dediğini belirtmektedir. Anılardan da anlaşılacağı üzere savaş yıllarında kimsesiz çocuklar sorunu, ülkenin en önemli sorunları arasında yer almaktadır.<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı ve sonrasında yetim çocuklara gösterdiği ilgi, Çocuk Esirgeme Kurumunun gerek kuruluşu gerekse daha sonraki çalışmalarında karşımıza çıkmaktadır.<br />
<br />
Atatürk'ün yurt gezileri sırasında korunmaya muhtaç çocukların barındırıldıkları yurtları ziyaret ettiğini görürüz. Atatürk'ün 2 Nisan 1922 tarihinde Konya İline yaptığı gezide, Darüleytam ziyareti gerçekleşmiştir. Atatürk, misafirleri ile birlikte Dar'ül Eytam (Yetimler Yurdu)a gitmiş, erkek ve kız yetimlerin bulunduğu bölümler ayrı ayrı ziyaret edilerek çocuklara hediyeler verilmiştir.<br />
<br />
Bu örnekleri çoğaltmamız mümkündür. Gazi 15 Mart 1923 tarihinde Adana Darüleytamını ziyaret etmiştir. Mustafa Kemal Paşa akşam üstü İstasyon semtindeki Darüleytamı gezdi. Oradaki yetim çocukları sevdi, onlar hakkındaki ilgililere sorular sorarak bilgi aldı.<br />
<br />
Atatürk gezileri ve incelemeleri sırasında tanıştığı bir çok çocuk ve gence armağanlar vermenin yanı sıra vasiyetnamesinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Makbule, Afet, Sabiha Gökçen, Ülkü, Rukiye, Nebile'</span>ye yaşadıkları sürece aylık bağlanmasını, İsmet İnönü'nün çocuklarının yüksek tahsili için yardım yapılmasını istemiştir. Vasiyetnamede yer almayan Abdürrahim, Afife ve Zehra'nın eğitimlerine yardımcı olmuştur. Atatürk Birinci Dünya Savaşı sırasında Van'dan kimsesiz Abdurrahim'i, Bitlis'ten yetim kız Afife ve İstanbul- Kağıthane'deki Darüleytamı (Yetimler Yurdu) gezerken tanıdığı Zehra'yı manevi evlat olarak almıştır. Özetlemek gerekirse, M. Kemal Atatürk çocuk davasının önemini her ortamda vurgulayarak çocuklara yönelik hizmetlerde rehberlik yapmayı sürdürmüştür.17 Ekim 1922 yılında Bursa'da kendini karşılayan çocuklara aşağıdaki şekilde seslenerek nasıl bir gençlik istediğini belirtmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Küçük hanımlar, küçük beyler!<br />
Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız.<br />
Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz.<br />
Kendinizin Ne Kadar Önemli, Değerli Olduğunuzu Düşünerek Ona Göre Çalışınız. Sizlerden Çok Şey Bekliyoruz.</span><br />
<br />
Atatürk'ün Himaye-i Etfal'e verdiği önemi belirtmek açısından, Bolu ilinde yapılan sünnet töreni daveti ve kendisinin buna cevap olarak yazdığı telgraf metni aşağıda aynen aktarılmıştır.<br />
<br />
B.M.M Reisi Başkumandanlık Cânib-i Âlisine, Bugün Bolu Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) tarafından vatan ve memleket yolunda hayatlarını fedâ eden şehitlerin bıraktıkları evlatlarımızla cephede bulunan sevgili askerlerimizin yavrularından 186 çocuğun Memleket Hastahanesinde sünnetleri yapılmıştır. Bu münâsebetle memleket donatılmış, mızıka ve davullarla, çocuklar arabalarla gezdirilmiş ve hepsine de bir kat elbise ve ayakkabıları ve muhtelif hediyeler verilerek, gerekli bakımları ve dinlenmeleri sağlanmıştır. Arz ederim. <br />
Bolu Mutasarrıfı Fahri (Fahreddin)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">M. Kemal Paşa, B.M.M. Reisi ve Başkumandan imzası ile şu karşılığı vermiştir;</span><br />
"Bolu Mutasarrıflığına, <br />
10 Eylül 1921 tarihli telgrafa cevap. <br />
Bolu Himâye-i Etfal Cemiyeti tarafından şehitler ve mücahitler çocuklarından 186 kişinin sünnetlerinin yapılması ve kendilerine elbise ve hediyeler verilmesi, övünülecek şeylerdir. Teşekkür ederim. Bu gibi şeylerin devamı gereklidir. İlgililere bildirilmesini rica ederim."<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk'ün Kuruma ve çocuklara verdiği önemin bir göstergesi olan yukarıdaki telgrafın yanı sıra, çocuk bayramları ve Çocuk Esirgeme Kurumunun düzenlediği müsamerelere katılması, eşi Latife Hanımın Kurumun çalışmalarına destek vermesi bir çok kaynakta karşımıza çıkmaktadır.<br />
<br />
alıntıdır...</span><br />
<br />
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/ataturk-sozleri-ve-fikirleri/60952-ataturkun-cocuklara-verdigi-onem.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/ataturk-soz...-onem.html</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk’ün Tiyatroya Verdiği Önem]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk%E2%80%99un-tiyatroya-verdigi-onem.html</link>
			<pubDate>Tue, 12 Dec 2017 00:01:18 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk%E2%80%99un-tiyatroya-verdigi-onem.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Atatürk’ün, edebiyat türlerinden tiyatro’ya özel bir ilgi göstermesi de rastlantı olamaz. Toplumsal sanatın en canlı örneği tiyatrodur belki de. Atatürk, İstanbul’a hemen her gidişinde, o zamanlar «Darülbedayi» diye anılan Şehir Tiyatrosu’nda temsiller seyretmiş, büyük başarı kazanan sanatçılara övgüleriyle şeref vermiştir. Türk tiyatrosuna emeği geçenlerin yüzünü ağartan sözleri herkesçe bilinse de, tekrar tekrar okunmaya değer niteliktedir.<br />
 <br />
1927 de Çankaya Köşkünde verilen bir şölene o sıralarda Ankara’da bulunan İstanbul Şehir tiyatrosu sanatçıları da çağırılır. Şölende konuşan Atatürk şu sözlerle över sanatçıları :   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> «Hepiniz milletvekili olabilirsiniz… Bakan olabilirsiniz… Hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz… Fakat sanatçı olamazsınız… Hayatlarını büyük bir sanata veren bu çocukları sevelim.»</span><br />
<br />
Bilindiği üzere, birçok kişileri konuşturarak bir birinin karşıtı duygular ve düşünceler ortaya atan tiyatro bir batı sanatıdır. Eski Yunanistan’da doğmuş ve oradan Avrupa ülkelerine yayılmıştır. Uzak doğuda, eski Çin’de de vardı tiyatro. Ama Çin tiyatrosu karşılıklı konuşmaya değil, dansa, şarkıya yüz ve vücut hareketlerine önem verir. Tanzimat’a değin Türkiye Karagöz’den ve Ortaoyunu’ndan öteye gidememiştir. Memleketimize Tanzimat’la girip yavaş yavaş gelişen tiyatro, Türk kadınının taassubu yüzünden sahneye çıkamaması dolayısıyla, uzun süre öz Türklere kapalı kalmıştı. Atatürk, toplumsal Özgürlüğe kavuşturduğu Türk kadınına tiyatro sanatının da kapılarını açtı. Az önce belirttiğimiz üzere, bu sanatın kapıları doğuya değil, batıya dönüktü. Tiyatro yoluyla Türkiye batıya, batı düşüncesine biraz daha yaklaşma olanağını bulacaktı.<br />
<br />
ataturkilkeveinkilaplari.com</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Atatürk’ün, edebiyat türlerinden tiyatro’ya özel bir ilgi göstermesi de rastlantı olamaz. Toplumsal sanatın en canlı örneği tiyatrodur belki de. Atatürk, İstanbul’a hemen her gidişinde, o zamanlar «Darülbedayi» diye anılan Şehir Tiyatrosu’nda temsiller seyretmiş, büyük başarı kazanan sanatçılara övgüleriyle şeref vermiştir. Türk tiyatrosuna emeği geçenlerin yüzünü ağartan sözleri herkesçe bilinse de, tekrar tekrar okunmaya değer niteliktedir.<br />
 <br />
1927 de Çankaya Köşkünde verilen bir şölene o sıralarda Ankara’da bulunan İstanbul Şehir tiyatrosu sanatçıları da çağırılır. Şölende konuşan Atatürk şu sözlerle över sanatçıları :   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> «Hepiniz milletvekili olabilirsiniz… Bakan olabilirsiniz… Hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz… Fakat sanatçı olamazsınız… Hayatlarını büyük bir sanata veren bu çocukları sevelim.»</span><br />
<br />
Bilindiği üzere, birçok kişileri konuşturarak bir birinin karşıtı duygular ve düşünceler ortaya atan tiyatro bir batı sanatıdır. Eski Yunanistan’da doğmuş ve oradan Avrupa ülkelerine yayılmıştır. Uzak doğuda, eski Çin’de de vardı tiyatro. Ama Çin tiyatrosu karşılıklı konuşmaya değil, dansa, şarkıya yüz ve vücut hareketlerine önem verir. Tanzimat’a değin Türkiye Karagöz’den ve Ortaoyunu’ndan öteye gidememiştir. Memleketimize Tanzimat’la girip yavaş yavaş gelişen tiyatro, Türk kadınının taassubu yüzünden sahneye çıkamaması dolayısıyla, uzun süre öz Türklere kapalı kalmıştı. Atatürk, toplumsal Özgürlüğe kavuşturduğu Türk kadınına tiyatro sanatının da kapılarını açtı. Az önce belirttiğimiz üzere, bu sanatın kapıları doğuya değil, batıya dönüktü. Tiyatro yoluyla Türkiye batıya, batı düşüncesine biraz daha yaklaşma olanağını bulacaktı.<br />
<br />
ataturkilkeveinkilaplari.com</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün, Ankara'da Azerbaycan Elçiliği'ne bayrak çekme töreninde Elçi'nin konuşmas]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-ankara-da-azerbaycan-elciligi-ne-bayrak-cekme-toreninde-elci-nin-konusmas.html</link>
			<pubDate>Wed, 18 Oct 2017 17:04:28 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-ankara-da-azerbaycan-elciligi-ne-bayrak-cekme-toreninde-elci-nin-konusmas.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">18 EKİM - 1921 - Atatürk'ün, Ankara'da Azerbaycan Elçiliği'ne bayrak çekme töreninde Elçi'nin konuşmasına cevap söylevi.<br />
Azerbaycan Elçisi İbrahim Abilof’un Söylevine Cevap<br />
18 Ekim 1921</span><br />
<br />
Cebeci’deki Azerbaycan Elçiliğine bayrak çekme töreninde söylenmiştir.<br />
Elçi Hazretleri,<br />
Bugün bize sevinçli bir bayram yaşattığınızdan dolayı Büyük Millet Meclisi ve Hükûmeti ve kendi adıma teşekkür ederim. Bu bayram gününün benim için mutlu bir yönü daha vardır ki, o da bağımsız Azerbaycan Şûra Hükûmetinin sancağını çekmek onurunu bana vermiş olmasıdır.<br />
Efendiler, Ankara’ya Yunanlıların, düşmanların bayrağı çekilmek isteniyordu. Bu fırsatı şükürler olsun ki, düşmanlarımız elde edemediler. Burada işte, kardeş hükûmetin kardeş milletin sancağı çekilmesiyle mutlu oluyoruz.<br />
Türkiye ve Azerbaycan arasındaki içten bağlılığın, kardeşliğin derecesini açıklamaya gerek görmem. Bu kardeşlik bağının doğrulanması ve güçlendirilmesi için gönderilen Elçi İbrahim Abilof Beyin seçilmesinde Azerbaycan Hükûmetinin kararının doğruluğu büyüktür. Çünkü İbrahim Abilof Hazretleri, bu kardeşlik bağını ruhunda duymuş bir kişidir ve bizce de çok önemli olan görevinde başarılı olmak için gereken bütün özelliklere sahip bulunuyorlar. Özelliklerinin üstünlüğünü daha ilk temaslarında bize göstermişlerdir.<br />
Temsil ettikleri hükûmetin de bir özelliği, başka bir değeri vardır. Azerbaycan Hükûmeti bir halk hükûmetidir; geleceğine kendisi sahiptir. Yanına memur oldukları Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti de egemenliğine kayıtsız ve şartsız sahip olan ve yönetim şekli halkın, geleceğini kendisinin yönetmesi temeline dayanmış olan bir halk hükûmetidir. Türkiye halkı bu amacının kazanılması için bütün varlığıyla savaşmış, savaşmakta ve savaşacaktır.<br />
Efendiler, Elçi Hazretleri işte böyle bir memlekette Azerbaycan’ı temsil ediyorlar. Bu temsilin mahiyetindeki anlam ve değeri büyüktür. Azerbaycan ile Türkiye arasında var olan kardeşliğin, içtenliğin doğurduğu bağdan başka, Azerbaycan’ın diğer dostlarımızla ilgi kurması da önem taşımaktadır. Coğrafî konumu göz önüne getirilirse gerçekten Azerbaycan’ın Asya’daki kardeş hükûmet ve milletler için bir ilişki ve buluşma noktası olduğu görülür, Azerbaycan’ın bu özel yeri, görevini çok önemli kılmaktadır.<br />
Bu durumun yanında Anadolu’yu da göz önüne getirmenizi rica ederim. Tesadüfen sağımda duvarda asılı olan şu haritanın çok güzel gösterdiği gibi Anadolu da, bütün Asya’nın, bütün haksızlığa uğramışların dünyasının, zulüm dünyasına doğru ileri sürdüğü bir durumda bulunmaktadır. Anadolu bu durumu ile bütün haksızlıklara ve saldırılara uğramaktadır. Anadolu yıkılmak, çiğnenmek, parçalanmak isteniyor; fakat efendiler, bu saldırılar sadece Anadolu’ya yönelmiş değildir. Bu saldırıların genel hedefi bütün doğudur. Anadolu her türlü saldırılara karşı bütün varlığıyla kendini savunmaktadır ve bunda başarılı olacağından emindir. Anadolu, bu savunmasıyla yalnız kendi hayatına ait görevi yapmıyor, belki bütün doğuya yönelen saldırılara bir set çekiyor.<br />
Efendiler, bu saldırılar elbette kırılacaktır. Bütün bu saldırılar mutlaka son bulacaktır. İşte ancak o zaman Batıda, bütün dünyada gerçek barış, gerçek rahatlık ve insanlık hakim olabilecektir.<br />
