<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Alevi Forum - Alevi Pirleri, Alevi Sözleri ve Nefesleri]]></title>
		<link>https://www.aleviforum.net/</link>
		<description><![CDATA[Alevi Forum - https://www.aleviforum.net]]></description>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 14:16:31 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Şems-i Tebrizi Sözleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-sems-i-tebrizi-sozleri.html</link>
			<pubDate>Wed, 03 Apr 2019 23:07:10 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-sems-i-tebrizi-sozleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın…<br />
Bildiklerini unut.<br />
Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla.<br />
Zanlarını, yargılarını, ön yargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et…<br />
Gıybet etme sakın, bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker.<br />
Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.<br />
Birini ne kadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar.<br />
Kainatın matematiğidir.<br />
Bir koyar, bir alır insan.<br />
Bilmeden kendi hesabını dürer.<br />
Hiçbir konuda emin olma kendini ayrıcalıklı sayma.<br />
Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme.<br />
Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir.<br />
Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir.<br />
Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol.<br />
En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma.<br />
Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy.<br />
Açık bir kapı bırak daima.<br />
Ne kadar bilsen de hiç bir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma. Tevazudan şaşma.<br />
Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden.<br />
<br />
- Şems-i Tebrizi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın…<br />
Bildiklerini unut.<br />
Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla.<br />
Zanlarını, yargılarını, ön yargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et…<br />
Gıybet etme sakın, bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker.<br />
Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.<br />
Birini ne kadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar.<br />
Kainatın matematiğidir.<br />
Bir koyar, bir alır insan.<br />
Bilmeden kendi hesabını dürer.<br />
Hiçbir konuda emin olma kendini ayrıcalıklı sayma.<br />
Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme.<br />
Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir.<br />
Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir.<br />
Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol.<br />
En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma.<br />
Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy.<br />
Açık bir kapı bırak daima.<br />
Ne kadar bilsen de hiç bir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma. Tevazudan şaşma.<br />
Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden.<br />
<br />
- Şems-i Tebrizi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Balım Sultan Nefesleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-balim-sultan-nefesleri.html</link>
			<pubDate>Fri, 27 Oct 2017 23:29:25 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-balim-sultan-nefesleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Balım Sultan(1473-1516), Hacı Bektaş Veli'nin torunu olan Mürsel Balî' nin büyük oğludur. Asıl adı Hızır Bali olan Balım Sultan, gerek kitaplarda gerekse nefeslerde Hacı Bektaş Veli'den sonra en çok sözü edilen kişidir. Balım Sultan hakkında sayısız denecek kadar çok asılsız söylentiler çıkarılmıştır. Hiç bir dayanağı olmayan söylentiler Osmanlı- Safevi rekabetinin had safhada olduğu bu yıllarda politik amaçlarla desteklenmiş ve körüklenmiştir.<br />
<br />
Balım Sultan'ın Hacı Bektaş Veli' nin ilkelerini ve Bektaşi yolunun temel kurallarını düzenlediği ve bazı reformlar gerçekleştirdiği bilinmektedir. Hacı Bektaş Veli Dergahı'nda hizmet eden dervişlerin evlenmemesi kuralının Balım Sultan'ın koyduğu söylenmekte ise de ilk mücerred derviş Sersem Ali Baba'nın Balım Sultan'ın ölümünden 36 yıl sonra, 1552 yılında Hacıbektaş'a gelmesi, bu söylentinin doğruluğu hususunda kuşku yaratmaktadır.<br />
Bilgin ve olgun bir kişiliğe sahip olan Balım Sultan 1516 da ölmüş ve Hacıbektaş'da Hazret Avlusunda bulunan özel türbesinde toprağa verilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
<img src="https://3.bp.blogspot.com/-CLjjIGVPCq0/V8AR0CmBxzI/AAAAAAAAINk/0ytBgAgVtOUyjlTwAFnalqLFPjyWAx6lQCLcB/s1600/balim-sultan-resmi-kucuk.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: balim-sultan-resmi-kucuk.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
deyisler-nefesler.com</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Balım Sultan(1473-1516), Hacı Bektaş Veli'nin torunu olan Mürsel Balî' nin büyük oğludur. Asıl adı Hızır Bali olan Balım Sultan, gerek kitaplarda gerekse nefeslerde Hacı Bektaş Veli'den sonra en çok sözü edilen kişidir. Balım Sultan hakkında sayısız denecek kadar çok asılsız söylentiler çıkarılmıştır. Hiç bir dayanağı olmayan söylentiler Osmanlı- Safevi rekabetinin had safhada olduğu bu yıllarda politik amaçlarla desteklenmiş ve körüklenmiştir.<br />
<br />
Balım Sultan'ın Hacı Bektaş Veli' nin ilkelerini ve Bektaşi yolunun temel kurallarını düzenlediği ve bazı reformlar gerçekleştirdiği bilinmektedir. Hacı Bektaş Veli Dergahı'nda hizmet eden dervişlerin evlenmemesi kuralının Balım Sultan'ın koyduğu söylenmekte ise de ilk mücerred derviş Sersem Ali Baba'nın Balım Sultan'ın ölümünden 36 yıl sonra, 1552 yılında Hacıbektaş'a gelmesi, bu söylentinin doğruluğu hususunda kuşku yaratmaktadır.<br />
Bilgin ve olgun bir kişiliğe sahip olan Balım Sultan 1516 da ölmüş ve Hacıbektaş'da Hazret Avlusunda bulunan özel türbesinde toprağa verilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
<img src="https://3.bp.blogspot.com/-CLjjIGVPCq0/V8AR0CmBxzI/AAAAAAAAINk/0ytBgAgVtOUyjlTwAFnalqLFPjyWAx6lQCLcB/s1600/balim-sultan-resmi-kucuk.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: balim-sultan-resmi-kucuk.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
deyisler-nefesler.com</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Seyit Nesimi sözleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-seyit-nesimi-sozleri.html</link>
			<pubDate>Wed, 11 Oct 2017 20:40:25 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-seyit-nesimi-sozleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seyit Nesimi</span><br />
<br />
Gözün aç gör ey talip Ali`dir her kan-ı server <br />
Muhammed aşk ile derya Ali’dir kıymeti gevher <br />
<br />
Muhammed ilme kan oldu Ali nutku-ı beyan oldu <br />
Ana her sır beyan oldu Ali’dir hacer-i kanber<br />
<br />
Ali’dir cümlenin canı Muhammet’tir Ali kanı <br />
Hakikattir Ali şanı Ali’dir yar-ı peygamber <br />
<br />
Hezaren türlü cümbüşler Ali emri ile işler <br />
Varır yazlar gelir kışlar Ali’dir cisme can-perver<br />
<br />
Ne bilsin cahil ü nadan Muhammed ya Ali kimdir <br />
Muhammed serveri dindir Ali’dir cümleye rehber <br />
<br />
Ali evvel Ali ahir Ali zahir Ali batın <br />
Ali şems-i münneverdir Ali’dir nur ile enver<br />
<br />
Âli’dir her şey için can Ali’dir yar ile mihman <br />
Ali rahim Ali rahman Ali`dir cümleye server <br />
<br />
Ali vahid Ali ehad Ali ferd ü Ali Samet <br />
Ali’dir cümleye rahman Ali’dir şaf’ i mahşer<br />
<br />
Ali sultan Ali süphan Ali cennet Ali Rıdvan <br />
Ali dindir Ali iman Ali’dir sak-i Kevser <br />
<br />
Ali’dir ol veliyyu’llah Ali’dir mazhar-ı Allah <br />
Ali nurundan ey va’llah münneverdir yedi kişver<br />
<br />
Ali’dir Haydar-ı Kerrar ol aldı kal’a-i Hayber <br />
Ali’dir katil-I küffar Ali’dir miri her leşker <br />
<br />
Nesimi’nin dil ü canı münevverdir Ali nuru <br />
Ali vala Ali a’la Ali`dir server-i safder</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seyit Nesimi</span><br />
<br />
Gözün aç gör ey talip Ali`dir her kan-ı server <br />
Muhammed aşk ile derya Ali’dir kıymeti gevher <br />
<br />
Muhammed ilme kan oldu Ali nutku-ı beyan oldu <br />
Ana her sır beyan oldu Ali’dir hacer-i kanber<br />
<br />
Ali’dir cümlenin canı Muhammet’tir Ali kanı <br />
Hakikattir Ali şanı Ali’dir yar-ı peygamber <br />
<br />
Hezaren türlü cümbüşler Ali emri ile işler <br />
Varır yazlar gelir kışlar Ali’dir cisme can-perver<br />
<br />
Ne bilsin cahil ü nadan Muhammed ya Ali kimdir <br />
Muhammed serveri dindir Ali’dir cümleye rehber <br />
<br />
Ali evvel Ali ahir Ali zahir Ali batın <br />
Ali şems-i münneverdir Ali’dir nur ile enver<br />
<br />
Âli’dir her şey için can Ali’dir yar ile mihman <br />
Ali rahim Ali rahman Ali`dir cümleye server <br />
<br />
Ali vahid Ali ehad Ali ferd ü Ali Samet <br />
Ali’dir cümleye rahman Ali’dir şaf’ i mahşer<br />
<br />
Ali sultan Ali süphan Ali cennet Ali Rıdvan <br />
Ali dindir Ali iman Ali’dir sak-i Kevser <br />
<br />
Ali’dir ol veliyyu’llah Ali’dir mazhar-ı Allah <br />
Ali nurundan ey va’llah münneverdir yedi kişver<br />
<br />
Ali’dir Haydar-ı Kerrar ol aldı kal’a-i Hayber <br />
Ali’dir katil-I küffar Ali’dir miri her leşker <br />
<br />
Nesimi’nin dil ü canı münevverdir Ali nuru <br />
Ali vala Ali a’la Ali`dir server-i safder</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hazreti Mevlânâ . ( NAAT-I ALİ )]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-hazreti-mevl%C3%A2n%C3%A2-naat-i-ali.html</link>
			<pubDate>Wed, 11 Oct 2017 20:19:27 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-hazreti-mevl%C3%A2n%C3%A2-naat-i-ali.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevlananın (Celal Abbas)Divanı Kebir kitabında <br />
Hz Ali hakkındaki sözleri<br />
<br />
. ~ NAAT-I ALİ ~ .(naat övgü demek)</span><br />
<br />
O açıklayıcı imam, o tanrı velisi safa ehlinin vücut güneşidir. <br />
Yerde, gökte, makânda, zaman da Hakla duran o imamın zatı, <br />
iç ve dış temizliğiyle Vasıflamak vaciptir. <br />
Çünkü küfürden,ikiyüzlülükten kurtulmuştur, temizdir... <br />
Onun konağı birlik âlemidir.<br />
Dünyevi ve beşeri sıfatlardan dışarıdır. o, insanın hakikati ve canı gibiydi. Her şey fanidir, fakat <br />
can yaşar, ölmez. Onun hareketi kendinden diri olan ezeli <br />
varlıktandır. Beka çevresinde döner dolaşır, yaratıkları yaratanın <br />
zatı gibi o bakidir. Hakkın yüksek sıfatları Ali'nin vasfıdır. <br />
Hakkın sıfatları zaten ayrı değildir. O, Tanrının yapışmış olmuştur.<br />
Hani duyduğun lâhûtun o gizli hazinesi yokmu; işte <br />
odur.<br />
Çünkü o, haktan hakla görünmüştür. O hazinenin nakdi, <br />
tükenmez ilimdi. İşte o ilimden maksût, yüce Ali'dir. Hakkın <br />
hikmetini ondan başka kimse bilemez. Zira o hakimdir, her- <br />
şeyin bilginidir.<br />
İbtidasız evvel o idi, sonsuz ahirde odur. Peygamberlere <br />
yardım eden o idi, velilerin gören gözü de hakikatten odur. <br />
Yüzünün nurlu pırıltısı, kendi ziyasından bir güneş yarattı. O, <br />
hak iledir; hak ondan görünür. Hakka ki, o hak ile ebedidir. <br />
Âdem'in toprağı onun nurundan idi. O sebeple meleklerin tacı <br />
oldu; Allah'ın isimlerini ondan belirledi.<br />
O temiz ve yüce <br />
imamın ilmi sayesinde, Âdem herşeyi anladı. O nur tek olan <br />
yaradanın nuru olduğu içindir ki, melekût onun huzurunda secde <br />
ettiler. Evet, muhakkak ki, Âdem, o imamın nuru ile bütün ilahi <br />
isimleri bildi...<br />
Şit, kendinde Ali'nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi.<br />
Nuh, kendinde yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep <br />
ondan buldu. Gene ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehir de <br />
gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu.<br />
Halil Peygamber, <br />
dostlukla onu andı da, ateş ona al lale oldu Nemrud'un ateşi, o <br />
Allah'ın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu. Gene o idi ki, keyfiyle <br />
kendi koyununu İsmail'e kurban etti.<br />
Yûsuf, kuyuda onu andı da <br />
o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu. Yakup onun önünde <br />
bir çok inledi de Yûsuf'un kokusunu alıp gözleri açıldı.<br />
İmran'ın <br />
oğlu Mûsa, onun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı. <br />
Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı. <br />
Sonra dediki: Yarabbi! Bana bu lütuftan bir âlâmet ver <br />
Hak ona işte sana Yed-i Beyza (Nurlu el) 'i verdim; dedi. <br />
Gene Ali'nin vergisidir ki, Meryem'e arkadaş oldu da İsa <br />
vücuda geldi...<br />
O şeriatte ilim şehrinin kapısıdır. Hakikatte ise iki cihanın <br />
beyidir. İki cihanın sultanı Muhammet, hakka yakınlık gece- <br />
sinde, Allah'a kavuşmanın harem yerinde onun sırrını gördü. <br />
Ali'nin nutkunu, Ali'den dinledi. Ali ile birleşilen o yerde <br />
Ali'den baskası bulunmaz.<br />
Allah yolunda gidenler isteyicidirler; Ali istenilendir. Söyleyenler<br />
söylerler, susarlar. O susmaz söyler. Ebedi ilim, <br />
onun göğsünde parlayıp görüldü. Vahyolunanlarin sırlarını, <br />
o hakikat olarak bildi ve bildirdi. Ümmetine haykırdı: <br />
- Allah yolunda Ali, sizin kılavuzunuzdur.<br />
Allah'a içi doğru olanlar yüzlerini ona çevirmişlerdir. Zira o <br />
Şahtır, dogru yolu gösterendir, efendidir... <br />
O bütün peygamberlerin sırrında idi. Cenabı Mustafa: <br />
- Benimle açıkça beraber bulundu dedi. <br />
Dinde evvel, ahir o idi. Allah ile içli dışlı idi... <br />
İşte bunları söyledim ki, bu yüksek mananın nüktesini öğrensin de<br />
yüksek velayete ersin. Sence apaçık bilinsinki, <br />
hakkiyle yüce olan odur.<br />
Ey efendi! Benimle boşuna kavga etme bu böyledir. Hakikat <br />
budur ki, hepimiz zerreyiz, güneş odur. Biz hepimiz damlayız, <br />
deniz odur.<br />
Cihan var oldukça Ali var olur <br />
Cihan var olurken de Ali vardı.<br />
Cihanın temeli suret buluncaya kadar var olan Ali idi. Yer <br />
resmedilinceye, zaman husule gelinceye kadar var olan Ali <br />
'idi. Veli, vasiy olan? Şah Ali, cömertliğin, keremin, bağışın <br />
Sultanı Ali idi.<br />
Ali'den ötürü melekler Ademe secde ettiler. Adem bir kıble gibi <br />
idi, secde olunan Ali idi., Adem de, Şit de, Eyyub da, İdris de, <br />
Yusuf da, Yunus da, Hud da, Musa da, İsa da, İlyas da, Salih <br />
peygamber de, Davud da Ali idi.<br />
Nefsin tamamından ötürü cihan sofrasıüzerinde elini bulastırmayan<br />
Kahraman aslan Ali idi. Kur'an'ın yer yer, ayetlerinde <br />
Tanrı'nın ismetini vasf ile övdüğü Kur'an sırlarının kaşifi Ali idi.Kapısının toprağı kadir ve kıymette Arşın semasından daha <br />
ileri geçen, o durmadan hakka secde eden arif Ali idi. İslamın <br />
yolunda iş düzelmedikçe, durup dinlenmeyen o şerefli, vakarlı<br />
Şah Ali idi. Hayber kalesinin kapısını bir hamlede koparıp <br />
açan o kalalar fatihi Ali idi.<br />
Afaka her bakışımda gördümki, yakın yüzünden her varlıkta var <br />
olan Ali idi. Bu küfür olmaz, küfrolan bu söz degildir.<br />
Cihan var oldukça Ali var olur, <br />
cihan var olurken de Ali vardı.<br />
Tebriz'in Şems-ül Hakkı cihanın gizli ve açık sırlarından her ne <br />
gösterdinse hepside Ali idi . ...!!!...<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hazreti Mevlânâ . ( NAAT-I ALİ )</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevlananın (Celal Abbas)Divanı Kebir kitabında <br />
