Bu Konuyu Okuyanlar: 1 ZiyaretÇi
Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Alevilik kendini arıyor
09-28-2013, 04:21 AM
Mesaj: #1
Alevilik kendini arıyor
Cem evi ve caminin ayni mekânda inşa edilmesi ile yeniden alevlenen Alevilik tartışmasında Cem Vakfı tarafından ileri sürülen alevi anlayış tarzına itirazlar sürüyor. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu yayınladığı bildiride, bu projenin Aleviliğin asimile edilmesi projesinin bir parçası olduğu öne sürülüyor. Projeye alevi kuruluşlarının dâhil edilmemesi, finansmanının Gülen Cemaati tarafından üstlenilmesi, var olan önyargıları bir kez daha gün ışığına çıkardı. Burada sorun değişik inanç sistemlerinin birlikte, yan yana olabilmeleri değil, Sünni İslam anlayışının kendisini ?büyük birader" olarak kabul görüp, Aleviliği bir yerde kanatlarının altına almak istemesidir. Görüldüğü kadarıyla bu proje için ?konformist Alevi" bulmaları zor olmamaktadır. Aleviliğin zoraki bir şekilde Sünni yorumlamaya uyarlamaya çalışmak, zıtlıkları birlikte getirecek ve uzun süreli hoşnutsuzluğa yeni bir cephe daha açacaktır.
İçine kapanıklığın, geniş ortamlarda kabullenmiş olamamanın zorluğuyla mücadele etmenin yükünü hafifletmeye çalışan inanç guruplarının baskı ve şiddettin hüküm sürdüğü ortamlarda takındığı en önemli koruyucu mekanizmalarından biri, cevrede hâkim olan yorum tarzlarıyla fazla diyaloga girmemek ve ayrıcalıklarını gösteren sembolleri gizlemekten geçer. Günlük pratik yasam akışında stigmatize edilmemek için davranış, bilgi ve becerilerin onaylanan kategorilerin sınırlarını zorlamamasına itina edilir. Sosyal ve fiziksel tehdidin açıkça tatbik edilmesi aşamasında ise çoğunluğun uygun gördüğü, kabullendiği alışkanlıkların birer parçası olma ispati, atılan somut eylemler kanıtı ile sergilenmeye çalışılır veya mümkünü olamayan çıkış noktalarında ise içinde bulunulan yaşamsal mekân alanı terk edilir. Farklılıkların uçurum boyutunda olmadığı argümanlarını geliştirmek, müsamaha seviyesini arttırabilmek için azınlık uygulamalarının bir dizi alanlarda çoğunluğun kabullenmişliklerinin kamuda uygulanan pratiklerinin bir kısmını yasam tarzına bazen özümseyerek bazen de aldatmaya yönelik monte ettikleri görülmektedir.
Her iki durumun uzun süreli olması halinde asimilasyon olarak tanınan düşüncenin orijinalinden uzaklaştırılıp sekil değiştirmesi ortaya çıkabilir. Günther Anders´in Molukya hikâyelerinde anlatışı şöyle: Kötülük perisi, kör olan bir adama yardım etmeye karar verir. Göz ışığı vermesi beklenirken, kör olan adama kör olduğunu unutturur. Sürekli gönderdiği rüyalarla görebilmenin bulunduğu ortamın kendisininki olduğunu aşılar. (Günter Anders, Die Antiquiertheit des Menschen Bd.1, S.125) Aleviliğin ne olduğu kötülük perilerine bırakıldığında geriye sulandırılmış, dejenere olmuş bilgi kirliliğinden başka bir şey kalmayacaktır.