Bugün sancak çekilmesi nedeniyle duyduğumuz mutluluğu övünerek anmak isterim. Bundan önce Afganistan’ın saygıdeğer elçisi de bu işi bize vermişlerdi.<br />
Saygıdeğer arkadaşımız Abilof Hazretleri, bugün Azerbaycan’ın bağımsızlığını temsil eden sancağı çekerken ellerimin birtakım duygular ve üzüntülerle kımıldadığını duyuyorum. Gerçekten sancağı çeken benim ellerimdi. Fakat ellerimi hareketlendiren, bugünkü bayramda, manen ortak olan bütün Türk halkının gerçek ve içten kardeşlik duygularıydı.<br />
Elçi Hazretleri, Azerbaycan sancağının Türkiye sancağının yanında, Türkiye’nin semalarında dalgalandığını görmek bütün milletimiz için büyük bir bayramdır. Bize böyle bir bayram günü yaşattığınızdan dolayı içten teşekkürlerimi tekrar ederim.<br />
Hâkimiyet-i Milliye: 20.11.1921</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">18 EKİM - 1921 - Atatürk'ün, Ankara'da Azerbaycan Elçiliği'ne bayrak çekme töreninde Elçi'nin konuşmasına cevap söylevi.<br />
Azerbaycan Elçisi İbrahim Abilof’un Söylevine Cevap<br />
18 Ekim 1921</span><br />
<br />
Cebeci’deki Azerbaycan Elçiliğine bayrak çekme töreninde söylenmiştir.<br />
Elçi Hazretleri,<br />
Bugün bize sevinçli bir bayram yaşattığınızdan dolayı Büyük Millet Meclisi ve Hükûmeti ve kendi adıma teşekkür ederim. Bu bayram gününün benim için mutlu bir yönü daha vardır ki, o da bağımsız Azerbaycan Şûra Hükûmetinin sancağını çekmek onurunu bana vermiş olmasıdır.<br />
Efendiler, Ankara’ya Yunanlıların, düşmanların bayrağı çekilmek isteniyordu. Bu fırsatı şükürler olsun ki, düşmanlarımız elde edemediler. Burada işte, kardeş hükûmetin kardeş milletin sancağı çekilmesiyle mutlu oluyoruz.<br />
Türkiye ve Azerbaycan arasındaki içten bağlılığın, kardeşliğin derecesini açıklamaya gerek görmem. Bu kardeşlik bağının doğrulanması ve güçlendirilmesi için gönderilen Elçi İbrahim Abilof Beyin seçilmesinde Azerbaycan Hükûmetinin kararının doğruluğu büyüktür. Çünkü İbrahim Abilof Hazretleri, bu kardeşlik bağını ruhunda duymuş bir kişidir ve bizce de çok önemli olan görevinde başarılı olmak için gereken bütün özelliklere sahip bulunuyorlar. Özelliklerinin üstünlüğünü daha ilk temaslarında bize göstermişlerdir.<br />
Temsil ettikleri hükûmetin de bir özelliği, başka bir değeri vardır. Azerbaycan Hükûmeti bir halk hükûmetidir; geleceğine kendisi sahiptir. Yanına memur oldukları Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti de egemenliğine kayıtsız ve şartsız sahip olan ve yönetim şekli halkın, geleceğini kendisinin yönetmesi temeline dayanmış olan bir halk hükûmetidir. Türkiye halkı bu amacının kazanılması için bütün varlığıyla savaşmış, savaşmakta ve savaşacaktır.<br />
Efendiler, Elçi Hazretleri işte böyle bir memlekette Azerbaycan’ı temsil ediyorlar. Bu temsilin mahiyetindeki anlam ve değeri büyüktür. Azerbaycan ile Türkiye arasında var olan kardeşliğin, içtenliğin doğurduğu bağdan başka, Azerbaycan’ın diğer dostlarımızla ilgi kurması da önem taşımaktadır. Coğrafî konumu göz önüne getirilirse gerçekten Azerbaycan’ın Asya’daki kardeş hükûmet ve milletler için bir ilişki ve buluşma noktası olduğu görülür, Azerbaycan’ın bu özel yeri, görevini çok önemli kılmaktadır.<br />
Bu durumun yanında Anadolu’yu da göz önüne getirmenizi rica ederim. Tesadüfen sağımda duvarda asılı olan şu haritanın çok güzel gösterdiği gibi Anadolu da, bütün Asya’nın, bütün haksızlığa uğramışların dünyasının, zulüm dünyasına doğru ileri sürdüğü bir durumda bulunmaktadır. Anadolu bu durumu ile bütün haksızlıklara ve saldırılara uğramaktadır. Anadolu yıkılmak, çiğnenmek, parçalanmak isteniyor; fakat efendiler, bu saldırılar sadece Anadolu’ya yönelmiş değildir. Bu saldırıların genel hedefi bütün doğudur. Anadolu her türlü saldırılara karşı bütün varlığıyla kendini savunmaktadır ve bunda başarılı olacağından emindir. Anadolu, bu savunmasıyla yalnız kendi hayatına ait görevi yapmıyor, belki bütün doğuya yönelen saldırılara bir set çekiyor.<br />
Efendiler, bu saldırılar elbette kırılacaktır. Bütün bu saldırılar mutlaka son bulacaktır. İşte ancak o zaman Batıda, bütün dünyada gerçek barış, gerçek rahatlık ve insanlık hakim olabilecektir.<br />
Bugün sancak çekilmesi nedeniyle duyduğumuz mutluluğu övünerek anmak isterim. Bundan önce Afganistan’ın saygıdeğer elçisi de bu işi bize vermişlerdi.<br />
Saygıdeğer arkadaşımız Abilof Hazretleri, bugün Azerbaycan’ın bağımsızlığını temsil eden sancağı çekerken ellerimin birtakım duygular ve üzüntülerle kımıldadığını duyuyorum. Gerçekten sancağı çeken benim ellerimdi. Fakat ellerimi hareketlendiren, bugünkü bayramda, manen ortak olan bütün Türk halkının gerçek ve içten kardeşlik duygularıydı.<br />
Elçi Hazretleri, Azerbaycan sancağının Türkiye sancağının yanında, Türkiye’nin semalarında dalgalandığını görmek bütün milletimiz için büyük bir bayramdır. Bize böyle bir bayram günü yaşattığınızdan dolayı içten teşekkürlerimi tekrar ederim.<br />
Hâkimiyet-i Milliye: 20.11.1921</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Türk Dili ile ilgili sözleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-turk-dili-ile-ilgili-sozleri.html</link>
			<pubDate>Mon, 26 Sep 2016 17:15:59 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-turk-dili-ile-ilgili-sozleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Türk milletinin dili Türkçedir. Türk Dili dünyada en güzel, en zengin ve kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sevip onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk Dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sonsuz felaketler içinde ahlakını, göreneklerini, anılarını, çıkarlarını kısacası; bugün kendisini millet yapan her niteliğinin, dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk Dili, Türk ulusunun yüreğidir, beynidir.”<br />
Tarih:……….<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
"Türk" demek "dil" demektir. Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri dildir. Türk milletindenim; diyen insan, her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.” 17 Şubat 1931<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, alakalı olmasını isteriz. <br />
1 Kasım 1932<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. <br />
2 Eylül 1930<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Ülkesini yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır. <br />
2 Eylül 1930<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Kesin olarak bilinmelidir ki, Türk milletinin dili ve milli benliği bütün hayatında hakim ve esas kalacaktır. <br />
7 Şubat 1933<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim ahenktar, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. <br />
9/10 Ağu. 1928<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakının, anneannelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyoruz. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir. <br />
1931<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Zengin sözlüğümüzün toplandığı gün, milli varlığımız en kuvvetli bir dal kazanacaktır. Bizim milliyetçiliğimizin esası dil birliğinin korunmasıyla mümkün olacaktır. <br />
26 Eylül 1938<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Öyle istiyorum ki , Türk dili bilim yöntemleriyle kurallarının ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar. <br />
1931<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Gaye, bugünkü ve yarınki Türk’ün medeniyetini kucaklayacak en güzel ve en ahenkli Türkçe'dir. <br />
1932<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Bir ulusun dili, bütün bilim kavramlarını oluşturacak şekilde gelişmemişse, o ulusun bilim ve kültür alanında bir varlık göstermesi beklenemez.<br />
Tarih:……….<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Nitekim biz Türklük dâvasını böyle bir müsbet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz. 1924<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Milliyetin çok bariz vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. <br />
1930<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
“Türk Dili zengin, geniş bir dildir. Bütün kavramları anlatma yeteneği vardır. Yalnız, onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek gereklidir. Öyle istiyorum ki Türk Dili bilimsel yöntemlerle kurallarını ortaya koysun. Bütün dallarda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği, güzel, uyumlu dilimizi kullansınlar.”<br />
Tarih:……….<br />
<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
“Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin milli ve zengin olması, milli duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk Dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil bilinçle işlensin.”<br />
Tarih:……….<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
“Türk demek, dil demektir. Millet olmanın en belirgin niteliklerinden biri dildir. ‘Türk milletindenim.’ diyen kişi, her şeyden önce kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir kişi, Türk kültürüne ve milletine bağlılığını öne sürerse buna inanmak doğru olmaz.” <br />
Tarih:……….<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
“Amacımız, Türk Dili’nin öz zenginliğini ortaya çıkarmak, onu dünya dilleri arasında, değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir.”<br />
Tarih:……….<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
“En güzel ve ileri bir iş olarak türlü bilimlere ilişkin Türkçe terimler türetilmiş ve bu yolla dilimiz yabancı dillerin etkisinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır.”<br />
“Türk Dili'nin kendi benliğine, özündeki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet kurumlarımızın, dikkatli, ilgili olmasını isteriz.”<br />
Tarih:……….<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
“Başka dillerdeki her bir sözcüğe karşılık olarak dilimizde en az bir sözcük bulmak ya da türetmek gerekir. Bu sözcükler kamuoyuna sunulmalı, böylece, yaygınlaşıp yerleşmesi sağlanmalıdır.”<br />
Tarih:……….<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
“Türk Dili'nin özleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi için bütün yayın araçlarından yararlanmalıyız. Her aydın, hangi konuda olursa olsun, yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise uyumlu, güzel bir duruma getirmeliyiz.”<br />
“Türk demek Türkçe demektir; ne mutlu Türküm diyene!” <br />
Tarih:……….<br />
<br />
ataturkinkilaplari.com<br />
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/ataturk-sozleri-ve-fikirleri/59827-ataturkun-turk-dili-ile-ilgili-sozleri.html#post166733" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/ataturk-soz...post166733</a><br />
<br />
atatürk sözleri</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Türk milletinin dili Türkçedir. Türk Dili dünyada en güzel, en zengin ve kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sevip onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk Dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sonsuz felaketler içinde ahlakını, göreneklerini, anılarını, çıkarlarını kısacası; bugün kendisini millet yapan her niteliğinin, dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk Dili, Türk ulusunun yüreğidir, beynidir.”<br />
Tarih:……….<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
"Türk" demek "dil" demektir. Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri dildir. Türk milletindenim; diyen insan, her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.” 17 Şubat 1931<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, alakalı olmasını isteriz. <br />
1 Kasım 1932<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. <br />
2 Eylül 1930<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Ülkesini yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır. <br />
2 Eylül 1930<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Kesin olarak bilinmelidir ki, Türk milletinin dili ve milli benliği bütün hayatında hakim ve esas kalacaktır. <br />
7 Şubat 1933<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim ahenktar, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. <br />
9/10 Ağu. 1928<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakının, anneannelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyoruz. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir. <br />
1931<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Zengin sözlüğümüzün toplandığı gün, milli varlığımız en kuvvetli bir dal kazanacaktır. Bizim milliyetçiliğimizin esası dil birliğinin korunmasıyla mümkün olacaktır. <br />
26 Eylül 1938<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Öyle istiyorum ki , Türk dili bilim yöntemleriyle kurallarının ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar. <br />
1931<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Gaye, bugünkü ve yarınki Türk’ün medeniyetini kucaklayacak en güzel ve en ahenkli Türkçe'dir. <br />
1932<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Bir ulusun dili, bütün bilim kavramlarını oluşturacak şekilde gelişmemişse, o ulusun bilim ve kültür alanında bir varlık göstermesi beklenemez.<br />
Tarih:……….<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Nitekim biz Türklük dâvasını böyle bir müsbet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz. 1924<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
Milliyetin çok bariz vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. <br />
1930<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
“Türk Dili zengin, geniş bir dildir. Bütün kavramları anlatma yeteneği vardır. Yalnız, onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek gereklidir. Öyle istiyorum ki Türk Dili bilimsel yöntemlerle kurallarını ortaya koysun. Bütün dallarda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği, güzel, uyumlu dilimizi kullansınlar.”<br />
Tarih:……….<br />
<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
“Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin milli ve zengin olması, milli duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk Dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil bilinçle işlensin.”<br />
Tarih:……….<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
“Türk demek, dil demektir. Millet olmanın en belirgin niteliklerinden biri dildir. ‘Türk milletindenim.’ diyen kişi, her şeyden önce kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir kişi, Türk kültürüne ve milletine bağlılığını öne sürerse buna inanmak doğru olmaz.” <br />
Tarih:……….<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
“Amacımız, Türk Dili’nin öz zenginliğini ortaya çıkarmak, onu dünya dilleri arasında, değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir.”<br />
Tarih:……….<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
“En güzel ve ileri bir iş olarak türlü bilimlere ilişkin Türkçe terimler türetilmiş ve bu yolla dilimiz yabancı dillerin etkisinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır.”<br />
“Türk Dili'nin kendi benliğine, özündeki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet kurumlarımızın, dikkatli, ilgili olmasını isteriz.”<br />
Tarih:……….<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
“Başka dillerdeki her bir sözcüğe karşılık olarak dilimizde en az bir sözcük bulmak ya da türetmek gerekir. Bu sözcükler kamuoyuna sunulmalı, böylece, yaygınlaşıp yerleşmesi sağlanmalıdır.”<br />
Tarih:……….<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
“Türk Dili'nin özleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi için bütün yayın araçlarından yararlanmalıyız. Her aydın, hangi konuda olursa olsun, yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise uyumlu, güzel bir duruma getirmeliyiz.”<br />
“Türk demek Türkçe demektir; ne mutlu Türküm diyene!” <br />
Tarih:……….<br />
<br />
ataturkinkilaplari.com<br />
<br />
<a href="http://www.zohreanaforum.com/ataturk-sozleri-ve-fikirleri/59827-ataturkun-turk-dili-ile-ilgili-sozleri.html#post166733" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.zohreanaforum.com/ataturk-soz...post166733</a><br />
<br />
atatürk sözleri</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk’ün İstanbul ile ilgili sözleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk%E2%80%99un-istanbul-ile-ilgili-sozleri.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Aug 2016 00:16:29 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk%E2%80%99un-istanbul-ile-ilgili-sozleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk’ün İstanbul ile ilgili sözleri</span><br />
<br />
İstanbul, bizim tarihimizin ve uygarlığımızın bir özetidir. 1923 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.492)<br />
<br />
<br />
Dört beş yüzyıllık millî çalışmamızın verimi bu güzide şehrimizde toplanmıştır. Millî yeteneğimizin devamlı ve güzel birer belirtisi olan bunca anıtlar ve kuruluşlar hep oradadır. 1923 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.506)<br />
<br />
<br />
İstanbul, millî mücadelemizin devamı müddetince millî ve vatanî aşkımızın kutsî ve yüksek bir mihrabı olmuştur. Bundan sonra da hiçbir olay, hiçbir kuvvet, ruhumuzu bu kutsal mihraptan çeviremeyecektir. 1923 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.506)<br />
<br />
ataturkdevrimleri.com</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk’ün İstanbul ile ilgili sözleri</span><br />
<br />
İstanbul, bizim tarihimizin ve uygarlığımızın bir özetidir. 1923 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.492)<br />
<br />
<br />
Dört beş yüzyıllık millî çalışmamızın verimi bu güzide şehrimizde toplanmıştır. Millî yeteneğimizin devamlı ve güzel birer belirtisi olan bunca anıtlar ve kuruluşlar hep oradadır. 1923 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.506)<br />
<br />
<br />
İstanbul, millî mücadelemizin devamı müddetince millî ve vatanî aşkımızın kutsî ve yüksek bir mihrabı olmuştur. Bundan sonra da hiçbir olay, hiçbir kuvvet, ruhumuzu bu kutsal mihraptan çeviremeyecektir. 1923 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.506)<br />
<br />
ataturkdevrimleri.com</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk’ün Ankara ile ilgili sözleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk%E2%80%99un-ankara-ile-ilgili-sozleri.html</link>
			<pubDate>Fri, 05 Aug 2016 23:51:40 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk%E2%80%99un-ankara-ile-ilgili-sozleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk’ün Ankaralılar ve Ankara ile ilgili söylediği sözler. Atatürk’ün Ankara hakkında fikir ve düşünceleri.</span><br />
<br />
<br />
Sevgili milletimizin bütün bir düşmanlık dünyasına karşı, sonu zaferle başardığı Bağımsızlık Mücadelesi tarihinde Ankara ismi, en saygın bir yeri koruyacaktır. 1922 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.466)<br />
<br />
<br />
Büyük Millet Meclisi sizin yiğitlik çevrenizde korkusuzca bağımsızlık mücadelesine devam edebilmiştir. Bu nedenle Ankaralı hemşehrilerimin, bu vatanı kurtarma mücadelesinde ayrı bir şeref hissesi vardır. 1922 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.466)<br />
<br />
<br />
Türkiye’nin ve Türk milleti çıkarlarının en güvenilir savunmasının ancak Ankara’dan olabileceği, olaylarla anlaşılmıştır. En güç şartlar içinde, en az hazırlıklı olduğumuz halde en büyük darbelerin geri çevrilebilmesinin en kuvvetli etkenleri arasına Ankara’nın coğrafî durumu dahildir. 1924 (Atatürk’ün S.D.V, s.99-100)<br />
<br />
<br />
Hiç şüphe etmemelidir ki, Anadolu ortasında hızla oluşturulacak yeni ve bayındır bir Ankara, yüzyıllarca ihmal edilen Türk vatanı için başlı başına bir uygarlık merkezi, Türk Devleti için pek önemli bir dayanak olacaktır. 1924 (Atatürk’ün S.D.I, s.323)<br />
<br />
<br />
Ankara, hükûmet merkezidir ve sonsuza dek hükûmet merkezi kalacaktır. 1925 (Atatürk’ün S.D.V, s.212)<br />
<br />
<br />
Ankara’ya geldiğimden sonraki mücadele yaşamımızda,özgürlük ve bağımsızlık âşığı kahraman Ankaralıların gösterdikleri sevgi bağlılığını ve yardımları, her zaman gönül borcuyla anarım. 1932 (Milliyet gazetesi, 28.12.1932)<br />
<br />
ataturkdevrimleri.com</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk’ün Ankaralılar ve Ankara ile ilgili söylediği sözler. Atatürk’ün Ankara hakkında fikir ve düşünceleri.</span><br />
<br />
<br />
Sevgili milletimizin bütün bir düşmanlık dünyasına karşı, sonu zaferle başardığı Bağımsızlık Mücadelesi tarihinde Ankara ismi, en saygın bir yeri koruyacaktır. 1922 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.466)<br />
<br />
<br />
Büyük Millet Meclisi sizin yiğitlik çevrenizde korkusuzca bağımsızlık mücadelesine devam edebilmiştir. Bu nedenle Ankaralı hemşehrilerimin, bu vatanı kurtarma mücadelesinde ayrı bir şeref hissesi vardır. 1922 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.466)<br />
<br />
<br />
Türkiye’nin ve Türk milleti çıkarlarının en güvenilir savunmasının ancak Ankara’dan olabileceği, olaylarla anlaşılmıştır. En güç şartlar içinde, en az hazırlıklı olduğumuz halde en büyük darbelerin geri çevrilebilmesinin en kuvvetli etkenleri arasına Ankara’nın coğrafî durumu dahildir. 1924 (Atatürk’ün S.D.V, s.99-100)<br />
<br />
<br />
Hiç şüphe etmemelidir ki, Anadolu ortasında hızla oluşturulacak yeni ve bayındır bir Ankara, yüzyıllarca ihmal edilen Türk vatanı için başlı başına bir uygarlık merkezi, Türk Devleti için pek önemli bir dayanak olacaktır. 1924 (Atatürk’ün S.D.I, s.323)<br />
<br />
<br />
Ankara, hükûmet merkezidir ve sonsuza dek hükûmet merkezi kalacaktır. 1925 (Atatürk’ün S.D.V, s.212)<br />
<br />
<br />
Ankara’ya geldiğimden sonraki mücadele yaşamımızda,özgürlük ve bağımsızlık âşığı kahraman Ankaralıların gösterdikleri sevgi bağlılığını ve yardımları, her zaman gönül borcuyla anarım. 1932 (Milliyet gazetesi, 28.12.1932)<br />
<br />
ataturkdevrimleri.com</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk’ün Spor Ve Sporcuya Verdiği Önem]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk%E2%80%99un-spor-ve-sporcuya-verdigi-onem.html</link>
			<pubDate>Mon, 07 Mar 2016 04:16:47 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk%E2%80%99un-spor-ve-sporcuya-verdigi-onem.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her çeşit spor faaliyetini Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından sayan Atatürk, sporun her dalı ile uğraşılması ve başarılı olunmasını Türk milletine tavsiye etmiştir.</span><br />
Atatürk, genç kuşağın bilimin ışığında ruhen, ahlâken, zihnen ve bedenen çok iyi yetiştirilmesi gerektiğine inanmış, spor faaliyetlerine ve sporculara büyük önem vermiştir.<br />
<br />
İnsan bedenine zindelik ve güç katan sporu fırsat buldukça kendiside yapan Atatürk’ün, en sevdiği spor dalı güreşti. Güreşi her yönüyle teşvik eden büyük önder, güreş müsabakalarını izlemekten büyük keyif alırdı. Özellikle milli güreşçilerin elde ettiği başarılar karşısında çok heyecanlanır, onları tebrik ederek ödüllendirirdi.<br />
Her alanda olduğu gibi sporda da bilimin ışığından ayrılmamayı tavsiye eden Atatürk’ün, Türk sporuna olan desteği ve katkısı, sporun bütün yurtta yaygınlaştırılması ve örgütlenmesi yolunda olmuştur. Bunun neticesi olarak Türkiye’nin ilk spor teşkilatı olan “Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı” 1922’de İstanbul’da kurulmuş, bu ilk spor cemiyetinin ve federasyonlarının yöneticileri Atatürk’ün meydana getirdiği ortamla seçimle belirlenmiştir. 16 Ocak 1923 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısında, “Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı” kamu yararına kurulmuş bir dernek olarak kabul edilmiş ve böylece ilk kez devlet spora ve sporcuya destek ve yardım elini uzatmıştır.<br />
Büyük Atatürk’ün ölümünü takip eden günlerde o zamanlar yalnız Avrupa’nın değil dünyanın en güçlü günlük spor gazetesi olan ve Fransa’da yayınlanan “L’Auto” yayınladığı geniş bir makalede Atatürk’ün spora verdiği büyük önemi uzun uzun överken şu satırlara da yer verdi:<br />
Dünyada ilk defa beden eğitimini mecburi kılan devlet adamı o oldu. Yalnız kağıt üzerinde ve nutuklarda değil bunu bilfiil yerine getirdi. Stadyumlar ve çeşitli spor merkezleri tesis ettirdi. Halkevlerinin spor kollarını bizzat mürakabe etti ve milletin mukadderatına hakim olduğu günden itibaren Türkiye’de spor gittikçe artan bir önem ve değer kazandı…”<br />
Hiç kuşkusuz onun “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözü de oluşturduğu genç Türkiye devletinin geleceği için düşündüğü ana esaslardan biriydi. Nitekim daha Cumhuriyetin ilanından önceki günlerde hazırlanan hükümet programlarında da bunu bulmak ve görmek mümkündür.</span><br />
<br />
<a href="http://www.ataturkum.info/ataturkun-spor-ve-sporcuya-verdigi-onem.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.ataturkum.info/ataturkun-spor...-onem.html</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her çeşit spor faaliyetini Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından sayan Atatürk, sporun her dalı ile uğraşılması ve başarılı olunmasını Türk milletine tavsiye etmiştir.</span><br />
Atatürk, genç kuşağın bilimin ışığında ruhen, ahlâken, zihnen ve bedenen çok iyi yetiştirilmesi gerektiğine inanmış, spor faaliyetlerine ve sporculara büyük önem vermiştir.<br />
<br />
İnsan bedenine zindelik ve güç katan sporu fırsat buldukça kendiside yapan Atatürk’ün, en sevdiği spor dalı güreşti. Güreşi her yönüyle teşvik eden büyük önder, güreş müsabakalarını izlemekten büyük keyif alırdı. Özellikle milli güreşçilerin elde ettiği başarılar karşısında çok heyecanlanır, onları tebrik ederek ödüllendirirdi.<br />
Her alanda olduğu gibi sporda da bilimin ışığından ayrılmamayı tavsiye eden Atatürk’ün, Türk sporuna olan desteği ve katkısı, sporun bütün yurtta yaygınlaştırılması ve örgütlenmesi yolunda olmuştur. Bunun neticesi olarak Türkiye’nin ilk spor teşkilatı olan “Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı” 1922’de İstanbul’da kurulmuş, bu ilk spor cemiyetinin ve federasyonlarının yöneticileri Atatürk’ün meydana getirdiği ortamla seçimle belirlenmiştir. 16 Ocak 1923 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısında, “Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı” kamu yararına kurulmuş bir dernek olarak kabul edilmiş ve böylece ilk kez devlet spora ve sporcuya destek ve yardım elini uzatmıştır.<br />
Büyük Atatürk’ün ölümünü takip eden günlerde o zamanlar yalnız Avrupa’nın değil dünyanın en güçlü günlük spor gazetesi olan ve Fransa’da yayınlanan “L’Auto” yayınladığı geniş bir makalede Atatürk’ün spora verdiği büyük önemi uzun uzun överken şu satırlara da yer verdi:<br />
Dünyada ilk defa beden eğitimini mecburi kılan devlet adamı o oldu. Yalnız kağıt üzerinde ve nutuklarda değil bunu bilfiil yerine getirdi. Stadyumlar ve çeşitli spor merkezleri tesis ettirdi. Halkevlerinin spor kollarını bizzat mürakabe etti ve milletin mukadderatına hakim olduğu günden itibaren Türkiye’de spor gittikçe artan bir önem ve değer kazandı…”<br />
Hiç kuşkusuz onun “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözü de oluşturduğu genç Türkiye devletinin geleceği için düşündüğü ana esaslardan biriydi. Nitekim daha Cumhuriyetin ilanından önceki günlerde hazırlanan hükümet programlarında da bunu bulmak ve görmek mümkündür.</span><br />
<br />
<a href="http://www.ataturkum.info/ataturkun-spor-ve-sporcuya-verdigi-onem.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.ataturkum.info/ataturkun-spor...-onem.html</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk’ün Çocuklar Üzerine Söylediği Sözler]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk%E2%80%99un-cocuklar-uzerine-soyledigi-sozler.html</link>
			<pubDate>Mon, 07 Mar 2016 04:15:25 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk%E2%80%99un-cocuklar-uzerine-soyledigi-sozler.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">23 Nisan’ı çocuklara bayram olarak hediye eden Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ten; Çocuklar için söylenmiş 15 değerli söz.</span><br />
 <br />
1. “Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu, yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir.”<br />
<br />
2. “Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.”<br />
<br />
3. “Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı, Onlar her koşulda yetişkinlerden daha özel ele alınmalıdır.”<br />
<br />
4. “Çocuk sevgisi insan sevgisi için bir ihtiyaçtır.”<br />
<br />
5. “Gelecek için hazırlanan vatan evlatlarına, hiçbir güçlük karşısında yılmayarak tam bir sabır ve metanetle çalışmalarını ve öğrenim gören çocuklarımızın ana ve babalarına da yavrularının öğreniminin tamamlanması için hiçbir fedakarlıktan çekinmemelerini tavsiye ederim.”<br />
<br />
6. “Hedefe yalnız çocukları yetiştirmekle ulaşamayız! Çocuklar geleceğindir. Çocuklar geleceği yapacak adamlardır. Fakat geleceği yapacak olan bu çocukları yetiştirecek analar, babalar, kardeşler hepsi şimdiden az çok aydınlatılmalıdır ki, yetiştirecekleri çocukları bu millet ve memlekete hizmet edebilecek, yararlı ve faydalı olabilecek şekilde yetiştirsinler! Hiç olmazsa yetiştirmek lüzumuna inansınlar! Okullardan başka; gazeteler, küçük dergiler köylere kadar yayınlanıp dağıtılmalıdır. Bizim köylümüz ne gazete ne dergi okumaz. Bilenler bilmeyenleri toplayıp, okutmayı, onlara okumayı anlatmayı bir vazife bilmelidir.”<br />
<br />
7. “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize tahilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye’nin istiklaline, temeli benliğine, milli geleneklerine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.”<br />
<br />
8. “Büyük başarılar, değerli anaların yetiştirdikleri seçkin çocukların yardımıyla meydana gelir.”<br />
<br />
9. “Milletin bağrında temiz bir nesil yetişiyor. Bu eser (Türkiye Cumhuriyeti Devleti) ona bırakacağım ve gözüm arkamda olmayacak.”<br />
<br />
10. “Çocuklarımızı artık düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde; yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışılmalıdır.”<br />
<br />
11. “Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk’ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin!.. Bu belli. Fakat zekanı unut!.. Daima çalışkan ol!”<br />
<br />
12. “Gençler! Cesaretimizi güçlendiren ve sürdüren sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve kültür ile, insanlık değerinin, vatan sevgisinin en değerli örneği olacaksınız.”<br />
<br />
13. “Bir gün ulusu sizin gibi beni anlamış gençliğe bırakacağımdan çok memnun ve mesudum.”<br />
<br />
14. “Biz her şeyi gençliğe bırakacağız… Geleceğin ümidi, ışıklı çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir.”<br />
<br />
15. “Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz.”<br />
<br />
Bir önceki yazımız olan Atatürk'ün H.z Muhammed İle İlgili Sözleri başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.</span><br />
<br />
<a href="http://www.ataturkum.info/ataturkun-cocuklar-uzerine-soyledigi-sozler.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.ataturkum.info/ataturkun-cocu...ozler.html</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">23 Nisan’ı çocuklara bayram olarak hediye eden Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ten; Çocuklar için söylenmiş 15 değerli söz.</span><br />
 <br />
1. “Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu, yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir.”<br />
<br />
2. “Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.”<br />
<br />
3. “Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı, Onlar her koşulda yetişkinlerden daha özel ele alınmalıdır.”<br />
<br />
4. “Çocuk sevgisi insan sevgisi için bir ihtiyaçtır.”<br />
<br />
5. “Gelecek için hazırlanan vatan evlatlarına, hiçbir güçlük karşısında yılmayarak tam bir sabır ve metanetle çalışmalarını ve öğrenim gören çocuklarımızın ana ve babalarına da yavrularının öğreniminin tamamlanması için hiçbir fedakarlıktan çekinmemelerini tavsiye ederim.”<br />
<br />
6. “Hedefe yalnız çocukları yetiştirmekle ulaşamayız! Çocuklar geleceğindir. Çocuklar geleceği yapacak adamlardır. Fakat geleceği yapacak olan bu çocukları yetiştirecek analar, babalar, kardeşler hepsi şimdiden az çok aydınlatılmalıdır ki, yetiştirecekleri çocukları bu millet ve memlekete hizmet edebilecek, yararlı ve faydalı olabilecek şekilde yetiştirsinler! Hiç olmazsa yetiştirmek lüzumuna inansınlar! Okullardan başka; gazeteler, küçük dergiler köylere kadar yayınlanıp dağıtılmalıdır. Bizim köylümüz ne gazete ne dergi okumaz. Bilenler bilmeyenleri toplayıp, okutmayı, onlara okumayı anlatmayı bir vazife bilmelidir.”<br />
<br />
7. “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize tahilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye’nin istiklaline, temeli benliğine, milli geleneklerine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.”<br />
<br />
8. “Büyük başarılar, değerli anaların yetiştirdikleri seçkin çocukların yardımıyla meydana gelir.”<br />
<br />
9. “Milletin bağrında temiz bir nesil yetişiyor. Bu eser (Türkiye Cumhuriyeti Devleti) ona bırakacağım ve gözüm arkamda olmayacak.”<br />
<br />
10. “Çocuklarımızı artık düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde; yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışılmalıdır.”<br />
<br />
11. “Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk’ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin!.. Bu belli. Fakat zekanı unut!.. Daima çalışkan ol!”<br />
<br />
12. “Gençler! Cesaretimizi güçlendiren ve sürdüren sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve kültür ile, insanlık değerinin, vatan sevgisinin en değerli örneği olacaksınız.”<br />
<br />
13. “Bir gün ulusu sizin gibi beni anlamış gençliğe bırakacağımdan çok memnun ve mesudum.”<br />
<br />
14. “Biz her şeyi gençliğe bırakacağız… Geleceğin ümidi, ışıklı çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir.”<br />
<br />
15. “Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz.”<br />
<br />
Bir önceki yazımız olan Atatürk'ün H.z Muhammed İle İlgili Sözleri başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.</span><br />
<br />
<a href="http://www.ataturkum.info/ataturkun-cocuklar-uzerine-soyledigi-sozler.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.ataturkum.info/ataturkun-cocu...ozler.html</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Ordu, Savaş ve Barış Hakkındaki Sözleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-ordu-savas-ve-baris-hakkindaki-sozleri.html</link>
			<pubDate>Mon, 15 Feb 2016 20:45:00 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-ordu-savas-ve-baris-hakkindaki-sozleri.html</guid>
			<description><![CDATA[• Kolordu kumandanı demek Efendiler, dünyanın her yerinde, her millete, en büyük kumandan demektir. Kolordu kumandanından sonra başka büyük kumandan yoktur. ( 14.08.1920, TBMM. )• Askeri hareketler, siyasi faaliyetlerin ümitsiz olduğu noktada başlar. Ümidin güvenli bir surette geri dönüşü, orduların hareketinden daha seri hedeflere ulaşmayı temin edebilir. (1922, İzmir) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. III, s. 61-62)<br />
<br />
• Ben size saldırı emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir başka komutanlar egemen olabilir. (1915, Anafartalar) (Atatürk, Anafartalar Muharebatına Ait Tarihçe, Derleyen: U.İĞDEMİR, 1990, s., XV-XVII)• Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve yeteneğinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir. • Ordumuz; Türk topraklarının ve Türkiye idealini gerçekleştirmek için sarf etmekte olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmesi imkansız güvencesidir.<br />
<br />
• Büyük milli disiplin okulu olan Ordunun; ekonomik, kültürel, sosyal savaşlarımızda bize aynı zamanda en lüzumlu elemanları da yetiştiren büyük bir okul haline getirilmesine, ayrıca itina ve dikkat edileceğine, şüphem yoktur. (1937, Ankara) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. I, Ankara, 1997, s. 420)<br />
<br />
• ...benim için ordumuzun değerini ifade de tek karşılaştırma şudur :Türk ordusunun bir birliği, dengini mutlaka yener, iki katını durdurur. Şimdilik bundan fazlasını istemiyorum. Çünkü fazlasını milletimizin yaratılıştan sahip olduğu cengaverlik zaten sağlamaktadır. Fakat bu değeri mutlaka korumak lazımdır. Bunu, askeri bir esas, bir kural olarak göz önünde tutmalıdır... Bu değer korundukça, teşkilatımızı, eğitim ve öğretimimizi bu hedef ve amaca yönelttikçe, Türkiye’nin her türlü saldırıdan, taarruzdan korunmuş olacağına ve korunacağına kimsenin şüphesi kalmaz.<br />
<br />
• Bir Türk komutanının, ordusunu kullanmaksızın, herhangi bir kötü rastlantı ve kötü şans eseri bile olsa, düşmana esir düşmesini biz mazur görsek de, tarih, bunu asla affetmez ve affetmemelidir. Türk Devrim Tarihinin, gelecek nesillere hitap ve uyarısı işte budur. (ATATÜRK, Nutuk, AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Yay. Haz. Prof.Dr. Zeynep Korkmaz, s.336)<br />
<br />
• Kaleyi içinden ele geçirmek dışından zorlamaktan çok kolaydır. (ATATÜRK, Nutuk, AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Yay. Haz. Prof.Dr. Zeynep Korkmaz, s.433)• Komutanlar, emir vermiş olmak için emir vermezler. Gerekli, uygulanabilir olan hususları emrederler. Emir verirken, kendini, o, emri yerine getirecek olanların yerine koymak ve emrin nasıl yerine getirilip uygulanacağını düşünmek ve bilmek gerekir. (ATATÜRK, Nutuk, AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Yay. Haz. Prof.Dr. Zeynep Korkmaz, s.502)<br />
<br />
• En büyük askerlik; çeşitli varsayımları çok iyi hesap ederek en iyi görüleni gecikmeden uygulamaktır. (Atatürkçülük, Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri, Birinci Kitap, s.241)<br />
<br />
• Yarım hazırlıkla yarım tedbirle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten daha kötüdür. (ATATÜRK, Nutuk, AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Yay. Haz. Prof.Dr. Zeynep Korkmaz, s.431)• Bir orduyu oluşturan her rütbe sahibi, genel olarak her şahıs, yaşayan bir makinenin canlı organları, parçalarıdır. (Zabit ve Kumandan İle Hasbihal, Genelkurmay ATASE Başkanlığı, s.26)<br />
<br />
• ... Türk esaret kabul etmeyen bir ulustur. (AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Ankara, Cilt II, s.241)• Hiçbir medeni devlet yoktur ki, ordu ve donanmadan evvel ekonomisini düşünmüş olmasın. (AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s.188)<br />
<br />
• Maddi ve özellikle manevî çöküş, korku ile... güçsüzlükle başlar. (ATATÜRK, Nutuk, AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Yay. Haz. Prof.Dr. Zeynep Korkmaz, s.432)• Başarılarda gururu yenmek, felaketlerde ümitsizliğe karşı koymak gereklidir. (AFET İNAN, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, İş Bankası Yayınları, s.94)<br />
<br />
• Büyük kararlar vermek kâfi değildir. Bu kararları cesaret ve kesinlikle tatbik etmek lâzımdır. (Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1999, s.396)<br />
<br />
• Muharebede kuvvetten ziyade, kuvveti maksada uygun sevk ve idare etmek önemlidir. (İĞDEMİR Uluğ, AKDTYK., Anafartalar Muharebatına Ait Tarihçe, Türk Tarih Kurumu Basımevi )• Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır. ( 26 Ağustos 1921. Sakarya meydan savaşı emrinden. )<br />
<br />
• Mutlaka şu veya bu sebepler için milleti savaşa sürüklemek taraftarı değilim. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Hakiki düşüncem şudur: Ulusu savaşa küfürlü içerikürünce vicdan azabı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı, “ölmeyeceğiz” diye savaşa girebiliriz. Ancak, ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir. (1923, Adana) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, 1997, s. 128)<br />
<br />
• Savaş, nihayet meydan savaşı sadece karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir. Milletlerin çarpışmasıdır. Meydan savaşı milletlerin bütün varlıklarıyla, bilim ve teknik alanındaki seviyeleriyle, ahlaklarıyla, kültürleriyle kısacası bütün maddi ve manevi güç ve nitelikleriyle ve her türlü vasıtalarıyla çarpıştığı bir sınav alanıdır. Bu alanda, milletlerin gerçek güç ve kıymetleri ölçülür. Sonuçta yalnız maddi güçlerin değil, bütün güçlerin özellikle ahlaki ve kültürel gücün üstünlüğü kesinlikle ortaya çıkar. Bu sebeple meydan savaşında yenilen taraf milletçe ve memleketçe, bütün maddi ve manevi varlığıyla yenilmiş sayılır. Böyle bir sonucun ne kadar feci olabileceğini tahmin edersiniz. Yok oluş sadece savaş alanındaki orduya ait olamaz. Aslında, ordunun mensup olduğu millet feci sonuçlara uğrar. Tarih, birtakım boş hayallerle, başlarındaki hükümdarların, hırslı politikacıların oyuncağı durumuna düşen istilacı orduların, istilacı milletlerin uğradığı bu çeşit feci sonuçlarla doludur. • Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz ve daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir.(1921)<br />
<br />
• Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin ordusu, istilalar yapmak veya saltanatlar yıkmak veya saltanatlar kurmak için şunun bunun elinde ihtiras aleti olmaktan uzaktır. ( 18.04.1922, TBMM, Ordu Hakkında. )<br />
<br />
• Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının vazifesi, « Misak-ı Millî » hükümlerini temin etmektir. ( 02.09.1922, İzmir’de İkdam Muhabiri Yakup Kadri’ye Verilen Demeç. )• Ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye idealini tahakkuk ettirmek için sarf etmekte olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmesi imkânsız teminatıdır. ( 01.11.1937, TBMM. )<br />
<br />
• Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir. (01.11.1937, TBMM, 5. Dönem 3. Toplanma Yılını )<br />
<br />
• Büyük millî disiplin okulu olan ordunun; ekonomik, kültürel, sosyal savaşlarımızda bize aynı zamanda en lüzumlu elemanları da yetiştiren büyük bir okul haline getirilmesine, ayrıca itina ve himmet edileceğine, şüphem yoktur. ( 01.11.1937, TBMM. )• Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet ışıklarını taşıyan kahraman Türk ordusu !<br />
<br />
• Memleketini en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felâket ve musibetlerden ve düşman istilâsından nasıl korumuş ve kurtarmış isen Cumhuriyetin bugünkü verimli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtaları ile donanmış olduğun halde vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur. ( 09.10.1938, T.C. Ordularına Mesaj, Ankara Hipodrumunda yapılan geçit resminden önce Başbakan Celâl Bayar tarafından okunmuştur.)<br />
<br />
• Her zamandan daha fazla inanıyorum ki, harp pahalı bir iştir. Harbin sürüklediği facialar ve dehşetten üzgünüm. Fakat harp etmeden elimizdeki silahları bıraktığımız zaman tamamen harap olacağımızı da biliyorum. (Ağustos 1921, Associated Muhabirine Demeç.)• Derhal şu veya bu sebepler için ulusu harbe sürüklemek taraftarı değilim. Harp zorunlu ve hayati olmalı. Hakiki kanaatim şudur: milleti harbe küfürlü içerikürünce vicdanımda azap duyamamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı ölmeyeceğiz diye harbe girebiliriz. Ama ulus yaşamı tehlikeye düşmedikçe, harp bir cinayettir. (16. 03. 1923, Adana Çiftçileriyle Konuşma.)<br />
<br />
• Bir harp oyunu yapmak suretiyle, vatanın ve milletin yüksek menfaatlerinin müdafaasını beraber göz önünde bulunduracağız. Bu çalışmamızda son senelerin başarılarla dolu muharebelerinin, meydan muharebelerinin, cumhuriyet ordusuna ve onun kıymetli komuta heyetine kazandırdığı tecrübelerin sonucunu inceleyeceğiz. Dünyanın fen ve sanatta en son gelişmelerini göz önünde bulunduracağız. ( 15. 02. 1924, İzmir, Ordu İleri Gelenleri İle.)<br />
<br />
• Harp, muharebe, nihayet meydan muharebesi yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir. Milletlerin çarpışmasıdır. Meydan muharebesi milletlerin bütün mevcudiyetleriyle, ilim ve fen sahasındaki seviyeleriyle, ahlaklarıyla, harslarıyla, hulâsa bütün maddi ve mânevi kudret ve faziletleri ve her türlü vasıtalarıyla çarpıştığı bir imtihan sahasıdır. Bu sahada, çarpışan milletlerin hakiki kuvvet ve kıymetleri ölçülür. ( 30. 08. 1924, Dumlupınar’da Konuşma. )<br />
<br />
• Eğer harp bir bomba patlaması gibi birdenbire çıkarsa milletler, harbe engel olmak için, silâhlı mukavemetlerini ve mâlî kuvvetlerini saldırgana karşı birleştirmekte tereddüt etmemelidirler. En hızlı ve en etkili tedbir, muhtemel bir saldırgana, saldırının yanına kâr kalmayacağını açıkça anlatacak uluslararası teşkilatın kurulmasıdır. ( 21. 06. 1935, Gladys Baker’a Demeç )<br />
<br />
• Sizlere saldırmanızı değil, ölmenizi emrediyorum!• Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir.İleri!• <br />
<br />
Bilhassa harp sanayii ve fabrikalarının çalışmasını özel bir takdir ile anmayı bir borç bilirim. Bu son sene içinde bu fabrikaların eksikleri kademe kademe tamamlanmıştır. Bugün her türlü ihtiyacın üretimi mümkün hale gelmiştir. Yeni kurulan mermi ve fişek fabrikalarında bol miktarda topçu ve piyade cephanesinin ve bombasının hazırlanması ve üretiminde başarı sağlanmıştır. ( 1922, T.B.M.M. )<br />
<br />
• Azim ve imanımız önünde yıkılarak silâh, mühimmat ve araçlarını savaş meydanında terke mecbur olan Yunan ordusunun bıraktıklarından istifade olunarak değişik merkezlerde yeni ve yedek silâh ve cephane depolarımız ve fabrikalarımız kurulmuştur. Bu genişlikte kurulan ve gün geçtikçe daha çok genişleyen ve mükemmelleşen askerî kurumlara lâzım olan fenni beyinler yetiştirilmesi için de hazırlıklarda bulunulmaktadır. ( 01. 03. 1923, T.B.M.M. )<br />
<br />
• Harp sanayii tesisatımızı, daha ziyade gelişmesi ve genişlemesi için alınan önlemlere devam edilmeli ve endüstrileşme mesaimizde de ordu ihtiyacı ayrıca göz önünde tutulmalıdır. ( 1937, T.B.M.M. )<br />
<br />
• Bundan sonrası için, bütün uçaklarımızın ve motorlarının memleketimizde yapılması ve hava harp sanayimizin de, bu esasa göre geliştirilmesi gerekir. Hava kuvvetlerinin kazandığı önemi göz önünde tutarak, bu çalışmayı plânlaştırmak ve bu konuyu lâyık olduğu önemle milletin nazarında canlı tutmak gerekir. ( 1937, T.B.M.M. )<br />
<br />
• Türk Barış koşulları, “Ulusal Yemin”in ilân edildiği gün olan 28 Ocak 1920 tarihinden beri bütün Dünyaca bilinmektedir. Bu şartlar şu suretle özetlenebilir: Türkiye’nin ulusal sınırları içinde politik ve ekonomik tam bağımsızlığının onayı Fransa ile imzalanan 20 Aralık anlaşması, Türkiye’nin, bağımsızlığına saygı duyuldukça barışsever ve uyuşmacı olduğunu belgeler. (11.01.1922, Entransigeant Muhabirine Demeç)<br />
<br />
• Ülkemizin haksızca uğradığı yıkımları imar ve senelerden beri çeşit çeşit engeller altında baskı uygulanan ekonomi yaşamımızın yasal gelişimini sağlayan ve bilim ve düşünce içinde çalışkan bir yaşama kavuşturmak barış şartlarımızdır. (24.10.1922, United Press Muhabiri ile Demeç)<br />
<br />
• Büyük Millet Meclisi samimi olarak barış istiyor. Gerçekten barış istediğimizi herkes anlayabilir. Çünkü memleketimizi imar edebilmek için barışa muhtacız. ( 22.12.1922, Morning Post Muhabirine Demeç. )<br />
<br />
• Barışı kanla değil, mürekkeple imza etmek istiyorduk. (23.01.1923, Morning Post Yazarı Grace Ellison’a Demeç)• Önce, barışsever olduğumuz için barışı arzu ediyoruz. İkinci olarak, devamlı savaşlar dolayısıyla ülke barışa, düzene ve imara çok gereksinim duyar. Fakat barış olmayacak olursa yine mücadeleye devam edecek ve mutlaka ülke için gerekli olan sonucu elde edeceğiz. (16.01.1923, Arifiye’de Konuşma.)<br />
<br />
• Gerçekte barış bizim için ne kadar faydalı ise, muhataplarımız için de o kadar faydalı ve lazımdır. Çünkü bundan sonra ülkemizin imar ve gelişmesi için çalışmak istiyoruz. Onların da bu gereği idrak etmemelerine olanak yoktur…(22.01.1923, Bursa Şark Sinemasında Halka Konuşma.)<br />
<br />
• Yurtta barış, dünyada barış için çalışıyoruz. (1931, Ankara) (Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, AKDTYK. Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1991, s. 608)• Dünyada zaferlerin iki vasıtası vardır biri kılıç diğeri saban. (1923, Adana) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, 1997, s. 120)• 30 Ağustosta yönettiğim savaş, Türk Ulusunun yanımda bulunduğu halde yönettiğim ilk ve son savaştır. Bir insan kendini, ulusla beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif zordur. Eğer ben, açıklamakta zayıf kalırsam beni hoş görünüz.( 30. 08. 1928, Basın Mensuplarına Demeç) <br />