Hz Ali hakkındaki sözleri<br />
<br />
. ~ NAAT-I ALİ ~ .(naat övgü demek)</span><br />
<br />
O açıklayıcı imam, o tanrı velisi safa ehlinin vücut güneşidir. <br />
Yerde, gökte, makânda, zaman da Hakla duran o imamın zatı, <br />
iç ve dış temizliğiyle Vasıflamak vaciptir. <br />
Çünkü küfürden,ikiyüzlülükten kurtulmuştur, temizdir... <br />
Onun konağı birlik âlemidir.<br />
Dünyevi ve beşeri sıfatlardan dışarıdır. o, insanın hakikati ve canı gibiydi. Her şey fanidir, fakat <br />
can yaşar, ölmez. Onun hareketi kendinden diri olan ezeli <br />
varlıktandır. Beka çevresinde döner dolaşır, yaratıkları yaratanın <br />
zatı gibi o bakidir. Hakkın yüksek sıfatları Ali'nin vasfıdır. <br />
Hakkın sıfatları zaten ayrı değildir. O, Tanrının yapışmış olmuştur.<br />
Hani duyduğun lâhûtun o gizli hazinesi yokmu; işte <br />
odur.<br />
Çünkü o, haktan hakla görünmüştür. O hazinenin nakdi, <br />
tükenmez ilimdi. İşte o ilimden maksût, yüce Ali'dir. Hakkın <br />
hikmetini ondan başka kimse bilemez. Zira o hakimdir, her- <br />
şeyin bilginidir.<br />
İbtidasız evvel o idi, sonsuz ahirde odur. Peygamberlere <br />
yardım eden o idi, velilerin gören gözü de hakikatten odur. <br />
Yüzünün nurlu pırıltısı, kendi ziyasından bir güneş yarattı. O, <br />
hak iledir; hak ondan görünür. Hakka ki, o hak ile ebedidir. <br />
Âdem'in toprağı onun nurundan idi. O sebeple meleklerin tacı <br />
oldu; Allah'ın isimlerini ondan belirledi.<br />
O temiz ve yüce <br />
imamın ilmi sayesinde, Âdem herşeyi anladı. O nur tek olan <br />
yaradanın nuru olduğu içindir ki, melekût onun huzurunda secde <br />
ettiler. Evet, muhakkak ki, Âdem, o imamın nuru ile bütün ilahi <br />
isimleri bildi...<br />
Şit, kendinde Ali'nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi.<br />
Nuh, kendinde yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep <br />
ondan buldu. Gene ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehir de <br />
gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu.<br />
Halil Peygamber, <br />
dostlukla onu andı da, ateş ona al lale oldu Nemrud'un ateşi, o <br />
Allah'ın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu. Gene o idi ki, keyfiyle <br />
kendi koyununu İsmail'e kurban etti.<br />
Yûsuf, kuyuda onu andı da <br />
o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu. Yakup onun önünde <br />
bir çok inledi de Yûsuf'un kokusunu alıp gözleri açıldı.<br />
İmran'ın <br />
oğlu Mûsa, onun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı. <br />
Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı. <br />
Sonra dediki: Yarabbi! Bana bu lütuftan bir âlâmet ver <br />
Hak ona işte sana Yed-i Beyza (Nurlu el) 'i verdim; dedi. <br />
Gene Ali'nin vergisidir ki, Meryem'e arkadaş oldu da İsa <br />
vücuda geldi...<br />
O şeriatte ilim şehrinin kapısıdır. Hakikatte ise iki cihanın <br />
beyidir. İki cihanın sultanı Muhammet, hakka yakınlık gece- <br />
sinde, Allah'a kavuşmanın harem yerinde onun sırrını gördü. <br />
Ali'nin nutkunu, Ali'den dinledi. Ali ile birleşilen o yerde <br />
Ali'den baskası bulunmaz.<br />
Allah yolunda gidenler isteyicidirler; Ali istenilendir. Söyleyenler<br />
söylerler, susarlar. O susmaz söyler. Ebedi ilim, <br />
onun göğsünde parlayıp görüldü. Vahyolunanlarin sırlarını, <br />
o hakikat olarak bildi ve bildirdi. Ümmetine haykırdı: <br />
- Allah yolunda Ali, sizin kılavuzunuzdur.<br />
Allah'a içi doğru olanlar yüzlerini ona çevirmişlerdir. Zira o <br />
Şahtır, dogru yolu gösterendir, efendidir... <br />
O bütün peygamberlerin sırrında idi. Cenabı Mustafa: <br />
- Benimle açıkça beraber bulundu dedi. <br />
Dinde evvel, ahir o idi. Allah ile içli dışlı idi... <br />
İşte bunları söyledim ki, bu yüksek mananın nüktesini öğrensin de<br />
yüksek velayete ersin. Sence apaçık bilinsinki, <br />
hakkiyle yüce olan odur.<br />
Ey efendi! Benimle boşuna kavga etme bu böyledir. Hakikat <br />
budur ki, hepimiz zerreyiz, güneş odur. Biz hepimiz damlayız, <br />
deniz odur.<br />
Cihan var oldukça Ali var olur <br />
Cihan var olurken de Ali vardı.<br />
Cihanın temeli suret buluncaya kadar var olan Ali idi. Yer <br />
resmedilinceye, zaman husule gelinceye kadar var olan Ali <br />
'idi. Veli, vasiy olan? Şah Ali, cömertliğin, keremin, bağışın <br />
Sultanı Ali idi.<br />
Ali'den ötürü melekler Ademe secde ettiler. Adem bir kıble gibi <br />
idi, secde olunan Ali idi., Adem de, Şit de, Eyyub da, İdris de, <br />
Yusuf da, Yunus da, Hud da, Musa da, İsa da, İlyas da, Salih <br />
peygamber de, Davud da Ali idi.<br />
Nefsin tamamından ötürü cihan sofrasıüzerinde elini bulastırmayan<br />
Kahraman aslan Ali idi. Kur'an'ın yer yer, ayetlerinde <br />
Tanrı'nın ismetini vasf ile övdüğü Kur'an sırlarının kaşifi Ali idi.Kapısının toprağı kadir ve kıymette Arşın semasından daha <br />
ileri geçen, o durmadan hakka secde eden arif Ali idi. İslamın <br />
yolunda iş düzelmedikçe, durup dinlenmeyen o şerefli, vakarlı<br />
Şah Ali idi. Hayber kalesinin kapısını bir hamlede koparıp <br />
açan o kalalar fatihi Ali idi.<br />
Afaka her bakışımda gördümki, yakın yüzünden her varlıkta var <br />
olan Ali idi. Bu küfür olmaz, küfrolan bu söz degildir.<br />
Cihan var oldukça Ali var olur, <br />
cihan var olurken de Ali vardı.<br />
Tebriz'in Şems-ül Hakkı cihanın gizli ve açık sırlarından her ne <br />
gösterdinse hepside Ali idi . ...!!!...<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hazreti Mevlânâ . ( NAAT-I ALİ )</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mevlana Sözleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-mevlana-sozleri.html</link>
			<pubDate>Tue, 29 Aug 2017 02:58:34 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-mevlana-sozleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sadakat, tek kalıp bir elbiseydi.<br />
Kimine bol, kimine dar geldi.<br />
Dürüstlük, çok beyazdı.<br />
Temiz tutamam deyip, kimse almadı.<br />
Velhasıl, insanoğlu çıplak kaldı.<br />
Ar, edep ve haya sığınacak bir beden aradı.<br />
İşte aşk, bütün bu kusurları bir ten olup kapattı.<br />
Aşk'a, bir vefa borcu kaldı. Onu'da, Allah (c.c) için sevenler aldı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Mevlana﻿</span> </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sadakat, tek kalıp bir elbiseydi.<br />
Kimine bol, kimine dar geldi.<br />
Dürüstlük, çok beyazdı.<br />
Temiz tutamam deyip, kimse almadı.<br />
Velhasıl, insanoğlu çıplak kaldı.<br />
Ar, edep ve haya sığınacak bir beden aradı.<br />
İşte aşk, bütün bu kusurları bir ten olup kapattı.<br />
Aşk'a, bir vefa borcu kaldı. Onu'da, Allah (c.c) için sevenler aldı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Mevlana﻿</span> </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fuzuli'nin Hz.Üseyin için söylediği sözler]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-fuzuli-nin-hz-useyin-icin-soyledigi-sozler.html</link>
			<pubDate>Sat, 29 Jul 2017 02:15:57 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-fuzuli-nin-hz-useyin-icin-soyledigi-sozler.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">" Hergün doğan güneş, zannetmeyin ki dünyayı aydınlatmaya geliyor.. Güneş her doğuşta Hz. Hüseyin için kan ağlıyor.. "<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">( Fuzûlî )</span><br />
<br />
<br />
" Benim naçiz bedenimi Hz. İmam Hüseyin'in giriş kapısına gömün.. Her gelen geçen beni çiğnesin ki, İmam Hüseyin'e toprak olayım.. "<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">( Fuzûlî )</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">" Hergün doğan güneş, zannetmeyin ki dünyayı aydınlatmaya geliyor.. Güneş her doğuşta Hz. Hüseyin için kan ağlıyor.. "<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">( Fuzûlî )</span><br />
<br />
<br />
" Benim naçiz bedenimi Hz. İmam Hüseyin'in giriş kapısına gömün.. Her gelen geçen beni çiğnesin ki, İmam Hüseyin'e toprak olayım.. "<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">( Fuzûlî )</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İbni Sina Sözleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-ibni-sina-sozleri.html</link>
			<pubDate>Sat, 17 Sep 2016 02:33:48 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-ibni-sina-sozleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Tıp, insan vücudunun, hangi araçlarla iyileştiğine ve hangi müteharrikin insan vücudunu sağlıktan uzaklaştırdığını araştırır.<br />
<br />
Şifasız hastalık yoktur; irade eksikliğinden başka. Değersiz bitki yoktur; tanınmamasından başka.<br />
<br />
Aletlerin en faydalısı kalemdir. Bir şişe mürekkep bir külçe altından hayırlıdır.<br />
<br />
Avam gördüğüne duyduğuna, havas her şeye inanır. Hassül havas ise inandıklarını yaşar.<br />
<br />
Ben öküzden korkarım, çünkü onun silahı var ama aklı yok.<br />
<br />
Bildim ve anladım ki hiçbir şey bilinmemiş ve hiçbir şey anlaşılmamıştır.<br />
<br />
Bilim ve sanat uyuşamadığı ülkeyi terk eder.<br />
<br />
Cahil bir hekim ölüm kampının yardımcısıdır.<br />
<br />
Dünya bir eğlence ve oyun yeri değildir. Dünya harcını kendisi alan padişah benden daha mutIu ve hiçbir bey de benden bahtiyar değildir; fakat siz bu zevki bilemezsiniz.<br />
<br />
Dünya hırsı peşinde olanların gözleri bunları seçemez, onlar tek gözlüdür. Dünya, aklı olup, dini olmayan adamlarla ve dini olup, aklı olmayan insanlar oIarak ayrılmıştır.<br />
<br />
Her kalbi kuvvetli olan çok sevinen olmadığı gibi, her çok sevinçlinin de kalbi kuvvetli değildir. İhtiyarlığın rengi benim sakallarımın yanında bir ihtar nişanıdır ki bana yolsuz davranışlar, kötü işler yapmaya meydan kalmadığını bildirir.<br />
<br />
Bana bu akları boya diyenler oldu. Ben de onlara şöyle dedim: Ben bu ihtiyarlığı, bu ak saç ve sakalı diri olarak üzerimde taşımak istemiyorum. <br />
<br />
Bir de onları siyah boyaların altına gömüp ölü olarak nasıl taşıyayım.<br />
<br />
Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir.<br />
<br />
İnsanın ruhu kandil, bilim onun aydınlığı ve Tanrısal bilgelik de kandilin yağı gibidir. Bu yanar ve ışık saçarsa o zaman sana “diri” denilir.<br />
<br />
Kendinin ne olduğunu bilen insan, bazı kendini bilmezlerin, onun hakkında söylediklerinden etkilenmez.<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/ibn-i-sina.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ibn-i-sina.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
ibni sina sözleri</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Tıp, insan vücudunun, hangi araçlarla iyileştiğine ve hangi müteharrikin insan vücudunu sağlıktan uzaklaştırdığını araştırır.<br />
<br />
Şifasız hastalık yoktur; irade eksikliğinden başka. Değersiz bitki yoktur; tanınmamasından başka.<br />
<br />
Aletlerin en faydalısı kalemdir. Bir şişe mürekkep bir külçe altından hayırlıdır.<br />
<br />
Avam gördüğüne duyduğuna, havas her şeye inanır. Hassül havas ise inandıklarını yaşar.<br />
<br />
Ben öküzden korkarım, çünkü onun silahı var ama aklı yok.<br />
<br />
Bildim ve anladım ki hiçbir şey bilinmemiş ve hiçbir şey anlaşılmamıştır.<br />
<br />
Bilim ve sanat uyuşamadığı ülkeyi terk eder.<br />
<br />
Cahil bir hekim ölüm kampının yardımcısıdır.<br />
<br />
Dünya bir eğlence ve oyun yeri değildir. Dünya harcını kendisi alan padişah benden daha mutIu ve hiçbir bey de benden bahtiyar değildir; fakat siz bu zevki bilemezsiniz.<br />
<br />
Dünya hırsı peşinde olanların gözleri bunları seçemez, onlar tek gözlüdür. Dünya, aklı olup, dini olmayan adamlarla ve dini olup, aklı olmayan insanlar oIarak ayrılmıştır.<br />
<br />
Her kalbi kuvvetli olan çok sevinen olmadığı gibi, her çok sevinçlinin de kalbi kuvvetli değildir. İhtiyarlığın rengi benim sakallarımın yanında bir ihtar nişanıdır ki bana yolsuz davranışlar, kötü işler yapmaya meydan kalmadığını bildirir.<br />
<br />
Bana bu akları boya diyenler oldu. Ben de onlara şöyle dedim: Ben bu ihtiyarlığı, bu ak saç ve sakalı diri olarak üzerimde taşımak istemiyorum. <br />
<br />
Bir de onları siyah boyaların altına gömüp ölü olarak nasıl taşıyayım.<br />
<br />
Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir.<br />
<br />
İnsanın ruhu kandil, bilim onun aydınlığı ve Tanrısal bilgelik de kandilin yağı gibidir. Bu yanar ve ışık saçarsa o zaman sana “diri” denilir.<br />
<br />
Kendinin ne olduğunu bilen insan, bazı kendini bilmezlerin, onun hakkında söylediklerinden etkilenmez.<br />
<br />
<br />
<img src="http://www.zohreanaforum.com/yukle/img/ibn-i-sina.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ibn-i-sina.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
ibni sina sözleri</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hacı Bektaş Veli...]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-haci-bektas-veli.html</link>
			<pubDate>Fri, 19 Feb 2016 22:56:03 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-haci-bektas-veli.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hacı Bektaş Veli...</span><br />
<br />
Horasan’da Ahmet Yesevi ve Lokman Perende’nin okulunda eğitim alan Hacı Bektaş Veli, orta anadolu’ya giderek öğretiyi burada yaymakla görevlendirlir. Otman Baba ta- rafından yazılan Hacı Bektaş Veli velayetnamesi’nde onun anadolu’ya gelişi şöyle an- latılır. Hacı Bektaş Veli, anadolu’ya güvercin kılığında gitmeyi düşünür. Bu sırada Anadolu'da bulunan Rum erenleri, onun geleceğini haber alırlar ve bazıları onu kıskanır. Ona engel olmak isterler. Rum erenlerinden karaca Ahmet Sultan hemen Doğan kılığına girerek gü- vercini gökyüzünde yakalar. Bunun üzerine Hacı Bektaş Veli kılık değiştirip yeniden eski haline döner ve Doğan kılığındaki Karaca Ahmet’in boğazını tutarak; ” ben kuşların en ba- rışçısı olan güvercin donunda geliyorum. Sen beni Doğan kılığında karşılıyorsun. Bu doğru mu diye sorar. Bu anlatım sembolik bir anlatımdır. Hacı Bektaş Veli’nin anadolu’ya barışçı sebeplerle gelişini anlatmaktadır. Hacı Bektaş Veli’nin doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak belli değildir. Bu konuda değişik tarihler verilmektedir. 1271 tarihinde hakka yürüdüğü düşünülmektedir. Hacı Bektaş Veli öğretisini yedi haneli Suluca Karahöyük’te yaymaya başlamış ve kısa süre- de öğrencilerinden bir kısmı Macaristan’a kadar gitmiştir. Gül Baba, Sarı Saltuk, Otma Baba Kızıldeli ( Seyyid Ali Sultan), Hasan Demir Baba, Akyazılı Sultan balkanlardaki öğrencilerin- den sadece bir kaçıdır. Öğrencilerinden bir kısmı da Mısır ve Tunus’a kadar gitmişlerdir. Hacı Bektaş Veli’den Makalat, Makalat-ı Gaybiyye ve Kelimat-ı Ayniye, Besmele şehri gibi eserleri bulunmaktadır.Hacı Bektaş Veli için Anadolu erenlerinin ” Kutbu’l Aktab” veya “Ser-Çeşme” si olarak kabul edilmektedir. Hacı Bektaş Veli bütün düşüncesi dört temel ilkede toplanmıştır. Bunu şöyle anlatır; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">” Madde karalığı akıl nuruyla, Cehalet karanlığı bilgi nuruyla Nefes karanlığı erdem nuruyla aydınlanır Bütün işler aşkla yapılır”</span><br />
<br />
 Hacı Bektaş Veli 13. yüzyılda kadın erkek eşitliğini, bitim ve aklı savunarak anadolu’nun ay- dınlanmasına katkıda bulunmuştur. Hacı Bektaş Veli; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hararet nardadır sacda değildir Keramet baştadır tacda değildir. Her ne ararsan kendinde ara Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hacı Bektaş Veli...</span><br />
<br />
Horasan’da Ahmet Yesevi ve Lokman Perende’nin okulunda eğitim alan Hacı Bektaş Veli, orta anadolu’ya giderek öğretiyi burada yaymakla görevlendirlir. Otman Baba ta- rafından yazılan Hacı Bektaş Veli velayetnamesi’nde onun anadolu’ya gelişi şöyle an- latılır. Hacı Bektaş Veli, anadolu’ya güvercin kılığında gitmeyi düşünür. Bu sırada Anadolu'da bulunan Rum erenleri, onun geleceğini haber alırlar ve bazıları onu kıskanır. Ona engel olmak isterler. Rum erenlerinden karaca Ahmet Sultan hemen Doğan kılığına girerek gü- vercini gökyüzünde yakalar. Bunun üzerine Hacı Bektaş Veli kılık değiştirip yeniden eski haline döner ve Doğan kılığındaki Karaca Ahmet’in boğazını tutarak; ” ben kuşların en ba- rışçısı olan güvercin donunda geliyorum. Sen beni Doğan kılığında karşılıyorsun. Bu doğru mu diye sorar. Bu anlatım sembolik bir anlatımdır. Hacı Bektaş Veli’nin anadolu’ya barışçı sebeplerle gelişini anlatmaktadır. Hacı Bektaş Veli’nin doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak belli değildir. Bu konuda değişik tarihler verilmektedir. 1271 tarihinde hakka yürüdüğü düşünülmektedir. Hacı Bektaş Veli öğretisini yedi haneli Suluca Karahöyük’te yaymaya başlamış ve kısa süre- de öğrencilerinden bir kısmı Macaristan’a kadar gitmiştir. Gül Baba, Sarı Saltuk, Otma Baba Kızıldeli ( Seyyid Ali Sultan), Hasan Demir Baba, Akyazılı Sultan balkanlardaki öğrencilerin- den sadece bir kaçıdır. Öğrencilerinden bir kısmı da Mısır ve Tunus’a kadar gitmişlerdir. Hacı Bektaş Veli’den Makalat, Makalat-ı Gaybiyye ve Kelimat-ı Ayniye, Besmele şehri gibi eserleri bulunmaktadır.Hacı Bektaş Veli için Anadolu erenlerinin ” Kutbu’l Aktab” veya “Ser-Çeşme” si olarak kabul edilmektedir. Hacı Bektaş Veli bütün düşüncesi dört temel ilkede toplanmıştır. Bunu şöyle anlatır; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">” Madde karalığı akıl nuruyla, Cehalet karanlığı bilgi nuruyla Nefes karanlığı erdem nuruyla aydınlanır Bütün işler aşkla yapılır”</span><br />
<br />
 Hacı Bektaş Veli 13. yüzyılda kadın erkek eşitliğini, bitim ve aklı savunarak anadolu’nun ay- dınlanmasına katkıda bulunmuştur. Hacı Bektaş Veli; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hararet nardadır sacda değildir Keramet baştadır tacda değildir. Her ne ararsan kendinde ara Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hacı Bektaş Veli'nin Sözleri...!]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-haci-bektas-veli-nin-sozleri.html</link>
			<pubDate>Mon, 01 Feb 2016 17:53:22 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-haci-bektas-veli-nin-sozleri.html</guid>
			<description><![CDATA[Hacı Bektaş Veli'nin Sözleri...!<br />
<br />
<br />
Abdal, Hakk’a hayran olandır. Adalet her işte, Hakk’ı bilmektir.<br />
Âdem suretinde olan herkes, Âdem değildir.<br />
Âdem’in Âdemliği; akıl, hayâ ve ilim iledir.<br />
Âlimlere ve kendini bilenlere, alçak gönüllülük yaraşır.<br />
Allah ile gönül arasında perde yoktur.<br />
Araştırma, açık bir sınavdır.<br />
Arifler hem arıdır, hem arıtıcı.<br />
Ariflerin içinde, murdar nesne (kötülük) eğlenmez.<br />
Aşk meydanı, erenlerin ve bilenlerindir.<br />
Bilim, gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır.<br />
Bir olalım, iri olalım, diri olalım.<br />
Bizi sevenlerin gönüllerinde biz oturur, dillerinde de biz konuşuruz.<br />
Bizim erkânımız; ahlâkı Muhammed’i ve edebi Ali’dir.<br />
Cahiller ve hak tanımazlara, sükût ile karşılık veriniz.<br />
Ara, bul.<br />
Cennet için ibadet geçersizdir.<br />
Çalışan insan kötülük düşünmez.<br />
Çalışmadan geçinenler, bizden değildir.<br />
Daima iyiyi, güzeli, doğruyu öğrenebilmek için okuyunuz, okutunuz.<br />
Dil mızraktan, daha derin yaralar.<br />
Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.<br />
Dinine dizlerinle değil, kalbinle bağlan.<br />
Doğruluk dost kapısıdır.<br />
Düşmanınızın bile, insan olduğunu unutmayınız.<br />
Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu<br />
Düşünce, davranış ve sevgiyi, Allah lezzeti olarak tadın.<br />
Edep elbisesini, sırtınızdan ölünceye kadar çıkartmayınız.<br />
Elden gelen her iyiliği, herkese yapınız.<br />
Eline, diline, beline sahip ol.<br />
En büyük keramet çalışmaktır.<br />
En yüce servet, ilimdir.<br />
Göze nur gönülden gelir.<br />
Hak güneşten daha zahirdir.<br />
Hakk’a erişebilmek için, büyüklere ve doğrulara yaklaşın.<br />
Hakikatin ilk makamı, toprak olacağımızın bilinmesidir.<br />
Hamı pişiremezsen bari pişmişi ham etme.<br />
Her ne arar isen, kendinde ara.<br />
Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.<br />
Hükümdar (idareci), ancak adaleti ile başarılı olur.<br />
İbadetin yeri başkadır, işin yeri başkadır.<br />
İçi murdar kimseyi ne kadar dıştan yıkarsan arınmaz.<br />
İlim, hakikate giden yolları aydınlatan ışıktır.<br />
İlim beşikte başlar, mezarda biter.<br />
İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.<br />
İlmi ve bilgiyi yüce tutan kimse hiçbir zaman küçülmez, alçalmaz.<br />
İncinsen de, incitme. İnsan dilinin arkasında gizlidir.<br />
İnsanın kemali, ahlâk güzelliğidir.<br />
İnsanın olgunluğu, davranışlarının doğruluğundadır.<br />
İnsanın gerçek güzeIIiği, sözünün güzeIIiğidir.<br />
İslâm’ın temeli güzel ahlâk; ahlâkın özü bilgi; bilginin özü akıldır.<br />
Kadınlarınızı okutunuz, kadınları okumayan millet yükselemez.<br />
Kanaatkâr olanlar, en büyük zenginliğe sahiptir.<br />
Karşısındaki insanın iyi olmasını isteyen, önce kendisi iyi olmalıdır.<br />
Kendini tanımayan, Yaratan’ı da bilemez.<br />
Kibrin aslı şeytan, tevazuunun aslı Rahman’dır.<br />
Kimsenin ayıbını arama, kendi ayıbını görür ol.<br />
Marifet, nefsi silmek değil, bilmektir.<br />
Mevki hırsı, koğu, gıybet, edebisizlik, hıyanet Hakk’ı inkâr eder.<br />
Murada ermek, sabır iledir.<br />
Mürüvvet hoş görme ve affetmektir.<br />
Nebiler, Veliler, insanlığa Tanrı’nın hediyesidir.<br />
Nefsine ağır geleni, kimseye tatbik etme.<br />
Oturduğun yeri pak et, kazandığın lokmayı hak et.<br />
Özünde ve sözünde temiz olmayanların, imanı tam değildir.<br />
Sevgi ve acıma, insanlık; hiddet ve şehvet ise hayvanlık vasfıdır.<br />
Yolumuz; ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.<br />
<br />
alevi sözleri]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hacı Bektaş Veli'nin Sözleri...!<br />
<br />
<br />
Abdal, Hakk’a hayran olandır. Adalet her işte, Hakk’ı bilmektir.<br />
Âdem suretinde olan herkes, Âdem değildir.<br />
Âdem’in Âdemliği; akıl, hayâ ve ilim iledir.<br />
Âlimlere ve kendini bilenlere, alçak gönüllülük yaraşır.<br />
Allah ile gönül arasında perde yoktur.<br />
Araştırma, açık bir sınavdır.<br />
Arifler hem arıdır, hem arıtıcı.<br />
Ariflerin içinde, murdar nesne (kötülük) eğlenmez.<br />
Aşk meydanı, erenlerin ve bilenlerindir.<br />
Bilim, gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır.<br />
Bir olalım, iri olalım, diri olalım.<br />
Bizi sevenlerin gönüllerinde biz oturur, dillerinde de biz konuşuruz.<br />
Bizim erkânımız; ahlâkı Muhammed’i ve edebi Ali’dir.<br />
Cahiller ve hak tanımazlara, sükût ile karşılık veriniz.<br />
Ara, bul.<br />
Cennet için ibadet geçersizdir.<br />
Çalışan insan kötülük düşünmez.<br />
Çalışmadan geçinenler, bizden değildir.<br />
Daima iyiyi, güzeli, doğruyu öğrenebilmek için okuyunuz, okutunuz.<br />
Dil mızraktan, daha derin yaralar.<br />
Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.<br />
Dinine dizlerinle değil, kalbinle bağlan.<br />
Doğruluk dost kapısıdır.<br />
Düşmanınızın bile, insan olduğunu unutmayınız.<br />
Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu<br />
Düşünce, davranış ve sevgiyi, Allah lezzeti olarak tadın.<br />
Edep elbisesini, sırtınızdan ölünceye kadar çıkartmayınız.<br />
Elden gelen her iyiliği, herkese yapınız.<br />
Eline, diline, beline sahip ol.<br />
En büyük keramet çalışmaktır.<br />
En yüce servet, ilimdir.<br />
Göze nur gönülden gelir.<br />
Hak güneşten daha zahirdir.<br />
Hakk’a erişebilmek için, büyüklere ve doğrulara yaklaşın.<br />
Hakikatin ilk makamı, toprak olacağımızın bilinmesidir.<br />
Hamı pişiremezsen bari pişmişi ham etme.<br />
Her ne arar isen, kendinde ara.<br />
Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.<br />
Hükümdar (idareci), ancak adaleti ile başarılı olur.<br />
İbadetin yeri başkadır, işin yeri başkadır.<br />
İçi murdar kimseyi ne kadar dıştan yıkarsan arınmaz.<br />
İlim, hakikate giden yolları aydınlatan ışıktır.<br />
İlim beşikte başlar, mezarda biter.<br />
İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.<br />
İlmi ve bilgiyi yüce tutan kimse hiçbir zaman küçülmez, alçalmaz.<br />
İncinsen de, incitme. İnsan dilinin arkasında gizlidir.<br />
İnsanın kemali, ahlâk güzelliğidir.<br />
İnsanın olgunluğu, davranışlarının doğruluğundadır.<br />
İnsanın gerçek güzeIIiği, sözünün güzeIIiğidir.<br />
İslâm’ın temeli güzel ahlâk; ahlâkın özü bilgi; bilginin özü akıldır.<br />
Kadınlarınızı okutunuz, kadınları okumayan millet yükselemez.<br />
Kanaatkâr olanlar, en büyük zenginliğe sahiptir.<br />
Karşısındaki insanın iyi olmasını isteyen, önce kendisi iyi olmalıdır.<br />
Kendini tanımayan, Yaratan’ı da bilemez.<br />
Kibrin aslı şeytan, tevazuunun aslı Rahman’dır.<br />
Kimsenin ayıbını arama, kendi ayıbını görür ol.<br />
Marifet, nefsi silmek değil, bilmektir.<br />
Mevki hırsı, koğu, gıybet, edebisizlik, hıyanet Hakk’ı inkâr eder.<br />
Murada ermek, sabır iledir.<br />
Mürüvvet hoş görme ve affetmektir.<br />
Nebiler, Veliler, insanlığa Tanrı’nın hediyesidir.<br />
Nefsine ağır geleni, kimseye tatbik etme.<br />
Oturduğun yeri pak et, kazandığın lokmayı hak et.<br />
Özünde ve sözünde temiz olmayanların, imanı tam değildir.<br />
Sevgi ve acıma, insanlık; hiddet ve şehvet ise hayvanlık vasfıdır.<br />
Yolumuz; ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.<br />
<br />
alevi sözleri]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mevlana’dan Tasavvuf Öğretisine Dair 10 Söz]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-mevlana%E2%80%99dan-tasavvuf-ogretisine-dair-10-soz.html</link>
			<pubDate>Wed, 13 Jan 2016 19:04:23 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-mevlana%E2%80%99dan-tasavvuf-ogretisine-dair-10-soz.html</guid>
			<description><![CDATA[Şeb-i Arus (Düğün Gecesi), Mevlevilikte Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin öldüğü gecedir. Mevlana Celaleddin Rumi, bu geceyi Rabb’ine, sevgiliye kavuşma gecesi olarak düşündüğü Düğün Gecesi olarak adlandırır.<br />
<br />
Rumi’nin ölüm yıl dönümlerinde 17 Aralık’a denk gelen hafta yapılan ve Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Törenleri olarak isimlendirilmeye başlanılan törenler, halk arasında Şeb-i Arus olarak da anılmaktadır.<br />
<br />
Mesnevi’den sınırsız sayıda söz, internetin her köşesinde karşımıza çıkıyor. Ancak pek çoğu kaynak gösterilmeden hangi çeviriden neye istinaden alıntı yapıldığı belirtilmeden yayınlanıyor. Aşağıdaki sözler, Mevlana’nın on sekizinci göbekten torunu, büyük bilgin, Veled İzbudak’ın Mesnevi çevirisindendir (Milli Eğitim Bakanlığı, Klasikler Dizisi, 1942-45).<br />
<br />
İnsan gözdür, öte yanı deriden, etten başka bir şey değil. Göz neyi görürse değeri o kadardır insanın. (Mevlana, Mesnevi IV. s. 69)<br />
<br />
Gör, gör ki sende yalnız bu görüş, bu bakış işe yarar. Bundan ötesini sorarsan yağsın, etsin, ilik ve sinirden ibaretsin. (Mevlana, Mesnevi VI. s. 118)<br />
<br />
Gözler, perdeleri delip hakikati görmeye başladı mı, nur onun nurudur artık. Bu nura sahip olan, dışa bakar, içi görür. (Mevlana, Mesnevi VI. s. 119)<br />
<br />
<br />
O canlara canlar katan la’l şarapla, la’l içinde la’l olduk, la’l içinde la’l kesildik. (Mevlana, Mesnevi VI. s. 78)<br />
<br />
<br />
Renksizlik alemi, renge esir olunca bir Musa, öbür Musa ile savaşa düştü. Şaşılacak şey… Bu renk, renksizlik aleminden zuhura geldiği halde, renksizlikle nasıl savaşa girişir? (Mevlana, Mesnevi I. s. 198)<br />
<br />
<br />
Yolda gark mı olacaksın, kurtulup sağlıkla selamete gideceğin yere mi varacaksın, bu ikisinden hangisi başına gelecek, bilemezsin ki. (Mevlana, Mesnevi III. s. 251)<br />
<br />
Kendine kağıttan kanat yapıp dağdan uçmaya kalkışma. Bu sevdada niceler başından oldu. (Mevlana, Mesnevi VI. s. 111)<br />
<br />
<br />
Her zaman yeni bir suret, her an yeni bir güzellik görmedeyim. Yeni görmekle de elem ve utanç kalmaz, insan daima yeniden yeniye neşelenir durur. (Mevlana, Mesnevi IV. s. 261-262)<br />
<br />
<br />
O ağacın üstünde oldukça, pis bir dikenlik, kızgın akreplerle, yılanlarla dopdolu bir yer görünür. Fakat ağaçtan inersen derhal alemi gül yüzlü dilberlerle, dadılarla, taylarla dolu görürsün. (Mevlana, Mesnevi IV. s. 284)<br />
<br />
<br />
Fil gerektir ki rüyasında Hindistan’ı görsün! Eşek, hiç Hindistan’ı rüyada görmez… Çünkü Hindistan’dan ayrılmamış, gurbete düşmemiştir ki! (Mevlana, Mesnevi IV. s. 246)<br />
<br />
<br />
Mevlana'dan Tasavvuf Ã?Ä?retisine Dair 10 SÃ¶z]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Şeb-i Arus (Düğün Gecesi), Mevlevilikte Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin öldüğü gecedir. Mevlana Celaleddin Rumi, bu geceyi Rabb’ine, sevgiliye kavuşma gecesi olarak düşündüğü Düğün Gecesi olarak adlandırır.<br />
<br />
Rumi’nin ölüm yıl dönümlerinde 17 Aralık’a denk gelen hafta yapılan ve Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Törenleri olarak isimlendirilmeye başlanılan törenler, halk arasında Şeb-i Arus olarak da anılmaktadır.<br />
<br />
Mesnevi’den sınırsız sayıda söz, internetin her köşesinde karşımıza çıkıyor. Ancak pek çoğu kaynak gösterilmeden hangi çeviriden neye istinaden alıntı yapıldığı belirtilmeden yayınlanıyor. Aşağıdaki sözler, Mevlana’nın on sekizinci göbekten torunu, büyük bilgin, Veled İzbudak’ın Mesnevi çevirisindendir (Milli Eğitim Bakanlığı, Klasikler Dizisi, 1942-45).<br />
<br />
İnsan gözdür, öte yanı deriden, etten başka bir şey değil. Göz neyi görürse değeri o kadardır insanın. (Mevlana, Mesnevi IV. s. 69)<br />
<br />
Gör, gör ki sende yalnız bu görüş, bu bakış işe yarar. Bundan ötesini sorarsan yağsın, etsin, ilik ve sinirden ibaretsin. (Mevlana, Mesnevi VI. s. 118)<br />
<br />
Gözler, perdeleri delip hakikati görmeye başladı mı, nur onun nurudur artık. Bu nura sahip olan, dışa bakar, içi görür. (Mevlana, Mesnevi VI. s. 119)<br />
<br />
<br />
O canlara canlar katan la’l şarapla, la’l içinde la’l olduk, la’l içinde la’l kesildik. (Mevlana, Mesnevi VI. s. 78)<br />
<br />
<br />
Renksizlik alemi, renge esir olunca bir Musa, öbür Musa ile savaşa düştü. Şaşılacak şey… Bu renk, renksizlik aleminden zuhura geldiği halde, renksizlikle nasıl savaşa girişir? (Mevlana, Mesnevi I. s. 198)<br />
<br />
<br />
Yolda gark mı olacaksın, kurtulup sağlıkla selamete gideceğin yere mi varacaksın, bu ikisinden hangisi başına gelecek, bilemezsin ki. (Mevlana, Mesnevi III. s. 251)<br />
<br />
Kendine kağıttan kanat yapıp dağdan uçmaya kalkışma. Bu sevdada niceler başından oldu. (Mevlana, Mesnevi VI. s. 111)<br />
<br />
<br />
Her zaman yeni bir suret, her an yeni bir güzellik görmedeyim. Yeni görmekle de elem ve utanç kalmaz, insan daima yeniden yeniye neşelenir durur. (Mevlana, Mesnevi IV. s. 261-262)<br />
<br />
<br />
O ağacın üstünde oldukça, pis bir dikenlik, kızgın akreplerle, yılanlarla dopdolu bir yer görünür. Fakat ağaçtan inersen derhal alemi gül yüzlü dilberlerle, dadılarla, taylarla dolu görürsün. (Mevlana, Mesnevi IV. s. 284)<br />
<br />
<br />
Fil gerektir ki rüyasında Hindistan’ı görsün! Eşek, hiç Hindistan’ı rüyada görmez… Çünkü Hindistan’dan ayrılmamış, gurbete düşmemiştir ki! (Mevlana, Mesnevi IV. s. 246)<br />
<br />
<br />
Mevlana'dan Tasavvuf Ã?Ä?retisine Dair 10 SÃ¶z]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hacı Bektaş Veli Diyor ki…]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-haci-bektas-veli-diyor-ki%E2%80%A6.html</link>
			<pubDate>Sun, 03 Jan 2016 00:31:48 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-haci-bektas-veli-diyor-ki%E2%80%A6.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hacı Bektaş Veli Diyor ki…</span><br />
<br />
<br />
“Ara, bul.<br />
Akıl, başta sultandır.<br />
Yeryüzünde akıl ölçüsünden önemli bir şey yoktur.<br />
Çünkü herşeyi iyi bilen ve buyuran akıldır.<br />
Bilim evrenin tüm değerlerinin üzerindedir.<br />
Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.<br />
Bilimle araştırmalı, izlemeli, gözlemeli.<br />
Arştan yerin altına kadar her ne varsa kendinde bulmalıdır.<br />
Şimdi gökle yer arasında birçok nesne vardır. Fakat insandan ulusu yoktur.<br />
Arştaki değme bir kandilin (yıldızın) genişliği, bu dünyadan yetmiş kat artıktır.<br />
Dügeli (bütün) alem (evren), adem için halkolmuştur.<br />
İncinsen de incitme.<br />
Kadınlarınızı okutunuz,<br />
Kendinden sözetme.<br />
Asıl kör, nankördür.<br />
Kendi ayıbını görür ol.<br />
Büyüklenen cahilden kork.<br />
Yalanla uyuşma, abartma.<br />
Alınmayacak şeyi söyleme.<br />
Yanıt vermede acele etme.<br />
Sorulmadan yanıt verme.<br />
Doğruluk dost kapısıdır.<br />
Yapmadığını olmuş sanma.<br />
Ev içindeki düşmandan kork.<br />
Dost yüzlü düşmandan kork.<br />
Hatır yıkma, başa kakma.<br />
Alimler arıdır ve arıtandır.<br />
Bir dilden iki söz söyleme.<br />
İyi yaratılışlı olmak, esenliktir.<br />
Gönlü, dev oyuncağı yapma.<br />
En büyük keramet, çalışmaktır.<br />
Keramet dilemek, eşekliktir.<br />
Nefs bedenin zalim hükümdarıdır.<br />
Bir insanı içten yaralamak, cellatlıktır.<br />
Kendini bilmemek, işe yaramamazlıktır.<br />
Halkı Hakk’a ısmarlamak, gammazlıktır.<br />
Kötülerden sakın, temizlerle dostluk et.<br />
Kendi nefsinin buyurmalarından kaçın.<br />
Nefis değerlendirmesinde aymaz olma.<br />
Biz söze bakmayız, hale, içe bakarız.<br />
Hakk’ın yüzü insan yüzünde görülür.<br />
Doğruyu söylemekten geri durma.<br />
Okunacak en büyük kitap insandır.<br />
Marifet, nefsi silmek değil, bilmektir.<br />
Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.<br />
Hakk’ı bilmek istersen, kendini bil.<br />
Mürşidlik, alıcılık değil vericiliktir.<br />
Kendine güç geleni, başkalarına uygulama.<br />
Özü doğru olmayanın imanı da eksiktir.<br />
Çalışmadan geçinenler bizden değildir.<br />
Akla, ilme uymayan yolun sonu kapalıdır.<br />
Hamı pişiremezsen, bari pişmişi ham etme.<br />
Her adem suretinde görünen adem değildir.<br />
Kendisi temizlemeyen, başkasını temizleyemez.<br />
Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız.<br />
Oturduğun yeri pak et, yediğini haket.<br />
Kendini insanlıkhizmetine adayanlara ne mutlu.<br />
Ayağa kalkarsan, hizmet için kalk.<br />
Bir olalım, iri olalım, diri olalım.<br />
Aç gözlüler, ömürleri boyunca yoksul sayılırlar.<br />
Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.<br />
Hak’kın yolu bilim ve mantık kapısından geçer.<br />
İnsanın değeri, taşıdığı vicdan ölçüsüyle ölçülür.<br />
Bilginlerin sohbeti, cahilleri ibadetinden yeğdir.<br />
İman makamına eren abid<br />
Zühd makamına eren zahid<br />
Keramet makamına eren Veli<br />
Mucize makamına eren nebidir.<br />
Şeriat’ta “Bu senin, bu benim”<br />
Tarikat’ta “Hem senin, hem benim”<br />
Hakikat’te “Ne senin, ne benim,<br />
Cümle varlık Hakk’ındır.”<br />
Hararet nar’dadırsacda değildir<br />
Keramet baştadır, tacda değildir<br />
Her ne arar isen kendinde ara<br />
Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir (!?)<br />
Dostumuzla beraber yaralanır, kanarız<br />
Her nefeste aşk ile yaradanı ararız<br />
Erenler meydanına vahdet ile gir de gör<br />
Kırk budaklı şamdanda, kırkımız bir yanarız<br />
Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde<br />
Hakk’ın yarattığı harşey yerli yerinde<br />
Bizim nazarımızda kadın-erkek farkı yok<br />
Noksanlık eksiklik senin görüşlerinde<br />
Herşeyin büyüğü ilim ve hilim (yumuşaklık):<br />
Çünkü ilimle Hakk’a yol bulunur.<br />
Hilm ile de Halk’a tahammül edilir.<br />
Kıskançlık daima insanın eksikliğinden gelir.<br />
Ölene dek edep elbisenizi üzerinizden çıkarmayınız.<br />
İnsanın kendini bilmesi Tanrı’ya kavuşması demektir.<br />
Bildiğinin daha üstünü öğren ve herkese öğret.<br />
Kudretin varken affet, devletin varken alçakgönüllü ol.<br />
Bilgin kişinin zekatı,bilgisini başkasına öğretmektir.<br />
Aklından yararlanmasını bilen için gizli bir şey yoktur.<br />
İnsanın iyiliği olgunluğu, sözünün içinin güzelliğidir.<br />
Yolumuz, ilim ve irfan sevgisi üzerine kuruludur.<br />
Gözü ileride, gönlü geride olan kimse, yola giremez.<br />
Yaratılmışlar içinde aklı sayesinde insandan ulusu yoktur.<br />
Sevgi ve acıma insanlığın, şehvet ve hırs hayvanlığın vasfıdır.<br />
Beytül mamur var, Kabe var, lakin gönül kabesi hep-sinden yeğdir.<br />
Cümleler doğrudur sen doğru isen, bulunmaz doğruluk sen eğri isen.<br />
Benim tarikatımın esası edeptir; ele, dile ve belesahip olmaktır.<br />
İnsanoğlu için en önemli ibadet; doğruluk ve insan sevgisidir.<br />
Velileri tanımak zordur. Çünkü onların hünerleri kendileri gibi gizlidir.<br />
<br />
<br />
BANA BU SIRLARI, HÜNERLERİ ÇOK GÖRMEYİN. ÇÜNKÜ BEN ALİ’NİN SIRRIYIM.”<br />
<br />
alevi pirleri</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hacı Bektaş Veli Diyor ki…</span><br />
<br />
<br />
“Ara, bul.<br />
Akıl, başta sultandır.<br />
Yeryüzünde akıl ölçüsünden önemli bir şey yoktur.<br />
Çünkü herşeyi iyi bilen ve buyuran akıldır.<br />
Bilim evrenin tüm değerlerinin üzerindedir.<br />
Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.<br />
Bilimle araştırmalı, izlemeli, gözlemeli.<br />
Arştan yerin altına kadar her ne varsa kendinde bulmalıdır.<br />
Şimdi gökle yer arasında birçok nesne vardır. Fakat insandan ulusu yoktur.<br />
Arştaki değme bir kandilin (yıldızın) genişliği, bu dünyadan yetmiş kat artıktır.<br />
Dügeli (bütün) alem (evren), adem için halkolmuştur.<br />
İncinsen de incitme.<br />
Kadınlarınızı okutunuz,<br />
Kendinden sözetme.<br />
Asıl kör, nankördür.<br />
Kendi ayıbını görür ol.<br />
Büyüklenen cahilden kork.<br />
Yalanla uyuşma, abartma.<br />
Alınmayacak şeyi söyleme.<br />
Yanıt vermede acele etme.<br />
Sorulmadan yanıt verme.<br />
Doğruluk dost kapısıdır.<br />
Yapmadığını olmuş sanma.<br />
Ev içindeki düşmandan kork.<br />
Dost yüzlü düşmandan kork.<br />
Hatır yıkma, başa kakma.<br />
Alimler arıdır ve arıtandır.<br />
Bir dilden iki söz söyleme.<br />
İyi yaratılışlı olmak, esenliktir.<br />
Gönlü, dev oyuncağı yapma.<br />
En büyük keramet, çalışmaktır.<br />
Keramet dilemek, eşekliktir.<br />
Nefs bedenin zalim hükümdarıdır.<br />
Bir insanı içten yaralamak, cellatlıktır.<br />
Kendini bilmemek, işe yaramamazlıktır.<br />
Halkı Hakk’a ısmarlamak, gammazlıktır.<br />
Kötülerden sakın, temizlerle dostluk et.<br />
Kendi nefsinin buyurmalarından kaçın.<br />
Nefis değerlendirmesinde aymaz olma.<br />
Biz söze bakmayız, hale, içe bakarız.<br />
Hakk’ın yüzü insan yüzünde görülür.<br />
Doğruyu söylemekten geri durma.<br />
Okunacak en büyük kitap insandır.<br />
Marifet, nefsi silmek değil, bilmektir.<br />
Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.<br />
Hakk’ı bilmek istersen, kendini bil.<br />
Mürşidlik, alıcılık değil vericiliktir.<br />
Kendine güç geleni, başkalarına uygulama.<br />
Özü doğru olmayanın imanı da eksiktir.<br />
Çalışmadan geçinenler bizden değildir.<br />
Akla, ilme uymayan yolun sonu kapalıdır.<br />
Hamı pişiremezsen, bari pişmişi ham etme.<br />
Her adem suretinde görünen adem değildir.<br />
Kendisi temizlemeyen, başkasını temizleyemez.<br />
Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız.<br />
Oturduğun yeri pak et, yediğini haket.<br />
Kendini insanlıkhizmetine adayanlara ne mutlu.<br />
Ayağa kalkarsan, hizmet için kalk.<br />
Bir olalım, iri olalım, diri olalım.<br />
Aç gözlüler, ömürleri boyunca yoksul sayılırlar.<br />
Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.<br />
Hak’kın yolu bilim ve mantık kapısından geçer.<br />
İnsanın değeri, taşıdığı vicdan ölçüsüyle ölçülür.<br />
Bilginlerin sohbeti, cahilleri ibadetinden yeğdir.<br />
İman makamına eren abid<br />
Zühd makamına eren zahid<br />
Keramet makamına eren Veli<br />
Mucize makamına eren nebidir.<br />
Şeriat’ta “Bu senin, bu benim”<br />
Tarikat’ta “Hem senin, hem benim”<br />
Hakikat’te “Ne senin, ne benim,<br />
Cümle varlık Hakk’ındır.”<br />
Hararet nar’dadırsacda değildir<br />
Keramet baştadır, tacda değildir<br />
Her ne arar isen kendinde ara<br />
Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir (!?)<br />
Dostumuzla beraber yaralanır, kanarız<br />
Her nefeste aşk ile yaradanı ararız<br />
Erenler meydanına vahdet ile gir de gör<br />
Kırk budaklı şamdanda, kırkımız bir yanarız<br />
Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde<br />
Hakk’ın yarattığı harşey yerli yerinde<br />
Bizim nazarımızda kadın-erkek farkı yok<br />
Noksanlık eksiklik senin görüşlerinde<br />
Herşeyin büyüğü ilim ve hilim (yumuşaklık):<br />
Çünkü ilimle Hakk’a yol bulunur.<br />
Hilm ile de Halk’a tahammül edilir.<br />
Kıskançlık daima insanın eksikliğinden gelir.<br />
Ölene dek edep elbisenizi üzerinizden çıkarmayınız.<br />
İnsanın kendini bilmesi Tanrı’ya kavuşması demektir.<br />
Bildiğinin daha üstünü öğren ve herkese öğret.<br />
Kudretin varken affet, devletin varken alçakgönüllü ol.<br />
Bilgin kişinin zekatı,bilgisini başkasına öğretmektir.<br />
Aklından yararlanmasını bilen için gizli bir şey yoktur.<br />
İnsanın iyiliği olgunluğu, sözünün içinin güzelliğidir.<br />
Yolumuz, ilim ve irfan sevgisi üzerine kuruludur.<br />
Gözü ileride, gönlü geride olan kimse, yola giremez.<br />
Yaratılmışlar içinde aklı sayesinde insandan ulusu yoktur.<br />
Sevgi ve acıma insanlığın, şehvet ve hırs hayvanlığın vasfıdır.<br />
Beytül mamur var, Kabe var, lakin gönül kabesi hep-sinden yeğdir.<br />
Cümleler doğrudur sen doğru isen, bulunmaz doğruluk sen eğri isen.<br />
Benim tarikatımın esası edeptir; ele, dile ve belesahip olmaktır.<br />
İnsanoğlu için en önemli ibadet; doğruluk ve insan sevgisidir.<br />
Velileri tanımak zordur. Çünkü onların hünerleri kendileri gibi gizlidir.<br />
<br />
<br />
BANA BU SIRLARI, HÜNERLERİ ÇOK GÖRMEYİN. ÇÜNKÜ BEN ALİ’NİN SIRRIYIM.”<br />
<br />
alevi pirleri</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Abdal Musa Sultan]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-abdal-musa-sultan--1754.html</link>
			<pubDate>Sat, 02 Jan 2016 23:24:36 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-abdal-musa-sultan--1754.html</guid>
			<description><![CDATA[“Mümin ol.<br />
 Halim selim ol.<br />
 Ah de vefa et.<br />
 Musibete sabret. <br />
 Sözü düşün, sonra söyle. <br />
 İbadete, malına güvenme. <br />
 Yalan söyleme. <br />
 Hak divanından ayrılma.<br />
 Bilmediğin kişiye yar olma.<br />
 Vaktini zayi etme. <br />
 Kimsenin uğradığı kötü duruma gülme. <br />
 Kendinden ulu kimse ile mücadele etme. <br />
 Dünya için gönlünü mahzun etme.<br />
 Mevki sahibi kimseye yüz suyu dökme”.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">*** Abdal Musa Sultan</span><br />
<br />
<img src="http://www.sosyalsanat.net/wp-content/uploads/2014/07/ABDAL-MUSA-ELMALI-TEKKE-K%C3%96Y%C3%9C-805.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ABDAL-MUSA-ELMALI-TEKKE-K%C3%96Y%C3%9C-805.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
alevi pirleri]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[“Mümin ol.<br />
 Halim selim ol.<br />
 Ah de vefa et.<br />
 Musibete sabret. <br />
 Sözü düşün, sonra söyle. <br />
 İbadete, malına güvenme. <br />
 Yalan söyleme. <br />
 Hak divanından ayrılma.<br />
 Bilmediğin kişiye yar olma.<br />
 Vaktini zayi etme. <br />
 Kimsenin uğradığı kötü duruma gülme. <br />
 Kendinden ulu kimse ile mücadele etme. <br />
 Dünya için gönlünü mahzun etme.<br />
 Mevki sahibi kimseye yüz suyu dökme”.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">*** Abdal Musa Sultan</span><br />
<br />
<img src="http://www.sosyalsanat.net/wp-content/uploads/2014/07/ABDAL-MUSA-ELMALI-TEKKE-K%C3%96Y%C3%9C-805.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ABDAL-MUSA-ELMALI-TEKKE-K%C3%96Y%C3%9C-805.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
alevi pirleri]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[HAZA KİTAB-I ABDAL MUSA..]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-haza-kitab-i-abdal-musa.html</link>
			<pubDate>Sat, 02 Jan 2016 22:27:29 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-haza-kitab-i-abdal-musa.html</guid>
			<description><![CDATA[Abdal Musa Sultan  Vilayetnamesi<br />
<br />
O sözü gizemler dolu, gülcisi tuzlu(?), hoş gözlü ve güler yüzlü Horasanlı Sultan Hacı Bektaş Veli  bir gün avlusunda otururken, mübarek özünden kopup gelen şu sözleri söylemişti:<br />
<br />
“Ey Erenler! Genceli’de genç-yeni ay gibi doğdum. Adımı Abdal Musa çagirttim; isteyen S.2) gelsin orada beni bulsun.”<br />
<br />
Hünkar Hacı Bektaş vefat edince, Abdal Musa ortaya çikti. Seyyid Hasan Gazioğlu Seyyid Musa anadan yetim kalmıştı. Genceli kentinin halkı inkarcı olup Abdal Musa’yı (selam-barış üzerine olsun) sevmediler. Yüce Tanrı bu kentin başina öyle bir bela verdi ki, oturanları birer birer dağılıp gitmeye başladılar. Ögrendiler ki, Abdal Musa velayet (velilik) sahibidir; gitmeye niyet eden şehirlinin yolları üzerine çikip “oturalım, gitmeyin” dedi. Onlar ise, “biz sizin hatırınızı yıkmışız, artık burada-huzurda duramayız, başka bir yere gidelim” dediler. Bunun üzerine Abdal Musa Sultan S.3) dedi ki:<br />
<br />
“ Kanlı gömleğimi boyumca yudum; bir kez gelip bize haliniz ne demediniz ve münkir/inkarcı oldunuz. Bu nedenle Yüce Tanrı size kahredip, gökten üzerinize bela yağdırdı. yardım isteyip ‘meded ya Abdal Musa’ diye (beni) çagirmadiniz. O zaman üzerinizden belayı kaldırmam zorunlu olurdu. Haydi şimdi her biriniz bir ile gidiniz.”<br />
<br />
Abdal Musa Sultan da oradan, yaylaktan sahil boyuna indi ve orada bir tekke yaptırdı. O tekkeyi yaptıkları yerden bir kazan altın çikardilar. Abdal Musa Sultan,<br />
<br />
“ bu malın yetimleri vardır, dedi, yiyene kan ve irin olur. Deniz S.4) kıyısında bir kafir gemisi vardır ve o malın varisleri de geminin içindedir. Gidip haber verin gelsin, mallarını alıp küfürlü içerikürsünler.” Gönderdiği abdallar vardı gemiye, haber verdi. Geminin içinde bulunanlar sordular: “Bu nasıl kişidir?”<br />
<br />
Abdallar dediler ki, “o Tanrı dostu (veliyullah) bir ademdir; velayet ve keramet ehlidir. O (kazan dolusu altın) sizindir, atalarınızdan kalmıştır dedi ve bizi haber vermeye gönderdi”.<br />
<br />
Kafirler bu sözü iştince, ‘eğer bu kişi Tanrı dostu/Hakk Veli ise, biz vardığımızda şarabımız hazır ve domuz yavrusu pişmiş S.5”) ola’ diye içlerinden geçirdiler. Hemen o anda bu söz Abdal Musa Sultan’a ayan oldu ve bir abdalı ava çikardi. “domuz yavrusunden ak ya da kara ne bulursanız yakalayıp getirin” dedi. İki domuz yavrusu bulup getirdiler, bunları yüzüp ocağa koydular. Şarap getiririp küfürlü içeriküren bir kafir gördüler, onun şarabını da alarak hazır eylediler. Böylece kafirler gemiden geldiğinde (istediklerini) hazır buldular. Bildiler ki o gerçek veli, Tanrı dostudur. Abdal Musa Sultan buyurdu:<br />
<br />
“Verin mallarını, alsın küfürlü içerikürsünler!”<br />
<br />
Tekkenin yanından akan suyun içine bir sandal getirdi ve kazanla malı içine koyup sandala bindiler. S.6) Sandal yürümedi. O kadar güç/çaba harcadıkları halde sandalı yürütemediler. Meğer, kazanı Abdal Musa’ya verelim, diye söz vermişler idi. Onu anımsayınca kazanı çikardilar ve sandal hemen hareket edip yola düştü.<br />
<br />
Ondan sonra mal/hazine bulunduğu Teke Beyi’ne bildirdiler. Teke Beyi dedi ki: “Ne hoş! Biz burada İslam padişahı iken bize vermedi; kafire niçin veriyor?” Bir kulunu gönderip, “o kimseyi alıp huzuruma getirin” dedi. Giden kul geri gelmedi. Yeniden bir kul daha gönderdi, o da geri dönmedi. Her gün iki üç tane kul göndermiş S.7) idi. Varanlar hemen Abdal Musa’ya derviş oluyorlardı. Bu şekilde yaz oluncaya dek tam beş yüz kul geldi ve gelen kullardan hiçbirirsi geri gitmedi. Hepsi Abdal Musa Sultan’ın yanında toplanıp kaldılar. Teke Beyi de silahlanıp/yarağlanıp yaylağa çikti. Abdal Musa Sultan dahi Genceli’ye (yaylağa) gitti. Teke Beyi bu kez günde beş-on kul gönderir oldu. Derler ki, Abdal Musa Sultan’ı getirmek için gönderdikleri kulun toplam sayısı sekiz yüz kadar oldu. Cümlesi de Abdal Musa’ya derviş olup yanında kaldılar. Hiçbiri gitmedi. Çevresinde bulunan köy S.8) halkı Teke Beyi’ne şikayette bulundu. Teke Beyi de köy halkına emir buyurdu; “ ev başina birer yük odun getirin, dedi, ateşe atalım. Eğer gerçek er ise, gelsin odu çignesin geçsin. Ben de ona inanayım”. Köy halkı ev başina birer yük odun getirip, hepsini biraraya biriktirerek harman ettiler. Meğer Teke Beyi’nin yanında kalan tek sadık kulu bir vezir vardı. Vezir ona dedi “Sultanım siz buyurun, ben varıp aşigi huzurunuza getireyim”. Geldi Abdal Musa Sultan’a seslendi:<br />
<br />
“Çık dışarı aşik padişahın kapısına varalım, suçlusun!” S.9)<br />
<br />
Abdal Musa Sultan ona sordu:<br />
<br />
“Senin adın nedir?”<br />
<br />
Vezir:<br />
<br />
“Sana gerçek er diyorlar, ama adımı bile bilmezsin.”<br />
<br />
Abdal Musa yineledi:<br />
<br />
“Adını bize bağışla!”<br />
<br />
Vezir söylendi:<br />
<br />
“Benim adım Göde Yusuf’dur”<br />
<br />
Abdal Musa Sultan öfkelenerek karşılık verdi:<br />
<br />
“Senin adın Göde Yusuf ise, bana da Köselen Musa derler; senin gibi nice gurdenin (kurdun) kalagısını(??) sildim.”<br />
<br />
Bunun üzerine Göde Yusuf da “inip bakayım, şu kişi ne kişidir” diyerek atından aşağı inerken, ayağı üzengiye takıldı. Koşmakta olan at onu sürükleyip helak eyledi.<br />
<br />
Abdal Musa Sultan “hü!” dedi coşa geldi yanındaki tüm fukarasıyla birlikte. S.10) Abdal Musa Sultan kalktı ve “sizlerle şöyle oynayalım/işbölümü yapalım; kimi odun yedsin, kimi çayir biçsin. Ve dahi beni seven peşimden yürüsün!” dediği gibi, tüm dağlar taşlar ardınca koşup birlikte geldi. Genceli şehrini bastı altına aldı. O şehirde bir yaşlı kadın ve onun bir ineciği vardı. Kadın o ineğin südünü her zaman Abdal Musa Sultan’a getirirdi. Sadece onun evi kurtuldu, sağlam kaldı. Diğerlerinin hepsi alt üst oldu. Yanındaki yoksul abdallar “dağlar taşlar bile yürüdü Sultanım” dediler. Abdal Musa Sultan seslendi: “Dur dağım dur, senin yanında olsun bizim mezarımız!” S.11) Bunu söyleyince dağ durdu, ama taşlar durmadı; “geri geliyorlar” diye bağırdılar. Abdal Musa Sultan da “demek durmazsınız” deyip, kara çomagini bir kez (yere) vurdu. Taşlar da sakinleşti. Kendisi fukarasıyla birlikte Teke Beyi’ne vardılar. Teke Beyi bir yüksek yerden onları seyrederdi. Hemen ona doğru yürüdüler. Tutalım dediler, durmadı kaçtı. Abdal Musa Sultan bütün fukarasıyla ateşin içine girdi, semah tuttu. Ateş söndü ve yerinde çayir bitti. Teke Beyi durmadı, ormandan ormana kaçtı. Sonra çikti geldi ve “varayım çiplak ellerinden öpeyim; erin işi S.12) keremdir” dedi. Kalktı Abdal Musa Sultan’nın katına varmak için ona doğru yöneldi. Abdal Musa’ya onun geleceği malum oldu ve kullarına “Teke Bey’ini içinize koymayın; o size bey olamaz”dedi. Kendi kulları dahi gördüler ki beyleri geliyor; cümlesi bağırıp çagristilar ve dediler ki, “sen bizim beyimiz olamazsın, biz beyimizi bulduk”.<br />
<br />
Teke Beyi geldi ve yüzünü yere sürdü. “Biz kendimizi bilmezliğimizden (bunları) ettik Sultan’ım”dedi. Abdal Musa Sultan konuşmaya başlayıp dedi ki:<br />
<br />
“Okun attık, yayın yastık. Atılan ok geri gelmez, başina silah eyle(at).”<br />
<br />
Teke Beyi yalvardı:<br />
<br />
“Hay Sultanım kıyma bana, ne dilersen S.13) dile benden.”<br />
<br />
Abdal Musa Sultan :<br />
<br />
“Ne dileyeyim ki senden; dünyada dünyan, ahirette ahiretin yok.” Bunun üzerine Teke Beyi, “şimdiden geri bize yürümek yok” diyerek oğlu Halil Bey’e padişahlık emanetini ısmarladı. Abdal Musa Sultan uyardı:<br />
<br />
“Bizim sağlığımızda onun (Halil Bey’in) üzerine hiç kimse gelmesin.”<br />
<br />
Teke Beyi seher vaktinde kalkıp, başkente (Antalya kentine) doğru yola çikti. Abdal Musa Sultan namaz vaktinde çosa geldi. Gördü ki bir kara canavar yer kazıp çigrisip durmaktadır. Sultan, Kara Abdal’a “baltanı bile, getir” dedi. Derviş baltasıyla geldi. Kara canavarı gösterdi. “Öyle seğirt ki (yakalayasın) Teke Beyi’nin ruhudur o; evliyaya yetişecek, S.14) yetiştirmeyelim” dedi Abdal Musa Sultan. Kara Abdal Koğarak’da yetişip, onu tepeledi.Tam o sırada Teke Beyi, Döşeme içinden Antalya’ya giderken ayakları sürçen attan yıkılınca, başi taşa çarpti ve öldü. Leşini Antalya’ya getirdiler. Oğlu babasının halini gördü. “Buna ne oldu?” diye sorunca, yanında olanlar durumu tek tek bildirdiler. “Abdal Musa gerçek er imiş. Böyle böyle oldu” dediler. Bunun üzerine Halil Bey “onun kendisi Er okuna uğramış. Şimdiden geri o (Abdal Musa) benim babam olsun” dedi. Hemen onca askerini çekti. Kalkıp Abdal Musa S.15) Sultan’a geldi ve onun elini öperek, “etti ise babam etti, benim suçum yoktur Sultan’ım” dedi. Abdal Musa Sultan “var otur aşağı, bizim sağlığımızda korkma sen oğul” dedi. Halil Bey düşündü; Abdal Musa Sultan oğluna vezir olmasa beyliğimi edemem, dedi. Padişah iken sultanı vezir eylediler.<br />
<br />
Ondan sonra Abdal Musa Sultan kalkıp harekete geçerek dağa çikti. Rodos’a, Rodoslu topluluğuna vardı, cemaatı (ziyaret) etti. Erenler’ine selam verdi. Erzade Menteşa pazarında, S.16) Ahmet Dudu gelip üç kez selamını aldı. Dükkanında nesi var ise devşirip evine vardı. Değirmene zahire gönderdi ve “ögütün onu, tez ekmek pişirin eve adam gelmektedir” dedi. Bunu Abdal Musa anladı ve durduğu yerden bir taş aldı; “erenler birer taş alalım” dedi. Sekiz yüz abdal (birer taş) getirdiler. Üç çatal(lı) bir ağaçla birlikte koştu gittiler. Bunun üzerine Ahmet evinde yemek ısmarladı. Hazırlığını yapıp kendisi (onları) karşilamaya çikti. Dediler ki, “ Ahmet divane oldu, gözleyin bakalım nereye gider?” Ahmed’in gittiği S.17) yandaki yola baktılar ki sonsuz (sayıda) adam geliyor. Vardı Ahmed bunların elini öptü, önüne düştü. Geldiler evinin önüne ve Abdal Musa Sultan elindeki taşi yere bıraktı. O üç çatal(lı) ağaç dahi orada karar kıldı. Abdal Musa Sultan o ağacın dibinde oturdular. Hep gelenler ellerindeki taşı yere bıraktılar. Ondan sonra yemek getirdiler. Abdal Musa Sultan, “yemek yiyelim gelin” dedi. Ahmet geldi yemek yediler. Abdal Musa,<br />
<br />
“Ahmet siz Hocalığı tamam ettiniz, şimden geri adın Hoca Ahmet olsun, dedi. Şu arayı Tekke ve mutfak yap. S.18) Senin nasibin ayağına gelsin”. O arada Abdal Musa Sultan kalktı. Oğul veren arılar (bars) çama kondu. Adamın biri bir kısrağı yederek gitmekteydi. Abdal Musa Sultan sordu:<br />
<br />
“Nereye gidersin?”<br />
<br />
Adam yanıtladı:<br />
<br />
“Şu kısrağı aygıra çektirmege iletirim.”<br />
<br />
Abdal Musa Sultan:<br />
<br />
“Aygır sahibine vereceğini bize ver; sana gülbenk edelim, muradın hasıl olsun.”<br />
<br />
Arkasından Abdal Musa Sultan gülbenk eyledi ve “var git şimdi, hacetin kabul oldu. Taycağımızı bana sakla” dedi. Meğer onun at sahibine vereceği sadece bir yağlı çörek idi.<br />
<br />
Bir saatten sonra bir kafir geldi S.19), selam verdi. “Getirin kafir şarabından içelim” dedi Abdal Musa Sultan. Kafir “bu sana yaramaz Sultanım” dedi. Abdal Musa Sultan üç kez “getirin!” diye seslendi ve sonunda Abdallara “getirin şu şarabı içelim” dedi.Abdallar kalkıp şarabı getirdiler, kafircik de onlarla birlikte geldi yanına oturdu. Kadehini eline aldı ve Abdal Musa Sultan abdallara “getirin keşküllerinizi” dedi. Abdallar keşküllerini getirdiler. Tulumdan şarabı sıka sıka çikardilar. Gördüler ki, tulumdan şarap yerine bal çikiyor; şarap bal olmuş. Kafir, “behey abdallar dedi, ben buna kendi ellerimle şarap doldurmuştum. Siz bunu bal eylediniz.” Abdalın birisi S.20) “kişi aç gözünü, bunlar gayb erenleridir” dedi. Kafir sordu: “Dininiz ne dindir?” Abdal Musa Sultan, “dinimiz Muhammed dinidir, imam getir Kafir” dedi. Kafir iman getirip müslüman oldu. Balı çörek ile yedi kalktılar. Üç kez semah tuttular. Abdal Musa Sultan “bu çamin kabuğu her derde derman olsun” dedi. Sonra oradan göçüp gittiler. İncirli Eve yetiştiler. Öte ucunda Devletlü Veli Dede bina yapar idi. Bir ağacı kısa geldi, yetişmedi. Onun üzerinde çalisirlar idi. Abdal Musa Sultan yaklaşip selam verdi. Dediler ki “sizin de beyiniz S.21) var mı? Biz de bilelim; eğer bu gelen askerin begi var ise, bu kısa dögeri çeksin uzatsın”. Abdal Musa Sultan, “bir papuççununki kadar gayretiniz yok mudur? Papuççu bir gönü çeke çeke uzatır, başka biçime sokar. İşte şöyle” deyip yapıştı ağacı çektiler. Ağaç aslında ne kadar ise, o kadar daha uzattı. Oradakilerin cümlesi eline ayağına düştüler ve “Sultanım ne istersen verelim” dediler. Abdal Musa Sultan da “hemen bize incir getirin” S.22) dedi. Onlar vardılar incir getirdiler, döktüler orta yere. Sanırsınız bir Hac oldu. Üsüstüler başina inciri yediler. Abdal Musa Sultan su istedi. Meğer onların suları uzaktan gelir idi. O (evin) sahibi yalvardı; “Devletlü geldin yetiştin el-hamdilullah, bize su da himmet eyle efendim.” Diğerleri de “suyumuz uzaktan gelir” dediler. Abdal Musa Sultan yumruğunu yere vurdu. O yerden bir güzel su çikti, içtiler kalktılar, gittiler. Bu arada onlar incirin degnesini(tanesini) toplayıp saydılar, tam sekiz yüz tane çikti. Abdal Musa Sultan denizden çomağını aldı. Yine seher vaktinde eve S.23) geldi indiler. Yanına bir kaç abdal aldı, vardı bir taştan iki testi çikardi. Meydana getirdi. Birisini oğluna, diğerini Kızıl Deli Sultan’a verdi. Kırk nefer de abdal verdi ve buyurdu:<br />
<br />
“Hacı Bektaş Hünkar’ın üzerine türbesini, Tekkesini, fırınını ve mutfağını yapın. Dairesini uzaktan avluya alın. İçine bahçe dikin. Her ağaç yemiş verinceye kadar durun, kulluk eylen. Her ağaç yemiş verdikte, her birinden alıp getirin, meydana dökün. Meydanda toplanmak gerekir. Abdallar dahi size cevap verseler (itiraz etseler) gerektir. O sözlere bakmayın.. Deyin ki, S. 24) ‘Hünkar olup geldiğim vakit üç nesne emanet koymuştuk; size versinler, alıp gelin..”<br />
<br />
Ama emanetin yerini bulamadılar, Sultan’a abdal göndediler. Geldi “Sultan’ım dedi, sizin buyurduğunuz emanetlerin yerini bilmediler. Yine bizi size saldılar. Neredeyse deyiveriniz”. Abdal Musa Sultan açıkladı:<br />
<br />
“Bir un anbarındadır; o bir sarı alemdir. Birisi mermer çiragdir(curak); Hacı Bektaş Hünkar’ın önünde yanmıştı. Birisi yeşil fermandır; o da Sarı İsmail’dedir, el uzata (yardımcı ola)” Abdal gelinceye kadar Sarı İsmail dünyadan göçtü, defnettiler. (Abdal), mezarın S.25) tenha olduğu bir zamanda üzerine vardı ve ona çigirdi: “Ya Sultan Sarı İsmail, benim hizmetim de Hünkar’a geçti. Yeşil Fermanı senden istediler, ne buyurursun?” Bunları dedikte, Sarı İsmail kabrin içinden ışıklanmış-nurlanmış (yed-i Beyza) bir eliyle sunuverdi. Abdal aldı, Allahaısmarladık deyip geldi. Hacı (Bektaş) evinde Kızıl Deli Sultan’a yeşil fermanı verdi. Sonuçta mermer Curağı ve Sarı Alemi verdiler. Kızıl Deli Sultan Hazretlerine emanetleri teslim eyledi.<br />
<br />
Ondan sonra Abdal Musa Sultan kalktı, deniz kıyısına indi ve dedi ki : “Buraya asker geliyor, karıncıkları açtır, bir av bile sunmadılar. S. 26) Karıncıklarını doyuralım. Bir saat sonra denizden bir gemi göründü. Kıyıya varınca, “Hey burada yalnız abdallar var” dediler. Gemiden çikanlar abdalların yanına gelip, “ey abdallar siz burada ne ararsınız?” diye sordular. Abdallar da “burada bir gerçek Er vardır, dediler; sizi beklemektedir, sizin için yemek hazırladı.” Onlar da sürüp Er’in yanına geldiler. Ocakta Er’in haranisini gördiler ve onlara içinde pişen yemek az göründü. “Hey Sultan’ım, dediler, bu yemek sizin askere mi bizim askere mi yeter?” Abdal Musa Sultan S.27) kalkıp aş kazanının yanına vardı, kepçeyi eline aldı. “Haydi abdallar şimdi yemeği ülestirin” dedi. Gemiden çikanlar tamam kırk bin erdi. Abdallar yemeği ülestirdiler ve yetişmeyenine yeniden verdiler. Yemek cümlesine yetişti. Karınları doyduktan sonra önlerinde yığılı kaldı. “Yeter Sultan’ım” dediler. Abdal Musa Sultan kepçeyi aş kazanı haraninin üzerine koydu, geri çekildi. Abdallar gördüler ki, aş kazanı yine önceki gibi dolu durmaktadır, hiç eksilmemiş. Abdalın birisi dedi ki, “hey gaziler niçin geri çekildiniz, gelin görün harani dolu durur. S.28) Siz ancak birimize yeter sanırdınız, ama hala dopdolu.” Gaziler/askerler gelip baktılar. Anladılar ki bu er gerçek velidir. Gazi Umur Bey geldi ve dedi ki: “Şimdiden geri biz sana çagiririz; efendim himmet eyle!” Abdal Musa Sultan “bir börk getirin, dedi, Umur Bey’e giydirelim”. Bir kızıl börk getirdiler, Umur Bey’in başina giydirdiler. “Ey gaziler şimdiden geri buna Gazi Umur Bey deyiniz, dedi; varsın bu Bey de Gazi olsun ayri. Şimdiden sonra biz gazilik vereceğiz.” Gazi Umur Bey, “bize bir de yadigar verin Sultan’ım” dedi. S.29) Sultan “Kızıl Deli’yi size verdik, alın gidin”dedi. Bu gaziler kalktılar “gider misin Baba?” diye sordular. Kızıl Deli Sultan işaretle “giderim” dedi. Abdal Musa Sultan onu çagirip bir tahta kılıç sundu. Kızıl Deli Sultan aldı, öptü başina koydu, ondan sonra yürüdüler. Abdal Musa Sultan ardlarından seslendi: “Şimdi başka yere gitmeyin, doğru Boğazhisarı’na varın. Üzerine düşüp çok gayret eder, çalisirsaniz (orayı) alırsınız. Boğazhisarı’nı aldıktan sonra Rumeli’ni size verdim. Önünüzde kimse durmasın!.”<br />
<br />
Bir gün Abdal Musa Sultan sabahleyin S.30) durdu “abdallar dedi, size bir kişi gelir, gafil olmayın”. Abdallar sordu: “Nasıl edelim Sultan’ım?” Abdal Musa Sultan açıkladı: “Öyle bir kuvvetli ateş yakın ki Tekke tam anlamıyla ısınsın. Mutfağın ocağını da tutuşturun, kır koyusu dumanlar çiksin. Suyu sık sık ülestiren, Car-i kuz (maşrapa, su kabı) çekin, her erkanınız tamam olsun. O gelen adama sofra döşeyiniz.”<br />
<br />
Birer birer çevreye baktılar, gözetlediler. Akşama yakın bir kişi geldi. Abdallara dedi ki, “abdallar şimdi sizinle üç gün üç gece yemek yiyelim, oturalım.” O gün yemek gelmedi. Her sabah fırına, mutfağa bakarlardı ekmek yemek gelsin diye.Üç gün bu hal üzere yemek gelmedi. S.31) Dördüncü gün oldu bu konuk acıktı. Birbirine danışıp, konuştular. “Buna gerçek Veli diye geldik. Öyleyse her dilden anlar. Ona Farisi dilince söyleyem” dedi konuk. Dediler ki, “söyle görelim n’ola?” O da Acem dilince dile geldi:<br />
<br />
Ateş germ ab bisiyar nan nist<br />
<br />
Havş-i Abdal Musa est<br />
<br />
(Ateş sıcak, su bol ama ekmek yok;<br />
<br />
İşte Abdal Musa avlusu!)<br />
<br />
Abdal Musa Sultan onun dilince yanıt verdi:<br />
<br />
Ez miyan-i der meyan hezar eşrefi<br />
<br />
Pür hadd-i Abdal kef est<br />
<br />
(Ortada bin (eşrefi) altın var, oysa Abdal’ın tüm değeri köpükten ibarettir ya da Abdal Kef’in bütün değeri cebindeki bin altından ibarettir)<br />
<br />
Abdal Kef’in kan/can başına sıçradı. Duraladı. Vardı çikti, altınları bir tahta oymanın?(tersiyin) içine koydu, geldi. “Altın yoktur” dedi.Abdal Musa S.32) Sultan “abdallar varın yoku yoka ?(boku boka)katdı “dedi. Öyle deyince, Acem hemen kalkıp altını getirdi ve “İşte Sultan’ım artık yoktur” dedi. Abdal Musa Sultan “varın abdallar bunu hep nimete/yiyeceğe verin, dedi. Parasından ortada hiçbir şey kalmasın” Abdallar vardılar, paranın hepsini pirince yağa verdiler. Bir günde yedi kez yemek pişirdiler, zerde pişirdiler. Abdal Kefi zerdenin balı ve yağından meraklandı, üzüldü. Aşçi “ne merak edersin? Bunda bir hikmet vardır; efendimize küfürlü içerikürelim, görelim ne buyurur”dedi. Abdal Musa Sultan dedi “ne gam, S.33)gidin Halakpınarı’ndan bal, şu pınardan da yağ alıp yemekleri pişirin.” Yemek pişirdiler, yediler. Sofra kalktıktan sonra Abdal Musa Sultan sordu: “Pınardan su hep bal yağ olup akar mı?” “Akarlar Sultan’ım” dediler oradakiler. O da “gelin biz de varalım görelim” dedi. Kalktılar hepsi pınarın üstüne vardılar. Bu kez Abdal Musa Sultan dedi ki, “yine su alın”. Öyleki abdallar çagristilar: “Bırakın bal-yağ aksın Sultan’ım.” Abdal Musa Sultan, “şahine yuvası (uygun) olur illaki, dedi, bırakalım su aksın”. Abdallar da tınmadı, ama su akmaya başladı. S. 34)Baba Gaybi odundaydı. Dediler ki, “ Baba Gaybi, efendimiz şu pınarlardan bal ve yağ akıttı, sen göremedin.” Baba Gayb’a yemek verdiler yedi, yine oduna gitti. Giderken bunu göremediği için gussalandı, üzüldü. Kendikendine “efendim, sen (sadece) söz müsün? Ben senin yüzüne bakmaya doymadım, senden hiç bir şey görmedim. Bana yakınındaki hizmetlerini göster. Beni her sabah uzaklara salarsın, senin didarından ayrı düşüyorum ” diye konuşarak serzenişte bulundu. Gaybi odundan geldiğinde, Abdal Musa Sultan, “Gayb’e kadar gidin, bizden iyisine hizmet eylesin” haberini gönderdi. Abdal geldi Gayb’e bunu söyledi, Gaybi çok üzüldü ve dedi S. 35) “şurada ben bir padişah oğluydum. Geldim kendisine kulluk eyledim; er-hak evliya bildim. Ben ondan yüz döndürsem, çoktan yüz çevirirdim. Elimden ne gelir? Koyup gitmek de olmaz, uzaklaşmak da nazarından. Yanalım bari akşam olunca” diyerek kendisini gündüzün bacadan ocağın içine attı. Tam ocağa düşeceği vakit, Abdal Musa Sultan “tutun şu Gaybi’yi” dedi. Abdallar onu tutup yine kapıdan bıraktı, kovdular. Baba Gaybi, “elimizden ne gelir? Eşiğe yaslanalım bari”dedi. Abdalların hepsi birden uykuya dalınca Baba Kaygusuz eşiğe yaslandı. Abdal Musa S.36) Sultan kalktı dışarı çikti. Ayağını Gaybi’nin üzerine bastı. Gaybi tınmadı. “Kimdir şu?” dedi. Gaybi “Lebbeyk (buyur) Sultan’ım kulun Gaybi’dir”dedi. Abdal Musa Sultan “aldın mı kaygusuzum? Aldın, kaygusuzam aldın” dedi ve eline yapışıp içeri getirdi. Namaz vakti Abdal Musa Sultan dışarı çikti üç kere çagirdi: “Varın gelin, nasib isteyin!” Hemen Abdal Kafi seğirtti “medet Sultan’ım, himmet eyle” dedi. Abdal Musa Sultan “yürü sana öncesi ve sonrasıyla Luteniya’yi verdim” dedi. Kara A(ı)şik baba geldi; S. 37) “yürü sana Egridir’i verdim”, Tahtalı Baba geldi; “yürü sana Tahtalı Dağı’nı verdim” diyerek herkim geldiyse nasibini verdi. Sözün kısası o gün kırk abdala nasip verdi.<br />
<br />
Oradan geldi Abdal Musa Sultan oturdu, eliyle ocağı karıştırdı. Abdal Kafi sordu “Sultan’ımızın eli yanmaz mı?” Abdal Musa Sultan yanıtladı: “Abdallarız, Fita(h)larız, Uryanlarız!” Abdal Kefi bu kez de “acaba bu Sultan ne soydandır?” diye sordu. Abdallar ise “biz bu Sultan’ın ötesini sormayız. Sadece onun didarının aşikıyız” dediler. Abdallara bu vesile oldu ve S.38) gönül evinde bunu öğrenmek istediler. Abdal Musa Sultan duydu ve şu (bilgiyi) verdi:<br />
<br />
Kim ne bilür bizi biz ne sırdanuz<br />
 Ne bir zerre oddan ne hod sudanuz<br />
<br />
Bizim hususumuz marifet söyler<br />
 Biz Horasan mülkindeki boydanuz<br />
<br />
Yedi derya bizüm keşkülümüzde<br />
 Hacı'm umman oldı biz ol göldenüz<br />
 Hızır İlyas bizüm yoldaşimızdur<br />
 Ne zerrece günden ne hod aydanuz<br />
<br />
S.39)Yedi tamu bize nevbahar oldı<br />
Sekiz uçmak içindeki köydeniz<br />
<br />
Musa durup biz münacaat eylerüz<br />
 Neslimiz sorarsan asıl Hoy'danız<br />
 [ bir beyit eksik]<br />
<br />
Ali oldum adım oldı bahane<br />
 [ bir dize eksik]<br />
<br />
Abdal Musa oldum geldim Cihane<br />
 Arif anlar bizi nice sırdanız<br />
<br />
alıntıdır...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Abdal Musa Sultan  Vilayetnamesi<br />
<br />
O sözü gizemler dolu, gülcisi tuzlu(?), hoş gözlü ve güler yüzlü Horasanlı Sultan Hacı Bektaş Veli  bir gün avlusunda otururken, mübarek özünden kopup gelen şu sözleri söylemişti:<br />
<br />
“Ey Erenler! Genceli’de genç-yeni ay gibi doğdum. Adımı Abdal Musa çagirttim; isteyen S.2) gelsin orada beni bulsun.”<br />
<br />
Hünkar Hacı Bektaş vefat edince, Abdal Musa ortaya çikti. Seyyid Hasan Gazioğlu Seyyid Musa anadan yetim kalmıştı. Genceli kentinin halkı inkarcı olup Abdal Musa’yı (selam-barış üzerine olsun) sevmediler. Yüce Tanrı bu kentin başina öyle bir bela verdi ki, oturanları birer birer dağılıp gitmeye başladılar. Ögrendiler ki, Abdal Musa velayet (velilik) sahibidir; gitmeye niyet eden şehirlinin yolları üzerine çikip “oturalım, gitmeyin” dedi. Onlar ise, “biz sizin hatırınızı yıkmışız, artık burada-huzurda duramayız, başka bir yere gidelim” dediler. Bunun üzerine Abdal Musa Sultan S.3) dedi ki:<br />
<br />
“ Kanlı gömleğimi boyumca yudum; bir kez gelip bize haliniz ne demediniz ve münkir/inkarcı oldunuz. Bu nedenle Yüce Tanrı size kahredip, gökten üzerinize bela yağdırdı. yardım isteyip ‘meded ya Abdal Musa’ diye (beni) çagirmadiniz. O zaman üzerinizden belayı kaldırmam zorunlu olurdu. Haydi şimdi her biriniz bir ile gidiniz.”<br />
<br />
Abdal Musa Sultan da oradan, yaylaktan sahil boyuna indi ve orada bir tekke yaptırdı. O tekkeyi yaptıkları yerden bir kazan altın çikardilar. Abdal Musa Sultan,<br />
<br />
“ bu malın yetimleri vardır, dedi, yiyene kan ve irin olur. Deniz S.4) kıyısında bir kafir gemisi vardır ve o malın varisleri de geminin içindedir. Gidip haber verin gelsin, mallarını alıp küfürlü içerikürsünler.” Gönderdiği abdallar vardı gemiye, haber verdi. Geminin içinde bulunanlar sordular: “Bu nasıl kişidir?”<br />
<br />
Abdallar dediler ki, “o Tanrı dostu (veliyullah) bir ademdir; velayet ve keramet ehlidir. O (kazan dolusu altın) sizindir, atalarınızdan kalmıştır dedi ve bizi haber vermeye gönderdi”.<br />
<br />
Kafirler bu sözü iştince, ‘eğer bu kişi Tanrı dostu/Hakk Veli ise, biz vardığımızda şarabımız hazır ve domuz yavrusu pişmiş S.5”) ola’ diye içlerinden geçirdiler. Hemen o anda bu söz Abdal Musa Sultan’a ayan oldu ve bir abdalı ava çikardi. “domuz yavrusunden ak ya da kara ne bulursanız yakalayıp getirin” dedi. İki domuz yavrusu bulup getirdiler, bunları yüzüp ocağa koydular. Şarap getiririp küfürlü içeriküren bir kafir gördüler, onun şarabını da alarak hazır eylediler. Böylece kafirler gemiden geldiğinde (istediklerini) hazır buldular. Bildiler ki o gerçek veli, Tanrı dostudur. Abdal Musa Sultan buyurdu:<br />
<br />
“Verin mallarını, alsın küfürlü içerikürsünler!”<br />
<br />
Tekkenin yanından akan suyun içine bir sandal getirdi ve kazanla malı içine koyup sandala bindiler. S.6) Sandal yürümedi. O kadar güç/çaba harcadıkları halde sandalı yürütemediler. Meğer, kazanı Abdal Musa’ya verelim, diye söz vermişler idi. Onu anımsayınca kazanı çikardilar ve sandal hemen hareket edip yola düştü.<br />
<br />
Ondan sonra mal/hazine bulunduğu Teke Beyi’ne bildirdiler. Teke Beyi dedi ki: “Ne hoş! Biz burada İslam padişahı iken bize vermedi; kafire niçin veriyor?” Bir kulunu gönderip, “o kimseyi alıp huzuruma getirin” dedi. Giden kul geri gelmedi. Yeniden bir kul daha gönderdi, o da geri dönmedi. Her gün iki üç tane kul göndermiş S.7) idi. Varanlar hemen Abdal Musa’ya derviş oluyorlardı. Bu şekilde yaz oluncaya dek tam beş yüz kul geldi ve gelen kullardan hiçbirirsi geri gitmedi. Hepsi Abdal Musa Sultan’ın yanında toplanıp kaldılar. Teke Beyi de silahlanıp/yarağlanıp yaylağa çikti. Abdal Musa Sultan dahi Genceli’ye (yaylağa) gitti. Teke Beyi bu kez günde beş-on kul gönderir oldu. Derler ki, Abdal Musa Sultan’ı getirmek için gönderdikleri kulun toplam sayısı sekiz yüz kadar oldu. Cümlesi de Abdal Musa’ya derviş olup yanında kaldılar. Hiçbiri gitmedi. Çevresinde bulunan köy S.8) halkı Teke Beyi’ne şikayette bulundu. Teke Beyi de köy halkına emir buyurdu; “ ev başina birer yük odun getirin, dedi, ateşe atalım. Eğer gerçek er ise, gelsin odu çignesin geçsin. Ben de ona inanayım”. Köy halkı ev başina birer yük odun getirip, hepsini biraraya biriktirerek harman ettiler. Meğer Teke Beyi’nin yanında kalan tek sadık kulu bir vezir vardı. Vezir ona dedi “Sultanım siz buyurun, ben varıp aşigi huzurunuza getireyim”. Geldi Abdal Musa Sultan’a seslendi:<br />
<br />
“Çık dışarı aşik padişahın kapısına varalım, suçlusun!” S.9)<br />
<br />
Abdal Musa Sultan ona sordu:<br />
<br />
“Senin adın nedir?”<br />
<br />
Vezir:<br />
<br />
“Sana gerçek er diyorlar, ama adımı bile bilmezsin.”<br />
<br />
Abdal Musa yineledi:<br />
<br />
“Adını bize bağışla!”<br />
<br />
Vezir söylendi:<br />
<br />
“Benim adım Göde Yusuf’dur”<br />
<br />
Abdal Musa Sultan öfkelenerek karşılık verdi:<br />
<br />
“Senin adın Göde Yusuf ise, bana da Köselen Musa derler; senin gibi nice gurdenin (kurdun) kalagısını(??) sildim.”<br />
<br />
Bunun üzerine Göde Yusuf da “inip bakayım, şu kişi ne kişidir” diyerek atından aşağı inerken, ayağı üzengiye takıldı. Koşmakta olan at onu sürükleyip helak eyledi.<br />
<br />
Abdal Musa Sultan “hü!” dedi coşa geldi yanındaki tüm fukarasıyla birlikte. S.10) Abdal Musa Sultan kalktı ve “sizlerle şöyle oynayalım/işbölümü yapalım; kimi odun yedsin, kimi çayir biçsin. Ve dahi beni seven peşimden yürüsün!” dediği gibi, tüm dağlar taşlar ardınca koşup birlikte geldi. Genceli şehrini bastı altına aldı. O şehirde bir yaşlı kadın ve onun bir ineciği vardı. Kadın o ineğin südünü her zaman Abdal Musa Sultan’a getirirdi. Sadece onun evi kurtuldu, sağlam kaldı. Diğerlerinin hepsi alt üst oldu. Yanındaki yoksul abdallar “dağlar taşlar bile yürüdü Sultanım” dediler. Abdal Musa Sultan seslendi: “Dur dağım dur, senin yanında olsun bizim mezarımız!” S.11) Bunu söyleyince dağ durdu, ama taşlar durmadı; “geri geliyorlar” diye bağırdılar. Abdal Musa Sultan da “demek durmazsınız” deyip, kara çomagini bir kez (yere) vurdu. Taşlar da sakinleşti. Kendisi fukarasıyla birlikte Teke Beyi’ne vardılar. Teke Beyi bir yüksek yerden onları seyrederdi. Hemen ona doğru yürüdüler. Tutalım dediler, durmadı kaçtı. Abdal Musa Sultan bütün fukarasıyla ateşin içine girdi, semah tuttu. Ateş söndü ve yerinde çayir bitti. Teke Beyi durmadı, ormandan ormana kaçtı. Sonra çikti geldi ve “varayım çiplak ellerinden öpeyim; erin işi S.12) keremdir” dedi. Kalktı Abdal Musa Sultan’nın katına varmak için ona doğru yöneldi. Abdal Musa’ya onun geleceği malum oldu ve kullarına “Teke Bey’ini içinize koymayın; o size bey olamaz”dedi. Kendi kulları dahi gördüler ki beyleri geliyor; cümlesi bağırıp çagristilar ve dediler ki, “sen bizim beyimiz olamazsın, biz beyimizi bulduk”.<br />
<br />
Teke Beyi geldi ve yüzünü yere sürdü. “Biz kendimizi bilmezliğimizden (bunları) ettik Sultan’ım”dedi. Abdal Musa Sultan konuşmaya başlayıp dedi ki:<br />
<br />
“Okun attık, yayın yastık. Atılan ok geri gelmez, başina silah eyle(at).”<br />
<br />
Teke Beyi yalvardı:<br />
<br />
“Hay Sultanım kıyma bana, ne dilersen S.13) dile benden.”<br />
<br />
Abdal Musa Sultan :<br />
<br />
“Ne dileyeyim ki senden; dünyada dünyan, ahirette ahiretin yok.” Bunun üzerine Teke Beyi, “şimdiden geri bize yürümek yok” diyerek oğlu Halil Bey’e padişahlık emanetini ısmarladı. Abdal Musa Sultan uyardı:<br />
<br />
“Bizim sağlığımızda onun (Halil Bey’in) üzerine hiç kimse gelmesin.”<br />
<br />
Teke Beyi seher vaktinde kalkıp, başkente (Antalya kentine) doğru yola çikti. Abdal Musa Sultan namaz vaktinde çosa geldi. Gördü ki bir kara canavar yer kazıp çigrisip durmaktadır. Sultan, Kara Abdal’a “baltanı bile, getir” dedi. Derviş baltasıyla geldi. Kara canavarı gösterdi. “Öyle seğirt ki (yakalayasın) Teke Beyi’nin ruhudur o; evliyaya yetişecek, S.14) yetiştirmeyelim” dedi Abdal Musa Sultan. Kara Abdal Koğarak’da yetişip, onu tepeledi.Tam o sırada Teke Beyi, Döşeme içinden Antalya’ya giderken ayakları sürçen attan yıkılınca, başi taşa çarpti ve öldü. Leşini Antalya’ya getirdiler. Oğlu babasının halini gördü. “Buna ne oldu?” diye sorunca, yanında olanlar durumu tek tek bildirdiler. “Abdal Musa gerçek er imiş. Böyle böyle oldu” dediler. Bunun üzerine Halil Bey “onun kendisi Er okuna uğramış. Şimdiden geri o (Abdal Musa) benim babam olsun” dedi. Hemen onca askerini çekti. Kalkıp Abdal Musa S.15) Sultan’a geldi ve onun elini öperek, “etti ise babam etti, benim suçum yoktur Sultan’ım” dedi. Abdal Musa Sultan “var otur aşağı, bizim sağlığımızda korkma sen oğul” dedi. Halil Bey düşündü; Abdal Musa Sultan oğluna vezir olmasa beyliğimi edemem, dedi. Padişah iken sultanı vezir eylediler.<br />
<br />
Ondan sonra Abdal Musa Sultan kalkıp harekete geçerek dağa çikti. Rodos’a, Rodoslu topluluğuna vardı, cemaatı (ziyaret) etti. Erenler’ine selam verdi. Erzade Menteşa pazarında, S.16) Ahmet Dudu gelip üç kez selamını aldı. Dükkanında nesi var ise devşirip evine vardı. Değirmene zahire gönderdi ve “ögütün onu, tez ekmek pişirin eve adam gelmektedir” dedi. Bunu Abdal Musa anladı ve durduğu yerden bir taş aldı; “erenler birer taş alalım” dedi. Sekiz yüz abdal (birer taş) getirdiler. Üç çatal(lı) bir ağaçla birlikte koştu gittiler. Bunun üzerine Ahmet evinde yemek ısmarladı. Hazırlığını yapıp kendisi (onları) karşilamaya çikti. Dediler ki, “ Ahmet divane oldu, gözleyin bakalım nereye gider?” Ahmed’in gittiği S.17) yandaki yola baktılar ki sonsuz (sayıda) adam geliyor. Vardı Ahmed bunların elini öptü, önüne düştü. Geldiler evinin önüne ve Abdal Musa Sultan elindeki taşi yere bıraktı. O üç çatal(lı) ağaç dahi orada karar kıldı. Abdal Musa Sultan o ağacın dibinde oturdular. Hep gelenler ellerindeki taşı yere bıraktılar. Ondan sonra yemek getirdiler. Abdal Musa Sultan, “yemek yiyelim gelin” dedi. Ahmet geldi yemek yediler. Abdal Musa,<br />
<br />
“Ahmet siz Hocalığı tamam ettiniz, şimden geri adın Hoca Ahmet olsun, dedi. Şu arayı Tekke ve mutfak yap. S.18) Senin nasibin ayağına gelsin”. O arada Abdal Musa Sultan kalktı. Oğul veren arılar (bars) çama kondu. Adamın biri bir kısrağı yederek gitmekteydi. Abdal Musa Sultan sordu:<br />
<br />
“Nereye gidersin?”<br />
<br />
Adam yanıtladı:<br />
<br />
“Şu kısrağı aygıra çektirmege iletirim.”<br />
<br />
Abdal Musa Sultan:<br />
<br />
“Aygır sahibine vereceğini bize ver; sana gülbenk edelim, muradın hasıl olsun.”<br />
<br />
Arkasından Abdal Musa Sultan gülbenk eyledi ve “var git şimdi, hacetin kabul oldu. Taycağımızı bana sakla” dedi. Meğer onun at sahibine vereceği sadece bir yağlı çörek idi.<br />
<br />
Bir saatten sonra bir kafir geldi S.19), selam verdi. “Getirin kafir şarabından içelim” dedi Abdal Musa Sultan. Kafir “bu sana yaramaz Sultanım” dedi. Abdal Musa Sultan üç kez “getirin!” diye seslendi ve sonunda Abdallara “getirin şu şarabı içelim” dedi.Abdallar kalkıp şarabı getirdiler, kafircik de onlarla birlikte geldi yanına oturdu. Kadehini eline aldı ve Abdal Musa Sultan abdallara “getirin keşküllerinizi” dedi. Abdallar keşküllerini getirdiler. Tulumdan şarabı sıka sıka çikardilar. Gördüler ki, tulumdan şarap yerine bal çikiyor; şarap bal olmuş. Kafir, “behey abdallar dedi, ben buna kendi ellerimle şarap doldurmuştum. Siz bunu bal eylediniz.” Abdalın birisi S.20) “kişi aç gözünü, bunlar gayb erenleridir” dedi. Kafir sordu: “Dininiz ne dindir?” Abdal Musa Sultan, “dinimiz Muhammed dinidir, imam getir Kafir” dedi. Kafir iman getirip müslüman oldu. Balı çörek ile yedi kalktılar. Üç kez semah tuttular. Abdal Musa Sultan “bu çamin kabuğu her derde derman olsun” dedi. Sonra oradan göçüp gittiler. İncirli Eve yetiştiler. Öte ucunda Devletlü Veli Dede bina yapar idi. Bir ağacı kısa geldi, yetişmedi. Onun üzerinde çalisirlar idi. Abdal Musa Sultan yaklaşip selam verdi. Dediler ki “sizin de beyiniz S.21) var mı? Biz de bilelim; eğer bu gelen askerin begi var ise, bu kısa dögeri çeksin uzatsın”. Abdal Musa Sultan, “bir papuççununki kadar gayretiniz yok mudur? Papuççu bir gönü çeke çeke uzatır, başka biçime sokar. İşte şöyle” deyip yapıştı ağacı çektiler. Ağaç aslında ne kadar ise, o kadar daha uzattı. Oradakilerin cümlesi eline ayağına düştüler ve “Sultanım ne istersen verelim” dediler. Abdal Musa Sultan da “hemen bize incir getirin” S.22) dedi. Onlar vardılar incir getirdiler, döktüler orta yere. Sanırsınız bir Hac oldu. Üsüstüler başina inciri yediler. Abdal Musa Sultan su istedi. Meğer onların suları uzaktan gelir idi. O (evin) sahibi yalvardı; “Devletlü geldin yetiştin el-hamdilullah, bize su da himmet eyle efendim.” Diğerleri de “suyumuz uzaktan gelir” dediler. Abdal Musa Sultan yumruğunu yere vurdu. O yerden bir güzel su çikti, içtiler kalktılar, gittiler. Bu arada onlar incirin degnesini(tanesini) toplayıp saydılar, tam sekiz yüz tane çikti. Abdal Musa Sultan denizden çomağını aldı. Yine seher vaktinde eve S.23) geldi indiler. Yanına bir kaç abdal aldı, vardı bir taştan iki testi çikardi. Meydana getirdi. Birisini oğluna, diğerini Kızıl Deli Sultan’a verdi. Kırk nefer de abdal verdi ve buyurdu:<br />
<br />
“Hacı Bektaş Hünkar’ın üzerine türbesini, Tekkesini, fırınını ve mutfağını yapın. Dairesini uzaktan avluya alın. İçine bahçe dikin. Her ağaç yemiş verinceye kadar durun, kulluk eylen. Her ağaç yemiş verdikte, her birinden alıp getirin, meydana dökün. Meydanda toplanmak gerekir. Abdallar dahi size cevap verseler (itiraz etseler) gerektir. O sözlere bakmayın.. Deyin ki, S. 24) ‘Hünkar olup geldiğim vakit üç nesne emanet koymuştuk; size versinler, alıp gelin..”<br />
<br />
Ama emanetin yerini bulamadılar, Sultan’a abdal göndediler. Geldi “Sultan’ım dedi, sizin buyurduğunuz emanetlerin yerini bilmediler. Yine bizi size saldılar. Neredeyse deyiveriniz”. Abdal Musa Sultan açıkladı:<br />
<br />
“Bir un anbarındadır; o bir sarı alemdir. Birisi mermer çiragdir(curak); Hacı Bektaş Hünkar’ın önünde yanmıştı. Birisi yeşil fermandır; o da Sarı İsmail’dedir, el uzata (yardımcı ola)” Abdal gelinceye kadar Sarı İsmail dünyadan göçtü, defnettiler. (Abdal), mezarın S.25) tenha olduğu bir zamanda üzerine vardı ve ona çigirdi: “Ya Sultan Sarı İsmail, benim hizmetim de Hünkar’a geçti. Yeşil Fermanı senden istediler, ne buyurursun?” Bunları dedikte, Sarı İsmail kabrin içinden ışıklanmış-nurlanmış (yed-i Beyza) bir eliyle sunuverdi. Abdal aldı, Allahaısmarladık deyip geldi. Hacı (Bektaş) evinde Kızıl Deli Sultan’a yeşil fermanı verdi. Sonuçta mermer Curağı ve Sarı Alemi verdiler. Kızıl Deli Sultan Hazretlerine emanetleri teslim eyledi.<br />
<br />
Ondan sonra Abdal Musa Sultan kalktı, deniz kıyısına indi ve dedi ki : “Buraya asker geliyor, karıncıkları açtır, bir av bile sunmadılar. S. 26) Karıncıklarını doyuralım. Bir saat sonra denizden bir gemi göründü. Kıyıya varınca, “Hey burada yalnız abdallar var” dediler. Gemiden çikanlar abdalların yanına gelip, “ey abdallar siz burada ne ararsınız?” diye sordular. Abdallar da “burada bir gerçek Er vardır, dediler; sizi beklemektedir, sizin için yemek hazırladı.” Onlar da sürüp Er’in yanına geldiler. Ocakta Er’in haranisini gördiler ve onlara içinde pişen yemek az göründü. “Hey Sultan’ım, dediler, bu yemek sizin askere mi bizim askere mi yeter?” Abdal Musa Sultan S.27) kalkıp aş kazanının yanına vardı, kepçeyi eline aldı. “Haydi abdallar şimdi yemeği ülestirin” dedi. Gemiden çikanlar tamam kırk bin erdi. Abdallar yemeği ülestirdiler ve yetişmeyenine yeniden verdiler. Yemek cümlesine yetişti. Karınları doyduktan sonra önlerinde yığılı kaldı. “Yeter Sultan’ım” dediler. Abdal Musa Sultan kepçeyi aş kazanı haraninin üzerine koydu, geri çekildi. Abdallar gördüler ki, aş kazanı yine önceki gibi dolu durmaktadır, hiç eksilmemiş. Abdalın birisi dedi ki, “hey gaziler niçin geri çekildiniz, gelin görün harani dolu durur. S.28) Siz ancak birimize yeter sanırdınız, ama hala dopdolu.” Gaziler/askerler gelip baktılar. Anladılar ki bu er gerçek velidir. Gazi Umur Bey geldi ve dedi ki: “Şimdiden geri biz sana çagiririz; efendim himmet eyle!” Abdal Musa Sultan “bir börk getirin, dedi, Umur Bey’e giydirelim”. Bir kızıl börk getirdiler, Umur Bey’in başina giydirdiler. “Ey gaziler şimdiden geri buna Gazi Umur Bey deyiniz, dedi; varsın bu Bey de Gazi olsun ayri. Şimdiden sonra biz gazilik vereceğiz.” Gazi Umur Bey, “bize bir de yadigar verin Sultan’ım” dedi. S.29) Sultan “Kızıl Deli’yi size verdik, alın gidin”dedi. Bu gaziler kalktılar “gider misin Baba?” diye sordular. Kızıl Deli Sultan işaretle “giderim” dedi. Abdal Musa Sultan onu çagirip bir tahta kılıç sundu. Kızıl Deli Sultan aldı, öptü başina koydu, ondan sonra yürüdüler. Abdal Musa Sultan ardlarından seslendi: “Şimdi başka yere gitmeyin, doğru Boğazhisarı’na varın. Üzerine düşüp çok gayret eder, çalisirsaniz (orayı) alırsınız. Boğazhisarı’nı aldıktan sonra Rumeli’ni size verdim. Önünüzde kimse durmasın!.”<br />
<br />
Bir gün Abdal Musa Sultan sabahleyin S.30) durdu “abdallar dedi, size bir kişi gelir, gafil olmayın”. Abdallar sordu: “Nasıl edelim Sultan’ım?” Abdal Musa Sultan açıkladı: “Öyle bir kuvvetli ateş yakın ki Tekke tam anlamıyla ısınsın. Mutfağın ocağını da tutuşturun, kır koyusu dumanlar çiksin. Suyu sık sık ülestiren, Car-i kuz (maşrapa, su kabı) çekin, her erkanınız tamam olsun. O gelen adama sofra döşeyiniz.”<br />
<br />
Birer birer çevreye baktılar, gözetlediler. Akşama yakın bir kişi geldi. Abdallara dedi ki, “abdallar şimdi sizinle üç gün üç gece yemek yiyelim, oturalım.” O gün yemek gelmedi. Her sabah fırına, mutfağa bakarlardı ekmek yemek gelsin diye.Üç gün bu hal üzere yemek gelmedi. S.31) Dördüncü gün oldu bu konuk acıktı. Birbirine danışıp, konuştular. “Buna gerçek Veli diye geldik. Öyleyse her dilden anlar. Ona Farisi dilince söyleyem” dedi konuk. Dediler ki, “söyle görelim n’ola?” O da Acem dilince dile geldi:<br />
<br />
Ateş germ ab bisiyar nan nist<br />
<br />
Havş-i Abdal Musa est<br />
<br />
(Ateş sıcak, su bol ama ekmek yok;<br />
<br />
İşte Abdal Musa avlusu!)<br />
<br />
Abdal Musa Sultan onun dilince yanıt verdi:<br />
<br />
Ez miyan-i der meyan hezar eşrefi<br />
<br />
Pür hadd-i Abdal kef est<br />
<br />
(Ortada bin (eşrefi) altın var, oysa Abdal’ın tüm değeri köpükten ibarettir ya da Abdal Kef’in bütün değeri cebindeki bin altından ibarettir)<br />
<br />
Abdal Kef’in kan/can başına sıçradı. Duraladı. Vardı çikti, altınları bir tahta oymanın?(tersiyin) içine koydu, geldi. “Altın yoktur” dedi.Abdal Musa S.32) Sultan “abdallar varın yoku yoka ?(boku boka)katdı “dedi. Öyle deyince, Acem hemen kalkıp altını getirdi ve “İşte Sultan’ım artık yoktur” dedi. Abdal Musa Sultan “varın abdallar bunu hep nimete/yiyeceğe verin, dedi. Parasından ortada hiçbir şey kalmasın” Abdallar vardılar, paranın hepsini pirince yağa verdiler. Bir günde yedi kez yemek pişirdiler, zerde pişirdiler. Abdal Kefi zerdenin balı ve yağından meraklandı, üzüldü. Aşçi “ne merak edersin? Bunda bir hikmet vardır; efendimize küfürlü içerikürelim, görelim ne buyurur”dedi. Abdal Musa Sultan dedi “ne gam, S.33)gidin Halakpınarı’ndan bal, şu pınardan da yağ alıp yemekleri pişirin.” Yemek pişirdiler, yediler. Sofra kalktıktan sonra Abdal Musa Sultan sordu: “Pınardan su hep bal yağ olup akar mı?” “Akarlar Sultan’ım” dediler oradakiler. O da “gelin biz de varalım görelim” dedi. Kalktılar hepsi pınarın üstüne vardılar. Bu kez Abdal Musa Sultan dedi ki, “yine su alın”. Öyleki abdallar çagristilar: “Bırakın bal-yağ aksın Sultan’ım.” Abdal Musa Sultan, “şahine yuvası (uygun) olur illaki, dedi, bırakalım su aksın”. Abdallar da tınmadı, ama su akmaya başladı. S. 34)Baba Gaybi odundaydı. Dediler ki, “ Baba Gaybi, efendimiz şu pınarlardan bal ve yağ akıttı, sen göremedin.” Baba Gayb’a yemek verdiler yedi, yine oduna gitti. Giderken bunu göremediği için gussalandı, üzüldü. Kendikendine “efendim, sen (sadece) söz müsün? Ben senin yüzüne bakmaya doymadım, senden hiç bir şey görmedim. Bana yakınındaki hizmetlerini göster. Beni her sabah uzaklara salarsın, senin didarından ayrı düşüyorum ” diye konuşarak serzenişte bulundu. Gaybi odundan geldiğinde, Abdal Musa Sultan, “Gayb’e kadar gidin, bizden iyisine hizmet eylesin” haberini gönderdi. Abdal geldi Gayb’e bunu söyledi, Gaybi çok üzüldü ve dedi S. 35) “şurada ben bir padişah oğluydum. Geldim kendisine kulluk eyledim; er-hak evliya bildim. Ben ondan yüz döndürsem, çoktan yüz çevirirdim. Elimden ne gelir? Koyup gitmek de olmaz, uzaklaşmak da nazarından. Yanalım bari akşam olunca” diyerek kendisini gündüzün bacadan ocağın içine attı. Tam ocağa düşeceği vakit, Abdal Musa Sultan “tutun şu Gaybi’yi” dedi. Abdallar onu tutup yine kapıdan bıraktı, kovdular. Baba Gaybi, “elimizden ne gelir? Eşiğe yaslanalım bari”dedi. Abdalların hepsi birden uykuya dalınca Baba Kaygusuz eşiğe yaslandı. Abdal Musa S.36) Sultan kalktı dışarı çikti. Ayağını Gaybi’nin üzerine bastı. Gaybi tınmadı. “Kimdir şu?” dedi. Gaybi “Lebbeyk (buyur) Sultan’ım kulun Gaybi’dir”dedi. Abdal Musa Sultan “aldın mı kaygusuzum? Aldın, kaygusuzam aldın” dedi ve eline yapışıp içeri getirdi. Namaz vakti Abdal Musa Sultan dışarı çikti üç kere çagirdi: “Varın gelin, nasib isteyin!” Hemen Abdal Kafi seğirtti “medet Sultan’ım, himmet eyle” dedi. Abdal Musa Sultan “yürü sana öncesi ve sonrasıyla Luteniya’yi verdim” dedi. Kara A(ı)şik baba geldi; S. 37) “yürü sana Egridir’i verdim”, Tahtalı Baba geldi; “yürü sana Tahtalı Dağı’nı verdim” diyerek herkim geldiyse nasibini verdi. Sözün kısası o gün kırk abdala nasip verdi.<br />
<br />
Oradan geldi Abdal Musa Sultan oturdu, eliyle ocağı karıştırdı. Abdal Kafi sordu “Sultan’ımızın eli yanmaz mı?” Abdal Musa Sultan yanıtladı: “Abdallarız, Fita(h)larız, Uryanlarız!” Abdal Kefi bu kez de “acaba bu Sultan ne soydandır?” diye sordu. Abdallar ise “biz bu Sultan’ın ötesini sormayız. Sadece onun didarının aşikıyız” dediler. Abdallara bu vesile oldu ve S.38) gönül evinde bunu öğrenmek istediler. Abdal Musa Sultan duydu ve şu (bilgiyi) verdi:<br />
<br />
Kim ne bilür bizi biz ne sırdanuz<br />
 Ne bir zerre oddan ne hod sudanuz<br />
<br />
Bizim hususumuz marifet söyler<br />
 Biz Horasan mülkindeki boydanuz<br />
<br />
Yedi derya bizüm keşkülümüzde<br />
 Hacı'm umman oldı biz ol göldenüz<br />
 Hızır İlyas bizüm yoldaşimızdur<br />
 Ne zerrece günden ne hod aydanuz<br />
<br />
S.39)Yedi tamu bize nevbahar oldı<br />
Sekiz uçmak içindeki köydeniz<br />
<br />
Musa durup biz münacaat eylerüz<br />
 Neslimiz sorarsan asıl Hoy'danız<br />
 [ bir beyit eksik]<br />
<br />
Ali oldum adım oldı bahane<br />
 [ bir dize eksik]<br />
<br />
Abdal Musa oldum geldim Cihane<br />
 Arif anlar bizi nice sırdanız<br />
<br />
alıntıdır...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Noksani Baba Nefesleri]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-noksani-baba-nefesleri.html</link>
			<pubDate>Thu, 17 Dec 2015 20:46:03 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-noksani-baba-nefesleri.html</guid>
			<description><![CDATA[Noksani Baba, 19. yy. ozanıdır. Rahmetli Şinasi Koç’un 1943-45 yılları arasında derleyip toparladığı bilgiye göre ise 18.yy. ozanıdır.<br />
<br />
Bu yüzyılın sonlarında Erzurum’da doğmuştur. Asıl adı İbrahim’dir. Döneminin koşullarına uyarak babası ona medrese öğrenimi yaptırır. Bu yıllarda İnce Molla olarak ünlenir.<br />
<br />
Noksani’nin babası İsmail, Ağuçan Ocağından Sadık Dede’ye bağlıdır. Sadık dede ise Elâzığ’ın Sün köyünde Koca Seyyid oğullarındandır. Bu ocağın adı Ağuçan’dır. Günlerden bir gün Sadık Dede, taliplerinden İsmail’i görmek için Erzurum a gelir. Ev halkı büyük bir sevinçle kendisini karşılar. İçlerinde ibrahim yoktur. Sadık Dede, İbrahim’i sorar. Babası da “Buralardaydı. Nerede ise şimdi gelir.” Yanıtını verir.<br />
<br />
Biraz sonra İbrahim içeri gelir. Onu yakından izleyen Sadık Dede, İbrahim’deki değişikliğin hemen fakına varmıştır. O duruma göre İbrahim, Alevi terminolojisiyle “zahir ilmine kapılmıştır. Kibirlidir. Kendinden üstün kimse olmadığı savındadır.<br />
<br />
Bunu anlayan Sadık Dede, elini öpen İbrahim’in iki omuzu arasına iki eli ile vurur. Dua eder. İbrahim’in ağzından bir duman çıkar ve düşüp bayılır. Bir süre sonra ayılır ve Sadık Dede’ye bakarak söyler.<br />
<br />
Gönlümün ziyası, gözümün nuru,<br />
Gönlümde mihmanım sen oldun ezel.<br />
Kolumun kuvveti, dizimin feri,<br />
Ruh ile revanım sen oldun ezel.<br />
<br />
Sadık Dede, İbrahim’e “Noksani” mahlassını verir. Bundan sonra kısa bir süre içerisinde deyişleri dillere yayılır. Halkın sevgilisi durumuna gelir.<br />
<br />
Yüzün şemsü kamer gözlerin nurdur<br />
Ayın hilaline benzer kaşların<br />
On sekiz bin alem hüsnüne kuldur<br />
Labin Kevser olmus dürdür dişlerin<br />
<br />
Ak alnın sadeftir kirpiğin oklar<br />
Münkir inkar olur mü’mini haklar<br />
Gerçek aşık olan kapuyu bekler<br />
Efendim kıyasa gelmez işlerin<br />
<br />
Zülfün gül yüzüne eyler bin nikap<br />
Münkirler gözüne görünür hicap<br />
Yedi hat vech ile hem yüz dört kitap<br />
Fitne salar dü cihana saçların<br />
<br />
Celalinden münkirlere bakarsın<br />
Yedi tamu içre nare yakarsın<br />
Kalbini de vesveye sokarsın<br />
Gözlerinden akar kanlı yaşların<br />
<br />
Cemalinden bakarsan mü’min kullara<br />
Geçer serden baştan düşer yollara<br />
Marifet bağında gonca güllere<br />
Gülistan bahçesinde öter kuşların<br />
<br />
Seven sizi can içre cananısın<br />
Aşıklar katredir sen umanısın<br />
Gönül bir gemidir sen dümensin<br />
Yelken açmak ister bu dervişlerin<br />
<br />
Cemalin benzettim ümmü l- kitaba<br />
Arifler zerredir sen afitaba<br />
NOKSANİ kusurum gelmez hisaba<br />
Şah’ım aft kıl cümlemizin suçların<br />
<br />
***<br />
Medet mürvet dedim kapina geldim<br />
Muhammet Mustafa Ali gel yetiş<br />
İsyan deryasına gargolup kaldim<br />
Pirim Ulu Haci Bektaş Veli gel yetiş<br />
<br />
Şu benim halimi pirime bildir<br />
Kalbimizin evini nur ile doldur<br />
Cesedim ölmeden nefsimi öldür<br />
Fadime Hatice Ulu gel yetiş<br />
<br />
Bir tarafta nefsi emmar em azar<br />
Bir tarafta vesvese çok hille düzer<br />
Günahımızı yazmaktamelekler bezer<br />
şah İmam Hasan Hüseyin Veli gel yetiş<br />
<br />
Demah aldatmada geziyor her bar<br />
Hırsa nefse fırsat vermeye cabbar<br />
Sana sığınmışam Vahüdür Gahhar<br />
Car günümün İmam Zeyneli Ali Aba gel yetiş<br />
<br />
Yezidiler elinde müşkül halimiz<br />
Münkür münafık farş eyledi yolumuz<br />
İmam Bakır sen al bizim elimiz<br />
İmam Cafer kali kaldır gel yetiş<br />
<br />
Dağlarca günahımızı gel vurma yüze<br />
Cehennem narını gösterme bize<br />
Musayi Kazim'la Pir Musrü Riza<br />
Tağı Naki İmam Ali gel yetiş<br />
<br />
Tövbekaram günahkaram bu yolda<br />
Medet mürvet dedim kusurum elde<br />
Göster cemalini gizleme darda<br />
Askeri gönlümün gülü gel yetiş<br />
<br />
NOKSANİ kulun ister didarı Cennet<br />
Mahsumu paklarda yetişe himmet<br />
Sana Sığınmışım Mehdi Muhammet<br />
Sarı Saltık Kızıldeli gel yetiş<br />
<br />
***<br />
Hayalin gönlümde olalı mihman <br />
Gah uslu gezeriz gah divaneyiz <br />
Soyunup aşkından olmuşuz üryan <br />
Gah Mecnun oluruz gah efsaneyiz<br />
<br />
Cemalin göreli olduk serseri<br />
Can verip bu yolda bulduk Haydar'ı <br />
Lutf etti nuş ettik ab-ı kevseri <br />
Gah ayık gezeriz gah mestaneyiz<br />
<br />
Muhammed Ali'nin aşkına düştük <br />
Kudret kandilinden nura yetiştik<br />
İmam Hasan ile ağuyu içtik<br />
Gah tavaf-ı Kabe gah puthaneyiz<br />
<br />
İmam Hüseyin'in kemter kuluyuz <br />
Zeynel bahçesinin can bülbülüyüz<br />
Ma'rifet bağında aşkın gülüyüz<br />
Ayna-i Hüda'yı gah seyraneyiz<br />
<br />
Her dem Muhammed Bakırı zikreyleriz <br />
Ca'feriyiz Hakk'a şükr eyleriz<br />
Gah yedi tamuyu fikir eyleriz<br />
Aşkın ateşinde gah pervaneyiz<br />
<br />
Kazım ile yedi deryaya girdik<br />
Rıza kapısından behişte yettik <br />
Ummana kavuştuk katarı kattık<br />
Naci deryasında gah dürdaneyiz<br />
<br />
Taki ile cümle canı gezeriz<br />
Naki ismin daim okur yazarız<br />
Hakipay -ı Askeri'yiz tozarız<br />
Secde -i Adem'de Sadıkaneyiz<br />
<br />
Aşıkız bekleriz bab -ı velayet<br />
Vechinde okuruz hem yedi ayet<br />
İki kaş dört kirpik zülfün tamam et <br />
Kıblegah eyledik aşıkaneyiz<br />
<br />
NOKSANİ Mehdi-i Şah'a bendeyiz<br />
Kanda varsak Kırklar ile cemdeyiz<br />
Hakk'ı özümüzde bulduk demdeyiz<br />
Pirin eşiğinde can kurbaneyiz<br />
<br />
***<br />
Dost cemâlin gördüm buldum safâyı<br />
Şâz oluben güldüm elhamdülillah<br />
Kalmadı gam gusse attık cefayı<br />
Can kurban dilersen dönemem billâh<br />
<br />
Surette melekdir güruhda Nâcî<br />
Mâh yüzün seyr eden neyler mi’râcı<br />
Bir tavaf sevabın bulmaz bin hacı<br />
Alnında yazılmış nûr-ı arşullâh<br />
<br />
Kaşların mihrabı kıbl-i imândır<br />
Kirpiklerin kasdı sîne-i çandır<br />
Gözlerin fitne-i âhır zamandır<br />
Yıkar bu âlemi neûzübillâh<br />
<br />
Kametin elifdir benzer çinâra<br />
Vasf edemez dilim olsan sad pare<br />
Zülf ü zenahdânın gören biçâre<br />
Dembedem zikr eder tebarekallah<br />
<br />
Leblerin esrarı beyt-i Rahmân’dır<br />
Vücûdun şehri dârü’l-amandır<br />
NOKSANİ kulunun cismine candır<br />
Kalb-i viranımda nefh-i Rûhullâh<br />
<br />
***<br />
Çoktan beri intizarın çektiğim<br />
Candan arzumanım dost sefa geldin<br />
İkrarına hem giriftar olduğum<br />
Ahdiyle peymanım sen sefa geldin<br />
<br />
Bir saat miktarı geldin oturdun<br />
Selâm verip cana hayat yetirdin<br />
Yüzüm basa kadem kerem getirdin<br />
Candan arzumanım sen sefa geldin<br />
<br />
Eğip kuşlarını hilal eyliyen<br />
Kem sözlerim ab-ı zülal eyliyen<br />
Hamd olsun hatırım sual eyliyen<br />
Hatırımı soran dost sefa geldin<br />
<br />
Mevlam her Mansur'u Hallaç etmesin<br />
Kendinden gayrıya muhtaç etmesin<br />
Lokman Hekim bana ilaç etmesin<br />
Tabib-i mihmanım sen sefa geldin<br />
<br />
NOKSANİ cahile eylemez minnet<br />
Kamilin medhini eyler ne hacet.<br />
Seyyit Seyfi oğlu dedem Muhammet<br />
Mürşidim mihmanım sen sefa geldin<br />
<br />
***<br />
Bu gönlüm çok sever güzel methini<br />
Güzelde yangına sel bulunmalı<br />
Bakması mest eder cansız yatanı<br />
Gülerken yanakta hal bulunmalı<br />
<br />
Gezerken ceylandır bakarken maral<br />
İnce narin değil tam orta karal<br />
Gezmesen o bağda solmadan saral<br />
Sevda bahçesinde gül bulunmalı<br />
<br />
Güzeli bulmalı eyyam deminde<br />
Yoktur bir kusuru hub endamında<br />
Bulmalı eşini tıfıl çağında<br />
Sinesi üstünde el bulunmalı<br />
<br />
Ölçülmez güzelin asla kıymeti<br />
Herbir yerde olur onun rağbeti<br />
Dinlenir mecliste olsa sohbeti<br />
Güzelde hünerli dil bulunmalı<br />
<br />
Herbir mahlukatı mevlam yarattı<br />
Kimini çok kimin bir karar etti<br />
Güzelin gamzesi canlara battı<br />
Böyle güzellere kul bulunmalı<br />
<br />
Güzel olan her dernekte seçilir<br />
Verse bir kadehte zehir içilir<br />
Gezdiği yerlerde güller açılır<br />
Güzelde eda naz fel bulunmalı<br />
<br />
Nedendir NOKSANİ fazla yazarsın<br />
Az şeylerden sinirlenir azarsın<br />
Bir gün olur tatlı candan bezersin<br />
Alemde cennete yol bulunmalı<br />
<br />
alevi-deyisleri-nefesler.tr.gg]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Noksani Baba, 19. yy. ozanıdır. Rahmetli Şinasi Koç’un 1943-45 yılları arasında derleyip toparladığı bilgiye göre ise 18.yy. ozanıdır.<br />
<br />
Bu yüzyılın sonlarında Erzurum’da doğmuştur. Asıl adı İbrahim’dir. Döneminin koşullarına uyarak babası ona medrese öğrenimi yaptırır. Bu yıllarda İnce Molla olarak ünlenir.<br />
<br />
Noksani’nin babası İsmail, Ağuçan Ocağından Sadık Dede’ye bağlıdır. Sadık dede ise Elâzığ’ın Sün köyünde Koca Seyyid oğullarındandır. Bu ocağın adı Ağuçan’dır. Günlerden bir gün Sadık Dede, taliplerinden İsmail’i görmek için Erzurum a gelir. Ev halkı büyük bir sevinçle kendisini karşılar. İçlerinde ibrahim yoktur. Sadık Dede, İbrahim’i sorar. Babası da “Buralardaydı. Nerede ise şimdi gelir.” Yanıtını verir.<br />
<br />
Biraz sonra İbrahim içeri gelir. Onu yakından izleyen Sadık Dede, İbrahim’deki değişikliğin hemen fakına varmıştır. O duruma göre İbrahim, Alevi terminolojisiyle “zahir ilmine kapılmıştır. Kibirlidir. Kendinden üstün kimse olmadığı savındadır.<br />
<br />
Bunu anlayan Sadık Dede, elini öpen İbrahim’in iki omuzu arasına iki eli ile vurur. Dua eder. İbrahim’in ağzından bir duman çıkar ve düşüp bayılır. Bir süre sonra ayılır ve Sadık Dede’ye bakarak söyler.<br />
<br />
Gönlümün ziyası, gözümün nuru,<br />
Gönlümde mihmanım sen oldun ezel.<br />
Kolumun kuvveti, dizimin feri,<br />
Ruh ile revanım sen oldun ezel.<br />
<br />
Sadık Dede, İbrahim’e “Noksani” mahlassını verir. Bundan sonra kısa bir süre içerisinde deyişleri dillere yayılır. Halkın sevgilisi durumuna gelir.<br />
<br />
Yüzün şemsü kamer gözlerin nurdur<br />
Ayın hilaline benzer kaşların<br />
On sekiz bin alem hüsnüne kuldur<br />
Labin Kevser olmus dürdür dişlerin<br />
<br />
Ak alnın sadeftir kirpiğin oklar<br />
Münkir inkar olur mü’mini haklar<br />
Gerçek aşık olan kapuyu bekler<br />
Efendim kıyasa gelmez işlerin<br />
<br />
Zülfün gül yüzüne eyler bin nikap<br />
Münkirler gözüne görünür hicap<br />
Yedi hat vech ile hem yüz dört kitap<br />
Fitne salar dü cihana saçların<br />
<br />
Celalinden münkirlere bakarsın<br />
Yedi tamu içre nare yakarsın<br />
Kalbini de vesveye sokarsın<br />
Gözlerinden akar kanlı yaşların<br />
<br />
Cemalinden bakarsan mü’min kullara<br />
Geçer serden baştan düşer yollara<br />
Marifet bağında gonca güllere<br />
Gülistan bahçesinde öter kuşların<br />
<br />
Seven sizi can içre cananısın<br />
Aşıklar katredir sen umanısın<br />
Gönül bir gemidir sen dümensin<br />
Yelken açmak ister bu dervişlerin<br />
<br />
Cemalin benzettim ümmü l- kitaba<br />
Arifler zerredir sen afitaba<br />
NOKSANİ kusurum gelmez hisaba<br />
Şah’ım aft kıl cümlemizin suçların<br />
<br />
***<br />
Medet mürvet dedim kapina geldim<br />
Muhammet Mustafa Ali gel yetiş<br />
İsyan deryasına gargolup kaldim<br />
Pirim Ulu Haci Bektaş Veli gel yetiş<br />
<br />
Şu benim halimi pirime bildir<br />
Kalbimizin evini nur ile doldur<br />
Cesedim ölmeden nefsimi öldür<br />
Fadime Hatice Ulu gel yetiş<br />
<br />
Bir tarafta nefsi emmar em azar<br />
Bir tarafta vesvese çok hille düzer<br />
Günahımızı yazmaktamelekler bezer<br />
şah İmam Hasan Hüseyin Veli gel yetiş<br />
<br />
Demah aldatmada geziyor her bar<br />
Hırsa nefse fırsat vermeye cabbar<br />
Sana sığınmışam Vahüdür Gahhar<br />
Car günümün İmam Zeyneli Ali Aba gel yetiş<br />
<br />
Yezidiler elinde müşkül halimiz<br />
Münkür münafık farş eyledi yolumuz<br />
İmam Bakır sen al bizim elimiz<br />
İmam Cafer kali kaldır gel yetiş<br />
<br />
Dağlarca günahımızı gel vurma yüze<br />
Cehennem narını gösterme bize<br />
Musayi Kazim'la Pir Musrü Riza<br />
Tağı Naki İmam Ali gel yetiş<br />
<br />
Tövbekaram günahkaram bu yolda<br />
Medet mürvet dedim kusurum elde<br />
Göster cemalini gizleme darda<br />
Askeri gönlümün gülü gel yetiş<br />
<br />
NOKSANİ kulun ister didarı Cennet<br />
Mahsumu paklarda yetişe himmet<br />
Sana Sığınmışım Mehdi Muhammet<br />
Sarı Saltık Kızıldeli gel yetiş<br />
<br />
***<br />
Hayalin gönlümde olalı mihman <br />
Gah uslu gezeriz gah divaneyiz <br />
Soyunup aşkından olmuşuz üryan <br />
Gah Mecnun oluruz gah efsaneyiz<br />
<br />
Cemalin göreli olduk serseri<br />
Can verip bu yolda bulduk Haydar'ı <br />
Lutf etti nuş ettik ab-ı kevseri <br />
Gah ayık gezeriz gah mestaneyiz<br />
<br />
Muhammed Ali'nin aşkına düştük <br />
Kudret kandilinden nura yetiştik<br />
İmam Hasan ile ağuyu içtik<br />
Gah tavaf-ı Kabe gah puthaneyiz<br />
<br />
İmam Hüseyin'in kemter kuluyuz <br />
Zeynel bahçesinin can bülbülüyüz<br />
Ma'rifet bağında aşkın gülüyüz<br />
Ayna-i Hüda'yı gah seyraneyiz<br />
<br />
Her dem Muhammed Bakırı zikreyleriz <br />
Ca'feriyiz Hakk'a şükr eyleriz<br />
Gah yedi tamuyu fikir eyleriz<br />
Aşkın ateşinde gah pervaneyiz<br />
<br />
Kazım ile yedi deryaya girdik<br />
Rıza kapısından behişte yettik <br />
Ummana kavuştuk katarı kattık<br />
Naci deryasında gah dürdaneyiz<br />
<br />
Taki ile cümle canı gezeriz<br />
Naki ismin daim okur yazarız<br />
Hakipay -ı Askeri'yiz tozarız<br />
Secde -i Adem'de Sadıkaneyiz<br />
<br />
Aşıkız bekleriz bab -ı velayet<br />
Vechinde okuruz hem yedi ayet<br />
İki kaş dört kirpik zülfün tamam et <br />
Kıblegah eyledik aşıkaneyiz<br />
<br />
NOKSANİ Mehdi-i Şah'a bendeyiz<br />
Kanda varsak Kırklar ile cemdeyiz<br />
Hakk'ı özümüzde bulduk demdeyiz<br />
Pirin eşiğinde can kurbaneyiz<br />
<br />
***<br />
Dost cemâlin gördüm buldum safâyı<br />
Şâz oluben güldüm elhamdülillah<br />
Kalmadı gam gusse attık cefayı<br />
Can kurban dilersen dönemem billâh<br />
<br />
Surette melekdir güruhda Nâcî<br />
Mâh yüzün seyr eden neyler mi’râcı<br />
Bir tavaf sevabın bulmaz bin hacı<br />
Alnında yazılmış nûr-ı arşullâh<br />
<br />
Kaşların mihrabı kıbl-i imândır<br />
Kirpiklerin kasdı sîne-i çandır<br />
Gözlerin fitne-i âhır zamandır<br />
Yıkar bu âlemi neûzübillâh<br />
<br />
Kametin elifdir benzer çinâra<br />
Vasf edemez dilim olsan sad pare<br />
Zülf ü zenahdânın gören biçâre<br />
Dembedem zikr eder tebarekallah<br />
<br />
Leblerin esrarı beyt-i Rahmân’dır<br />
Vücûdun şehri dârü’l-amandır<br />
NOKSANİ kulunun cismine candır<br />
Kalb-i viranımda nefh-i Rûhullâh<br />
<br />
***<br />
Çoktan beri intizarın çektiğim<br />
Candan arzumanım dost sefa geldin<br />
İkrarına hem giriftar olduğum<br />
Ahdiyle peymanım sen sefa geldin<br />
<br />
Bir saat miktarı geldin oturdun<br />
Selâm verip cana hayat yetirdin<br />
Yüzüm basa kadem kerem getirdin<br />
Candan arzumanım sen sefa geldin<br />
<br />
Eğip kuşlarını hilal eyliyen<br />
Kem sözlerim ab-ı zülal eyliyen<br />
Hamd olsun hatırım sual eyliyen<br />
Hatırımı soran dost sefa geldin<br />
<br />
Mevlam her Mansur'u Hallaç etmesin<br />
Kendinden gayrıya muhtaç etmesin<br />
Lokman Hekim bana ilaç etmesin<br />
Tabib-i mihmanım sen sefa geldin<br />
<br />
NOKSANİ cahile eylemez minnet<br />
Kamilin medhini eyler ne hacet.<br />
Seyyit Seyfi oğlu dedem Muhammet<br />
Mürşidim mihmanım sen sefa geldin<br />
<br />
***<br />
Bu gönlüm çok sever güzel methini<br />
Güzelde yangına sel bulunmalı<br />
Bakması mest eder cansız yatanı<br />
Gülerken yanakta hal bulunmalı<br />
<br />
Gezerken ceylandır bakarken maral<br />
İnce narin değil tam orta karal<br />
Gezmesen o bağda solmadan saral<br />
Sevda bahçesinde gül bulunmalı<br />
<br />
Güzeli bulmalı eyyam deminde<br />
Yoktur bir kusuru hub endamında<br />
Bulmalı eşini tıfıl çağında<br />
Sinesi üstünde el bulunmalı<br />
<br />
Ölçülmez güzelin asla kıymeti<br />
Herbir yerde olur onun rağbeti<br />
Dinlenir mecliste olsa sohbeti<br />
Güzelde hünerli dil bulunmalı<br />
<br />
Herbir mahlukatı mevlam yarattı<br />
Kimini çok kimin bir karar etti<br />
Güzelin gamzesi canlara battı<br />
Böyle güzellere kul bulunmalı<br />
<br />
Güzel olan her dernekte seçilir<br />
Verse bir kadehte zehir içilir<br />
Gezdiği yerlerde güller açılır<br />
Güzelde eda naz fel bulunmalı<br />
<br />
Nedendir NOKSANİ fazla yazarsın<br />
Az şeylerden sinirlenir azarsın<br />
Bir gün olur tatlı candan bezersin<br />
Alemde cennete yol bulunmalı<br />
<br />
alevi-deyisleri-nefesler.tr.gg]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alevi Erenlerinden Abdal Musa]]></title>
			<link>https://www.aleviforum.net/Konu-alevi-erenlerinden-abdal-musa.html</link>
			<pubDate>Sat, 12 Dec 2015 22:18:09 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.aleviforum.net/member.php?action=profile&uid=0">çerağ</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.aleviforum.net/Konu-alevi-erenlerinden-abdal-musa.html</guid>
			<description><![CDATA[<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/DZJfAeBjEYY" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
alevi pirleri]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="bootbb-video-container" style="max-width:800px"><iframe width="800" height="450" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/DZJfAeBjEYY" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe></div>
<br />
alevi pirleri]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>