Aleviliği alevi olanlara bırakmak
Alevilerin ve Aleviliğin kendi pozisyonunu belirlemelerinde karşılaştığı düşünsel engellerin başında sahip olduğu anarşist, aydınlanma yaklaşımının yerini bıraktığı konformist Aleviliğinin, özgün düşüncesini nesillere aktarmasında argümanlarını sürekli kaftanı altına girdiği genel hâkim görüş ile kıyaslamasından doğan çelişkiler gelmektedir. Kendi tanıtımını ve anlayışını diğer sistemler üzerinden belirlemeye çalışmak, inandırıcılığını yitirme erozyonu yaşadığından, tutarlılığından da ödün vermeye başlamıştır. Kullandığı kavramların anlamını, baskısını hissettiği sistemin kategorilerine ayarlama eğilimi alevi felsefi yaklaşımının iç dinamiğinde yer alan aydınlanma sürecini negatif etkilemiştir. Anlam ve kılık değiştiren kavramlarla tasvire gitme çabası egemen kültür endüstrisinin hedeflediği amaca, her şeyi birbirinin benzeri olarak yaratmaya çabalamasına çanak tutmaktadır. Uçları alınan, köseleri törpülenen alevi anlayışın, var olan otorite karşısında düştüğü sürekli savunma pozisyonunda bulunma acizliği kendi baygınlığa yol açmaktadır.
Yüzyıllardır düşünsel ve pratik uygulamalarıyla bu otoriteyle çelişen Alevilerin çıkış yolunu, karşı çıktıkları mekanizmayı sahiplenmek veya sorgulamadan nimetlerinden pay alma girişimlerinde görmek gibi bir strateji için ödeyecekleri diyetin, kendi değerlerine yabancılaşmakla uyum içinde seyir ettiğini görmemezlik gibi bir vurdumduymazlığın bedelinin ağır olacağı şüphesizdir. Üretim mekanizmalarına sahiplenenlerin semi demokratik söylemleri bir kez daha açığa çıkmıştır, ?Alevi olarak benim gibi düşünmek zorunda değilsin. İstediğin gibi giyinip kuşanabilirsin, fakat içimde olan bir yabancısın." Faşizan ögelerle bezenen bu anlayışın en büyük özelliklerinden biri, kendisine karşı çıkan fikirleri gerektiğinde yine kendi baskı mekanizmasını yükseltmesini sağlayan unsur haline dönüştürme yeteneğidir. Böyle bir sistem "mantığa kapalıdır, çünkü o, mantıksallığı hep karşısındakinin ödün vermesinde arar." (Horkehimer / Adorno, Dialektik der Aufklärung, Frankfurt am Main 2008, S.219)

Tüm inanç ve dini sistemlerin merkezinde insan yaşayışı özellikle ve kozmos anlayışı genelinde bulunur. Yasayan organizmalardan insan faktörünü ele alan inanışlarda çoğunlukla insanüstü ve/veya tabiatlar üstü güç/güçlerin kabullenilen hâkimiyeti a priori var sayılmış ve uğraşıların odak noktasını köleliği andıran bir ilişki yumağında var olmanın hangi yöntemlerle daha mükâfatlandırınca olabileceği tartışılmıştır. Mükâfatın cazibesi, gerçekleşmesiyle tehdit edilen cezaların ağırlığıyla daha atraktif kılınmıştır. Bu nedenle cezayı mükâfatın önünde tutan anlayışın kabul görmesi insan doğasına aykırıdır. Bireysel ve toplumsal olarak uğranılan felaketlerin varlığının her şeyin mutlak hâkimi tarafından ön görüldüğü fakat bu gücün ayni zamanda merhamet dağıtıcısı olarak da algılandığı teist inanç sistemlerinde ortaya çıkan theodize problemi (esirgeyen ve bağışlayan bir tanrı algısı ışığında yeryüzünde acı ve mağduriyetin var olabilmesi nasıl açıklanabilir?) bu taraf ve diğer taraf olmak üzere şekillendirilen ruhun iki değişik dünyada yaşayacağını kabullenilmesi ile bir nebze hafifletilmeye çalışılmış ve diğer tarafta var olan mutlu yasama olasılığı ile bir nevi sorunlaşmanın dışına itilmiştir.

Alevilik ontolojisinin anlaşılmasına katkısı yadsınmayacak ve durduğu yeri tanımlamada belirgin olacak bir kavram üzerinde durmak gerekiyor: Vahdeti Vücud. Bu tanımlamayı anlamaya çalışmakla Aleviliğin altına girdiği kaftanlardan sıyrılıp kendi nefesiyle daha özgün olacağı aşikârdır. Bireylerin tanrısal güç konumu karşısındaki pozisyonlarını belirleyen var eden ve var oluş senaryolarının tercihi gündelik yaşamın akışını etkileyen unsurlardan olmuştur. Dini ve inanç sistemleri bu algılamanın yorumlarıyla bireysel özgürlüklerin çerçevesini çizme yetkisini de kendi tekellerinde olduğunu beyan etmişlerdir. Descartes´in ?Düşünüyorum, öyleyse varım" aksiyomunda yatan var oluşu sürdürmenin altyapısının bireyin kendi icraatlarında aranması gerektiği yaklaşımı, ? Buyurduklarımızı uygularsanız varsınız" anlayışıyla günlük yaşamın çizgilerinin belirlendiği alanları tespit etme yetkisini elinde bulunduran ilahi güç anlayışı arasında temel farklılıklar vardır. Buyurulanı kontrol etme hakkaniyetini elinde tutmaya çalışan bir kastın oluşması, despotluktan başka bir şey değildir. Bu canilerin isledikleri insanlık suçlarını (ör. Sivas Katliamı) ?Allahü Ekber" tekbirleriyle bir buyruğun yerine getirilmesi gibi görmeleri hatırlanırsa, Sivas ve benzeri olaylardan sonra bir Tanrı rahmetinden söz edilebilir mi?