<br />
edebiyatciturk.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[• Kolordu kumandanı demek Efendiler, dünyanın her yerinde, her millete, en büyük kumandan demektir. Kolordu kumandanından sonra başka büyük kumandan yoktur. ( 14.08.1920, TBMM. )• Askeri hareketler, siyasi faaliyetlerin ümitsiz olduğu noktada başlar. Ümidin güvenli bir surette geri dönüşü, orduların hareketinden daha seri hedeflere ulaşmayı temin edebilir. (1922, İzmir) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. III, s. 61-62)<br />
<br />
• Ben size saldırı emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir başka komutanlar egemen olabilir. (1915, Anafartalar) (Atatürk, Anafartalar Muharebatına Ait Tarihçe, Derleyen: U.İĞDEMİR, 1990, s., XV-XVII)• Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve yeteneğinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir. • Ordumuz; Türk topraklarının ve Türkiye idealini gerçekleştirmek için sarf etmekte olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmesi imkansız güvencesidir.<br />
<br />
• Büyük milli disiplin okulu olan Ordunun; ekonomik, kültürel, sosyal savaşlarımızda bize aynı zamanda en lüzumlu elemanları da yetiştiren büyük bir okul haline getirilmesine, ayrıca itina ve dikkat edileceğine, şüphem yoktur. (1937, Ankara) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. I, Ankara, 1997, s. 420)<br />
<br />
• ...benim için ordumuzun değerini ifade de tek karşılaştırma şudur :Türk ordusunun bir birliği, dengini mutlaka yener, iki katını durdurur. Şimdilik bundan fazlasını istemiyorum. Çünkü fazlasını milletimizin yaratılıştan sahip olduğu cengaverlik zaten sağlamaktadır. Fakat bu değeri mutlaka korumak lazımdır. Bunu, askeri bir esas, bir kural olarak göz önünde tutmalıdır... Bu değer korundukça, teşkilatımızı, eğitim ve öğretimimizi bu hedef ve amaca yönelttikçe, Türkiye’nin her türlü saldırıdan, taarruzdan korunmuş olacağına ve korunacağına kimsenin şüphesi kalmaz.<br />
<br />
• Bir Türk komutanının, ordusunu kullanmaksızın, herhangi bir kötü rastlantı ve kötü şans eseri bile olsa, düşmana esir düşmesini biz mazur görsek de, tarih, bunu asla affetmez ve affetmemelidir. Türk Devrim Tarihinin, gelecek nesillere hitap ve uyarısı işte budur. (ATATÜRK, Nutuk, AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Yay. Haz. Prof.Dr. Zeynep Korkmaz, s.336)<br />
<br />
• Kaleyi içinden ele geçirmek dışından zorlamaktan çok kolaydır. (ATATÜRK, Nutuk, AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Yay. Haz. Prof.Dr. Zeynep Korkmaz, s.433)• Komutanlar, emir vermiş olmak için emir vermezler. Gerekli, uygulanabilir olan hususları emrederler. Emir verirken, kendini, o, emri yerine getirecek olanların yerine koymak ve emrin nasıl yerine getirilip uygulanacağını düşünmek ve bilmek gerekir. (ATATÜRK, Nutuk, AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Yay. Haz. Prof.Dr. Zeynep Korkmaz, s.502)<br />
<br />
• En büyük askerlik; çeşitli varsayımları çok iyi hesap ederek en iyi görüleni gecikmeden uygulamaktır. (Atatürkçülük, Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri, Birinci Kitap, s.241)<br />
<br />
• Yarım hazırlıkla yarım tedbirle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten daha kötüdür. (ATATÜRK, Nutuk, AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Yay. Haz. Prof.Dr. Zeynep Korkmaz, s.431)• Bir orduyu oluşturan her rütbe sahibi, genel olarak her şahıs, yaşayan bir makinenin canlı organları, parçalarıdır. (Zabit ve Kumandan İle Hasbihal, Genelkurmay ATASE Başkanlığı, s.26)<br />
<br />
• ... Türk esaret kabul etmeyen bir ulustur. (AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Ankara, Cilt II, s.241)• Hiçbir medeni devlet yoktur ki, ordu ve donanmadan evvel ekonomisini düşünmüş olmasın. (AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s.188)<br />
<br />
• Maddi ve özellikle manevî çöküş, korku ile... güçsüzlükle başlar. (ATATÜRK, Nutuk, AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Yay. Haz. Prof.Dr. Zeynep Korkmaz, s.432)• Başarılarda gururu yenmek, felaketlerde ümitsizliğe karşı koymak gereklidir. (AFET İNAN, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, İş Bankası Yayınları, s.94)<br />
<br />
• Büyük kararlar vermek kâfi değildir. Bu kararları cesaret ve kesinlikle tatbik etmek lâzımdır. (Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1999, s.396)<br />
<br />
• Muharebede kuvvetten ziyade, kuvveti maksada uygun sevk ve idare etmek önemlidir. (İĞDEMİR Uluğ, AKDTYK., Anafartalar Muharebatına Ait Tarihçe, Türk Tarih Kurumu Basımevi )• Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır. ( 26 Ağustos 1921. Sakarya meydan savaşı emrinden. )<br />
<br />
• Mutlaka şu veya bu sebepler için milleti savaşa sürüklemek taraftarı değilim. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Hakiki düşüncem şudur: Ulusu savaşa küfürlü içerikürünce vicdan azabı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı, “ölmeyeceğiz” diye savaşa girebiliriz. Ancak, ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir. (1923, Adana) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, 1997, s. 128)<br />
<br />
• Savaş, nihayet meydan savaşı sadece karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir. Milletlerin çarpışmasıdır. Meydan savaşı milletlerin bütün varlıklarıyla, bilim ve teknik alanındaki seviyeleriyle, ahlaklarıyla, kültürleriyle kısacası bütün maddi ve manevi güç ve nitelikleriyle ve her türlü vasıtalarıyla çarpıştığı bir sınav alanıdır. Bu alanda, milletlerin gerçek güç ve kıymetleri ölçülür. Sonuçta yalnız maddi güçlerin değil, bütün güçlerin özellikle ahlaki ve kültürel gücün üstünlüğü kesinlikle ortaya çıkar. Bu sebeple meydan savaşında yenilen taraf milletçe ve memleketçe, bütün maddi ve manevi varlığıyla yenilmiş sayılır. Böyle bir sonucun ne kadar feci olabileceğini tahmin edersiniz. Yok oluş sadece savaş alanındaki orduya ait olamaz. Aslında, ordunun mensup olduğu millet feci sonuçlara uğrar. Tarih, birtakım boş hayallerle, başlarındaki hükümdarların, hırslı politikacıların oyuncağı durumuna düşen istilacı orduların, istilacı milletlerin uğradığı bu çeşit feci sonuçlarla doludur. • Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz ve daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir.(1921)<br />
<br />
• Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin ordusu, istilalar yapmak veya saltanatlar yıkmak veya saltanatlar kurmak için şunun bunun elinde ihtiras aleti olmaktan uzaktır. ( 18.04.1922, TBMM, Ordu Hakkında. )<br />
<br />
• Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının vazifesi, « Misak-ı Millî » hükümlerini temin etmektir. ( 02.09.1922, İzmir’de İkdam Muhabiri Yakup Kadri’ye Verilen Demeç. )• Ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye idealini tahakkuk ettirmek için sarf etmekte olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmesi imkânsız teminatıdır. ( 01.11.1937, TBMM. )<br />
<br />
• Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir. (01.11.1937, TBMM, 5. Dönem 3. Toplanma Yılını )<br />
<br />
• Büyük millî disiplin okulu olan ordunun; ekonomik, kültürel, sosyal savaşlarımızda bize aynı zamanda en lüzumlu elemanları da yetiştiren büyük bir okul haline getirilmesine, ayrıca itina ve himmet edileceğine, şüphem yoktur. ( 01.11.1937, TBMM. )• Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet ışıklarını taşıyan kahraman Türk ordusu !<br />
<br />
• Memleketini en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felâket ve musibetlerden ve düşman istilâsından nasıl korumuş ve kurtarmış isen Cumhuriyetin bugünkü verimli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtaları ile donanmış olduğun halde vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur. ( 09.10.1938, T.C. Ordularına Mesaj, Ankara Hipodrumunda yapılan geçit resminden önce Başbakan Celâl Bayar tarafından okunmuştur.)<br />
<br />
• Her zamandan daha fazla inanıyorum ki, harp pahalı bir iştir. Harbin sürüklediği facialar ve dehşetten üzgünüm. Fakat harp etmeden elimizdeki silahları bıraktığımız zaman tamamen harap olacağımızı da biliyorum. (Ağustos 1921, Associated Muhabirine Demeç.)• Derhal şu veya bu sebepler için ulusu harbe sürüklemek taraftarı değilim. Harp zorunlu ve hayati olmalı. Hakiki kanaatim şudur: milleti harbe küfürlü içerikürünce vicdanımda azap duyamamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı ölmeyeceğiz diye harbe girebiliriz. Ama ulus yaşamı tehlikeye düşmedikçe, harp bir cinayettir. (16. 03. 1923, Adana Çiftçileriyle Konuşma.)<br />
<br />
• Bir harp oyunu yapmak suretiyle, vatanın ve milletin yüksek menfaatlerinin müdafaasını beraber göz önünde bulunduracağız. Bu çalışmamızda son senelerin başarılarla dolu muharebelerinin, meydan muharebelerinin, cumhuriyet ordusuna ve onun kıymetli komuta heyetine kazandırdığı tecrübelerin sonucunu inceleyeceğiz. Dünyanın fen ve sanatta en son gelişmelerini göz önünde bulunduracağız. ( 15. 02. 1924, İzmir, Ordu İleri Gelenleri İle.)<br />
<br />
• Harp, muharebe, nihayet meydan muharebesi yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir. Milletlerin çarpışmasıdır. Meydan muharebesi milletlerin bütün mevcudiyetleriyle, ilim ve fen sahasındaki seviyeleriyle, ahlaklarıyla, harslarıyla, hulâsa bütün maddi ve mânevi kudret ve faziletleri ve her türlü vasıtalarıyla çarpıştığı bir imtihan sahasıdır. Bu sahada, çarpışan milletlerin hakiki kuvvet ve kıymetleri ölçülür. ( 30. 08. 1924, Dumlupınar’da Konuşma. )<br />
<br />
• Eğer harp bir bomba patlaması gibi birdenbire çıkarsa milletler, harbe engel olmak için, silâhlı mukavemetlerini ve mâlî kuvvetlerini saldırgana karşı birleştirmekte tereddüt etmemelidirler. En hızlı ve en etkili tedbir, muhtemel bir saldırgana, saldırının yanına kâr kalmayacağını açıkça anlatacak uluslararası teşkilatın kurulmasıdır. ( 21. 06. 1935, Gladys Baker’a Demeç )<br />
<br />
• Sizlere saldırmanızı değil, ölmenizi emrediyorum!• Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir.İleri!• <br />
<br />
Bilhassa harp sanayii ve fabrikalarının çalışmasını özel bir takdir ile anmayı bir borç bilirim. Bu son sene içinde bu fabrikaların eksikleri kademe kademe tamamlanmıştır. Bugün her türlü ihtiyacın üretimi mümkün hale gelmiştir. Yeni kurulan mermi ve fişek fabrikalarında bol miktarda topçu ve piyade cephanesinin ve bombasının hazırlanması ve üretiminde başarı sağlanmıştır. ( 1922, T.B.M.M. )<br />
<br />
• Azim ve imanımız önünde yıkılarak silâh, mühimmat ve araçlarını savaş meydanında terke mecbur olan Yunan ordusunun bıraktıklarından istifade olunarak değişik merkezlerde yeni ve yedek silâh ve cephane depolarımız ve fabrikalarımız kurulmuştur. Bu genişlikte kurulan ve gün geçtikçe daha çok genişleyen ve mükemmelleşen askerî kurumlara lâzım olan fenni beyinler yetiştirilmesi için de hazırlıklarda bulunulmaktadır. ( 01. 03. 1923, T.B.M.M. )<br />
<br />
• Harp sanayii tesisatımızı, daha ziyade gelişmesi ve genişlemesi için alınan önlemlere devam edilmeli ve endüstrileşme mesaimizde de ordu ihtiyacı ayrıca göz önünde tutulmalıdır. ( 1937, T.B.M.M. )<br />
<br />
• Bundan sonrası için, bütün uçaklarımızın ve motorlarının memleketimizde yapılması ve hava harp sanayimizin de, bu esasa göre geliştirilmesi gerekir. Hava kuvvetlerinin kazandığı önemi göz önünde tutarak, bu çalışmayı plânlaştırmak ve bu konuyu lâyık olduğu önemle milletin nazarında canlı tutmak gerekir. ( 1937, T.B.M.M. )<br />
<br />
• Türk Barış koşulları, “Ulusal Yemin”in ilân edildiği gün olan 28 Ocak 1920 tarihinden beri bütün Dünyaca bilinmektedir. Bu şartlar şu suretle özetlenebilir: Türkiye’nin ulusal sınırları içinde politik ve ekonomik tam bağımsızlığının onayı Fransa ile imzalanan 20 Aralık anlaşması, Türkiye’nin, bağımsızlığına saygı duyuldukça barışsever ve uyuşmacı olduğunu belgeler. (11.01.1922, Entransigeant Muhabirine Demeç)<br />
<br />
• Ülkemizin haksızca uğradığı yıkımları imar ve senelerden beri çeşit çeşit engeller altında baskı uygulanan ekonomi yaşamımızın yasal gelişimini sağlayan ve bilim ve düşünce içinde çalışkan bir yaşama kavuşturmak barış şartlarımızdır. (24.10.1922, United Press Muhabiri ile Demeç)<br />
<br />
• Büyük Millet Meclisi samimi olarak barış istiyor. Gerçekten barış istediğimizi herkes anlayabilir. Çünkü memleketimizi imar edebilmek için barışa muhtacız. ( 22.12.1922, Morning Post Muhabirine Demeç. )<br />
<br />
• Barışı kanla değil, mürekkeple imza etmek istiyorduk. (23.01.1923, Morning Post Yazarı Grace Ellison’a Demeç)• Önce, barışsever olduğumuz için barışı arzu ediyoruz. İkinci olarak, devamlı savaşlar dolayısıyla ülke barışa, düzene ve imara çok gereksinim duyar. Fakat barış olmayacak olursa yine mücadeleye devam edecek ve mutlaka ülke için gerekli olan sonucu elde edeceğiz. (16.01.1923, Arifiye’de Konuşma.)<br />
<br />
• Gerçekte barış bizim için ne kadar faydalı ise, muhataplarımız için de o kadar faydalı ve lazımdır. Çünkü bundan sonra ülkemizin imar ve gelişmesi için çalışmak istiyoruz. Onların da bu gereği idrak etmemelerine olanak yoktur…(22.01.1923, Bursa Şark Sinemasında Halka Konuşma.)<br />
<br />
• Yurtta barış, dünyada barış için çalışıyoruz. (1931, Ankara) (Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, AKDTYK. Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1991, s. 608)• Dünyada zaferlerin iki vasıtası vardır biri kılıç diğeri saban. (1923, Adana) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, 1997, s. 120)• 30 Ağustosta yönettiğim savaş, Türk Ulusunun yanımda bulunduğu halde yönettiğim ilk ve son savaştır. Bir insan kendini, ulusla beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif zordur. Eğer ben, açıklamakta zayıf kalırsam beni hoş görünüz.( 30. 08. 1928, Basın Mensuplarına Demeç) <br />
<br />
edebiyatciturk.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Öğretmenler İle İlgili Sözleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-ogretmenler-ile-ilgili-sozleri.html</link>
			<pubDate>Mon, 15 Feb 2016 20:44:17 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-ogretmenler-ile-ilgili-sozleri.html</guid>
			<description><![CDATA[• Dünyanın her tarafında öğretmenler insan topluluğunun en özverili ve saygıdeğer unsurlarıdır. ( 01. 03. 1923.)<br />
<br />
• Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bu günkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.(1924)• Öğretmenler!... Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister. Yeni nesli bu nitelik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir. (25.08.1924, Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine.)<br />
<br />
• Öğretmenler; Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır…( 25.08.1924, Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine. )<br />
<br />
• Öğretmenler! Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin pratik olması mühimdir. Memleket evlâdı, her öğrenim aşamasında ekonomik hayatta verimli, etkili ve başarılı olacak surette donatılmalıdır. ( 25.08.1924, Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine.)<br />
<br />
• Cumhuriyet sizden "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" nesiller ister. ( 25.081924, Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine. )<br />
<br />
• Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet henüz millet namını almak yeteneğini elde edememiştir. Ona basit bir kütle denir, millet denmez. ( 14.10.1925, İzmir Erkek Öğretmen Okulunda. )<br />
<br />
• Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır. ( 07.071927, Dolmabahçe Sarayı, İstanbul Öğretmenler Heyetine Demeç. )<br />
<br />
• Öğretmenler; yeni nesli Cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcileri sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin becerinizin ve fedakarlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet: fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli, bu özellik ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir.<br />
<br />
• Öğretmenler! Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı şekilde bütün öğretim basamaklarındaki eğitimleri uygulamalı olmalıdır. Yurt evladı, her öğrenim basamağında, ekonomik hayatta başarılı, iz bırakan, eser sahibi olacak şekilde bilgilerle donatılmalıdır. Ulusal ahlâkımız, çağdaş esaslarla ve hür fikirlerle artırılmalı ve takviye olunmalıdır. Bu çok mühimdir, bilhassa nazarı dikkatinizi çekerim....Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır. <br />
<br />
• Arkadaşlar! yeni Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı askeri, siyasi, idari inkılâplar sizin, sayın öğretmenler, sizin sosyal ve fikri inkılâptaki başarınızla pekiştirilecektir. Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür “nesiller ister. (1924, Ankara) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, s. 178 -179)<br />
<br />
• Okullarda öğretim vazifesinin güvenilebilir ellere teslimini, ülke çocuğunun, o görevi kendine hem bir meslek, hem bir ülkü sayacak üstün ve saygı değer öğretmenler tarafından yetiştirilmesini sağlamak için öğretmenlik, diğer serbest ve yüksek meslekler gibi, aşama aşama ilerlemeye ve her halde zenginlik sağlamaya uygun bir meslek haline getirilmelidir. Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan toplumunun en öz verili ve saygı değer unsurlarıdır. (1923, Ankara) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. I, s. 317)<br />
<br />
• Ulusa gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, keşiflerinden, gelişmelerinden yararlanalım, ama unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak zorundayız. (1923, Konya) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, s. 145)<br />
<br />
• Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir ulus henüz ulus adını almak yeteneğini kazanmamıştır. Ona basit bir kitle denir, ulus denemez. Bir kitle ulus olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere gereksinim duyar. (1925, İzmir) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, s. 243)<br />
<br />
• Öğrenci ne yaşta ve sınıfta olursa olsun, onlara geleceğin büyükleri gözüyle bakacak ve öyle davranacaksın.(1930)<br />
<br />
• Uydurma öyküler ve boş düşünceler kafalardan tamamen çıkarılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyinlere gerçeğin nurlarını sokmak olanaksızdır. (1925, Kastamonu) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, s. 224)<br />
<br />
• Eski hocalar nasıl dini esastan egemen olmuşlarsa öğretmenler de bilim esasından kazanmaya başladıkları egemenliği sonuçlandırsınlar. Bununla öğretmenlik mesleği gerçek yücelme devrine dahil olacaktır.• Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır. (1927, İstanbul) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, 1997, s. 266)<br />
<br />
• Bahçesinde çiçek yetiştiren adam çiçekten bir şey bekler mi? Adam yetiştiren adam da, çiçek yetiştirendeki hislerle hareket edebilmelidir. Ancak bu şekilde düşünen ve çalışan adamlardır ki memleketlerine ve milletlerine ve bunların geleceklerine faydalı olabilirler. Bir adam ki, memleketin ve milletin saadetini düşünmekten daha fazla kendini düşünür, o adamın değeri ikinci derecededir.<br />
<br />
• En mesut olanlar, hizmetlerinin bütün nesillerce meçhul kalmasını tercih edecek karakterde bulunanlardır. Herkesin kendine göre bir zevki vardır. Kimi bahçe ile meşgul olmak, güzel çiçekler yetiştirmek ister. Bazı insanlar da adam yetiştirmekten hoşlanır.<br />
<br />
• Öğretmenler! Cumhuriyet, fikren, bilimsel, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek sicilli korucular ister. Yeni kuşağı bu nitelik ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir. ( 25.08.1924, Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine.)<br />
<br />
• Öğretmenler; Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır… ( 25.08.1924, Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine. )<br />
<br />
• Öğretmenler! Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin pratik olması mühimdir. Ülke çocuğu, her öğrenim aşamasında ekonomik yaşamda verimli, etkili ve başarılı olacak surette donatılmalıdır. ( 25.08.1924, Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine. )• Cumhuriyet sizden "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" nesiller ister. ( 25.081924, Muallimler Birliği Kongresi Üyelerine.)<br />
<br />
• Sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır. (25.08.1924, Öğretmenler Birliği Üyelerine.)<br />
<br />
• Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir Öğrenci her ne yaşta ve sınıfta olursa olsun, onlara geleceğin büyükleri gözüyle bakacak ve öyle davranacaksın. (1930)<br />
<br />
• Yeni kuşak; en büyük Cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır. (Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, s.129)<br />
<br />
• Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır. ( 07.071927, Dolmabahçe Sarayı, Öğretmenler Heyetine Demeç. )<br />
<br />
edebiyatciturk.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[• Dünyanın her tarafında öğretmenler insan topluluğunun en özverili ve saygıdeğer unsurlarıdır. ( 01. 03. 1923.)<br />
<br />
• Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bu günkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.(1924)• Öğretmenler!... Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister. Yeni nesli bu nitelik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir. (25.08.1924, Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine.)<br />
<br />
• Öğretmenler; Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır…( 25.08.1924, Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine. )<br />
<br />
• Öğretmenler! Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin pratik olması mühimdir. Memleket evlâdı, her öğrenim aşamasında ekonomik hayatta verimli, etkili ve başarılı olacak surette donatılmalıdır. ( 25.08.1924, Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine.)<br />
<br />
• Cumhuriyet sizden "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" nesiller ister. ( 25.081924, Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine. )<br />
<br />
• Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet henüz millet namını almak yeteneğini elde edememiştir. Ona basit bir kütle denir, millet denmez. ( 14.10.1925, İzmir Erkek Öğretmen Okulunda. )<br />
<br />
• Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır. ( 07.071927, Dolmabahçe Sarayı, İstanbul Öğretmenler Heyetine Demeç. )<br />
<br />
• Öğretmenler; yeni nesli Cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcileri sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin becerinizin ve fedakarlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet: fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli, bu özellik ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir.<br />
<br />
• Öğretmenler! Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı şekilde bütün öğretim basamaklarındaki eğitimleri uygulamalı olmalıdır. Yurt evladı, her öğrenim basamağında, ekonomik hayatta başarılı, iz bırakan, eser sahibi olacak şekilde bilgilerle donatılmalıdır. Ulusal ahlâkımız, çağdaş esaslarla ve hür fikirlerle artırılmalı ve takviye olunmalıdır. Bu çok mühimdir, bilhassa nazarı dikkatinizi çekerim....Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır. <br />
<br />
• Arkadaşlar! yeni Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı askeri, siyasi, idari inkılâplar sizin, sayın öğretmenler, sizin sosyal ve fikri inkılâptaki başarınızla pekiştirilecektir. Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür “nesiller ister. (1924, Ankara) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, s. 178 -179)<br />
<br />
• Okullarda öğretim vazifesinin güvenilebilir ellere teslimini, ülke çocuğunun, o görevi kendine hem bir meslek, hem bir ülkü sayacak üstün ve saygı değer öğretmenler tarafından yetiştirilmesini sağlamak için öğretmenlik, diğer serbest ve yüksek meslekler gibi, aşama aşama ilerlemeye ve her halde zenginlik sağlamaya uygun bir meslek haline getirilmelidir. Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan toplumunun en öz verili ve saygı değer unsurlarıdır. (1923, Ankara) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. I, s. 317)<br />
<br />
• Ulusa gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, keşiflerinden, gelişmelerinden yararlanalım, ama unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak zorundayız. (1923, Konya) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, s. 145)<br />
<br />
• Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir ulus henüz ulus adını almak yeteneğini kazanmamıştır. Ona basit bir kitle denir, ulus denemez. Bir kitle ulus olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere gereksinim duyar. (1925, İzmir) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, s. 243)<br />
<br />
• Öğrenci ne yaşta ve sınıfta olursa olsun, onlara geleceğin büyükleri gözüyle bakacak ve öyle davranacaksın.(1930)<br />
<br />
• Uydurma öyküler ve boş düşünceler kafalardan tamamen çıkarılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyinlere gerçeğin nurlarını sokmak olanaksızdır. (1925, Kastamonu) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, s. 224)<br />
<br />
• Eski hocalar nasıl dini esastan egemen olmuşlarsa öğretmenler de bilim esasından kazanmaya başladıkları egemenliği sonuçlandırsınlar. Bununla öğretmenlik mesleği gerçek yücelme devrine dahil olacaktır.• Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır. (1927, İstanbul) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, 1997, s. 266)<br />
<br />
• Bahçesinde çiçek yetiştiren adam çiçekten bir şey bekler mi? Adam yetiştiren adam da, çiçek yetiştirendeki hislerle hareket edebilmelidir. Ancak bu şekilde düşünen ve çalışan adamlardır ki memleketlerine ve milletlerine ve bunların geleceklerine faydalı olabilirler. Bir adam ki, memleketin ve milletin saadetini düşünmekten daha fazla kendini düşünür, o adamın değeri ikinci derecededir.<br />
<br />
• En mesut olanlar, hizmetlerinin bütün nesillerce meçhul kalmasını tercih edecek karakterde bulunanlardır. Herkesin kendine göre bir zevki vardır. Kimi bahçe ile meşgul olmak, güzel çiçekler yetiştirmek ister. Bazı insanlar da adam yetiştirmekten hoşlanır.<br />
<br />
• Öğretmenler! Cumhuriyet, fikren, bilimsel, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek sicilli korucular ister. Yeni kuşağı bu nitelik ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir. ( 25.08.1924, Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine.)<br />
<br />
• Öğretmenler; Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır… ( 25.08.1924, Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine. )<br />
<br />
• Öğretmenler! Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin pratik olması mühimdir. Ülke çocuğu, her öğrenim aşamasında ekonomik yaşamda verimli, etkili ve başarılı olacak surette donatılmalıdır. ( 25.08.1924, Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine. )• Cumhuriyet sizden "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" nesiller ister. ( 25.081924, Muallimler Birliği Kongresi Üyelerine.)<br />
<br />
• Sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır. (25.08.1924, Öğretmenler Birliği Üyelerine.)<br />
<br />
• Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir Öğrenci her ne yaşta ve sınıfta olursa olsun, onlara geleceğin büyükleri gözüyle bakacak ve öyle davranacaksın. (1930)<br />
<br />
• Yeni kuşak; en büyük Cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır. (Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, s.129)<br />
<br />
• Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır. ( 07.071927, Dolmabahçe Sarayı, Öğretmenler Heyetine Demeç. )<br />
<br />
edebiyatciturk.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Emeviler ve Muaviye ile ilgili düşünceleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-emeviler-ve-muaviye-ile-ilgili-dusunceleri.html</link>
			<pubDate>Mon, 15 Feb 2016 20:43:37 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ataturk-un-emeviler-ve-muaviye-ile-ilgili-dusunceleri.html</guid>
			<description><![CDATA[Efendiler ! Gerçek Alimler İle, Dine Eziyet Eden Alimlerin Birbirlerine Karıştırılması Emeviler Zamanında Başlamıştır.. Peygamberimizin Dünyadan Göçmesinden Son...ra Onun Işığıyla Selamet Bulan Ve Doğru Yola Giden, Gerçek Pâklık, Kalpten Hürmet ve Yüce Bir Saygı Vardı.. Vaktaki Muaviye İle Hazreti Ali Karşı Karşıya Geldiler, Sıffin Savaşı'nda Muaviye'nin Askerleri Kur'an'ı Kerim'i Mızraklarına Diktiler Ve Hazreti Ali'nin Ordusunda Bu Suretle Tereddüt Ve Zayıflık Meydana Getirdiler. İşte O Zaman Dine İkiyüzlülük Ve İslamlar Arasına Ayrılık Girdi Ve O Zaman Hak Olan Kur'an Haksızlığa Kabule Vasıta Yapıldı.En Zorbalıkla Hakimlik Taslayanlardan Olan Muaviye Nasıl Bir Hile Neticesinde Halife Sıfatı Takındığınıda Biliyorsunuz..! Ondan Sonra Bütün Halkı Kendine Köle Ettiren Hükümdarlar Hep Dini Alet Edindiler. Aşırı Hırslarını, Keyfi İdarelerini Kabul Ettirmek İçin Kıymet Ve İrtibarlarını Artırmak İçin Hep Sahte Din Alimlerine Baş Vurmuşlardır.Gerçek Alimler, Dini Bütün Alimler Bu Yobaz Düşüncelere Kulluk Etmediler.. Onların Emirlerini Dinlemediler, Onlardan Korkmadılar. Bu Alimler Kamçılar Altında Dövüldü, Zindanlarda Çürütüldü, Darağaçlarında Asıldı. Lâkin Onlar Yine Hükümdarların Keyfine Dini Âlet Yapmadılar.. Muaviye Devrinden Sonrada Saltanat Tahtına Oturan, Kendilerine Halife Namı Veren, Zulüm Eden Hükümdarlar; Hoca Kıyafetli Para Ve Zevk Düşkünü Olanlara İltifat Edip Onları Korudular. Üçbuçuk, Dört Sene Evveline Kadar, Berhayat Olan Osmanlı Hükümdarları da Aynı Şeyleri Yapmışlar, Aynı Hüd'alardan İstifade Etmişlerdi.Son Osmanlı Hükümdarı Vahdettin'in Harekâtı Gözünüzün Önündedir.Onun Emriyledir ki, Bile Bile Ölüme küfürlü içerikürülen Milleti Kurtarmak İsteyenler Asi İlan Edildi.Onun Emriyle Millet Ve Vatanı Kurtarmak İçin Kan Döken Aziz Ordumuzun Şehvetler Sürüsü Olduğuna Dair Fetvalar Veren Alim Kıyafetli Kimseler Çıktı.Onlar Bu Fetvaları Yunan Teyyarecileri İle Ordumuzun İçine Atıyorlardı. Alimler İçinde Böyle Hainleri Koruma, Çirkin Hareketlerini Din Temeli Sayma, Din Kılığında Ve Şeriat Sözleri İle Milleti Gölgelendirmek, Uzaklaştırmak Eden Alimlerin - Onlar İçin Bu Tabiri Kullanmak İstemem - Böyle Çirkinliğe Alet Olan İnsanların Yüzündendir ki, Dört Halifeden Sonra Din Sürekli Siyasete Alet, Menfaâtlere vasıta, Keyfiyete Göre Zalimlik Yapıldı. Bu Hal Osmanlı Tarihinde Böyleydi.Abbasi ve Emeviler Zamanında Böyle İdi.. Fakat Şurayı Görüşlerinize Sunarım ki ; Böyle Adi, Sefil Hilelerle Hükümdarlık Yapan Halifeler Ve Onları Dini Alet Yapmayı Tenezzül Eden Sahte Ve İmansız Alimler Tarihte Daima Rezil Olmuşlar. Daima Cezalarını Görmüşlerdir. Abbasilerin Sonuncusunu Biliyorsunuz ki; Bir Türk (EBA MÜSLÜM) Tarafından Parçalanmıştı. Artık Milletin Ne Böyle Hükümdarlar, Ne Öyle Âlimler Görmeye Tahamülü Kalmamıştır.Artık Kimse Öyle Hoca Kıyafetli Sahte Âlimlerin Tezvirine Değer Verecek Değildir. En Cahil Olanlar Bile O Gibi Adamların Amaçlarını Pek Âla Anlamaktadır. Eğer Onlara Karşı Benim Şahsımdan Birşey Birşey Anlamak İsterseniz Derim ki, Şahsen Onların Düşmanıyım.Onların Kendi Çıkarları Yolunda Atacakları Her Adım, Yalnız Benim Şahsi İmanıma Değil, Yalnız Benim Gayeme Değil, O Adım benim Milletimin Hayatı İle Alakadar, O Adım Milletimin Hayatına Karşı Bir Kasıt, O Adım Milletimin Kalbine Havale Edilmiş Zehirli Bir Hançerdir. Benim Ve Benimle Aynı Görüşte Arkadaşlarımın Yapacağı şey, Mutlaka Ve Mutlaka O Adımı Atanı Tepelemektir.. Sizlere Bunun da Fevkinde Bir Söz Söyleyeyim. Farzı Muhal Eğer Bunu Temin Edecek Kanunlar Olmasa, Bunu Temin Edecek Meclis Olamasa, Öyle Menfi Adım Atanlar Karşısında Herkes Çekilse Ve Ben Kendi Başıma Yalnız Kalsam, Yine Tepelerim Ve Yine Öldürürüm..!<br />
<br />
Mustafa Kemâl Atatürk<br />
20 Mart 1923]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Efendiler ! Gerçek Alimler İle, Dine Eziyet Eden Alimlerin Birbirlerine Karıştırılması Emeviler Zamanında Başlamıştır.. Peygamberimizin Dünyadan Göçmesinden Son...ra Onun Işığıyla Selamet Bulan Ve Doğru Yola Giden, Gerçek Pâklık, Kalpten Hürmet ve Yüce Bir Saygı Vardı.. Vaktaki Muaviye İle Hazreti Ali Karşı Karşıya Geldiler, Sıffin Savaşı'nda Muaviye'nin Askerleri Kur'an'ı Kerim'i Mızraklarına Diktiler Ve Hazreti Ali'nin Ordusunda Bu Suretle Tereddüt Ve Zayıflık Meydana Getirdiler. İşte O Zaman Dine İkiyüzlülük Ve İslamlar Arasına Ayrılık Girdi Ve O Zaman Hak Olan Kur'an Haksızlığa Kabule Vasıta Yapıldı.En Zorbalıkla Hakimlik Taslayanlardan Olan Muaviye Nasıl Bir Hile Neticesinde Halife Sıfatı Takındığınıda Biliyorsunuz..! Ondan Sonra Bütün Halkı Kendine Köle Ettiren Hükümdarlar Hep Dini Alet Edindiler. Aşırı Hırslarını, Keyfi İdarelerini Kabul Ettirmek İçin Kıymet Ve İrtibarlarını Artırmak İçin Hep Sahte Din Alimlerine Baş Vurmuşlardır.Gerçek Alimler, Dini Bütün Alimler Bu Yobaz Düşüncelere Kulluk Etmediler.. Onların Emirlerini Dinlemediler, Onlardan Korkmadılar. Bu Alimler Kamçılar Altında Dövüldü, Zindanlarda Çürütüldü, Darağaçlarında Asıldı. Lâkin Onlar Yine Hükümdarların Keyfine Dini Âlet Yapmadılar.. Muaviye Devrinden Sonrada Saltanat Tahtına Oturan, Kendilerine Halife Namı Veren, Zulüm Eden Hükümdarlar; Hoca Kıyafetli Para Ve Zevk Düşkünü Olanlara İltifat Edip Onları Korudular. Üçbuçuk, Dört Sene Evveline Kadar, Berhayat Olan Osmanlı Hükümdarları da Aynı Şeyleri Yapmışlar, Aynı Hüd'alardan İstifade Etmişlerdi.Son Osmanlı Hükümdarı Vahdettin'in Harekâtı Gözünüzün Önündedir.Onun Emriyledir ki, Bile Bile Ölüme küfürlü içerikürülen Milleti Kurtarmak İsteyenler Asi İlan Edildi.Onun Emriyle Millet Ve Vatanı Kurtarmak İçin Kan Döken Aziz Ordumuzun Şehvetler Sürüsü Olduğuna Dair Fetvalar Veren Alim Kıyafetli Kimseler Çıktı.Onlar Bu Fetvaları Yunan Teyyarecileri İle Ordumuzun İçine Atıyorlardı. Alimler İçinde Böyle Hainleri Koruma, Çirkin Hareketlerini Din Temeli Sayma, Din Kılığında Ve Şeriat Sözleri İle Milleti Gölgelendirmek, Uzaklaştırmak Eden Alimlerin - Onlar İçin Bu Tabiri Kullanmak İstemem - Böyle Çirkinliğe Alet Olan İnsanların Yüzündendir ki, Dört Halifeden Sonra Din Sürekli Siyasete Alet, Menfaâtlere vasıta, Keyfiyete Göre Zalimlik Yapıldı. Bu Hal Osmanlı Tarihinde Böyleydi.Abbasi ve Emeviler Zamanında Böyle İdi.. Fakat Şurayı Görüşlerinize Sunarım ki ; Böyle Adi, Sefil Hilelerle Hükümdarlık Yapan Halifeler Ve Onları Dini Alet Yapmayı Tenezzül Eden Sahte Ve İmansız Alimler Tarihte Daima Rezil Olmuşlar. Daima Cezalarını Görmüşlerdir. Abbasilerin Sonuncusunu Biliyorsunuz ki; Bir Türk (EBA MÜSLÜM) Tarafından Parçalanmıştı. Artık Milletin Ne Böyle Hükümdarlar, Ne Öyle Âlimler Görmeye Tahamülü Kalmamıştır.Artık Kimse Öyle Hoca Kıyafetli Sahte Âlimlerin Tezvirine Değer Verecek Değildir. En Cahil Olanlar Bile O Gibi Adamların Amaçlarını Pek Âla Anlamaktadır. Eğer Onlara Karşı Benim Şahsımdan Birşey Birşey Anlamak İsterseniz Derim ki, Şahsen Onların Düşmanıyım.Onların Kendi Çıkarları Yolunda Atacakları Her Adım, Yalnız Benim Şahsi İmanıma Değil, Yalnız Benim Gayeme Değil, O Adım benim Milletimin Hayatı İle Alakadar, O Adım Milletimin Hayatına Karşı Bir Kasıt, O Adım Milletimin Kalbine Havale Edilmiş Zehirli Bir Hançerdir. Benim Ve Benimle Aynı Görüşte Arkadaşlarımın Yapacağı şey, Mutlaka Ve Mutlaka O Adımı Atanı Tepelemektir.. Sizlere Bunun da Fevkinde Bir Söz Söyleyeyim. Farzı Muhal Eğer Bunu Temin Edecek Kanunlar Olmasa, Bunu Temin Edecek Meclis Olamasa, Öyle Menfi Adım Atanlar Karşısında Herkes Çekilse Ve Ben Kendi Başıma Yalnız Kalsam, Yine Tepelerim Ve Yine Öldürürüm..!<br />
<br />
Mustafa Kemâl Atatürk<br />
20 Mart 1923]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>