Vahdeti vücut kavramı ?Enel hak / anna´l haqq- ?ben hakkim (tanrıyım)" seklinde yorumlansa da asil anlamı ?ben yaratan gerçeğim" çevirisine daha uygun düşmektedir. (Annemarie Schimmel, Al-Halladsch `O Leute rettet mich vor Gott`, Freiburg im Breisgau, 1985, S. 7 ve 24-25. Adel Theodor Khoury, Die Weisheit des Islam, Freiburg im Breisgau, 2006, S. 71-75) Alevilerin cemlerinde özel yer ayırdıkları, cem meydanına Dari Mansur adını verdikleri Hallacı Mansur, tanrısal kavramı mistik anlamda beşerileştirerek yeryüzüne indirgemiştir. Yaratılanın düşünsel dimağında yaratanın izleri olduğu, uğraşılar sonrasında (emek harcayarak), değişikliğe uğramamış som gerçekliğe (yaratana) ulaşılabileceği ve ayrılan parçanın yeniden bütünle birleşebileceği varsayımı, insan-i kâmil olma hedefine varma çabasından başka bir şey değildir. Somut eylem alanını dört kapı kırk makam öğretisinde bulan bu yaklaşım, mutlak gerçekliğin (can) insanda olduğunu ön plana çıkarmış ve insanlığa yapılan hizmetin kendisinin ibadet olduğunu savunmuştur. Hacca gitmek farzının yetimlerin karnını doyurmakla da yerine getirileceğine işaret eden Mansur (Schimmel, a.g. S 24), insana hizmetin önemine dikkat çekmiştir. Benzer yaklaşımları Basralı Rabia'da da görmekteyiz. Yazılanlara göre, Bağdat sokakların bir elinde meşale bir elinde bir kova su ile dolasan Rabia bunun ne anlama geldiğini soranlara, cenneti gördüğünde ateşe vereceğini, cehennemi gördüğünde su ile söndüreceğini söyler.(Geniş bilgi için bkz. Margarete Smith, Rabi´a von Basra, Bonn 1997, S.1) Böylece insanların Tanrı sevgisinin cennet veya cehennem gibi, suç ve cezaya bağlı değil, tamamen tanrıyı Tanrı olduğu için sevmeleri gerektiğine işaret eder.

Gerçekliğin başlangıcı ve sonu yoktur. Bir adim daha ileri gidildiğinden, her şeyin bir olduğu, tüm kâinat varlığının özünde bir bütün oluşturduğu sonucu çıkar ki bu sistemin adı da artık vahdeti mevcudda sonuçlanır. Basralı Rabia, Hallacı Mansur ve İbn-i Arabi (Arabi´nin düşünce sistemi için bkz. Ibn Arabi, Urwolke und Welt, München 2002) felsefesindeki vahdeti vücut anlayışı Anadolu Aleviliği düşünürlerinde (ozanlarında) yerini vahdeti mevcuda bıraktığını görürüz. Konumunu iyi analiz eden bir alevi anlayışının sosyal ve siyasal arenada takkiye yapmasına gerek yoktur. Yaşamsal pozisyonunu kendi iç dinamikleri üzerinden belirlemeye çalışan bir öğretinin hele kötülük perilerinin yardımına hiç ihtiyacı yoktur. Hareket noktasını başka akımlarla olan benzerliği ve ayrıcalığıyla değil, kendine özgün felsefi öğretisiyle özgünlüğe kavuşturan Alevilik ancak bu şekilde kendi kendine yabancılaşmadan ayakları üzerinde durabilir. Kabullendiği mistik ve tasavvufi varsayımlar bu anlayışın reddi değil, onu besleyen önemli mitolojik ilham kaynaklarıdır.

Alevi öğretisinin birliğini oluşturan değişik kültürlerden süzülerek gelen ve merkezine insan-i kâmil olgusunu yerleştiren tüm panteist akımların ortak özelliği: İnsan sevgisidir. Günümüz terminolojisiyle: Alevilik Radikal Hümanizmdir.


radikal blog
My Last Threads


Alevi forum,alevi köyleri,alevi türküleri,alevi ünlüler,alevi sözleri,alevilik nedir,alevi nedir
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


[-]
Hemen Paylaş! (Hepsini Göster)
Facebook Twitter Technorati Linkedin Digg MySpace Delicious

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir